24/10/2008 | Yazar: Barış Sulu

Ben bir eşcinselim. Ahlaki bir yaram var benim artık. Kanıyor, kanıyor, kanıyor… Çok derin; ne dikiş kapatır ne de pansuman kurtarır. Ben bir ahlaksızım. Yanıma yönüme bakıyorum aaa sadece ben ahlaksızım. Kızarıyorum, utanıyorum. (Hafif kaşıntı da var, sanırım bu tür ahlak yaraları kaşıntıya sebep oluyormuş) Ayna ayna söyle bana en ahlaksız kim bu dünyada? ............ cvp: sen, ben, şu, bizim oğlan. (Bozuk mu ne)

Ben bir eşcinselim. Ahlaki bir yaram var benim artık. Kanıyor, kanıyor, kanıyor… Çok derin; ne dikiş kapatır ne de pansuman kurtarır. Ben bir ahlaksızım. Yanıma yönüme bakıyorum aaa sadece ben ahlaksızım. Kızarıyorum, utanıyorum. (Hafif kaşıntı da var, sanırım bu tür ahlak yaraları kaşıntıya sebep oluyormuş) Ayna ayna söyle bana en ahlaksız kim bu dünyada? ............ cvp: sen, ben, şu, bizim oğlan. (Bozuk mu ne)

KAOS GL

erdinç gürel

Kime göre neye göre bu ahlak kavramı girer bedenlerimize. Daha küçücük bir çocukken bile ahlakın soyluluğunu işitiriz ailelerimizden. Sarıp sarmalar çevremizi, tüm bu ahlaksız insanların arasında, bir güzel yoğrulmuş adı sanı konulmuş ahlak; hoş geldin aramıza, sefalar getirdin. Getirdin de ne iyi ettin demek isterdik ama bunca hengamenin altında yatan aslında kuru bir gürültü, çekişme, varoluş kavgaları. Öyle ya da böyle meşrulaştırılmış ahlak kaygıları sürekli sokuluyor gözlerimize. Hatta bazen kör göze parmak misali olabiliyor. Bak görüyor musun yarama kanıyor kanadıkça açılıyor, açıldıkça hiddetini bir nebze tutamamadan gösteriyor. Aaa oldu mu şimdi, oldu mu güzel yaram, nedir bu ahlaksızlık?

Gelelim bu Türk toplumunun ahlaklı olma kaygısına... Yeri gelince herkesin bir anda ahlak timsali kesilmesine. Ee tabi alışkanlık ne de olsa yeri gelince bir anda doktor, mimar, öğretmen, o anda ne gerektiriyorsa olabilecek her kıvamda gördüğü için kendini, bir anda ahlakın kendi üzerinde sönmeyen bir güneş misali parladığına bile inanıp seni yerden yere vurabilme gücüne erişebiliyor. (Nerden gelir bu gaz anlamam, anlamadım da yıllardır. Dokunsan söner.)

Ben, şahsen, artık ne mutluyum ne mutsuz, ne ahlaklıyım ne ahlaksız, ne inançlıyım ne de inançsız. Terminoloji ve his yumağı olmuş, bir dolu hengamenin içinde hiçliğe bıraktım kendimi. Sürükleniyorum demeyeceğim. Ya peki sürüklüyorum? Sanırım onu hiç demeyeceğim.

Kaldı ki olduğum yerin neresi olduğundan bile emin değilim. Peki ben bu kadar eminsizlik denizine batmışken, bunca hengameyi yaşarken ve bizi bu ahlaklı tavırları içinde ötekileştirirken, acaba bir nebze olsun bulundukları yeri bu kadar ahlaklı ve kuşkusuz tutumlu gördüren şeyin ne olduğunu sorgulamıyor değilim.

Bu noktada Güzin abla misali bir soru sormak istiyorum. (Bu mazuriyetimi hoş görün dostlaaaarrrrrrr)

Ben 24 yaşında genç bir eşcinselim benim ruhum sapmış, köşede kenarda kuytuda sıkıştırmışlar ya da o sıkıştırmış. Zıp zıp oynar, sek sek oynar. Oynar da oynar. Bana bu sizin ahlakınız hiç uğramıyor. Hiç ama Hiç…….! YOKSA SİZİN DE Mİ AHLAKINIZ KAYIP? Size de mi uğramıyor? Hı! ‘Var’ diyorsunuz.

Peki sizin bu ahlakınız bize bir kaç beden küçük geliyorsa ne yapacağız? Yani annemin 90 derecede yıkadığı kazağı giymeye çalışırken, dana yutmuş boğa yılanı gibi, ahlak üzerimde kıvranıp duruyorsam ne olacak?.............. Cık mı? Yine de olmuyor mu? Hımmm…………….. Anladım; çekiştirelim, sündürelim. Bir yolunu bulur hallederiz sizin gibi. Oradan buradan, bir yanımız istemez ötekisi merdane…

Etiketler: insan hakları
Nefret