11/09/2020 | Yazar: Umut Güven

İlker Hepkaner ve Sezgin İnceel, Yine Yeni Yeniden 90’lar’ı Kaos GL’ye anlattı: Kitle kültüründe oluşan muğlak anlar öyle garip, öyle güçlü, öyle akılda kalır anlar ki, geniş toplumun “normal” kabul ettiği kültürel kod ve kuralları sekteye uğratıyorlar.

90’lar pop müziğine feminist ve queer bakış: Yine Yeni Yeniden 90’lar! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Birçoğumuzun severek dinlediği 90’lar pop müziğine kültürel çalışmalar ve müzik alanından bakarak, “Yine Yeni Yeniden 90’lar” ile bizlerin yaşamlarına temas eden İlker ve Sezgin ile dolu dolu geçen bir röportaj yaptık. Her bölüm 90’lar pop müziğe dair farklı bir pencereden dinleyiciye seslendikleri podcast yayınlarında “Feminist ve kuir akademisyenler bu döneme baktığında neleri görüyor? Neleri hatırlıyor? Neleri eleştiriyor?” sorularına tartışma alanı açıyorlar.

İlker Hepkaner, New York Üniversitesi’nde kültürel çalışmalar doktorası yaptıktan sonra orada kalmaya ve dersler vermeye devam ederken; Sezgin İnceel, iki dilli büyüyen çocukların müzik eğitimi üzerine yazdığı doktora tezini tamamladıktan sonra University of Music and Performing Arts Munich okulundan doktor ünvanını aldı ve şu an Almanya’nın Münih şehrinde hem müzik hem de akademi alanındaki kariyerini sürdürüyor.

90’lar pop müziğine, unutamadığımız ve unutmak istemediğimiz isimlere, bugüne, yarına ve Yine Yeni Yeniden 90’lara dair ben sordum onlar anlattı; buyurunuz! Keyifli okumalar.

90-lar-pop-muzigine-feminist-ve-queer-bakis-yine-yeni-yeniden-90-lar-1

Yine Yeni Yeniden 90’lar nedir? Yine Yeni Yeniden 90’lar ile olan yolculuğunuz nasıl başladı?

İlker: Her şey bir gün Sezgin’in bana 90’lar Türk pop müziğine dair bir belgesel göndermesiyle başladı. Belgeselin kuru ve sıkıcı kronolojik anlatımının yanı sıra müziğe bakarken sosyal olgulara hiç değinmemesi, bir kültür eleştirmeni olarak benim canımı çok sıktı. Ayrıca belgesele göre kadınlar müzik üretiminin tam merkezinde yer almamış, LGBTİ+’lar da bu sektörde asla var olmamıştı. Sezgin’e ‘bu olmaz böyle’ diye isyan ettim. 

Sezgin: Birçok yaşıtımızda olduğu gibi 90’lar pop müziği bizde de çocuksu bir sevinç uyandırıyordu ve bir şeyler hatırladıkça mutlu oluyorduk. Ama ana akımda anlatılan 90’ların bizim neler hissettiğimizi tamamen aktaramadığını fark ettiğimizde “o zaman neden kendimiz anlatmıyoruz?” diye düşündük. Podcast formatı İlker’in fikriydi, benim de hemen içime sindi. Kendi aramızda sürekli yaptığımız sohbetleri başka insanlarla da buluşturmuş olduk.

90-lar-pop-muzigine-feminist-ve-queer-bakis-yine-yeni-yeniden-90-lar-2

İlker Hepkaner

Yayınlarınızda sizlerin de bahsettiği üzere, eleştirel yaklaşabileceğimiz bir noktadan da olsa o dönemin içinde bulunduğu ‘görece’ çeşitlilik, 80’lerin yarattığı kültürel kısıtlardan biraz uzaklaşma hali ve sanatçıların ifade alanlarının yavaş yavaş artmaya başlamasının etkileri… Neden 90’lar sorusu için birçok şeyi tartışabiliriz belki. Peki sizlerin kendi kişisel tarihinizde 90’lar nasıl bir yere tekabül ediyor ve neden 90’lar?

