11/11/2021 | Yazar: Kaos GL

Her zamanki gibi zamansız, açık sözlü ve muzip Ceyhan Fırat’ı kaybettik. Ülker Sokak’ın kaldırım taşlarını aşındıran altın kızlardan Ceyhan Fırat’ı; Furkan Öztekin’in kaleminden süzülen kelimeler ve takıp takıştırdıklarımızla anıyoruz…

Ceyhan Fırat’ı kaybettik: Yol üstünde, yağmur altında Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı


Türkiye LGBTİ+ direniş tarihinin önemli kalelerinden Ülker Sokak’ın kaldırım taşlarını aşındıran altın kızlardan Ceyhan Fırat Hızal’ı kaybetmenin acısını yaşıyoruz.

Gazeteci, oyuncu ve aktivist Ceyhan Fırat; katıldığı televizyon programlarından oynadığı filmlere her yerde sesimize ses katan, hareketimizin yürüdüğü yolların ilk taşlarını atanlardandı. İsviçre’de yaşayan Ceyhan Fırat’ın hayatını kaybetmesiyle derin bir yas içerisindeyiz.

Ceyhan Fırat gitse de ondan bize kalanlarla avunmak, bize bıraktığı izleri kalbimizde taşımaktan gayri elden ne gelir? Tak takıştır, yakıştır. Bir de etek yapıştır. Rujunu da sürüştür. Pürtelaş’a çık, kırıştır diyerek Kaos GL Ankara Queer Sanat Programı Konukevi sanatçılarından, Ceyhan Fırat’ın yakın dostu Furkan Öztekin’in KaosQueer+ dergimiz için kaleme aldığı yazısını paylaşıyoruz…

LGBTİ+ toplumunun, hayranlarının, dostlarının, Ülker Sokak’ın altın kızlarının, hepimizin başı sağolsun.

Kaos GL

Yol Üstünde, Yağmur Altında: Ceyhan Fırat’ın Bacak Böcek Oyunu

Furkan Öztekin, Ağustos 2021

Güneşten önceki son durağım,

Buzdan pirinç yatağım

Yalnızlıktan patlarım,

Patlar ama yine yalnız yatarım[1]

Ceyhan Fırat, 1990’larda Türkiye LGBTİ+ direniş tarihinin önemli kalelerinden Ülker Sokak’ın kaldırım taşlarını aşındıran altın kızlardan biri. Üretken ve dışa dönük yapısıyla kendini kısa sürede sinema ve televizyon dünyasının içinde bulan Ceyhan, Atıf Yılmaz’ın Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (1994) ve Kutluğ Ataman’ın Ruhuma Asla (2001) filmlerinde oynuyor. İlk Onur Yürüyüşü’nün yasaklandığı 1993’te, HBB TV kanalındaki Yüksek Tansiyon programında transfobik bir psikiyatriste karşı LGBTİ+ haklarını savunarak aktivizmi de bünyesine dahil ediyor. Ülker Sokak’taki dairesini aydınlatan sokak lambasının ışığında İzmir’den İsviçre’ye uzanan yolculuğunu anlattığı, otobiyografik bir metin olan Bacak Böcek Oyunu (1996)’nu çıkarıyor. Ülker Sokak’ta yaşanan sürgünden sonra İsviçre’ye göç etmek zorunda kalan Ceyhan, son zamanlarda Ülker Sokak’ta geçirdiği günlerde yazdığı şiirleri şarkılara dönüştürüyor. Yazıp bestelediği şarkıları 90’lı yıllarda Başkurt, Pürtelaş ve Ülker Sokak’ta komünal yaşamı deneyimleyen trans yol arkadaşlarına armağan ediyor. Bu yazı, Ceyhan Fırat’ın üretimlerini Bacak Böcek Oyunu isimli otobiyografik metin ekseninde incelemeyi hedefliyor.

