03/11/2021 | Yazar: Kaos GL

Kaos GL ve KİH-YÇ’nin gelenekselleşen 9 Kasım ortak mücadele etkinliklerinde bu yıl Demet Bolat, Evren Savcı ve Sema Semih feminizmden kuir teoriye toplumsal cinsiyeti tartışacak.

Çevrimiçi panel ve parti: Feminizmden Kuir Teoriye Toplumsal Cinsiyet Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Afiş tasarım: Arel Talu

Kaos GL ve Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin gelenekselleşen Kasım etkinliklerinde bu yıl konu: “Feminizmden Kuir Teoriye Toplumsal Cinsiyet”.

Derneklerin üyesi oldukları Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu’nun (CSBR) her yılın 9 Kasım tarihinde gerçekleştirdiği Ortak Mücadele Hep Birlikte (ODOS) Kampanyası kapsamında 2019’dan beri düzenledikleri etkinliklerde dayanışmanın imkanları aranıyor.

Feminizmden Kuir Teoriye Toplumsal Cinsiyet

Bu yılın 9 Kasım programı saat 19.30’da başlayacak. Çevrimiçi gerçekleşecek panelde Demet Bolat, Evren Savcı ve Sema Semih; toplumsal cinsiyet kavramının kuramsal, politik ve tarihsel gelişiminde toplumsal cinsiyetin ne ara ve nasıl LGBTİ+ hakları mücadelesinin anahtar kavramlarından biri haline geldiğini anlatacak.

Panelde, trans dışlayıcı feminist görüşlerin ortaya çıkmasına ve yıllar içinde daha da görünür olmasına zemin hazırlayan kuramsal ve tarihsel dönüşümler ile Türkiye'de bu tartışmaların feminist hareket içindeki yansımaları tartışılacak.

Etkinlik feminist ve LGBTİ+ hareketi arasındaki tarihsel ittifakları ve yakın gelecekteki ittifak olanaklarını ele almayı da planlıyor.

DJ Arya ile coşmaya hazır mısınız?

Panelin ardından saat 21.00’de çevrimiçi parti de katılımcıları bekliyor. DJ Arya’nın setiyle kuir ve feminist şarkılar eşliğinde çılgın bir eğlence ile dayanışma doruklarda hissedilecek.

ETKİNLİĞE KAYIT YAPTIRMAK İÇİN TIKLAYIN!

Etkinliğin çağrı metni ise aşağıda yer alıyor:

Neden böyle bir panel düzenliyoruz?

Tüm dünyayı derinden sarsan, iş ve eğitim modellerimiz başta olmak üzere bildiğimiz tüm alışkanlıklarımızda radikal değişiklikler yapmamıza neden olan, bir yandan ekonomik eşitsizlikleri bir yandan da demokrasinin olanaklarını yeniden düşünmemizi gerektiren küresel bir salgının içinden geçtik, geçmeye devam ediyoruz. Pandemi sınırların suniliğini en somut şekliyle göstermekle kalmadı, yanı sıra sadece otokratik değil, demokratik hukuk devletlerinin dahi temel insan haklarından kriz zamanlarında nasıl da kolayca ve hızlıca vazgeçmeye hazır olduğunu da gözler önüne serdi. Pandemi gerekçesiyle dünyanın en ileri görülen demokrasilerinde dahi sağlığa ve adalete erişim başta olmak üzere pek çok temel insan hakkı kısıtlandı ya da askıya alındı. Pek çok ülkede pandemiyle mücadele adı altında kürtaj başta olmak üzere cinsel sağlık hizmetleri duraklatıldı, gösteri ve yürüyüş hakkı süresiz ve ölçüsüz şekilde sınırlandırıldı, göçmen ve mülteci düşmanlığı körüklendi ve özellikle kadınların ve LGBTİ’+ların adalet dahil olmak üzere temel haklara erişimi ciddi şekilde engellendi. Bu yasakların bir kısmının halen yürürlükte olması otokratik yönetimlerin asıl niyetlerinin pandemiyle mücadele adı altında insan haklarına saldırı planları için adeta bir fırsata dönüştürdüğünü görmek için yeterli.