İlker: Bence 90’lar Türk pop müziğinin serpilip kendini zenginleştirdiği ve yenilediği bir dönem. 12 Eylül askeri darbesinin gölgesinde geçen 1980’lerdeki kültürel sıkışmışlık 90’larda özellikle şehirli, Beyaz Türk kitle için gevşedi. Medya ekosistemi ve kültür üretiminin şartları değişti ve Türkiye’de pop müzik yapan müzisyenler bir anda şarkılarını büyük kitlelere söyleme fırsatı buldu. Ancak bugün o dönemden bahsedenler konuya nostaljik yaklaşıyor. Oysa müzik belki çeşitlendi ama Türkiye o sırada politik ve sosyal açıdan berbat bir dönemden geçiyordu. Şimdiki algıyla tarihte olan esas olayların arasındaki bu uçurumu kültürel çalışmalar noktasından daha iyi analiz edebiliriz diye düşünüyorum.

Sezgin: CD’lerin bile olmadığı dönemde, TRT radyosunun başında Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği şarkıları bittikten sonra “hadi şimdi Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği” desin diye merakla beklediğim, sonra özel televizyon ve radyolarla birlikte o coşkunun bir parçası olduğum, bol bol pop şarkıcısı olma hayalleri kurduğum bir yerlere tekabül ediyor benim için. Çocuk aklımla politikadan fazla anlamadığım için ve bizim evde bu konular fazla konuşulmadığı için hayatı Hadi Bakalım, Abone ve Şov Yapma gibi şarkıların neşesinde ve sıcaklığında yaşadığım günleri hatırlatıyor. O zamanları bugünden okuduğumda resmin tamamını görmeye çalışmak hem değişik hem keyifli geliyor.

Yayınlarda konuşulacak konuları veya isimleri nasıl belirliyorsunuz? Hazırlık süreciniz nasıl geçiyor ve nelere dikkat ediyorsunuz?

İlker: Daha yayınlara başlamadan oluşturduğumuz, mutlaka konuşmak istediğimiz konulardan oluşan bir liste vardı, onu önce nasıl anlamlı ve bütüncül yayınlara dönüştürebileceğimizi düşündük. Yayınları yaptıkça hem aklımıza gelen konular çoğaldı hem de dinleyicilerden harika konu önerileri almaya başladık.

Sezgin: Bölüm fikri oluştuktan sonra, önce ikimiz de alt küme olarak sevdiğimiz konuları seçiyoruz ve bireysel olarak araştırmalarımızı yapıyoruz. Sonra parçayı birleştirip hikâyeyi ortaya çıkartıyoruz. Genelde aynı konulara farklı yerden baktığımız için de konu paylaşımı gayet kolay oluyor ve birbirimizi güzel besliyoruz.

90-lar-pop-muzigine-feminist-ve-queer-bakis-yine-yeni-yeniden-90-lar-3

Sezgin İnceel

90’lar dönemi pop müziğine baktığımızda bugünden farklı olarak neleri görüyoruz?

Sezgin: Geçen zamanda dünyada pop müziğin tanımı, alınış, üretiliş ve dinleniş biçimi çok değişti. Genel olarak hayatı yaşayışımız da çok değişti. O yüzden kıyaslamalar bazen yanıltıcı olabiliyor. Kabataslak bakarsak 90’larda biraz daha müzikal zenginlik olduğunu görüyorum ben. Daha fazla canlı enstrüman var. Ama dediğim gibi geçen sürede sadece Türkiye değil, dünya pop müziği de çeşitli sebeplerden elektronik müziğe daha çok kaydı. Günümüzde ana akımda yer alan birçok pop şarkısının melodileri ve düzenlemeleri bana zayıf geliyor. Bu tembellikle mi alakalı yoksa daha çabuk tüketilmesi için bilinçli bir tercih mi bilmiyorum. Ana akımın biraz dışında kalan bağımsız ve alternatif müziğin yükselişi ise beni çok mutlu ediyor. Bence bir 20-30 yıl sonra bugünlerin sosyolojisini okumaya çalışırken, bu müziklerden çok bahsedeceğiz.

