08/09/2006 | Yazar: Kaos GL

‘Evet bu olağanüstü gelişme ile benim gibi bir basın namuslusu birden muzır bir derginin yazarı oluvermişti. Yıkıldım. Rahmetli babaannemin kemikleri ıstırabından keman gibi sesler çıkarıp titriyor olmalı diye düşündüm. Dergide herkes ve okurlar Muzır Kurulunun bu kararını hayret ve tepki ile karşıladılar. Oda arkadaşım ve ben hariç.’ Gözüm Ablamız, Kaos GL’nin ‘muzır’ bulunmasını değerlendiriyor.

‘Evet bu olağanüstü gelişme ile benim gibi bir basın namuslusu birden muzır bir derginin yazarı oluvermişti. Yıkıldım. Rahmetli babaannemin kemikleri ıstırabından keman gibi sesler çıkarıp titriyor olmalı diye düşündüm. Dergide herkes ve okurlar Muzır Kurulunun bu kararını hayret ve tepki ile karşıladılar. Oda arkadaşım ve ben hariç.’ Gözüm Ablamız, Kaos GL’nin ‘muzır’ bulunmasını değerlendiriyor.

KAOS GL

Gözüm Abla

Merhaba Güzellerim;

Mail adresime gösterdiğiniz o çok yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederekten bu aya mahsus olmak üzere bana verilen el kadar yerden taşarak sizlere ulaşmaya çalışacağım. Aslında dergi ile anlaşmamız bu şekilde değil. Onlarla, bana yılların verdiği engin anlayışımla ve derin kavrayışımla size yardımcı olmak üzere sadece bir ya da iki mektubu cevaplama konusunda anlaşmıştık. Ama olağanüstü bir gelişme oldu ve ben de naçizane iki çift lafım olduğu için yazmaya karar verdim. Hani bu dergi herkesin özgür katılımı ile çıkıyor ya. Ben de bir sade vatandaş olarak katılıyorum dolayısı ile. Gözüm ablanız, canınız, hayatınızın asla ipotek ya da takas edilemeyen o asli kişisi olarak değil.

Evet olağanüstü bir gelişme diyorum. Tabi merak ettiniz. Hatta şimdiden kamuoyunda çeşitli spekülasyonlar (söylentiler) dolaşmaya başladı. Hiç de tahmin ettiğiniz gibi değil. Olayı başından anlatayım efandim.

Oda arkadaşım Muhteşem Psikolog Sazan'ın kucağına oturmuş rakip köşenin kart yazarı Üzüm Abla hakkında iftiralar... Pardon, iftira demişim, yani konuşuyorduk. Tam Muhteşem Psikolog Sazan beni kündeye getirirken derginin sahibi olan zat geldi. Biz de toparlanıverdik. Aslında içeri girdiğinde gördüğü tipik bir 69 pozisyonu gibi algılansa da benim gözüme kaçan çöpü çıkarıyordu oda arkadaşım. Haliyle iş arkadaşlığı bu. İnsan çalışırken her pozisyona geliyor. Fesat olmamak lazım. Ne düşündü bilmiyorum ama elindeki Kaos GL'yi bize verdi ve gitti.

Ben pantolonumu giyerken gözüm derginin kapağına takıldı. En alta küçük harflerle "Küçüklere Zararlıdır" şeklinde bir uyarı yazılmıştı. Ben hayretle alt dudağımı bükerken, dilimle de üst dudağımı yalayıp oda arkadaşıma mesleki etkinliklilerimize sonra devam ederiz mesajını verip derginin ilk sayfasını açtım ki ne göreyim; dergi Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafında zararlı bulunmuş.

Evet bu olağanüstü gelişme ile benim gibi bir basın namuslusu birden muzır bir derginin yazarı oluvermişti. Yıkıldım. Rahmetli babaannemin kemikleri ıstırabından keman gibi sesler çıkarıp titriyor olmalı diye düşündüm. Dergide herkes ve okurlar Muzır Kurulunun bu kararını hayret ve tepki ile karşıladılar. Oda arkadaşım ve ben hariç.

Evet ellerine sağlık. Kutluyorum Muzır Kurulunu. Geç bile kalmışlardı. Derginin kapalı zarfa (poşete) konmasını istemişler. Keşke şifreli çelik kasalara konmasını isteselerdi. Zarf az gelir. Ve şifreyi de sadece kurulumuz bilseydi. Valla 2 aydır bu dergideyim görmediğim rezillik kalmamıştı. Sürekli kendine gey diyen insanlarla karşılaştım. Ben daha gey ne demek onu bile bilmem. Bu anne babalara ne olmuş da çocuklarına gey diye bir isim vermişler diye merak ediyordum. Yani Ahmet, Tonguç, Zerrin gibi isimlerin suyu mu çıktı. Meğer durum farklı imiş. Meğer ben ne rezilliğin içinde namusumla temiz kalmayı becermişim gene. Sağolsun Muzır Kurulu'nun kararı ile acı gerçeği şıp diye anladım.

