17/07/2008 | Yazar: Aydın Öztek

‘Ben bütün bunları yaşarken o neler hissediyordu peki? Bunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Eşcinsel olduğumu öğrenince neler yaşamıştı? Kolayca atlatabilmiş miydi yoksa sürekli kabuslar mı görüyordu? Oğlunun bir eşcinsel olmasından utanç duyuyor da belli mi etmiyordu? Tek derdi, ‘Aman akrabalar duymasın da ne bok yersen ye’ mi, yoksa ‘Oğlum mutlu olduğu şekilde yaşasın, diğerleri ne bok yerse yesin’ miydi? İşte bu soruların yanıtları için daha fazla gecikmeden çıktım annemin karşısına. Ben sordum o cevapladı. Onun bu kadar içten yanıtlar vereceğini tahmin bile edemezdim.’ Muhabirimiz Aydın Öztek Kaos GL için annesiyle konuştu.



‘Ben bütün bunları yaşarken o neler hissediyordu peki? Bunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Eşcinsel olduğumu öğrenince neler yaşamıştı? Kolayca atlatabilmiş miydi yoksa sürekli kabuslar mı görüyordu? Oğlunun bir eşcinsel olmasından utanç duyuyor da belli mi etmiyordu? Tek derdi, ‘Aman akrabalar duymasın da ne bok yersen ye’ mi, yoksa ‘Oğlum mutlu olduğu şekilde yaşasın, diğerleri ne bok yerse yesin’ miydi? İşte bu soruların yanıtları için daha fazla gecikmeden çıktım annemin karşısına. Ben sordum o cevapladı. Onun bu kadar içten yanıtlar vereceğini tahmin bile edemezdim.’ Muhabirimiz Aydın Öztek Kaos GL için annesiyle konuştu.

KAOS GL - 17/07/2008

Aydın Öztek - İstanbul

Not: ‘Benim de anlatacak ‘canım ailem’ öykülerim var’ diyorsan editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz.

Ulrike Pleil. Annem. Babamla Almanya’da tanışmışlar, 1975 yılında da Türkiye’ye gelmişler. Babam 1995 yılında Almanya’ya döndü ama annem Türkiye’de kalmak istedi. Ben de annem gibi, üç kardeşin en küçüğüyüm.

Eşcinselliğimi keşfetmem çok uzun zamanımı alsa da, erkeklerden hoşlanmaya başlamam, annemin de dediği gibi 12 yaşıma kadar gidiyor. Belki de 10, 11… İlk ilişkimi ilkokuldaki sınıf arkadaşlarımdan birisiyle yaşamıştım. Benim için bir ilkti, son olmasını istemediğim de ortadaydı. Sonra annemin arkadaşının oğluyla bir birlikteliğim oldu ama çocuk hemen gammazladı beni annesine. Kadın evimize geldi, uzun uzun anlattı ve gitti. Annem için bir yıkım olmuştu tabii ki. Uzun uzun konuşmalar yapıldı ardından. Doğrusunun bu olmadığı, bir erkeğin bir kadınla birlikte olması gerektiğini anlatan uzun uzun konuşmalar. ‘Meraktı’ dedim ve kapattım. Zamanla da geçti bu yıkım. Yani en azından ben öyle sanıyordum.

Ortaokuldaki lakabım ‘top’tu. Zor zamanlardı. O da geçti. Sırada lise yılları vardı. Burada da aynı şeyi yaşamaktan korkuyordum ama bu sefer sınıfın ‘top’u ben değildim. Sevincim kısa sürdü. Sınıf arkadaşlarımdan biriyle birlikte olmam ve onun da bunu gururlu bir şekilde sınıfa anlatmasından sonra yine ‘top’ olmuştum. Hayatımın en zor yılları lisenin son iki yılıdır sanıyorum. Erkeklerden hoşlanıyor ve onlarla birlikte oluyordum ama başkalarının gözünü boyamak için kızlarla flört ediyordum. İşe de yarıyordu. Gerçi, daha ben bile ne olduğumu bilmiyordum. ‘Gey olmak’ bana göre değildi, olamazdım. Bunu kabul etmek istemiyordum. ‘Erkeklerden hoşlanıyorum, ama gün gelecek öyle bir kadın çıkacak ki karşıma, o zaman kadınlarla birlikte olmaya başlayacağım, ‘normal’ olacağım’ diyordum hep.

