05/06/2020 | Yazar: Gözde Demirbilek

Hakan Sorar ile “Through the Skin” sergisi üzerine konuştuk: “Seriyi kurgularken, patriarkal beden politikaları, sansür/otosansür, abject meselesi ve eril aklın dışlama pratikleri, özellikle gözümü diktiğim hususlardı.”

Bedene, kimliğe, cinsiyete ve tanışmaya dair: “Through the Skin” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Pg Art Gallery, 30 Mayıs 2020’de Hakan Sorar’ın “Through the Skin” adlı kişisiel sergisinin online açılışını yaptı. Pg Basement kapsamında düzenlenen sergi, pandemi sebebiyle fiziksel olarak kurulmak veya ötelenmek yerine tamamıyla dijital olarak kurgulandı. Sergiye özel olarak sıfırdan yaratılan mekan, sanatçı Ahmet Rüstem Ekici tarafından tasarlandı. Sergi ile aynı adı taşıyan seriye ait ve ağırlıklı olarak siyah beyaz fotoğrafların yer aldığı sergi, VR gözlüklerle de gezilebiliyor.

Ana mekana açılan çinilerle kaplanmış ufak odada ise aynı seriye ait Fujifilm instant print fotoğraflar görülebiliyor. İşlerin yanında yer alan butonları tıklayarak gerekli bilgilere erişebilen izleyici, galeri mekanında bulunan kütüphaneden de sanatçının sergi hazırlık süresince yararlandığı kaynak kitaplara erişebiliyor.

Sergiyi buradan ziyaret edebilirsiniz.

Seride bedenin, kendi olma, biricik olma hali üzerinde duruyorum”

Hakan ile “İnsan, beden, et, kimlik, deri, kıl, yara, kusur, uzuv, cinsiyet, mahrem, estetik, toplum, politika, saklanmak, utanmak, kaçmak, dokunmak, tanışmak, düşünmek ve barışmak üzerine görsel hikayelerin” yer aldığı “Through the Skin” sergisini konuştuk.

Keyifli okumalar!

Önce seni tanıyalım mı biraz: Kimdir Hakan Sorar, fotoğraf sanatıyla ilişkisi nasıl başlamıştır?

Kendini görsel hikaye anlatıcısı olarak tanımlayan bir sanatçıyım. Serüvenim ile alakalı olarak; estetik üretime olan ilgim çocukluk döneminde yeşermeye başladı. Çizme/ karalama ile başlayan kendimi ifade etme dürtüsü daha sonra fotoğrafa ve dijital çizimlere dönüştü.

Sanat eğitimi almayı hayal etsemde, biraz aile /toplum yönlendirmesi biraz benim toyluğum nedeniyle mühendislik eğitimi aldım. Bu alanda lisans ve lisansüstü eğitimimi tamamladıktan sonra özel bir şirkette beyaz yakalı olarak çalışmaya hazırdım. Üniversite eğitim süreci ve beyaz yakalı olarak çalıştığım dönemde, kendimi ifade aracım yine estetik üretim oldu. Çeşitli atölye ve kurslarda fotoğraf ve sanat eğitimleri aldım. Çalışmaya devam ederken Sanat ve Tasarım Fakültesinde İletişim Tasarımı ve Göstergebilim Lisansüstü eğitimine başladım. Bazı yayınlar için fotoğraflar çektim. Sergilerde yer aldım. 2019 yılının sonunda, kurumsal hayatıma veda ederek tüm gücümle sanatsal pratikler üretme kararı aldım.

Sanatsal üretimlerim de bellek ve kent kavramlarına yoğunlaşarak; beden, kimlik, cinsiyet, beden-mekân, beden- nesne ilişkisi gibi meselelere özel bir ilgi duymaya başladım. İnsan figürü ile mimari öğeleri birleştirdiğim kompozisyonlarda, insan ile çevresi arasındaki ilişkiyi araştırırken kullandığım instant filmler ile yakalanan andaki formu bozmayı, dondurulan anı manipüle etmeyi, parçalamayı, eklemeler/çıkarmalar yapmayı ve böylece yeni bir gerçeklik yaratma fikriyle beden ve mekân üzerine sorgular üretmeye çalıştım.

Fotoğraflarımın yanı sıra beden ile nesne arasındaki çizginin muğlaklaştığı dijital çizimlerimle çeşitli iktidar mekanizmalarınca denetlenen bedeni, bedenin imkân sahasını, biricikliğini ve abject meselelerini gündemime alarak, bedensel derdimin toplumsal alandaki yansımalarını izliyorum, araştırıyorum ve üretmeye devam ediyorum.

Görsel hikayeleştirme neden önemli?