Ben kurulun bu kararına tamamen katılıyorum. Bence de bu dergi müstehcen. Yani hatırlıyorum eski sayılarda bir delikanlı resmi basmışlardı tam orta sayfaya. Ayy ne çocuk! O bakışlar, o duruş... O çocuğu al Deli Yürek'te en iyi adam rolünde oynat. Temiz bir ailenin görgülü bir çocuğu belli. Ama bir döt var çocukta, kabak gibi ortada. Ayıp değil mi evladım? İnsan dötü açık resim çektirir mi? Hem madem dötün açık neden öyle nüfus cüzdanına vesikalık resim çektirir kadar rahatsın. Değil mi şekerim? Görünce şehvetten, pardon hayretten titredim vallahi. Hadi o temiz çocuk kötü yola düşmüş, belki silah zoruyla o resmi çektirmiş, bu dergi niye yayınlıyor o resmi? Ayıp değil mi? Günlerce aklımdan çıkmadı valla. Kabak tatlısı, kabak dolması yiyip durdum. Yine bu dergide bir adam gördüm. Şöyle düşünen adam heykeli gibi oturmuş, belli ki felsefe üretiyor. Verdiği mesaj toplumumuz için fevkalade yararlı. Düşünmenin fazileti üzerine basılmış bir resim diye düşünürken aa baktım ki adamın malafatı ortada. Onu güya karalamışlar. Akıllarınca sansür yapmışlar. Ama öyle milim milim karalamışlar ki sanki adamın orası siyah doğuştan. Böyle rezillik olur mu? Salam alamaz oldum marketten vallahi. Siz hiç güzide basınımızda ya da televizyonlarımızda gördünüz mü böyle rezillikler. Lütfen elinizi şeyinizin üzerine koyun, vicdanınızın ve cevap verin güzellerim.

Kurul derginin küçüklere zararlı olduğu kararına varmış. Evet doğru bir karar bu. Dergi çıkmaya başlayalı 6 yıl kadar olmuş. Ben o zamanlar bir manastırda rahibeydim. Haberim bile yok. Ama fark ediyorum altı yıldan beri toplumuzdaki çocuklarda bir serkeşlik, bir bozulma eğilimi var. Siz de test edebilirsiniz efandim. Mesela altı yaşında bir çocukla konuşun. Öpüşme nedir, cinsi münasebet nasıl yapılır, anne babaları geceleri odalarında ne yapar hepsini biliyorlar. Biz öyle miydik Allah aşkına? Ben yıllarca annemle babam odalarında kışlık erzakımız olan mantı, erişte, biber kurutması falan gibi şeylerle uğraşırlar sanırdım. Ne zaman ki komşunun oğlu, ilk mantı bükme tecrübemde şak! diye geçirdi o zaman gerçeği anladım. Bunu yazıyorum ki siz siz olun mantı falan bükmeyin elin oğullarıyla. Neyse, biz çocuklara gelelim. Evet altı yaşında bir çocuk artık bunları biliyor. Neden? Hep bu dergi yüzünden. Bu çocuklara yazık günah değil mi? Yani altı yaşında bir çocuk babasına güven duymalıdır. Bu onun ruhsal gelişimi için şarttır. Ama ne oluyor? Altı yaşında bir çocuk en çok güven duyduğu babasının meğerse anasını dürttüğünü öğrenince hayata karşı tüm güvenini yitiriyor. Olur mu? Yazık ayol. Bunlar bizim toplumumuzun çocukları. Avrupalının çocuğu böyle şeyler nedir bilmez. Annesi ile evet efendim diye konuşur. Neden; onların toplumunda KAOS GL yok. Değil mi? Bak adamlar aya gitti şimdi de robot yapıyor.