Çocukluk, İzmir ve Yaşlı Kadın

Özlediğim şeyleri çıkartıp alamıyorum çocukluğumdan. En güzel anlarımda bile beni ürküten kılcal şeyler var. Uyurken gece trenlerinin bezgin çığlıklarıyla, kurşun nağmelerinin, insan yakarışlarının, düzenli protesto yürüyüşlerinin birbiriyle karışıp, beynimi altüst eden danslarıyla pamuk yer yatağımdan irkilişlerim.”[2]

Ceyhan’ın çocukluğu babası yüzünden İzmir ve İstanbul arasında geçiyor. Ablasıyla beraber parkta oynamasına bile izin vermeyen, herkesin içinde çekinmeden şiddet uygulayan, “Senden çok uzak olmalıyız, seni görmemeliyiz” diye bahsettiği babası, Ceyhan’ın silmeye çalıştığı çocukluk anılarının başında geliyor. İlkokul dönemlerinde babasıyla yaşadığı bu buruk anılar, senelik izin ve yaz tatillerinde yaşlı kadının yanında geçici süreliğine de olsa son buluyor. Yaşlı kadının evine her gittiğinde, babasından dayak yerken altına saklandığı gri manto onu kapıda karşılıyor. Yaşlı kadınla geçirdiği ve sıcaklığını hâlâ hissettiği bu huzur dolu günler, Ceyhan’ın karakterini şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Hayatında dönüm noktası olan Bacak Böcek Oyunu isimli kitabını, sevgisini sonsuza kadar yaşatacağı, yüce insan Yaşlı Kadın’a ithaf ediyor. Annesini aratmayan bu güçlü kadın figürü, farkında olmadan Ceyhan’ın rol modeli haline geliyor. Sarılıp ağlayarak izledikleri Filiz Akın’lı Türkan Şoray’lı Yeşilçam filmleriyle kadınlık hâllerini gözlemliyor. Gelecekte Türkan Şoray’a olan benzerliği sebebiyle Şoray lakabını alacağından ve Kutluğ Ataman’ın Ruhuma Asla (2001) isimli uzun metraj filminde başrol oynayıp Yeşilçam melodramlarını canlandıracağından habersiz. Her LGBTİ+’nın geçmişinde yaşadığı gibi nefret ve homofobiyle ilkokul yıllarında tanışıyor Ceyhan. Koroda sunuculuk yapıyor olması, kıyafetlerine özen göstermesi ve farkında olmadan sergilediği “kadınsı” davranışlar, mahalledeki diğer erkekler tarafından hoş karşılanmıyor.

Sokakta Cemil’i gördüm. Ona mahallenin diğer çocukları “Çolak Cemil” diyorlar. Büyük korkularla çevirdim başımı. Hiç kıpırdamadan ağzını kulaklarıma yaklaştırdı. “Ne haber lan dişi?” dediğini duydum[3]

Ceyhan’ın çevresindeki diğer çocuklardan farklı olarak sergilediği bu davranışlar, bir süre sonra babasının da dikkatini çekiyor. Biraz büyüdükçe dış görünüşünde gerçekleştirdiği küçük değişiklikler babasıyla arasının açılmasına neden oluyor; 

Babam tırnaklarımı uzatıyorum diye harçlıklarımı da vermemeye başladı. Parasızlık canıma tak ettiği için, eve gelir gelmez el tırnaklarımı kesmek zorunda kaldım. Ayak tırnaklarımı asla kesmeyeceğim. Onları törpüledikten sonra, ablamdan aşırdığım kırmızı ojeyle boyadım.” [4]

Cesaretini toplayarak babasına ilettiği konservatuar okuma hayali, günün sonunda temiz bir sopa yiyip sadece erkek öğrencilerin okuduğu Motor Meslek Lisesi - Gemi Makineleri bölümüne gönderilmesiyle son buluyor. Bugün olduğu gibi o zamanlarda da cesur olan Ceyhan, haksızlıklara karşı takındığı dik tavrıyla, yeri geldiğinde öğretmenlerine bile baş kaldırışıyla okuldan en ufak yara almadan mezun oluyor. Ablasının üniversiteyi kazanıp evden ayrılmasıyla, babasının baskısına daha fazla dayanamayan Ceyhan, annesiyle beraber evi terk ediyor. Uzun bir süre Paris’te yaşamış, Fransızca ve Arapça bilen anneannesi Kudiş’in İstanbul Arnavutköy’deki güzel evinde soluğu alıyorlar.  Eski bir İstanbul hanımefendisi olarak tanımladığı Kudiş, Ceyhan’ı kapıda ilk gördüğü an farklı biri olduğunu ve cinsel eğiliminin de farklı olduğunu anlıyor. Ceyhan’ın gittikçe değişen dış görünüşüne rağmen bu konuda tek bir yorum bile yapmıyor. Kudiş’in yanında yaşadığı özgürlük dolu yıllar, Beyoğlu Mim Han’da bulunan butikte çalışarak geçiyor. Bu huzur dolu günler, Ceyhan’ın ablasıyla beraber babaları tarafından kaçırılmasıyla sona eriyor. Bu olaydan yedi yıl sonra yeniden İstanbul’a gelip annelerini buluyorlar.    

