01/07/2011 | Yazar: Sarphan Uzunoğlu

Osman Can’ın Star Gazetesi’nde yayınlanan "Yeni meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı" başlıklı yazısı birçok açıdan problemlerle dolu.

Sarphan Uzunoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Sarphan Uzunoğlu
Osman Can’ın Star Gazetesi’nde yayınlanan  "Yeni meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı" (1) başlıklı yazısı birçok açıdan problemlerle dolu. Meşruiyeti çıkış noktası olarak merkeze alan yazısı eski düzenin meşruiyetini sorgularken yeni düzenin meşruiyeti konusunda cümle içermiyor. Dahası, liberal bir tarih okumasıyla YSK’nin son kararını bir "statükonun kendini devam ettirmesi" hamlesi olarak görebiliyor. Anayasa referandumunda çıkacak Evet’in tüm hukuki bağımsızlaşmayı sağlayacağını düşünmemiz için bir "Demokrat Hukukçu Aziz" olarak önümüze çıkarılan Can’ın söylediklerini tartışmaya açmakta fayda var.
 
Önümüzdeki matematiksel tabloda yeni olan tek şey blok vekillerinin sayısındaki artıştır. Peki bu artış karşısında hükümetin ve bileşenlerinin aldığı tavır nedir? Koşa koşa yemin eden Oya Eronat’ın "demokratik" tavrından bahsedilebilir mi?
 
Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını izleyenleriniz Erdoğan’ın yaptığının bir rest değil iktidar küstahlığı olduğunu açıkça görmüşlerdir. Gelirseniz gelin, gelmezseniz o sizin bileceğiniz iş mantığıyla vekillerini kelle ve kendisini onaylamak adına kalkacak parmak olarak gören parti içi demokrasiyle ilgisi Somali’deki günlük yaşama ilgisi kadar olan bir Başbakan’ın bu konuyla ilgili söyledikleri nedense "kurucu meclis"in süpervizörü Erdoğan’ın Osman Can’ın çok bayıldığı demokrasi konusunda fikirdaş olmadığını gösteriyordu.
 
Kurucu bir meclisin içerisinde hangi unsurları barındırdığı kadar onları ne kadar süre ile barındıracağı da önemlidir. 1920 ile 1924 arasında geçen süreçte asli unsurlar adı altında tüm diğer unsurları yok eden TC’den AKP’nin farkı nedir. Seçim virajı sonrası yan yana poz verilmedi diye çıldırmakta olan bir Başbakan’ın çokseslilik adına yapacağı şey ne olabilir?
Osman Can’ın icazeti verdiği, cellatın eline ipi bıraktığı satırlarsa şunlar:
 
"Bu meclis asli kurucu iktidardır.
Kurucu iktidar olarak onu bağlayan hiçbir hukuksal sistem veya kural yoktur. 330 veya 367 rakamlarını tartışmanın gereği yoktur.
Bu meclis önceki Anayasal düzenle bağlı olmaksızın, yeni Anayasal düzenin yol haritasını çizer.
Siyasal alana ilişkin alacağı her bir karar “Anayasal düzen hakkında karar” niteliğindedir."
Baraj denen muhalif süzgeci sistemle halk iradesi çöpe atılırken, milyonlarca insan hâlâ oy kullanmazken, örgütlenmiş özerk bir karar verme sistemi yokken bir meclisi "kurucu meclis" ilan etmek, ön seçim bile siyasal geleneğinde olmayan üç parti önderliğinde girilecek süreçte her anlamda "demokrat" olanlara yakışmaz.
Can "Hukukun üstünlüğü"nü köşesine isim olarak kabul etmemiş olabilir; ama Habermas’ın hukuk-demokrasi arasındaki içsel ilişki ve paradokslar olarak tanımladığı ilişkiyi es geçiyor.
Demokrasi hukuk için tek başına belirleyici olamaz, tıpkı Kemalizm’in son dönemindeki hukukun demokrasi için belirleyici oluşu gibi.
İki temel belirleyici arasında oluşturulan ve "anayasaya benzer anayasa"lar yapmak ile sonuçlanacak olan tek süreç bu şartla oluşur.
Demokrasi dediğimiz şey "Gelmezseniz gelmeyin oğlum" kafasıyla siyaset yapanlara bırakılabilecek kadar ucuz değildir, hukukun YSK’nin ya da TSK’nin uç beylerine emanet edilemeyecek bir şey olması gibi...
 

Etiketler:
Nefret