Öyle ki, Türkiye, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadelede en temel hakların güvencesi niteliğinde olan İstanbul Sözleşmesi’nden toplumun karşı çıkış ve itirazlarına rağmen bir gece tek bir kişinin kararı ile çekilmiş oldu. Her ne kadar Türkiye bu karar ile temel bir insan hakları sözleşmesinden çekilen dünyadaki ilk ve tek ülke sıfatını kazanmış olsa da, geçen sene yine Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu’nun her sene düzenlediği  Ortak Mücadele Hep Birlikte (ODOS) kampanyası kapsamında düzenlediğimiz “Dayanışma Sınır Tanımaz” panelinde konuştuğumuz gibi kadın ve LGBTİ+ haklarına yönelik saldırıların sadece Türkiye’de gerçekleşmediği, haklarımıza ve demokrasilere yönelik küresel bir saldırı olduğu bir gerçek.

Saldırıların ortak noktası: Toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığı

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını toplumsal cinsiyet kavramına ve LGBTİ+ haklarına adeta savaş açarak meşrulaştırmayı tercih etti. Çekilme kararının hemen ardından yapılan açıklamada Sözleşme’nin “toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edildiği” gerekçesiyle gerçekleştiği ifade edildi. Bu süreçte ilk olarak Diyanet’in pandeminin ortaya çıkışından evlilik dışı birliktelik yaşayanların ve eşcinsellerin sorumlu olduğu şeklindeki nefret söylemi içeren hutbesi, sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilerin kayyum rektörü protestolarının LGBTİ+ düşmanlığına evriltilerek kriminalize edilmeye çalışılması ve polisin onur yürüyüşü ve diğer etkinliklerde katılımcılara çok sert şiddet uygulaması toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ haklarına açılan savaşın köşe taşları oldu.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmadığını her fırsatta ifade eden, LGBTİ+ varoluşu her fırsatta en üst perdeden itibarsızlaştırmaya çalışan popülist ve antidemokratik politikalara, bir süredir özellikle sosyal medyada süregelen “trans dışlayıcı feminizm” (TERF) tartışmaları eklendi. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ karşıtlığı çerçevesinden saldırıya açılmasına rağmen, kadın örgütlerinin savunma argümanlarının bel kemiğini toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ hakları oluşturmadı ya da bu konuda geç kalındı. Bununla birlikte, LGBTİ+ örgütleri de çekilme kararına karşı iptal davası açmadı. Nihayetinde, sosyal medyadaki TERF tartışmaları ile başlayan ve İstanbul Sözleşmesi tartışmalarıyla devam eden süreç feminist hareket ve LGBTİ+ hareketi arasındaki ittifakları, ortak politika ve hak savunuculuğu pratiklerinin olanak ve sınırlarını yeniden düşünmemize neden oldu.

Feminizmden Kuir Teoriye Toplumsal Cinsiyet

KİH-YÇ ve Kaos GL olarak 2019’dan beri toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlere ve söylemlere karşı feministler ve LGBTİ+’ların birlikte mücadelesinin önemini vurgulamak, yeni stratejiler geliştirmek üzere Dayanışma Yaşatır ve Dayanışma Sınır Tanımaz etkinliklerini düzenliyoruz. Üyesi olduğumuz Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu’nun (CSBR) her yılın 9 Kasım tarihinde gerçekleştirdiği Ortak Mücadele Hep Birlikte (ODOS) Kampanyası kapsamında başlattığımız işbirliği ve dayanışmamızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bu sene İstanbul Sözleşmesi ile yeniden yükselen tüm bu tartışmalara bir adım geriden bakmak, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramlarının yeniden üzerine düşünmek istedik. Bu amaçla 9 Kasım’da online ortamda gerçekleştireceğimiz  “Feminizmden Kuir Teoriye Toplumsal Cinsiyet” adlı panelimizde toplumsal cinsiyet kavramının kuramsal, politik ve tarihsel gelişiminde toplumsal cinsiyetin ne ara ve nasıl LGBTİ+ hakları mücadelesinin anahtar kavramlarından biri haline geldiğini, trans dışlayıcı feminist görüşlerin ortaya çıkmasına ve yıllar içinde daha da görünür olmasına zemin hazırlayan kuramsal ve tarihsel dönüşümleri, Türkiye'de bu tartışmaların feminist hareket içindeki yansımalarını, Türkiye feminist ve LGBTİ+ hareketi arasındaki tarihsel ittifakları ve yakın gelecekteki ittifak olanaklarını tartışacağız.


Etiketler: insan hakları, kadın, yaşam
Telegram