18/11/2022 | Yazar: Gözde Demirbilek

HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, LGBTİ+’lara yönelik saldırılarla ilgili Meclis’te basın toplantısı düzenledi: “LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarına ilişkin bir an önce gerekli yaptırımın yapılmasını, siyasi iktidarın da bu nefret söyleminden vazgeçmesini bir kez daha buradan hatırlatıyoruz.”

“Bu saldırılara karşı LGBTİ+’ların yanındayız, birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, dün (17 Kasım) Meclist’e LGBTİ+’ların varoluşlarına yönelik saldırılara ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Gülüm konuşmasında son bir yılda gerçekleşen saldırılara ve cezasızlığa dikkat çekerken LGBTİ+’ların hayatın çeşitli alanlarında haklarının gasp edilmesi sebebiyle artan ihtiyaçlarını da dile getirdi. “Ayrımcılığı yasaklayan, LGBTİ+’ların can güvenliğini sağlayan, tüm sosyal haklardan yararlanmalarını sağlayan yasalar bir an önce devreye sokulmalı” diyen Gülüm, saldırılara karşı LGBTİ+’ların yanında olduklarını ve mücadeleye birlikte devam edeceklerini bir kez daha duyurdu.

Gülüm’ün konuşmasının tam metni şöyle:

“Merhabalar değerli basın emekçileri ve değerli halkımız. Bugün LGBTİ+’ların varoluşlarına yönelik ciddi bir saldırı dalgası var, buna ilişkin bir basın toplantımız olacak.

Hepimiz biliyoruz, özellikle son süreçte LGBTİ+’ların artık bırakın haklarını, varoluşlarının dahi saldırı altında olduğu, nefret suçlarına hedef gösterildiği ve bu suçlara maruz kaldığı bir dönemden geçiyoruz. İktidar her şeyde olduğu gibi bu meselede de geçmişte söylediği sözlerden dönerek, çark ederek, neden döndüğünü de açıklama ihtiyacı hissetmeden LGBTİ+’ları sürekli düşman gösteren nefret suçlarına hedef gösteren bir siyaset izliyor. Aynı Kürt meselesinde, demokratik haklar meselesinde olduğu gibi geçmiş dönemde söylediği sözlerden farklı olarak bugün çok farklı bir çizgiyi izlemekte.

2002 seçimleri öncesinde katıldığı bir televizyon programında ‘Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence alınması şarttır. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz’ diyen Erdoğan bugün geldiğimiz noktada ‘‘LGBTİ+’ yok böyle bir şey! Bu ülke millidir, manevidir” diyerek yok sayan, inkarcı, düşmanlaştırıcı söylem ve pratiklerle nefreti yaymaya ve LGBTİ+’ları hedef haline getirmeye devam ediyor.

LGBTİ+’lar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden ötürü nefret cinayetlerine, şiddete, damgalanmaya ve yaşamın her alanında ayrımcılığa uğramaya devam ediyor. İntihara sürükleniyor, tüm sosyal haklardan yoksun kalıyor; eğitim, sağlık, çalışma, adalete erişim gibi haklar ise hak getire. İktidarın hedef göstermesi yetmiyor yönlendirilmiş gruplar şehir şehir gezip nefret suçlarını LGBTİ+’lara yönelik olarak yaymaya devam ediyor. Mitingler, İstanbul, Antep, Batman, Mardin, Bitlis, Kayseri, Van ve Diyarbakır’da ‘Ailen saldırı altında’ çağrısı ile yapılıyor ve bu nefret mitinglerinde her türlü hakaret, şiddet, suça azmettirme ve çarpıtma yer alıyor. Bu mitingler engellenmek şöyle dursun, iktidar tarafından destekleniyor. Bu mitingler, açık LGBTİ+’lara yönelik şiddeti özendiren mitingler olmasına rağmen bu konuda ne savcılıklar ne iktidar harekete geçiyor ve bu yönüyle de aslında destekleniyor.

Saraçhane’deki nefret mitingine ilişkin hazırlanan bir video RTÜK’ün internet sitesinde yayınlanıyor ve kamu spotu olarak da televizyonlarda yayılması sağlanıyor. RTÜK devlete bağlı bir kurum, anayasaya açıkça aykırı davranıyor. İmzacısı olunan uluslararası sözleşmelere de aykırı davranıyor zira bir grubu açıkça hedef gösteren bu kamu spotu paylaşımı aslında suça teşvik eden bir paylaşım. Gençlerin, halkın nefes aldığı bir araya geldiği, eğlendiği konserleri ve festivalleri yasaklayanlar nefret yayan, LGBTİ+’lara ve kadınlara düşman mitingleri yasal ve bizzat devlet tarafından destekleniyor.