Geçen gün bir ahbabımın evindeyim. Grup var dediler gittim. Dolar mark grubu yani. Ahbabımın ablası da 3 yıl önce yazın yavrulamıştı. Yavrucağız da orada. Bir ara baktım ki aaa! Oğlan pipisi ile oynuyor. Şöyle iki parmağı ile ucundaki pilavlık tabir edilen deriyi tutuyor, çekiyor, uzatıyor. Geri bırakıyor, şakkkk! Deri kasığına çarpıyor. Yara olmuş artık çükcağızı. Annesi mahcup. E kolay değil, oğlu el demiyor ar demiyor alıyor çükünü eline çekiştirip duruyor. Aynı gün rastlantı bu ya yine aynı yaşlarda bir kız çocuğumuz da oradaydı. Ne yaptı dersiniz? Baktı ki oğlan çükünü sapan lastiği gibi kullanıyor, o da oturdu ortaya ve baktı ki bir çükü yok, o sinirle şapp! şaap! kukusuna vurup vurup ağlamaya başladı. Herkes gruba dalmış gitmiş. Ben neredeyse ağlayacağım. Neslimiz resmen bozuluyor kimsenin yaptığı bir şey yok. Bu bozulmanın nedenini hemen anladım ama. Ahbabıma sordum. Yoksa bu evde KAOS GL dergisi mi var da bu çocukların ahlakı bozulmuş dedim. Hayır dedi. Fakat evin 1000 metre yakınında bir kitapçıda satılıyor ondan etkileniyorlar dedi. Hah işte tamam, dedim, netekim.

Yazık vallahi. Bu çocuklar büyüyecek avukatlar, doktorlar, bakanlar olacak diye düşünürken teşhirciler, geyler ve lezbiyenler olacaklar. Ne faydası var? Lütfen bir düşünün. Muzır Kurulunun raporunda belirttiği gibi her organın bir görevi var. Aynen onların verdiği o dahiyane örnekte olduğu gibi sen ayağınla çorba içebilir misin? Hayır hiç deneme boşuna. Ancak Asena gibi ayağına içki döktürebilirsin, hadi sen çorba döktür. Bak göreceksin ki çorba akmış gitmiş ve sen hâlâ açsın. Melül melül akıp giden çorbaya bakıyorsun. Eee Muzır Kurulumuzun belirttiği gibi anüs (makat, dübür) de cinsi münasebete uygun mu yani? Zavallı delikler neye uğradığını bilemiyordur. Mesela ağzımız da yemek yeme ve konuşma içindir. Ben duyuyorum da hayret ediyorum. Adam ağzına bir başkasının organını alıyor. Yani Muzır Kurulumuzu tenzih ederek söylüyorum, bunu gey olmayanlar da yapıyormuş. Bir de oral seks diyorlar bu rezilliğin adına. Eskiden yani bu dergi çıkmadan önce bunlar bilinmezdi. Kadın yatardı erkek de öyle. İşlerini bitirirlerdi ve adam işine giderdi kadın da yufka açardı, çamaşır yıkardı. Şimdi gecekondularda bile bir orgazm oldun mu muhabbetidir gidiyor. Sana ne canım. Olurum olmam. Duyuyorum ki bunun gibi dergilerin kışkırtması ile orgazm taklidi yapan kadınlar bile türemiş. Bize hiç sesini çıkarma diye öğütlerdi annemiz. Nerede taklit falan yapmak. Yarışma mı bu? Yok vücudunla barışacakmışsın, onu tanıyacakmışsın. Eğer cidden böyle bir niyetiniz varsa kurul gayet açık tanıtmış vücudumuzu işte. Ayakla çorba içilmez. Anlayana sivrisinek saz derler. Yok oral seksmiş, yok anal seksmiş. Yine kurulumuzu tenzih ederek söylüyorum gey olmayan çiftler de anal seks yapıyor diye duyuyorum. Yok canım. Ne münasebet. İki çift yapıyordur yurdumuzda olsa olsa ve birisi de Üzüm Abla denen o karıdır. Genele yaymanın iftiradan başka bir adı mı var? Hiç böyle sapıklıklara gelemem. Geleni de getirtmemek boynumun borcu.