İlker: Bir iki istisna dışında artık albüm fikrinin kalmadığı bir dönemdeyiz. En büyük farklardan birisi o. Müzisyenle dinleyici arasındaki yol kısaldı ve engeller biraz daha azaldı ancak bu sefer Sezgin’in de söylediği hızlı tüketim nedeniyle müzisyen-dinleyici ilişkisi kısaldı. Müzik dinleme biçimleri, halleri, nedenleri de değişiyor. Ama ben de Sezgin’e ana akım dışındaki bağımsız müzisyenler konusunda katılıyorum, harika bir enerjileri ve cesaretleri var.

Yayınlarınızda 90’ların ‘Muğlak Anları’nı inceliyorsunuz. Nedir bu muğlak anlar? Zaten dünden bildiğimiz işlere, bugün queer perspektiften bakınca iyisiyle kötüsüyle 90’larda nasıl işlerle karşılaşıyoruz?

İlker ve Sezgin: 90’ların Muğlak Anları’nı biraz açıklamamızda fayda var. Kuir teorisyen Alexander Doty’nin açıkladığı, kitle kültüründe oluşan muğlak anlar öyle garip, öyle güçlü, öyle akılda kalır anlar ki, genelde esas konuları LGBTQİ+’lar veya onların cinsel yönelimleri ya da toplumsal cinsiyetleri olmasa da geniş toplumun “normal” kabul ettiği kültürel kod ve kuralları sekteye uğratıyorlar. Bu ezber bozan anlardan Emel Müftüoğlu’nun ‘Korkuyorum’ ve ‘Deli Et Beni’ klipleri, Bendeniz’in ‘Güvendiğim Dağlara Kar Yağdı’ klipleri çok güzel örnekler. Sezon arasında arşivlere girip bakmaya fırsatımız olursa daha fazla örnek bulacağımıza eminim. 

90-lar-pop-muzigine-feminist-ve-queer-bakis-yine-yeni-yeniden-90-lar-4

90’ların eril ortamında kendi alanlarını açan, toplumun kadın algısına karşı ve rağmen bir duruş sergileyen kadınları konuştuğunuz bir dizi var; “Kötü Kadınlar”. Bugün dönüp baktığınızda hangi isimler zihninizde tezahür ediyor?

İlker: Yayınlarda da belli olmuştur, benim favorim Aysel Gürel. ‘Beni bırakın, beni bırakın, beni bırakın bu arşivlerde’ diyerek kendisi hakkında cilt cilt kitap yazmak istiyorum. Aysel Gürel kadınların ve lubunyaların Türkiye’de ve dünyada ataerkil topluma karşı kültür dünyasında verdiği savaşın ve kimi noktalarda kazandığı zaferlerin bir sembolü. Medyanın kendisine üstten bakan tavrına rağmen yılmamış olması hepimize hâlâ verdiği bir ders. Kızı Müjde Ar hayatı hakkında bir senaryo yazıyormuş şimdi, sabırsızlıkla bekliyorum. 

Sezgin: Ben hem sanatçılık anlamında hem de medyadan takip edebildiğim kadarıyla özel hayatlarında çok yönlü olan ve düzene karşı çıkan kadınları çok severdim. Sanırım asi yanımı iyi besliyorlardı bu isimler. Özlem Tekin, Ayça Şen, Aysel Gürel aklıma gelenler.

Feminist ve queer bakış açısıyla üstüne tartışabileceğimiz birçok isimden ve işten bahsettik. Peki o dönemin medyasında bu işler görünür müydü? Medyaya nasıl yansıyordu, nasıl bir temsil vardı?

İlker: Birçok yayında da örneğini verdiğimiz üzere o zamanlara şimdinin gözlüğüyle bakınca ne feminizmin ne de kuir yaşam tarzının ve mücadelesinin anlaşılmadığını görüyorsunuz.  Kafalar çok karışık. Bu karışıklık nedeniyle medya bazen apaçık kadın ve kuir düşmanlığı yapmış. Bu tip şeyler ana akımda hâlâ devam ediyor, ama iyi ki artık sosyal medya ve İnternet’teki yayınlar var. Kendi alanlarımızı belirleyebiliyor, kendi yayınlarımızı yapabiliyoruz. Gerektiğinde ana akım medyaya ayarımızı da veriyoruz. Bu noktada 90’lardan öğreneceğimiz çok şey var, bizim podcast’in amacı bugünkü mücadelemizi de beslemek zaten.

