18/11/2008 | Yazar: Barış Sulu

5 Mayıs 2008 tarihinde görülmeye başlanan Melissa davasında 3 Kasım 2008 tarihinde karar çıktı. Dosya içerisinde dikkatsizlikle işlendiğine dair hiçbir maddi-bilimsel delil bulunmamasına rağmen polis memuruna ‘Taksirle Yaralama’dan 90 gün ceza verildi ve bu ceza paraya çevrilip (2240 YTL) 24 eşit takside bölündü. Ayrıca ‘hükmün açıklanması geriye bırakılmıştır’ kararı alındı ve 5 yıl denetime tabi tutulmasına karar verildi. Böylece sanık 5 yıl içerisinde kasıtlı bir suç işlemezse; bu dava düşecek ve hiç açılmamış gibi bir hukuki pozisyon oluşacak ve hüküm ortadan kaldırılacak. Polisin, sicilinde ve arşiv kaydında da görünmeyecek.

Adaletin ‘transfobik’miş dünya! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

5 Mayıs 2008 tarihinde görülmeye başlanan Melissa davasında 3 Kasım 2008 tarihinde karar çıktı. Dosya içerisinde dikkatsizlikle işlendiğine dair hiçbir maddi-bilimsel delil bulunmamasına rağmen polis memuruna ‘Taksirle Yaralama’dan 90 gün ceza verildi ve bu ceza paraya çevrilip (2240 YTL) 24 eşit takside bölündü. Ayrıca ‘hükmün açıklanması geriye bırakılmıştır’ kararı alındı ve 5 yıl denetime tabi tutulmasına karar verildi. Böylece sanık 5 yıl içerisinde kasıtlı bir suç işlemezse; bu dava düşecek ve hiç açılmamış gibi bir hukuki pozisyon oluşacak ve hüküm ortadan kaldırılacak. Polisin, sicilinde ve arşiv kaydında da görünmeyecek.

KAOS GL - 05/11/2008

Barış Sulu - Ankara

‘Melissa Davası’dan çıkan kararı avukatlarımıza sorduk. Kaos GL İzmir avukatı Elif Ceylan Özsoy, Pembe Hayat LGBTT Derneği avukatı Senem Doğanoğlu ve Kaos GL Derneği avukatı Yasemin Öz kararı bizim için yorumladılar.

Elif Ceylan Özsoy:

06/12/2007: Polisin dur ihtarına uymayan M.G'nin kullandığı araçta bulunan Melissa, polisin "yere yat" ihtarına uygun bir şekilde yere yatmak üzere diz çökmüşken, İzmir Emniyeti Asayiş Şube’de görevli polis memuru H.Y. tarafından silahla, hayati tehlike geçirecek şekilde göğsünden vurulur.

Aynı gece, hayati tehlikesi henüz geçmeden, şuuru yerinde değilken; polis memurları tarafından ‘şikâyetçi olmadığı’na dair beyanı alınır.

Polis memuru ve bazı tanıklar; Melissa’nın elinde falçata gördüklerini ve bu falçata ile polis memuruna saldırdığını iddia ederler.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında toplanan deliller neticesinde ise; falçatada Melissa’nın parmak izinin olmadığı, olay yeri krokisine göre de falçatanın olay yerinden 2m70cm ileride bulunan arabanın içerisinde olduğu ve Melissa’nın hayati tehlike geçirdiği tespit edilir.

İzmir Cumhuriyet Savcılarından Alaadin DOKUR 27/02/2008 tarihinde düzenlediği iddianame ile delillere göre, falçatanın, Melissa’nın elinde olmadığının kabul edilmesi gerektiği belirtilerek: ‘zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama’dan dava açmıştır.

İzmir 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 05/05/2008 tarihinde görülmeye başlanan davada 03/10/2008 tarihinde karar çıkmıştır. Dosya içerisinde dikkatsizlikle işlendiğine dair hiçbir maddi-bilimsel delil bulunmamasına rağmen; ‘Taksirle Yaralama’dan 90 gün ceza verilip, hayati tehlikeden dolayı yarı oranında arttırılıp, paraya çevirip (2240 YTL) ve 24 eşit takside bölünüp, Hükmün Açıklanması Geriye Bırakılmıştır.(HAGB) 5 yıl denetime tabi tutulmasına karar verdi. Bu sayede, sanik 5 yıl içerisinde kasıtlı bir suç işlemezse; bu dava düşecek ve hiç açılmamış gibi bir hukuki pozisyon oluşacak ve hüküm ortadan kaldırılacak. Polisin, sicilinde ve arşiv kaydında da görünmeyecek. HAGB itiraz kanun yoluna tabi olduğundan, bu karar, Yargıtay incelemesinden de geçemeyecek.

Senem Doğanoğlu:

Genellikle LGBT bireylerle ilgili yürütülen davalarda ister mağdur ister şüpheli olsun hukuki yorum yapabilecek durumda hissetmiyorum kendimi. Konu polis şiddeti olduğunda yargısal tutumun zaten hali hazırda politik olması ve devletin güvenliğinin yurttaşın menfaatinin önünde seyretmesi ise gelenekselleşmiş bir uygulamadır. Bu karar ise PVSK değişikliklerinin neden insan onurunu ağır şekilde ihlal edeceğine ilişkin yapılan bütün açıklamaların teyit edildiği bir karardır. Transeksüel bir bireye yönelik polisin şiddeti transeksüel bireyin "tehdit ve tehlike" arz ettiği önyargısından hareketle meşru görülmüştür. Neticeten LGBT bireylere yönelik işlenen ayrımcılığın tetiklediği suçlar yine cezasız kalmıştır, işkencenin her daim cezasız kalmaya yazgılı olması gibi...

Yasemin Öz:

Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri ceza verilirken suç ile ceza arasında bir denge gözetilmesidir. İhlal edilen menfaatin ağırlığına göre ceza artar veya azalır. Melissa davasında mahkeme polisin sade vatandaşın arabasını durdurup hareketsiz halde bulunan vatandaşa ateş etmesine hüküm dahi verme gereği duymadan hükmü geri bırakmıştır. Bu durumda yapılan eylemden dolayı polis memuru sabıka dahi almamıştır. Bu tip cezalar verilmesi polisin güç kullanma yetkisini keyfi olarak aşmasının önünü açar, ülkeyi polis devleti haline getirir. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti devleti polis devleti değil, demokratik bir devlettir. Polisin bu tip eylemlerine karşı kanunlarla ağır cezalar öngörülmüşken yargının bu davalarda takdir hakkını kullanıp kanunun pratik uygulamasını imkansız hale getirmesi yargıya da güveni sarsar. Bu davada yargı ateş edilen vatandaş yerine keyfi ateş eden polis memurunun menfaatini gözeterek kimden yana hareket edeceğinin, hangi menfaati gözeteceğinin mesajını vermiştir. Polise bu kadar geniş güç kullanım yetkisi verilmesi sokakları herkes için güvensiz hale getirir. Mağdur travesti olmayıp heteroseksüel bir vatandaş olsaydı böyle bir karar çıkmazdı diye düşünüyorum. Böyle bir karar çıktığında da infial olurdu. Travestidir, mutlaka hak etmiştir mantığı yürütüldüğü görünüyor. Oldukça transfobik bir karar olduğunu düşünüyorum.

Konuyla ilgili haberler:

[[İzmirli travesti ve transeksüellerden protesto]]

[[İzmirli travesti ve transeksüeller örgütlendi]]

Etiketler: insan hakları
Nefret