Siyah Perdeler, Beyoğlu ve Ülker Sokak

Ceyhan, Bacak Böcek Oyunu’nda yaşam öyküsünü ele alırken kronolojik bir sıra izlemiyor. Çocukluk dönemi ve yirmili yaşlar anlatının içinde birbirine dolanıp aynı anda izlenebilen fragmanlara dönüşüyor. Ailesinin yanından ayrılıp Ülker Sokak’ta yaşadığı zamanları da dışarıdan bir göze dönüşerek anlatıyor. Kendi kimliğini aradığı gecelerden birinde ilk trans arkadaşı olan Meral ile tanışıyor. Kısa sürede birlikte yaşamaya ve 90’larda Beyoğlu’nun gözde kulüplerinde çalışmaya başlıyorlar. Ceyhan, Meral’le yakın arkadaş olduğu zamanlarda dış görünüşünde daha köklü değişimlere ihtiyaç duyarak ara sokaktaki bir tuhafiyecinin arka odasında ilk hormon iğnesini vuruluyor.[5] İğne ağır gelip Kazancı yokuşunda bayılmasına sebep olsa da, yıllardır uğruna mücadele verdiği kadına bir adım daha yaklaşmış oluyor.

Ceyhan’ın dönüşümünün başladığı zamanlarda Pürtelaş Sokak’ta ne olduysa Ülker Sokak’ta da aynı senaryo yavaş yavaş gerçekleşmeye başlıyor. Hortum Süleyman, Beyoğlu Belediyesi, Beyoğlu Güzelleştirme Derneği, Ülkü Ocakları ve mahalle “sakinleri” bir araya gelerek Ülker Sokak’ta yaşayan trans kadınları evlerinden, yaşam alanlarından uzaklaştırmak istiyorlar. Tüm bunlar olurken Ceyhan, çalışkan ve dışa dönük kimliğiyle saat pazarlamacılığından sekreterliğe birbirinden farklı işleri deneyimleme fırsatı yakalıyor. Medya sektöründeki yakın bir arkadaşı aracılığıyla 1988-1990 yılları arasında o zamanların önemli gazetelerinden Güneş Gazetesi’nde çalışmaya başlıyor. Henüz 18 yaşındaki Ceyhan, kısa bir süre içinde gazetenin gençlik köşesinin editörlüğünü üstleniyor.  “Ruhunuzu silip atamazsınız” isimli ilk yazsını da Pakize şiiriyle beraber 9 Şubat 1990’da yayımlıyor. O dönemde kendilerini ifade etmek için platform bulamayan LGBTİ+ bireyler adına, Cihangir’in ara sokaklarında yaşanan transfobik olayları okuyuculara aktarıyor.

“Acı çeken bütün arkadaşlarım hepinizi seviyorum, hepinize saygı duyuyorum. Güçlü olun, yarınlar hepimizin! Şubelerde kesilen saçlarımızın açık bir pencereden caddelere, sokaklara süzülüp sizi anlatmasını bekleyin insanlara. Aynı saçlarınızın sert rüzgârlarla insanların yüzüne bir tokat misali çarpıp ibret almalarını bekleyin.” [6]

