04/11/2011 | Yazar: Zeynep Akkuş

Adı 13 yaşına kadar hepimizinki gibi kelimelerden oluşan, ama başına gelenlerden sonra sadece iki harfe indirilen, kimliği elinden alınan bir çocuğun yaşadıklarını tartışıyoruz günlerdir. Aslında hayır, tartışmıyoruz.

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
Adı 13 yaşına kadar hepimizinki gibi kelimelerden oluşan, ama başına gelenlerden sonra sadece iki harfe indirilen, kimliği elinden alınan bir çocuğun yaşadıklarını tartışıyoruz günlerdir. Aslında hayır, tartışmıyoruz. Uzun zamandır benzeri görülmemiş bir mutabakatla bu durumun kabul edilemeyeceğini haykırıyor herkes. Ama ortada varılmış birtakım yargı kararları mevcut. Önce yerel mahkeme gayet müsterih* bir biçimde 13 yaşındayken para karşılığı satılan ve -tespit edilebildiği kadarıyla- 28 kişinin tecavüzüne uğrayan bu çocuğun “sanıklarla para karşılığı ve rızası dâhilinde” birlikte olduğuna kanaat getirerek cezalarda önemli ölçülerde iyi hal indirimi uyguladı, ardından yüksek mahkeme bu kararı onayladı.
 
Anlaşılan o ki, bu ülkede 13 yaşında çocuklar, rızaları dâhilinde cinsel ilişkiye girme özgürlüğüne sahip olmakla kalmıyor, bu davranışları kanunlar nezdinde onay da görüyor. Zaten ergenliğe girer girmez babaları, dedeleri yaşındaki erkeklere satılmaları gibi bir durum fiilen mevcut. Fiyatları bazen birkaç bin lira oluyor, bazen birkaç baş hayvan, bazen de birkaç dönüm tarla. Bu alışverişi onaylayan ve uygulayanlar bu çocukların aileleri; ses çıkarmayan, önlem almayan, insanları eğitmeyen ve dolayısıyla mevcut durumun süregelmesine çanak tutan da yetkililer. Arada bir duyulan üç-beş cılız ses kimseyi yanıltmasın. Demek en iyi ihtimalle çoğunluk bu gidişattan memnun ki, değişen bir şey yok. Bu yazının yazıldığı, okunacağı dakikalarda kim bilir hangi köyde, hangi çocuğun pazarlığı çoktan yapılmış, büyükler el sıkışmakta olacak. Sanırım gerçekten çağ atladık. Hatta çağ atlamak da değil, hiç farkında olmadığımız bir ara bambaşka boyutlara geçtik. Ama nasıl bir iki yüzlülükse bu, aynı büyükler, aynı yetkililer, aynı yaşlardaki çocukların diledikleri kitabı okumalarında, diledikleri filmi izlemelerinde, diledikleri Internet sitesinde gezinmelerinde sakınca görebiliyor; yasaklar uygulanması gerektiğinde karar kılabiliyor. Bir kitabın, bir filmin, bir sitenin çocuklar üzerinde “zararlı” etkilerini tespit etmekteki hızlarına kimse yetişemiyor ama mesela 70 yaşında bir ihtiyarın yine söz konusu son olaydakine yaşıt, yine adı harflere indirilen, yine kimliği elinden alınan bir başka çocuğa tacizde ya da tecavüzde bulunup bulunmadığına; o çocuğun psikolojisinin bozulup bozulmadığına karar vermekte hiç de acele etme gereği görülmüyor. Yargı süreci ne kadar muğlak ve ağır aksak ilerlese de sonuç hep o çocukların mağduriyetiyle, adlarını kaybetmeleriyle ve saldırganların hak ettikleri cezalara çarptırılmayarak ödüllendirilmeleriyle sona eriyor.
 