Ne zaman ki üniversiteye başladım, o zaman rahatladım. On dokuz yaşındaydım. Tanıştığım birkaç gey sayesinde kendimi keşfetme sürecim başladı. İlk defa onlarla, eşcinselliğin sadece cinsellikten ibaret olmadığını, bunun bir yaşam tarzı, bunun bir yaşam olduğunu öğrendim; tercih olmadığını, seçmediğimizi… İlk defa onlarla gey bara gittim ve orada tanıştığım birisiyle ‘sevgili’ olduk. Ondan çok hoşlanıyordum ve daha fazla rol yapmak istemiyordum. Bir gün arkadaşımla dertleşirken, ‘Yeter be!’ dedim, ‘Ben buyum.’ Ve bir kısa mesajla anlattım her şeyi anneme. Zor olmadı mı, oldu tabii ama içkinin de etkisiyle yazdım, yolladım mesajı. O gece cevap gelmedi. Ertesi gün aradım ve mesajımı alıp almadığını sordum. ‘Aldım’ dedi. ‘Ee?’ dedim. Utanmasam ağlayacaktım onun sözleri karşısında: ‘Ne Ee’si! Sen benim oğlumsun, canımsın, kanımsın. Her şeye rağmen seni çok seviyorum. Hadi eve gel.’ O an anladım, annem beni gerçekten seviyor.

Tabii bu bir dönüm noktası olmuştu. Bundan sonrası çok kolay olmadı. Kavgalarımızın sayısını hatırlamıyorum bile. Kavga da edemiyorduk, karşılıklı anlamsız kelimeler uçuşuyordu havada. Ama bunlar benim eşcinsel olmamdan kaynaklanmıyordu; asileşmiştim ve eve uğramaz olmuştum. Ben istediğim gibi davranıyordum, o ise beni kırmamak için bir şey diyemiyordu. Neyse ki zamanla düzeldi her şey. Dost olduk. Güvenini kazanmak için onu sevgilimle tanıştırdım; ayrılıklarımda, kavgalarımda hep yanımda oldu sonra.

Ben bütün bunları yaşarken o neler hissediyordu peki? Bunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Eşcinsel olduğumu öğrenince neler yaşamıştı? Kolayca atlatabilmiş miydi yoksa sürekli kabuslar mı görüyordu? Oğlunun bir eşcinsel olmasından utanç duyuyor da belli mi etmiyordu? Tek derdi, ‘Aman akrabalar duymasın da ne bok yersen ye’ mi, yoksa ‘Oğlum mutlu olduğu şekilde yaşasın, diğerleri ne bok yerse yesin’ miydi? İşte bu soruların yanıtları için daha fazla gecikmeden çıktım annemin karşısına. Ben sordum o cevapladı. Onun bu kadar içten yanıtlar vereceğini tahmin bile edemezdim.



Eşcinsel olduğumu nasıl öğrendin?

Tam hatırlamıyorum ama 12 yaşına girdiğinden beri senin eşcinsel olduğundan şüpheleniyordum. Kesin olarak ise, sen üniversitede okurken öğrendim. 2003 yılıydı galiba. Bana kısa mesaj yollamıştın bir gece. ‘Anneciğim, ben şöyle şöyleyim. Beni bu halimle kabullenmelisin’ gibisinden bir mesajdı.

Eşcinsel olduğumdan şüphelenmenin nedeni neydi?

Bir arkadaşımın oğluyla cinsel ilişkiye girdiğini öğrenmiştim. İşte o zaman düşünmeye başladım eşcinsel olabileceğini. Ama her zaman ‘Belki biseksüeldir, belki ilgi meselesidir, belki böyle bir ilişki nasıldır diye merak etmiştir’ diye de geçirdim içimden.

İlk hissettiğin ve yaptığın şey ne oldu?

Ağladım. Çünkü eşcinsel olduğunu düşünüyordum ve bu doğru çıkmıştı. İnsan, çocuğunun kolay bir hayat yaşamasını istiyor. Ve biliyoruz ki, farklı düşünen, farklı hisseden insanlar hala farklı görülüyor, yani hayatları çok zor. İş olsun, arkadaşlık olsun… Arkadaşlık ilişkilerinde bile farklı gözle bakılabiliyor; dışlanabiliyorlar, alay edilebiliyorlar. Bir kere Türkiye’de en büyük küfür, tanı veya tanıma, ‘ibne’dir. Bu ırkçılıktır bence.