LGBTİ+ dernekleri bu nefret mitinglerinden sonra LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ve şiddetin katlanarak arttığını söylüyor. SPoD’un paylaştığı bilgilere göre Saraçhane’deki mitingle birlikte LGBTİ+ Danışma Hattı’na gelen cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık konularındaki başvurular bir önceki aya göre %46 artmış durumda -ki bu sadece başvurucular açısından bir sayı, başvuramayanlar açısından düşündüğümüzde sayının çok daha fazla olacağı açık-. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet konularındaki başvurularda ise %36 oranında bir artış var. SPoD’un 2021’de aldığı başvurular değerlendirildiğinde ise daha büyük bir artış ortaya çıkıyor: Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık ve şiddet konularındaki başvuruların toplamı %240 artmış durumda. Tabii ki bu, iktidarın söylemlerinden ve suça göz yuman hamlelerinden kaynaklanıyor.

LGBTİ+’lar diyor ki ‘Biz de vergi ödüyoruz ama bizim payımızda bunun karşılığında nefret düşüyor’, herkes gibi vergi ödüyor bu insanlar herkes kadar muhtaçlar ancak söz konusu, LGBTİ+’lara onurlu bir yaşam için koşulları yaratmak olduğunda nefretle cevap veriliyor. Bütçe dönemindeyiz ve LGBTİ+’ların ağır yaşam koşullarını iyileştirmeye, çalışma koşullarını iyileştirmeye, yaşadığı ortamı insanca yaşanabilecek bir ortam haline getirmeye yönelik tek bir düzenleme bile yok. Ayrımcılığı yasaklayan, LGBTİ+’ların can güvenliğini sağlayan, tüm sosyal haklardan yararlanmalarını sağlayan yasalar bir an önce devreye sokulmalı.

Nefretin hedefinde olan LGBTİ+’lar açısından ayrımcılığı yok eden yasaların olmaması daha fazla yoksullaşmalarına da sebep oluyor. Toplumsal hayatta maruz bırakıldıkları ayrımcılık ve sosyal dışlanma, onları yoksulluk riskine açık hale getiriyor. Kamusal alandan dışlanıyorlar, iş olanaklarına erişemiyorlar, sağlık ve adalet hakları ise tümüyle ihlal ediliyor. LGBTİ+’ların çoğunluğu hayatları boyunca yalnızlar, güvencesizler ve işsizler. Tek dayanakları kendi kurdukları örgütlenmeler; yan yana gelmeleri, birlikte yol almaları ama bu örgütlenmeler de devletin çeşitli kurumsal yapılarıyla engellenmeye ve yok edilme çalışılıyor. LGBTİ+ örgütlerinin kaynaklara erişimini kısıtlayan yasaların dışında devlet yöneticilerinin bu örgütlerin yurtdışı fonlardan yararlanmasını suç olarak göstermesi de dikkatimizi çeken bir başka konu. ‘LGBTİ+ dernekleri şu kadar fon alıyor!’ diye linç kampanyaları başlatılıyor, hedef gösteriliyor. Devlet kendisi, vatandaşına göstermesi ve sağlaması gereken olanakları sağlamıyorken LGBTİ+’ların kendi örgütlülüğüyle, kendi çalışmalarıyla yaşamlarını sürdürebilmek için, şiddete karşı mücadele edebilmek için aldıkları fonlar da hedef gösterilerek engellenmeye çalışılıyor.

2021 yılının Kasım ayı İzmir’de translara yönelik peş peşe saldırılarla geçmişken, yeni yılın ilk ayında bir trans kadın daha evinin önünde öldürüldü. 21 Ocak 2022’de İzmir, Bornova Sokak’ta trans kadınlara yine saldırı düzenlendi. Polis kendisinden destek bekleyen trans kadınlara ‘Sizi korumak zorunda değilim’ dedi. Ardından gelen ekipler delilleri toplamadı, dolayısıyla cezasızlık politikası devreye giriyor.

Trans kadınlar Tarlabaşı’nda haraç, cinsel şiddet ve tehditlere karşı İHD İstanbul Şube’de açıklama yaptı: ‘Kimi arkadaşımızı dövüyorlar kiminden haraç alıyorlar. Ne devlet arkamızda ne de bizi koruyacak birileri ya da bir mekanizma var’. Bu açıklamadan bir gün sonra bir erkek, seks işçisi bir trans kadına bıçakla saldırdı.

1 Mart 2022’de Gaziemir’de bir trans kadın demir sopalarla darp edilerek ağır yaralandı. Hastane önüne yaralı halde atılan kadın ameliyat edilmek zorunda kaldı.