Ceyhan bir süre sonra Güneş Gazetesi vasıtasıyla tanıştığı bir arkadaşının desteğiyle Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlendiği ve Bacak Arası köşesinde yazdığı Nataşa isimli bir gazete çıkarmaya başlıyor.[7] Nataşa, hem erkek hem de kadın erotizmini bir arada harmanlayarak okuyucuya sunmasıyla kısa sürede dönemin en çok satan gazetelerinden biri oluyor. Fakat polis, eşcinsellik propagandası yapması endişesiyle Ceyhan’ın peşini rahat bırakmıyor ve ofise sık sık baskınlar düzenleniyor. Baskınlardan kısa bir süre sonra da gazetenin kapısına mühür vuruluyor. Gazetenin kapanmasının ardından Ceyhan yakın bir arkadaşıyla beraber İsviçre’de ünlü bir kabarede dansçı olarak çalışmaya başlayıp yurtdışına ilk ziyaretlerini gerçekleştiriyor. İsviçre ve Türkiye arasında mekik dokurken 1993 yılında Erhan Akyıldız’ın HBB TV’de sunduğu Yüksek Tansiyon isimli programa konuk oluyor. LGBTİ+’lara uygulanan baskı ve şiddetin arttığı o günlerde, ulusal bir kanalda transfobik bir psikiyatriste karşı eşcinselliğin ne kadar normal bir şey olduğunu savunuyor. O sırada Avrupa ziyaretleri devam eden Ceyhan, Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı, Yıldırım Türker’in senaryosunu kaleme aldığı Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (1994) filminde hem kamera önünde hem kamera arkasında yaklaşık dört ay çalışıyor. Başrollerini Derya Arbaş, Deniz Türkali ve Uzay Heparı’nın paylaştığı Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşam mücadelesi veren seks işçilerinin sosyal yaşantısını aşk ekseninde inceliyor.[8] Gündelik hayat dışında LGBTİ+’ların dayanışma pratiklerini de odağına alan film, zamanla kuir sinema tarihinde önemli bir yere sahip oluyor. Ceyhan, bu filmden kısa bir süre sonra çeşitli dizi ve filmlerde küçük de olsa roller alarak, sinema ve televizyonda LGBTİ+ bireylerin görünürlüğüne dair önemli mücadeleler veriyor. Hatta senaryosunu Tekin Akmansoy’un üstlendiği Türkiye’nin ilk yerli dizisi Kaynanalar’a konuk olup senaryo gereği bir şirkette işe alınıyor. Dizinin o bölümünde, seks işçiliği dışında başka bir meslekte çalıştırılmayan trans kadınların gündelik hayatta karşılaştığı engellere değiniliyor.[9]

 ceyhan-firat-i-kaybettik-yol-ustunde-yagmur-altinda-1

Ceyhan Fırat Gece, Melek ve Bizim Çocuklar film setinde, 1994 (Fotoğraf: Enis Tayman)

1996 yılına doğru Ülker Sokak’ta yaşayan seks işçileri ve trans kadınların evlerinin kapıları polis ekiplerince kırılmaya başlanıyor. Gündüz dışarı çıkmaları, sokaktaki bakkaldan alışveriş yapmaları hatta nefes bile almaları engelleniyor. Çalıştıkları kulüplerden eve dönerken nedensiz yere polis arabalarına bindirilerek karakola götürülüyor, saçları kazınıyor, şiddet dolu bir iki günden sonra Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nde esir tutuluyorlar. Dışarıdan bakıldığında evde oldukları anlaşılmasın diye pencerelerine ışık geçirmeyen siyah perdeler çekip elektrik kullanmıyorlar. Ceyhan kitabında kendisinin ve arkadaşlarının yaşadığı bu zor zamanları tüm ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Hortum Süleyman’ın sokakta fırtınalar estirdiği bir gün işten dönerken Ülker Sokak’taki dairesinin önünde polis ordusuyla karşılaşıyor. Hortum Süleyman ve polisler Ceyhan’ın dairesine çıkarak ne aradıklarını bilmeden evin her köşesini didik didik ediyorlar. Siyah boyalı duvarlarda asılı “erotik” resimler, kocaman bir daktilo ve yerleri kaplayan yüzlerce kâğıt, Hortum Süleyman’ın dikkatini çekiyor. Nasıl olur da bir travestinin fuhuş dışında mesleği olur? Dergilere ve gazetelere yazılar yazar? Sanatla bu kadar içli dışlı olur? Hortum Süleyman’ın kafası bu sorularla dolup taşarken evin altını üstüne getiren polisler politik olabileceği düşüncesiyle Murat Belge’nin Marksist Estetik (1997) kitabını alıyorlar. Ceyhan ve Hortum Süleyman, Marksist Estetik kitabını da yanlarına alarak karakolun yolunu tutuyorlar. O gece karakol ağzına kadar sokaklardan ve evlerinden zorla getirmiş trans kadınla dolu. Ceyhan, karakolda yaşadıklarını Bacak Böcek Oyunu kitabında şu cümlelerle aktarıyor:

“Şina ilk kez nezaret dışında kalıp olayları dışarıdan seyretme şansını yakaladı. Hortum Küheylan’ın hortumuyla yıkanan böcekler, onun içini parçaladı. Boydan boya moraran sırtlar, yüzler gördü. Binbir hakaret işitti. Gördükleri, duydukları yetmiyormuş gibi, Hortum Küheylan’ın hortumunu küçücük oğlunun eline tutuşturup: Biraz da sen vur oğlum, vur şu puştlara! deyişine tanık oldu” [10]

1996 yazına doğru artan baskı ve şiddetin sonucunda, Ülker Sokak iki ev dışında trans kadınlardan arındırılıyor. Günden güne fiziksel ve psikolojik olarak yıpranan ve yıllardır verdiği mücadelenin havada kaldığını düşünen Ceyhan, bir süredir deneyimlediği İsviçre’ye göç etmeye karar veriyor. Gitmeden önce de Bacak Böcek Oyunu kitabını arkasından gelen arkadaşlarına miras bırakıyor.[11] Bacak Böcek Oyunu, LGBTİ+ derneklerinin gerçekleştirdiği sözlü tarih çalışmaları ve Pınar Selek’in Maskeler, Süvariler, Gacılar – Ülker Sokak: Bir Alt Kültürün Dışlanma Mekânı kitabı dışında Ülker Sokak olaylarına değinen nadir kitaplardan biri oluyor.

Ceyhan, İsviçre’ye yerleşmeden hemen önce 1999 yılında TRANSŞANS (Bir Cinsel Kimlik Aksiyonu) isimli kolektif sahne performansında yer alma şansı yakalıyor. Ceyhan’a bu performansta Ülker Sokak’ı beraber deneyimlediği LGBTİ+ aktivistleri Demet Demir ve Şevval Kılıç, Norveç’li oyuncu Anna Dworak, cinsiyet ve erkek rolleri üzerine çalışan yerleştirme, video ve performans sanatçısı Diane Torr, İBB Şehir Tiyatroları oyuncusu ve rejisörü Engin Alkan, Toplumsal cinsiyet ilişkilerini oryantal dans pratiği üzerinden inceleyen performans sanatçısı ve akademisyen Öykü Potuoğlu, 1990’larda Türkiye’deki gey kültürünü inceleyen tiyatro eleştirmeni Yiğithan Yenicioğlu, Ayşe Dodanlı, Esma Saçı, Füsun Kortel ve Kaan S. Eryılmaz eşlik ediyor.


ceyhan-firat-i-kaybettik-yol-ustunde-yagmur-altinda-2 

TRANSŞANS (Bir Cinsel Kimlik Aksiyonu) Performans Afişi, 27 Ocak 1999, Ceyhan Fırat Arşivi

Theatre des Augenblicks (Viyana, Avusturya) ve İstanbul Cinsel Haller Grubu’nun işbirliğiyle düzenlenen TRANSŞANS, “Yargı ve önyargılar, cinsiyet ve cinsel kimlik değişimi, toplumsal ve kişisel kimlik, yaparak öğrenme, kategoriler ve birbiriyle karıştırılmalar, üçüncü cinsiyet, dördüncü cinsiyet, marjinaller ve kenardakiler, Mahrem sorular üzerine bir oyun, Cinsel yönelimler üzerine bir diyalog” başlığıyla o zamanlar Galatasaray Meydanı’na yakın bir kulüp olan Magma Müzik Club’ta sahneleniyor.[12] 90’lı yıllarda Türkiye sınırlarında dile getirilemeyen cinsel kimlik sorunlarını odağına alan oyunun yönetmenliğini Jörg Weber, sanat yönetmenliğini ise Gülşen Gürses üstleniyor. Dünyadan çeşitli performans sanatçılarını ve oyuncularını bir araya getiren bu performans, LGBTİ+ aktivizmi, tiyatro ve performans sanatı arasındaki kolektif belleği açığa çıkarmayı hedefliyor. Ceyhan, TRANSŞANS isimli sahne performansına Bacak Böcek Oyunu kitabından bir bölüm ile dahil oluyor. Kitabın sonlarına doğru ‘‘oğlan çocuğu’’ diye bahsedilen eski Ceyhan, hormon tedavisine başlayıp dış görünümünde değişikliklere giden yeni Ceyhan’la sahilde karşılaşıp yüzleşiyorlar.