Muzır Kurulu bu derginin eşcinselliği (yüzüm kızardı valla) teşvik ettiğini söylüyor. Doğru valla. Ben bakıyorum 6 yıldan beri insanların bazısı hem ibneyim diyor hem de normal işine falan gidip geliyor. İbnesin madem sokağa çık. Boyan süslen, ekiplerle sokakta kovalamaca oyna ve sigortanı yatıran da olmasın senin. Cezanı bul. Toplumumuzun erkeklerini de azdırıyor bunlar. Yoksa Türk toplumunun erkekleri sapına kadar erkektir. Bakın aziz dostlarım Zeki Müren hakkında çok şey söylendi. Evet biraz renkli giyinirdi bir erkek için ama rahmetli eğer top olsaydı devletin yetkilileri bile ona paşam der miydi Allah aşkına? Eminim kurul üyelerimiz bile onu, Bülent Ersoy'u zevkle dinliyorlar ve ayakta alkışlıyorlardır. Eskiden var mıydı böyle rezillik? Yoktu tabi ki. Var diyen iftiracıdır valla. Yok Osmanlı İmparatorluğunda varmış, yok edebiyatta erkek erkeğe aşk şiirleri varmış. Yalan ayol. Olsaydı koskoca üniversiteleri yalamış yutmuş kurul üyeleri bilmeyecek de iki kıçı kırık ibne bilecek. Olur mu? Akıl var mantık var. Haa! Bak eski yunanda varmış. Olabilir. Onlar yunan. Zaten onlarda olmasa bile onlarda var demeliyiz biz. Ama Türklerde böyle şey yoktur olamaz. Adamlar fetih yapmaktan şey yapacak zaman mı bulabildiler ki?

Muzır Kurulu raporunda belirtildiği gibi ne olmuş yani eşcinsellik artık hastalık değil denmişse? Eminim Kurulumuzda psikiyatriden haberi olanlar var ki böyle diyorlar. Elbette o sınıflamalar süs olsun diye yapılmadı, uzun bilimsel çalışmalar sonucunda yapıldı ama o sınıflamayı yapanlar Türk gerçeğinden haberi olmayan ecnebiler. Biz mi bilime uyacağız? Hayır bilim bize uyacak tabi ki. Biz böyle yüce bir milletiz. Türkün değerlerine dil uzandı mı biz üniversite okumuşu ile hiç eğitimi olmayanımız kenetleniverir de hadlerini bildiririz. Gelirsek gözünüzü oyar kargalara çerez diye veririz bak! Ben de üniversitede öğrenci yetiştiren bir hoca olsam elbette derslerde artık eşcinsellik hastalık olarak kabul edilmiyor bilgisini verirdim. Çağı yakalayacağız tabi ki. Ama bu demek değildir ki halkımın erkekleri birbirini düzsün de biz de alkışlayalım. Ben bakıyorum artık psikiyatri kitaplarında bu konu hastalık gibi ele alınmıyor. Avrupa Topluluğuna aday adayı olduğumuz bu günlerde kitaplarımıza böyle yazmak zorundayız ki çağı yakaladık diyebilelim. Ama bence artık bir ağız birliği yapıp şu ayakla çorba içme meselesini de bilimsel kitaplarımıza koymalıyız. Ama dipnot olarak ve küçük harflerle tabi ki.

Muzır Kurulu derginin normal ilişkide bulunanları ve aile kurumumuzu küçük düşürdüğünü söylemiş. Valla hiçbir şey gözlerinden kaçmamış. Ben de seziyordum böyle eğilimler. Ama sesim çıkmıyordu. Haklılar. Millet öyle doğal anlatıyor ki erkek erkeğe, kadın kadına ilişkilerini yemeden içmeden kesiliyordum günlerce. Yüz yıllarca normal ilişkide bulunanlar geyleri aşağılamış, ibne demiş, top ve daha nice kelimeler... Hayır bu mantık değil. Heterolar ibneleri aşağılamaz. Onlar bir gerçeğin altını çizmiş ve ayakla çorba içmenin ne anlamsız ve ne ahlaksızca olduğunu vurgulamışlar. Yani madalya mı verilsin makattan dövdürenlere? Siz kurul bunları bilmiyor mu sanıyorsunuz. Sonra aile ile ilgili tespitlerinde de haklılar. Evet bu dergide aile hor görülüyor. Gelin Kurula destek verelim, sadece bu dergide değil televizyonlarımızda aile kavgası falan gösteren yayınlar var. Onlara da dur denilsin. Boşanma denen o rezillik kaldırılsın. Askerlik ve vergi gibi evlenmek ve üremek de yasal bir mecburiyet olsun. Bakın o zaman biz marsa tatil köyü yapacak teknolojiyi yakalarız. Aslında var ya sevgili okurlar, cumhurbaşkanı kim olacak deniyor ya bu aralar, cumhurbaşkanı bence bir kuruldan oluşmalı ve bıçak gibi kesmeliler her ahlaksızlığın önünü.