Kelimeler ile aram pek iyi olmadı. Ben de hikayemi, dertlerimi, fikirlerimi görsellerle anlatmaya başladım. Önce fotoğraf, sonra dijital çizimlerim ile görsel bir hikaye anlatmak, tanışmak, anlamak, tartışmak, ve anlaşmak için bir alan inşa etmemi sağladı.

bedene-kimlige-cinsiyete-ve-tanismaya-dair-through-the-skin-1

Pandemi süreciyle birlikte çoğu etkinlik dijital ortama taşındı. Senin de ilk çevrimiçi sergin “Through the Skin” 30 Mayıs’ta açıldı… Sergiye özel olarak sıfırdan bir mekan yaratmışsınız öncelikle ellerinize sağlık. “Ötelenmek yerine tamamıyla dijital olarak kurgulanan” serginin fiziksel bir aradalık ile dijital ortamda olması arasında hikayenin akışını değiştirecek detaylar var mı sence?

Dijitalleşmenin birçok alanda önem kazandığı, hızla yayıldığı ve bazı noktalarda fizikselin/plastiğin yerini aldığı birçok fikre ve duyguya ‘ekranlar’ üzerinden erişebildiğimiz bir süreçten geçiyoruz. Ekran deneyimine alışıyoruz. Bu noktada anlattığım hikayenin akışında, söyleminde yahut duygusunda bir değişiklik olmaksızın, izleyici ile buluşma şeklinin yeni bir deneyime imkan yaratacağını düşünüyorum.

Bedenden kimliğe, cinsiyetten topluma; “saklanmak, utanmak, kaçmak, dokunmak, tanışmak, düşünmek ve barışmak” üzerine işlerini görüyoruz sergide. Burada “barışmak” aklıma takıldı diyebilirim, neyle barışmak diye sorsam?

”Through the Skin” çok kişisel bir ‘dert’ ile yola çıktığım bir fotoğraf ve dijital kolaj serisi. Seriyi kurgularken, patriarkal beden politikaları, sansür/otosansür, abject meselesi ve eril aklın dışlama pratikleri, özellikle gözümü diktiğim hususlardı. Seri, ‘ideali’ yansıtmayan, eril erkin normatif değerlerine karşı olan bedenime ve kimliğime dair sorular ürettiğim, kendimle çatıştığım, etimi örten derimi kat kat örttüğüm, saklandığım, sakladığım, çıplaklıktan ve dokunmaktan korktuğum bir süreç sonrası yeşermeye başladı ve bu kişisel derdimin toplumsal alanda izdüşümlerini aramam ile devam etti.

bedene-kimlige-cinsiyete-ve-tanismaya-dair-through-the-skin-2

Kişiye bedeninin, ‘çirkin’, ‘şişman’, ‘yaşlı’ ve bir çok noktada ‘iğrenç’ olduğunu söyleyen baskın bir toplumsal dilin, kişinin bedeni ile barışması imkansızlaştırdığını düşünüyorum. Seri içerisindeki her fotoğrafın, estetik üretimin meydana geliş sürecinin kendisi, kendi beden yüzeyim ve çıplaklığım ile barışmama kapı açacak bir yüzleşmeydi. Bu sürecin çıktılarının da izleyici için; beden, beden yüzeyi, çıplaklığı ve abjecti ile tanışmak ve ‘barışmak’ için imkan yaratmasını istiyorum.

Bedenlerin “özgünlüğünde” farklılıklar ve benzerlikler birbirini mi besliyor sence yoksa kontrastın kendisi mi o özgünlüğü ortaya koyuyor?

Bedenin tekilliği/özgünlüğü üzerine konuşmaya başladığımızda bütün form ve normları alaşağı ediyoruz. Bu noktada farklılıklarımız ve benzerliklerimizin ötesinde ‘kendilik estetiği’ üzerine düşündüğümü söyleyebilirim.

bedene-kimlige-cinsiyete-ve-tanismaya-dair-through-the-skin-3

Ana mekana açılan ufak odanın çinilerle kaplanmış olmasının özel bir anlamı var mı?

”Through the Skin” serisinde bedenin, kendi olma, biricik olma hali üzerinde durulur. Suretten azade, bedenin yüzeyi, delikleri, kıvrımları, kılları, kırışıklıkları ve yaraları objektifin tam merkezine alınarak, bedenlerin anonimliği pekiştirilir. Anonimlik mefhumu bedenlerin temsiliyetini kırarken, çini desenleri ile bir birliktelik tesis eder. Çini desenleri ile kolektif bilincin, geleneklerin-ritüel, öğrenim, alışkanlık ve kültürün beden inşasındaki rolünü araştırılır.

Çinilerle kaplanmış odada izleyiciyi bu ‘anonim’ desenler ve bedenler ile başbaşa bırakarak, temas etmeye,  yüzleşmeye ve düşünmeye olanak sağlayacak bir alan inşa etmek istedim.

Son olarak: Sergiyi gezerken dinlenecek bir şarkı önerilmesi istense neyi önerirsin? Neden?

Bedenin her zaman ‘eksik’, tamamlanmamış olduğuna inanırım. Doğrusu, bedenin inşa süreci hiç bitmez. Bu eksiklik düşüncesi, gelişime/değişime dair bir imkân sahası yaratır. Thom Yorke - Unmade, beni bu eksiklik-imkân ilişkisi üzerine düşünmeye sevk eder.


Etiketler: kültür sanat
Nefret