-        Bak açık söylüyorum, istersen çeker giderim; bir daha da karşına çıkmam. Geçmişini unutmak istiyorsan, ben de unutulmaya hazırım.

-        Aksine, sık sık seni hatırlamam gerektiğini düşünüyorum şimdi. Yeter ki benim doğru olanı bulmaya çalıştığımı kabul et.

-        Belki bunu kolaylıkla kabullenebilirim. Ama yine de anlamıyorum. Beni yok etmek için başka hiçbir sebebin yok muydu?

-        Aşk vardı. Sana sığdıramadığım öyle çok aşk vardı ki bende.

-        Benden tamamen kurtulacağını söylemiştin; yapacak mısın bunu?

-        Bilmiyorum. Bugünden sonra yapabileceğimi hiç sanmıyorum. Seni yok etmek büyük bir hata olur. Ama yine de bir gün kararımı değiştirecek olursam, bunu ilk defa sana söylerim.[13]

Oyuncu Engin Alkan, TRANSŞANS sahnesinde Ceyhan’ın eski halini canlandırırken Ceyhan da kendine hayat veriyor. Birbirinden tamamen farklı hislere ve görünüme sahip olan iki Ceyhan, sahnede karşı karşıya geliyor. Bu yüzleşme, zaman zaman tartışmalarla şiddetlenirken Ceyhan’ın geçiş sürecini tamamlama konusundaki kararsızlığıyla sakinliyor.

Ruhuma Asla, İsviçre ve Zamansız Şarkılar

Ülker Sokak’taki evine ait eşyaları tek yönlü İsviçre biletine takas eden Ceyhan, Lozan şehrinde güvenli ve izole bir hayat yaşamaya başlıyor. Çıktığı bu sürprizlerle dolu yolculuğun sonunda, kendisine böbrek yetmezliği teşhisi konulduğunu ve düzenli aralıklarla diyaliz makinesine bağlı kalması gerektiğini öğreniyor. Hastalığını öğrendikten kısa bir süre sonra da filmlerinde kimlik, cinsiyet ve toplumsal rollere odaklanan Türkiyeli yönetmen Kutluğ Ataman’dan Ruhuma Asla (2001) filmi için davet alıyor. Ruhuma Asla, 1970’li yıllarda çekilen Türk melodramlarının işleyişini anımsatan, fakat geleneksel sinema anlatısının dışında belgesel, otobiyografi ve kurmaca türleri arasında gidip gelen bir film. Filmin adı ise eski Türk filmlerinin çoğunda tecavüze uğrayan kızın kötü adama söylediği “bedenime sahip olabilirsin, ama ruhuma asla!” klişesinden esinlenerek oluşturuluyor.[14] Ceyhan, kamera karşısında tıpkı Bacak Böcek Oyunu kitabında olduğu gibi hayat hikâyesini yeniden anlatmaya başlıyor. Çocukluk yıllarında babasından yediği dayaklar, eşcinselliği sebebiyle on üç yaşında psikiyatriste zorla götürüldüğü günler, seks işçiliği yaptığı zamanlar, Ülker Sokak’ta Hortum Süleyman’dan gördüğü şiddet ve gündelik hayatından bilinmeyen kesitler bir anda ortaya dökülüyor. Belgesel ve söyleşiyi andıran bu ilk çekimden sonra Kutluğ Ataman, Ceyhan’a bu metni ezberleterek kamera önünde yeniden canlandırmasını istiyor. İkinci çekimde senaryoya göre tekrar oynayan Ceyhan, unuttuğu repliklerin yerine çocukluktan beri hayran olduğu Türkan Şoray’ın melodramlarındaki repliklerini yerleştiriyor.[15]

 ceyhan-firat-i-kaybettik-yol-ustunde-yagmur-altinda-3

Ceyhan Fırat, Ruhuma Asla (Kutluğ Ataman), 2001 (Kaynak: SALT Araştırma)