Kurulun da tespit ettiği gibi bu dergide bazı yazılarda ahlaksız bazı kelimeler leblebi gibi kullanılıyor. Buna da argo diyorlar. Evet her milletin argosu var ve gelişmiş bazı devletlerde Shit! Fuck! gibi kelimeler herkes tarafından kullanılıyor ve argo bir dilin en canlı yanlarından biridir. Olur mu ama? Türkün argosu olur mu? Bu nasıl mantıktır. Adam gibi ahlaklı kelimeler varken bu terbiyesiz kelimeler kullanılır mı? Günaydın yerine kıçımı yala mı diyelim. Lütfen sayın okurlarım. İnsafınıza sığınıyorum. Bakıyorum ki TDK sözlüklerinde bile bu kelimeler var. Hele o Redhouse'un bilgisayar sözlüğünde bir de sesli olarak argo kelimeler var. Geçen gün takmış CD'yi yeğenim bilgisayara, açmış sesi sonuna kadar erkek organı anlamına gelen o 3 harfli sokunca acıtan (arı değil be güzelim syk!) kelimeyi bağırtıyor. Mahalleli Gözüm Abla'nın canı syk istiyor da avazı çıktığı kadar bağırıyor diye söylenti çıkarmış. Ne oldu şimdi? Arzuladığımız toplum düzeni bu mu? Kimler düzecek bu toplumu eğer biz engel olmazsak biliyor musunuz? Dış mihraklar tabi ki. Ben KAOS toplantısına bir kere katıldım. Çipil çipil bakan bir ecnebi de gelmiş toplantıya. Ulan dal tarak! Sen Türkçe bilmezsin niye geliyon. Yanına da oturmuş bir ajan kılıklı tip konuşulanları ona çeviriyor. O zaman şüphelenmiştim bu derginin altında dış mihrakların var olduğundan.

Kurulumuzun bilimsel olduğundan asla şüphe etmediğim bir tespiti de AIDS, bel soğukluğu, frengi gibi hastalıkların geyler aracılığı ile toplumumuza yayıldığı. Elbette. Ne oldu geçen yıllarda. Kalp krizi en çok öldüren hastalık olmadı mı? Hiç araştırıldı mı bu insanlar neden kalp krizi geçiriyor. Gey çocukları yüzünden. Eee adam üzüntüden hepatit oluyor. Evladı bu dergi yüzünden gey olmuş. Doktorlar diyor ki hepatit tuvaletten bile geçer. Ama o tuvalet hepatiti kendisi mi üretti. Yoo, masum ve vergisini veren vatandaş kendinden önce tuvaleti kullanan bir geyin bıraktığı virüsleri kapmış olmalı. Değil mi güzellerim. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Haksızlar mı? Yok efendim AIDS de bir hastalıkmış ve virüs vücuda girdiği zaman bu hastalığa neden oluyormuş. Eğer kişi korunursa hasta olmazmış, eğer korunmazsa gey olmasa da hasta olurmuş. Yalan! İlk ibnelerde görülmedi mi bu hastalık?. Nerden girdi virüs? Arka kapıdan. Haberiniz bile olmadı. Eğer ön kapıyı kullansaydınız olmazdı bunlar. Haklılar.

Evet tüm bunlardan sonra yine de anlayamadığım bir şey var; neden kurulumuz biraz daha cesur davranmadı? Yani küçüklere zararlıdır diye yazdırdılar. Sanki büyüklere yararlıdır gibi bir anlam ortaya çıkıyor. Olmaz hayatım. Bu yanlış anlama hemen düzeltilmeli ve sigara kutularına yazılan yazının bir benzeri yazılmalıdır. Bu dergi sağlığa ve ahlaka zararlıdır. Hatta onları yok eder falan yazılmalıdır. Benim istirhamım bu efandim.

Saygılarımla.

Not: Ben yine de bu dergide yazmaya devam edeceğim. Siz hiç benim yazılarımda geylik normaldir, miktirin rahatlarsınız gibi şeyler gördünüz mü? Bilakis, bu konuya hiç temasım yoktur. Ve hissedersem böyle bir şey vazgeçirmeye çalışırım. Hem ekmek parası şekerler. İş ayrı ahlak ayrı değil mi. Dur yapma Sazan. Ensemi yalama ayol. Ne demek gel ayağımıza çorba dökelim. Çapkın seni... Hepatit olursun bak... Benim için değer demek? Ömürsün ayol. Kapıyı kapat da ben sana çorba kasesinden içireyim... Ne demek ayol fantezi yapalım. Bak bizi de poşetlerler sonra.... Ayyy... Yala bari. Alıverin bağlamamı çalayım amaaaan... lay lay lom.

Kaynak: Kaos GL, Haziran-Temmuz 2000, Sayı 4

Etiketler: insan hakları
Telegram