21 Temmuz 2022’de İstanbul’da dört LGBTİ+ nefret saldırılarına uğradı. Nefret söylemleri eşliğinde saldıran saldırganları polis korudu. 22 Temmuz’da İstanbul’da olayı protesto etmek için yapılmak istenen basın açıklamasına ise polis saldırdı. Yani işlenen suçların önünde durmayan güvenlik güçleri, bu suçlara karşı mücadele eden, ‘Bu suçlar cezalandırılsın’ diyen ve ‘Bu suçlara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz’ diyenleri engelledi ve saldırdı.

23 Temmuz 2022’de Eskişehir’de bir LGBTİ+, nefret saldırısına uğradı. Üç saldırgan bu sırada bozkurt işaretleri yaparak müdahele etmek isteyenleri engellemeye çalıştı. Sadece saldırılar mı? Nefret söylemleri de had safhaya ulaşmış durumda. Eskişehir’de LGBTİ+’ların öldürülmesi ve yakılması çağrıları yer alan imzasız broşürler dağıtıldı. Birtakım faşist gruplar Ankara Onur Yürüyüşü’ne saldırı çağrısı yaptı, yürüyüş günü LGBTİ+’lar işkenceye maruz kalıp gözaltına alınırken Kuğulupark’ta bir araya gelen gruba ne polis müdahale etti ne de bir soruşturma açıldı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, LCW Lojistik Merkezi açılış konuşmasında LGBTİ+’ları hedef gösterdi. ‘Lütfen ürünlerinizde LGBTİ çağrışımı yapan işaretler kullanmayın. Bunlarla ilgili ürün üretmeyin çünkü bizim hassasiyetimiz var, sorumluluğumuz var’ diyerek LGBTİ nefretini kusmuş oldu.

İstanbul Üniversitesi Eşitlik Topluluğu’nun 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü kapsamında düzenlenen film gösterimi Kadıköy Kaymakamlığı tarafından etkinliğe üç saat kala yasaklandı. Kamusal alanda yapılan etkinliklerin dışında son dönemde kapalı mekanda yapılan etkinliklerin de tümüyle yasaklandığını; hiçbir panel, gösteri, film gibi etkinliklere izin verilmediğini de bir kez daha hatırlatalım.

Sadece bunlar mı? Cezaevlerinde de LGBTİ+’lar aynı saldırılara maruz kalıyorlar. İHD İskenderun Şubesi, İskenderun T Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan LGBTİ+’lar ile hasta tutukluların durumuna dair bir rapor hazırladı. Raporda, LGBTİ+ mahpusların tedavilerinin engellendiği, zorla saçlarının kesildiği, işkenceye uğradığı bulguları yer aldı.

LGBTİ+’ların cinsiyet uyum ameliyatları ve hormon tedavilerinin yapılmadığı, sağlık hakkına erişim konusunda ciddi sıkıntılar yaşadıkları da bilinen diğer bir gerçek. Gaziantep’te LGBTİ+ bir mahpus mahkeme tarafından kendisi için hükmedilen infaz sistemi böyle olmamasına rağmen cezaevinde tek başına tutuluyordu. Israrla nakil talebinde bulundu, ‘Tek başıma değil, beni bir LGBTİ koğuşunda tutun’ dedi. Uzun süre yapılmadı, sonrasında Gaziantep Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin ve CİSST’in girişimleriyle Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevine sevk edildi. Ancak sevk bir çözüm üretmedi, mahpus yeniden tecrit altında tutuldu ve arkasından intihar girişiminde bulundu. Talebi halen tecritin bitmesi ve LGBTİ koğuşunda kalması.

LGBTİ+’lar burada bazılarını sırayabildiğimiz, çünkü o kadar fazla ki tek tek sıralamak mümkün olmuyor, çok yönlü saldırılara maruz kalıyorlar. Varoluşlarına yönelik bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyalar ve biz bunun iktidardan gelen bir siyasi anlayışın sonucu olarak gerçekleştiğini, asıl nefret objesi haline getirilmenin iktidar tarafından gerçekleştirildiğini çok iyi biliyoruz. Ve LGBTİ+’lar her türlü yasaklama girişimine karşı örgütlenmeye, dayanışmalarını güçlendirmeye devam ediyorlar. Biz de LGBTİ+’ların varoluşuna yönelik bu saldırılara karşı LGBTİ+’ların yanındayız. Birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarına ilişkin bir an önce gerekli yaptırımın yapılmasını, siyasi iktidarın da bu nefret söyleminden vazgeçmesini bir kez daha buradan hatırlatıyoruz.”


Etiketler: insan hakları, yaşam, nefret suçları, siyaset
nefret