Ataman, ilk çekimlerle son çekimleri birbirine harmanlayarak kurmaca ve gerçeklik arasında sentetik bir bağ kuruyor. Ceyhan’ın çocukluğundan bugüne olan hikâyelerinin arasına sıkıştırdığı hüzünlü şarkılar, 70’lerin Yeşilçam filmlerindeki yapay repliklerle tuhaf bir bütünlük oluşturuyor. Üç saat süren film, sergilendiği mekânlarda altı farklı kanaldan izlenebilecek şekilde kurguluyor. Contemporary Art Center, The Serpentine, The Barbican, Santa Barbara Museum of Art ve 2. Berlin Bienali’nde gösterilen Ruhuma Asla, Türkiye’de ise 2003 yılında küratörlüğünü Fulya Erdemci’nin üstlendiği Yaya Sergileri I için Nişantaşı’nda bir apartman dairesinde gösteriliyor. Filmin müstehcen sahneler içerdiği gerekçesiyle çevreden şikayetler gelince sergilendiği alana perde çekiliyor. New York Times, Los Angeles Times, The Guardian gibi önemli yerlerde hakkında yazılar yayımlanan Ruhuma Asla, New York Modern Sanat Müzesi (MoMA) tarafından daimî koleksiyonuna dahil ediliyor. Ruhuma Asla filminin başarısı, Ceyhan’ın İzmir’de başlayıp İstanbul’un ara sokaklarına yayılan hikâyesini dünyanın farklı ülkelerine ulaştırıyor.

Kutluğ Ataman sayesinde sinema ve güncel sanatla yeniden buluşan Ceyhan, 2004 yılında senaryosunu yazıp yönettiği ilk kısa filmini çekiyor. Müziğini Coni Allemann’ın üstlendiği beş dakikalık Bekle Beni (J’Arrive) filminde Ceyhan’a, İsviçre’de ünlü bir travesti olan Pascal Gurtner eşlik ediyor. Babasının İsviçre’de saldırgan bir politikacı olması nedeniyle tanınan, evli ve dört çocuk sahibi Gurtner, sarı saçları ve renkli kıyafetleriyle İsviçre basınında sıklıkla yer alıyor. Medya görünürlüğü ve toplum baskısı her ne kadar yorucu olsa da, benliğinden vazgeçmeyip çizdiği yolda ilerlemeye devam ediyor. Bekle Beni (J’arrive) filminde ise işlek bir otobanda yolculuğuna devam edebilmesi için topuklu ayakkabılarının ayağına gelmesini bekliyor. Bekle Beni (J’arrive), ana fikri itibariyle Pascal Gurtner’ın hayatını konu alan Fernand Melgar yönetmenliğindeki Remue-Ménage (2002) belgeseline selam veriyor. Pascale Gurtner ve Ceyhan’ın yaptığı bu işbirliği, farklı coğrafyalarda benzer deneyimler yaşayan öznelerin kurabileceği ortaklıklar üzerine düşündürüyor. Aynı zamanda kuir sanat üretimindeki kolektif gereksinim ve LGBTİ+ dayanışmasının bir kez daha altını çiziyor.

 ceyhan-firat-i-kaybettik-yol-ustunde-yagmur-altinda-4

Ceyhan Fırat, Bekle Beni (J’arrive), 4’58’, 2004

Dolu dolu geçirdiği yıllardan sonra bir süre sessizliğe gömülen Ceyhan, uzun zamandır yazdığı şiirleri şarkılara dönüştürmeye başlıyor. Ülker Sokak’ta geçirdiği günlerde yazdığı Bir An, Mario’nun Şarkısı, Pürtelaş (Taş Takıştır) ve Savaşa Boyandım gibi şiirler, çeyrek asırlık bir zamandan sonra 90’larda Başkurt, Pürtelaş ve Ülker Sokak’ta komünal yaşamı deneyimleyen trans yol arkadaşlarına armağan ediyor. 2007 yılında Mario’nun Şarkısı’nı kendi YouTube kanalı üzerinden yayınlıyor. 2019’a geldiğimizde ise söz ve müziği Ceyhan’a, düzenlemesi Tansel Doğanay’a ait olan Pürtelaş (Taş Takıştır), Sony Music Türkiye etiketiyle dijital müzik platformlarında yayınlanıyor. Ceyhan, müzik kariyerini yapılandırıp ikinci kitabı üzerine çalışırken Belçika ve İsviçre’de yürürlüğe giren “Kolaylaştırılmış Cinsiyet Değişimi” kanununun ilk yararlanıcılarından biri oluyor. Son yıllarda yürürlüğe giren bu yasayla beraber, cinsiyetini değiştirmek isteyenler tıbbi operasyon geçirmeden, doktor ya da psikiyatrist raporuna gerek duymadan cinsiyetini değiştirebiliyor. Ceyhan, bu yasadan yararlanışını Barış Sulu ile yaptığı bir röportajda şöyle aktarıyor;