LGBTİ+ mekanlara ve partilere gittiğimde eğer pop müzik çalıyorsa, o listelerde hatırı sayılır ölçüde 90’ların yer aldığına denk geliyorum. Sanki onlarla daha kolay temas kuruyoruz ya da bana öyle geliyor. Bunun sebeplerinden biri, 90’lar sonrası ana akım müziğin muhafazakârlaşma sürecine girmesidir demek yanlış mı olur? Siz nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

Sezgin: Bu çok güzel bir soru, ama cevabını bildiğimden emin değilim. Toplum olarak muhafazakarlaşma sürecine girdik, ama büyük resme baktığımızda müziğin muhafazakarlaştığını düşünmüyorum. Hatta 90’larla kıyaslandığında daha açık, daha cesur ve daha politik çalışmaların yapıldığını da görüyorum. O yüzden bir müzisyen olarak, bunu politik olarak değil, 90’ların sıcak ve zengin tınısına duyulan bir özlem olarak okuyorum. Bir de başta söylediğim gibi o şarkılar bende çocuksu bir neşe uyandırıyor ve nedense kendimi güvende hissettiriyor. Dinleyicilerden de hep benzer yorumları alıyorum. Sanırım bir çoğumuzda olan his bu.

90-lar-pop-muzigine-feminist-ve-queer-bakis-yine-yeni-yeniden-90-lar-5

Önümüzdeki dönem Yine Yeni Yeniden 90’lar yayınlarında bizleri neler bekliyor?

Sezgin: Heyecanla beklediğimiz ve bir an önce yapmak istediğimiz birçok bölüm var. Kötü Kadınlar gibi çok ilgi gören ve devamını getirmek istediğimiz seriler de var. Bunun dışında bir de bölümün içinde “Geleceğe Dönüş” adında minik bir köşe başlatıyoruz. Hatırlarsınız Robert Zemeckis’in yönetmenliğini yaptığı 80’lerin meşhur filminde karakterler zaman içinde yolculuk yaparlardı. Biz de bölümün içinde zaman makinemize atlayıp 90’lardan 2020’lere ışınlanmak ve bugünkü müzikte feminist ve kuir akademisyenler olarak neleri görüyoruz, kulağımıza kimler çarptı, kısa kısa onları tanıtmak istiyoruz.

İlker: Bizim uzun bir konu listemiz var ama dinleyicilerimizin konu önerilerine her zaman açığız. Bizi sosyal medyadan, podcast dinlediğiniz platformlardan takip etmeyi, bizimle irtibata geçmeyi ve bizi arkadaşlarınıza önermeyi unutmayın.

Son olarak, Kaos GL okuyucuları için paylaşmak istediğiniz, bahsetmediğimiz bir şey var mı?

Sezgin ve İlker: Sezgin, Yaşlanıyoruz’u 2020 Mart’ında yayınladığında hayat daha kendini COVID-19 nedeniyle yenilememişti. Şarkılar evde kalabilenler için hayatın koşturmacasından elini ayağını çekince, İlker’in aklına bu şarkının klibi de bu günlerimizi mi yansıtsa diye bir fikir geldi. Dinleyicilerimize kimler Sezgin’in klibinde oynamak ister diye sorduk, Bodrum, Roma, Dublin, Münih, Barselona, New York, İstanbul, Lübeck, Seul, Melbourne ve Berlin’den harika videolar geldi. Klip son haline Gözde Demirbilek'in harika kurgusuyla İzmir’de kavuştu. Artık tamamen dinleyicilerimizin, podcast'teki köşemiz gibi, alın bu klibi* ne yaparsanız yapın.

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL dergisinin “Karantina 1” dosya konulu 172. sayısında yayınlanmıştır. Kaos GL Dergisi’ni kitapçılara sorabilir veya online olarak satın almak istiyorsanız NotaBene Yayınları’nın buradan sitesi üzerinden güncel sayılara ulaşabilirsiniz. Evinize düzenli olarak derginin gelmesi için de semih@kaosgl.org adresine mail atarak abone olmanız yeterli! Dergiye abone olduğunuzda derginin dijital arşivine de erişebilirsiniz.


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: medya, kültür sanat
Nefret