Bir an için, “bir an için” bu çocuğun korku filmlerinden fırlamış; zavallı, saf, masum erkekleri baştan çıkarmaya, hayatlarını mahvetmeye, ailelerini dağıtmaya ant içmiş bir şeytan tohumu olduğunu hayal edelim. Bu çocuk kendisini satanlarla işbirliği yaparak bir, iki, haydi bilemedin beş kişiyi “tuzağına düşürdü” diyelim. Ama ortada bu iğrenç olayda yer almış en az 28 kişi var ki bunlar sadece tespit edilebilenler... Hepsi mi saftı, hepsi mi masumdu bu adamların? Hepsi mi bu çocuğun meşum cazibesi karşısında otomobil farı karşısında kalakalan tavşan misali apışıp kaldılar? Diyelim ki çocuk ne yaptığının farkındaydı ve “diyelim ki” yaptığı şeyi de pekâlâ zevk alarak yapıyordu. Peki niçin bu adamlardan bir teki bile son anda pişmanlık duyup “Evladım sen ne yapıyorsun, bunu yapmalarına nasıl izin veriyorsun? Nasıl düştün buralara, gel kurtarayım seni bu çakalların elinden” demedi? Ya da o çocuğu pazarlayanlara dönüp niçin “Siz ne yapıyorsunuz, bundan daha aşağılık bir hareket ne olabilir” diye sormadı? (Hayır, bu hayali sahnede yer alan kişilerden hiçbirini o satıcılara döndürüp “Sizin çocuğunuz yok mu, aynısı onun başına gelse ne hissederdiniz” diye sordurmayacağım. Çünkü o kişilerin arasında çoluk çocuk sahibi olanlar var. Mesleği gereği bütün gününü çocukların arasında geçirenler var. Bunlar ama müdür başyardımcısı, ama müstahdem sıfatıyla çocuklarımızı her gün en az birkaç saatliğine emanet edip evlerimize döndüğümüz kurumlarda görevli kişiler. Herhalde en az kan bankasında çalışan bir vampir kadar mutludurlar.) Aslında yaptıklarının suç olduğunu bildikleri halde 13 yaşında bir çocukla birlikte olmak için para sayanların bu tür sorular sormasını beklemek başlı başına safdillik olacaktır. Böyle düşünürsek, farkındayım, bu paragraf bu yazıdan tamamen çıkarılabilir bile.
 
TCK’nın 62. maddesinde yapılan son düzenlemelere göre hâkimler “failin geçmişine, sosyal ilişkilerine, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışlarına, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkilerine” bakarak; “duruşma düzenini bozmamasını, suçunu itiraf etmesini, verdiği ifadelerle mahkemeye yardımcı olmasını, giyimi kuşamı gibi etkenleri” göz önünde bulundurarak cezasında 1/6 oranında indirim yapabiliyor. Ne kolay değil mi? Ama şu var: Bir bu şahısları yargılandıkları suçu işledikleri sırada getirin gözünüzün önüne, bir de mahkemedeki hallerini. Bu adamlar 13 yaşında bir çocukla ağızlarının suyu akarak, gözleri dönmüş şekilde, yaptıklarının yasalar önünde suç olduğunu bile bile para karşılığı birlikte olurken üstlerinde duruşmalarda giydikleri ütülü takım elbiseleri, ayaklarında pırıl pırıl boyalı ayakkabıları yoktu. Hâkimin karşısında otururken yaptıkları gibi başları eğik, elleri kucaklarında birleşmiş, süklüm püklüm önlerine bakmıyorlardı. Para saymışlardı ve belirlenen sürede, belirlenen şartlar dâhilinde saydıkları paranın her bir kuruşunun karşılığını almakla meşguldüler. (Öte yandan, bu olayda iyi halden yararlandırılmayan sadece iki kişi var: Aracılık eden iki kadın. Aslında böyle bir durumda olması gereken tabii ki hiç kimseye iyi hal indirimi uygulanmaması ama erkek egemen sistem yine yapacağını yapmış, erkek sanıklara bol bulamaç dağıttığı indirimi nedense(!) bu iki kadından esirgemiş.)
 
Sonuçta sanıklar bu olayı, alacakları cezanın gelecekteki olası etkileri, geçmişleri, sosyal ilişkileri vb… hesaba katılarak en hafif biçimde atlatmış görünüyor. Aralarında askerler, eğitimciler, muhtarlar var. Aslında bir yerden sonra unvanlar da bir şey ifade etmiyor. Önemli olan, onlar gibi daha nicelerinin gündelik hayatımızda çocuklarımızın ürkütücü derecede yakınında dolaşması; yaptıklarını neredeyse bir hak olarak görmeleri ve bu son yaşanan olaya da bakıp yakalansalar bile, bir sırtlarının sıvazlanmayacağının kalacağını düşünerek daha da pervasızca devam etme cesareti bulacak olmaları. Nasıl olsa ortada bir insanlık suçu olmasına rağmen mahkemeler “müsterih” bir şekilde nereden, nasıl, ne kadar indirim yapabileceklerini hesaplamakla meşgul, yüksek mahkemeler bu indirimleri onaylamaya hazır olacak. Eh, nasıl olsa ortada suçlu da hazır. Hayatı “mutlak” bir biçimde mahvolacakmış, ne gam. Verilecek cezanın faillerin gelecek yaşantılarındaki “olası” etkilerini en aza indirmek değil mi önemli olan?..
 
 
(Bu yazıda ne ad niyetine kısaltma olarak kullanılan harfler geçti, ne de çocuğun cinsiyeti. Geçseydi, çok şey değişir miydi?..)
 
(*) http://www.haberturk.com/yasam/haber/684732-yargitayin-karari-uluslararasi-sozlesmeye-aykiri
 

Etiketler:
Nefret