Sana söylediğimde ilk tepkin ne olmuştu?

Bütün gece düşündüm, oğlum olmadan yaşayabilir miyim, diye. Reddetmek değildi bu; reddetmeyi düşünmedim hiç. Yalnızca ‘Anlaşabilir miyiz? Anlaşamazsak oğlum olmadan yaşayabilir miyim?’ diye düşündüm ve karar verdim: Yaşayamam. Çünkü ben seni seviyorum, eşcinselliğini değil… Yani, heteroseksüel de olsan, eşcinsel de olsan sen benim oğlumsun, ben seni seviyorum. Cinsel yöneliminin benim için önemli olmadığına karar verdim ve telefon açtığında ‘Ben seni çok seviyorum, gel evine’ dedim.

Tepkinin sebebi eşcinselliği yanlış bulman mı, yoksa toplumun eşcinselliği yanlış bulması mı?

Toplumun eşcinselliği yanlış bulması… Çünkü o gece öğrenene kadar neyi savundum? Herkesin tercih hakkı kendine aittir. Yani; ister Müslüman ol, ister Hıristiyan, ister heteroseksüel, ister biseksüel, istersen de eşcinsel ol… Nerede yaşamak istediğine de sen karar verebilirsin. Hep öyle düşünmüşümdür.

Bunu paylaştığın ilk kişi kimdi?

Büyük ablanla paylaştım. Çünkü o arkadaşım olmuştur hep ve baban bizi bıraktığından beri dostum, sırdaşım oydu. Ve onun yaşı, sana daha yakındı. ‘Bana daha iyi yardımcı olabilir’ diye düşündüm. Konuşarak, ‘Ne yapalım, ne edelim?’ dedim.

Bu olayı kabullenmen ne kadar zamanını aldı?

Seneler boyunca… Çünkü sen 12 yaşındayken düşünmüştüm eşcinsel olduğunu ve o gece senden duyduğumda ben hala ağlıyordum. Yıllar boyunca, ara ara ağladım.

Şu anda eşcinsellikle ilgili ne düşünüyorsun?

Herkesin cinsel kimliği kendine… Belki isterdim, senin eşcinsel olmamanı, torunumun olmasını, gelinimin olmasını… Hep normal bir hayat düşünülür ya, gelin-damat diye… Evlenirsin, çocuk doğar… Ama yine de, sen öyle mutluysan öyle yaşamalısın. Bu, herkes için geçerli yani. Benim için de…

Duygusal ilişkilerim hakkında ne düşünüyorsun?

Valla, bu aralar biraz delirdin. Önceki hayatına dönmeni istemiyorum. Her gece bara gitmeler, bugün birinde, yarın başka birinde kalmalar falan… Yani sağlam bir ilişkin olsun istiyorum ve getirdiğin kişi iyi birisiyse, zaten kabul ederim. Bu kişinin gelin veya damat olması hiç önemli değil benim için.

Akrabalarının eşcinsel olduğumu bilip bilmemeleri konusunda ne düşünüyorsun?

Asla bilmelerini istemem. Çünkü kabul etmezler ve seni doğrudan silerler hayatlarından. Ya da benim yaptığım tekliflerle gelirler, ‘Doktora gidelim, psikoloğa gidelim’ gibi… Ben sana sormuştum, istemediğini söyledin. İstemiyorsan seçim hakkı senin. Ama onlar baskı yapacaklar. Yine de, anlatıp anlatmamak senin seçimin. Ben karşıyım. Anlamayan birilerine anlatmanı istemiyorum.

Eşcinselliğimi kabul ettikten sonra yaşadıklarım nelerdi sence?

Korkmuşsundur bence. ‘Annemler ne düşünür? Beni reddederler mi? Beni severler mi?’ diye düşünmüşsündür uzun bir süre. Çok zor olmuştur açılman, bu korkuları yaşamışsındır. Gerçi bilmen lazım, ben seni her durumda seviyorum. Ama tabii ki çekinirsin. Birçok şeyi duymuşsundur, arkadaşların da anlatmıştır. ‘Ben asla, anneme, babama açıklayamam. Beni reddederler, istemezler’ diyen arkadaşların olmuştur belki. Aynı korkuları, acıları, senin de yaşadığına eminim.

