03/02/2014 | Yazar: Betül Minnet

Amacım, yaşları 17 ile 20 arasında değişen, kimilerinin konuya hâkim olduğu, kimilerinin LGBT’lere karşı ciddi önyargılar beslediği, kimilerinin de yanlış bilgiye sahip olduğu bir grup öğrencimden bahsetmek.

Benim Çocuğum: Bir Film İzleyerek Düşünceleriniz Ne Kadar Değişir? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Belki hepimiz şimdiye dek LGBT’ler (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) ile ilgili birtakım tartışmaların içine girdik, çoğumuzun ağzından şu kelimeler de dökülüverdi: “Benim de gey arkadaşlarım var ve iyi çocuklar hepsi de.” Ama hiçbirimiz “benim de heteroseksüel arkadaşlarım var ve hepsi de iyi çocuklar,” demedik. Daha doğrusu, heteroseksüel arkadaşlarımızı ya da tanıdıklarımızı cinsel yönelimleri üzerinden tanımlamaya ya da birtakım kategorilere koymaya çalışmadık, hatta bunu yapmak aklımıza bile gelmedi. Öte yandan, “gey” arkadaşlarımızın ailelerinin de –içten içe bunu yaşadıklarını bilsek de- çocuklarını yetiştirirken ne gibi zorluklarla karşılaştıklarını da pek sorgulamadık. Hem özel hem de kamusal alanda karşılarına çıkan engelleri anlamak istemediğimiz gibi, onlara engeller de çıkardık ve çoğunlukla toplum yapısını bozan, çocuklarımızın cinsel “tercih(!)”lerini etkileyen, kötü örnek oluşturan, insan bile demediğimiz varlıklarmış gibi davrandık. Bazen yalnızca söz ya da bakışımızla, bazen alay ederek, bazen de şiddetin her türlüsünü uygulayarak dışarıda tutmaya çalıştık onları.
İşte bu yargılarımızı kökten değiştireceğine inandığım bir film var. Benim Çocuğum, 2013 yılında Can Candan tarafından çekilmiş uzun metrajlı bir belgesel. Çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan bir grup anne-babanın, durumu öğrendikleri zaman yaşadıklarını, kabullenme süreçlerini ve çocuklarıyla olan bağlarını yeniden şekillendirmelerini, kısacası deneyimlerini tüm içtenlikleriyle anlattıkları bir belgesel. Yalnızca onların hayatlarına girmemizi sağlayan değil, aynı zamanda birçok başka aile için de ışık olan...
 
Burada amacım size uzun uzun filmin içeriğini anlatmak değil. Amacım, yaşları 17 ile 20 arasında değişen, kimilerinin konuya hâkim olduğu, kimilerinin LGBT’lere karşı ciddi önyargılar beslediği, kimilerinin de yanlış bilgiye sahip olduğu bir grup öğrencimden bahsetmek. 2,5 ay birlikte çalıştığımız bu grupta derslerden birinde bir öğrencimin bir eşcinsel erkekten bahsederken “o da erkek mi ya?” demesiyle sınıfta konuşmaya, okumaya ve tartışmaya başladığımız bir konu oldu cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği. Çok fazla şeyin değiştiğine inandığım bu konuşmaların ardından son dersimizde Benim Çocuğum filmini izledik. Lafı uzatmadan filmi izledikten sonra öğrencilerden gelen yorumlardan bahsetmek istiyorum.
 
“Toplumun yıkılamayan tabuları, geri kafalılık adına ne derseniz... Ülkemizde insana, insan olduğu için değer verilmediğini ve çevre baskısının ne derece etkili olduğunu gözler önüne seren bir belgesel. İzlemeden önce de, izledikten sonra da aynı şeyleri düşünüyorum. Hiç kimse, cinsiyeti ya da cinsel tercihleri ne olursa olsun yaşama veya barınma hakkından mahrum edilmemeli.” M. Mert Karakoç, 18
 
“İçinde bulunduğumuz muhafazakâr, homofobik, transfobik toplumda; bireye saygıyı aşılamaya çalışan, aile ve aktivist olmayı samimiyetle yorumlayan bu belgesel mutlaka izlenmeli. Altını çizmek istediğim mutlaka kelimesini, hem filmi izlerken hem de kişisel gelişim sürecinizde duvarlarınıza asmanızda büyük fayda var.” Damla Karakaya, 19.
 
“Sarı kısa saçlı annenin, hastanede, doktorun yanından çıktıktan sonraki hisleri çok etkileyiciydi. Filmi izlerken empati kurma şansım oldu. Daha önce onlara saygı duyuyordum fakat empati kurmamıştım. Bu yönden çok başarılı buldum. İzlenmeli ve izletilmeli ki paylaştığımız çevrede daha mutlu, huzurlu ve ötekileştirilenlerin olmadığı bir yaşama sahip olalım.” Furkan Topal, 20.
 
“Sadece kabullenemediğimiz için, çözüm aranan bir problem yahut tedavi edilebilecek bir hastalık olarak değerlendirdiğimiz LGBT gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlayarak, bizleri önyargılı yaklaşımlarımızdan arındırdığını söyleyebilirim. Öncesinde ‘tercih meselesi’ deyip üstünde kafa yormaya gerek duymadığımız bir hususta bizleri daha doğru empati kurmaya ve bunun tercih değil de heteroseksüellik gibi doğuştan geldiğini fark etmemize yardımcı olduğunu düşünüyorum.” Cemile Adıgüzel, 18.  

“Lisedeki biyoloji hocamız bunun hormonal bir bozukluk olduğunu söylemişti. Ben de öyle olduğunu düşünüyordum. Artık gerçeğin ne olduğunu biliyorum.”  Ezgi Yenigün, 18
 
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, homofobi ve transfobi gibi konularda, okullar gibi birçok yerde verilen eğitimlerde bu belgeselin izletilmesinin çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Pınar Selek’in de dediği gibi “Bu film, ülkemiz açısından kalın demir kapının kilidine sokulmuş bir anahtar. Birazdan hepimiz küflü kapının aralandığını göreceğiz. Bu aralıktan aşka, cinsiyete, farklılığa dair bir ışık karşılayacak bizi.” 

Etiketler: insan hakları, eğitim
Nefret