“Ben kanun henüz çıkmadan cinsiyetimin “kadın” olarak tanınması için dava açmıştım. Normalde bir duruşma görülecekti, benim bekleme sürecimde kanunun işleme girmesiyle duruşmaya çıkmaksızın cinsiyetim “kadın” olarak tanındı. Kendi kantonumda bir ilkim. Aynı zamanda Türk vatandaşı olduğum için de kendimi “vücut bütünlüğünü bozmadan kadınlığını resmi mercilere tanıtan ilk Türk trans kadın” olarak da görüyorum. Biz Türkler çok uzun yıllar İsviçre medeni kanununu kullandık noktasına, virgülüne dokunmadan. Gönül isterdi ki aynı rahatlama Türkiye’de de olsun. İnsanlar ameliyatı bir mecburiyet gibi algılayıp kendilerini mafyanın bir oyuncağı haline getirmesinler. Nasılsak öyle yaşayabilelim!”[16]

Ceyhan’ın bitmek bilmeyen hikâyeleri ne Ülker Sokak’ın ücra köşelerine ne de Lozan’ın ünlü sokağı Reu de Bourg’un kaldırım taşlarına sığıyor. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan Ceyhan, oynadığı üç saatlik filmler ve otobiyografik metinlerden sonra şimdi de hayatını YouTube kanalı üzerinden paylaşıyor. 90’lı yıllarda katıldığı televizyon programlarının kayıtlarına, şarkılarına, tozlu arşivine ve gündelik hayatından fragmanlara, Ceyhan’ın kanalından ulaşılabiliyor. Günümüzün değişken dinamiklerini, üretkenliğini devam ettirmek ve deneyimlerini sınırsızca aktarmak için kullanıyor. Tüm bunları yaparken Bacak Böcek Oyunu’nu oynamayı da ihmal etmiyor. Her zamanki gibi zamansız, açık sözlü ve muzip.

 



[1] Ceyhan Fırat, Bacak Böcek Oyunu, Karbahçe Yayınları, 1996, s:147

[2] Ceyhan Fırat, Bacak Böcek Oyunu, Karbahçe Yayınları, 1996, s:10

 

[3] Ceyhan Fırat, Bacak Böcek Oyunu, Karbahçe Yayınları, 1996, s:12

[5] Radikal Gazetesi, İnsan, Kendi Bedeninin Şairi, 12.06.1998

 

[6] Ceyhan Fırat, Ruhunuzu Silip Atamazsınız, Güneş Gazetesi, 09.02.1990

[7] Pressenza, Türkiye’den Göç Eden Translar – 1 - Ceyhan Fırat Hızal, 01.02.21

[8] Kenan Tekeş, Türkiye Sinemasının “Onur” Yürüyüşü, Bianet, 28.06.2013

[9] Pressenza, Türkiye’den Göç Eden Translar – 1 - Ceyhan Fırat Hızal, 01.02.21

[11] Pressenza, Türkiye’den Göç Eden Translar – 1 - Ceyhan Fırat Hızal, 01.02.21

[12] TRANSŞANS Poster, 27.01.1999

[13] Ceyhan Fırat, Bacak Böcek Oyunu, Karbahçe Yayınları, 1996, s:138

[14] Meryem Uzunoğlu, Kutluğ Ataman’ın Yapıtlarında Kimliğin Temsili, 02.07.2002

[15] Sanat Dünyamız, Çerçeve: Belge(sel)den Kurmacaya Levent Çalıkoğlu / Kutluğ Ataman, Sayı:94, Bahar 2005

[16] Pressenza, Türkiye’den Göç Eden Translar – 1 - Ceyhan Fırat Hızal, 01.02.21


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: kadın, medya, kültür sanat, yaşam, tarihimizden
Telegram