Doğru. Peki, başka konulara geçelim. Türkiye’deki eşcinseller hakkında ne düşünüyorsun?

Hayatları çok çok zor. Özellikle travesti olanların hayatları bence çok çok zor. Geyler ve lezbiyenler saklanabiliyorlar. Mecburen saklanıyorlar. İşyerinde açık açık söylerlerse dışlanırlar. İstenmemelerinin ilk nedeni bu durumdur zaten. Travestiler ister istemez fuhuş yapıyorlar, ben buna çok üzülüyorum. Herkesin iş hakkı vardır, çalışma hakkı vardır.

Türkiye’deki eşcinsel örgütlenmeleri hakkında neler biliyorsun?

Aslında çok az şey biliyorum. Senden duyuyorum bazı şeyleri. ‘Onur Haftası var’ diyorsun, ‘Dernek var’ diyorsun, bir yerlere bir şeyler yazıyorsun ara sıra... Çok fazla şey bilmiyorum, ama bence örgütlenmeleri de lazım zaten. Çünkü hala ve hala, başka seçimler yapan kişiler dışlanıyor. İş bulmakta zorlanıyorlar. Belki o dernekler, örgütler, yardımcı olurlar bu konuda.

Peki, eşcinsellerin askerlik yapıp yapmamaları konusunda ne düşünüyorsun?

Bence onlar da yapmalı askerlik. Niye yapmasınlar ki? Eksik tarafları yok ki. Hatta fazlalıkları var, dışlanmaları nedeniyle. Daha hoşgörülü, toleranslı insanlar olduklarını düşünüyorum eşcinsellerin. İsterlerse tabii, ama öyle bir seçim hakkı da yok Türkiye’de. Yani, ‘Ben silaha karşıyım’ deme hakkın yok. Ama bence yapmalılar. Sadece, orada çok zorlanacağını düşünüyorum. Çünkü oraya ‘delikanlılar’ gider. ‘Delikanlı’ ne demek, tam bilmiyorum, ama ‘delikanlı’ erkek ‘kadın becerebilen’ erkektir burada ve özellikle Türkiye’de, erkek dediğin kadın becermelidir. Orada çok dışlanırsın. İnşallah orada kimse öğrenmez, çünkü alay ederler, kabul etmezler.

Türkiye’de eşcinsellerin diğer Avrupa ülkelerine göre daha fazla zorluk yaşadığını düşünüyor musun?

Tabii ki daha fazla zorluk yaşıyorlar. Avrupa’nın biraz daha fazla kültürlü olduğunu düşünüyorum. Bunun okumayla alakası yok. Bence bir kültür meselesi bu. Mesela, demin kullandığım ‘delikanlı’ kelimesi, ‘mertlik’ anlamındadır. Yani, sen de delikanlı olabilirsin, ben de… Ama Türklerde farklı anlaşılıyor bu kelime, onlarda öyle bir anlayış yok. Erkeğe, daha doğrusu heteroseksüel erkeğe yakıştırılan bir kelime olmuş ‘delikanlı’. Avrupa’da daha çok kabul ediliyorlar eşcinseller. Gerçi orada da çok zorluk yaşıyorlarmış hala.

Son olarak ne söylemek istersin anne?

Bence çocuklar ailelerine açılabilmeli. Çünkü çocuklar rahat edemiyor. Tabii saklıyorlar eşcinselliklerini ve içlerine kapanıyorlar. Açılırlarsa dertleşebilirler, aileler de onları daha iyi anlar diye düşünüyorum. Ama her aile bunu anlayamaz. Her aile kültürlü değil, cahil aileler de var. Aslında cahillikle de alakası yok; toplumun normlarına uygun bir evlat yetiştirme isteği var insanlarda. O kuralların dışına çıkmama isteği… Eşcinsellik, doğrudan bu normların dışında kalmak demek, aileler bunu kabul edemiyor. Ne yazık ki, çocuklarını reddedebilen aileler var. Bu sefer de o gençler yalnız kalıyorlar dünyada. Çok zor bir hayat yaşarlar bu durumda. Yanlış arkadaşlar falan… Evden kaçmalarına bile neden olabilir, bu reddedilme korkusu. Böyle olunca, aileler de çocuklarını göremiyor. Bence saçma zaten reddetmek de, onları anlamamak da… Daha doğrusu anlamaya çalışmamak…

Etiketler: insan hakları, aile
Nefret