15/06/2006 | Yazar: Fatih Özgüven

'Doğal' hayatlar... Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Ama belki de 'Transamerika'nın en dokunaklı anı seyirciyi aile olmanın zorluklarının çok özel bir tezahürüyle burun buruna getirdiği sahne. Haşarı oğlanla ona tahammül eden yetişkin hanımın hikâyesinde öyle bir an geliyor ki, oğlan travesti olduğunu bildiği ama babası olduğunu bilmediği kadın kahramanımıza karşı, tenselliğe dönüşebilecek bir yakınlık duyuyor. Uç bir sahne bu.’ Fatih Özgüven’den ''Transamerica'' yorumu.

KAOS GL

Fatih Özgüven

'Transamerika'nın Felicity Huffman'ıyla 'Düş Yakamızdan'ın Sarah Jessica Parker'ının tuhaf biçimde birbirlerine benzemeleri dışında, iki film de birbiriyle bir biçimde alakalı. S. J. Parker'ın 'aile evinden ayrılmak istemeyen çocuk erkeklere' evden ayırma programı uygulayan bilgiç kariyer kızını oynamaya çalıştığı gazı kaçmış romantik komedinin alttan alta sürdürdüğü temalar arasında filmin muhtemelen farkında olmadığı bir tanesi var ki ilginç. Günümüz Amerikan toplumunda insanların nasıl 'monitörize' hayatlar yaşadığı meselesi; her şey ya dışarıdan birileri tarafından denetlenmeye çalışılıyor ya da filmin son 'komik' sahnesinde olduğu gibi hayatlar düpedüz monitörlerden seyrediliyor. Durum vahim.

Bununla bağlantılı bir tema da 'doğallık'. Bu derece izlenen, yapıntı hayatlar süren kahramanlarımızdan erkek olanının bütün derdi meğer doğayla barışık olamamakmış. ('Yuva kurmanın doğallığı ile' diye okuyunuz.) İkisi arasında herhangi bir kıvılcım çakmadığı için S. J. Parker'la kuracağı yuvanın akıbeti şüpheli olmakla birlikte, Matthew Mc Conaughey 'Düş Yakamızdan'ın son sahnesinde doğayla barışıyor, biz de rahat nefes alıyoruz. Öte yandan, Felicity Huffman 'Transamerika'nın erkeklikten kadınlığa geçme aşamasındaki kahramanını hiç 'doğal' olmaya çalışmadan, tadında ve zevkli bir yapaylıkla oynuyor. Bir erkeğin idealize bir kadınlıktan anladığı şeyi yetenekli bir kadın oyuncuya oynatmak bu filmin esas buluşu. (Yelda Reynaud'nun 'Anlat İstanbul'daki küçük vinyetini de hatırlayalım burada.) Ama 'Transamerika'nın da alttan alta aileyle derdi var aslında. Kadın olma aşamasındaki kahramanımız, ameliyat arifesinde vakti zamanında peydahladığı oğulla karşılaşıyor ve 'Transamerika' da aile burcuna giren bir film oluyor böylelikle.

İlk yarısı bir 'Napıcaz şimdi?' filmi, ikinci yarısı 'Birlikte bir yolunu buluruz' filmi olan 'Transamerika'nın asıl zeki tarafı, artık (en azından filmlerde) kimseyi pek şoke etmeyen transeksüelliğin ötesinde 'gayritabii'liklerden bahsedebilmesi. Sonuçta, Amerikan sinemasının klasik 'mutabakat' filmlerinden biri olan (zıtlar anlaşır) 'Transamerika', kimsenin parmak basmadığı gri tonlar, toplumsal ve insani 'gayritabiilikler' keşfediyor. İriyarı, taşralı sonradan olma kızlar ile dolu matrak bir parti sahnesi var mesela. Sevilen tipte ezik bir 'marjinal' olmayan kahramanımızın orta sınıf ailesinin kapısına dayanması sahnesi var. Centilmen bir Kızılderili kamyon şoförünün kahramanımıza zarifçe kur yapması var. Ama belki de 'Transamerika'nın en dokunaklı anı seyirciyi aile olmanın zorluklarının çok özel bir tezahürüyle burun buruna getirdiği sahne. Haşarı oğlanla ona tahammül eden yetişkin hanımın hikâyesinde öyle bir an geliyor ki, oğlan travesti olduğunu bildiği ama babası olduğunu bilmediği kadın kahramanımıza karşı, tenselliğe dönüşebilecek bir yakınlık duyuyor. Uç bir sahne bu. 'Transamerika'nın da en dokunaklı sahnesi; oğulla baba, anayla oğul, haşarı ile akıllı uslu, ergen ile yetişkin, kadınla erkek 'cinsellikler ötesi' bir duygusal noktada buluşuyorlar. Ne Almodovar'vari bir 'Buyur burdan yak' mizahı bu ne de John Waters'vari katmerli bir 'ensest' parodisi. Klasik bir şey; Marlon'un 'Rıhtımlar Üzerinde'de ağabeyiyle konuştuğu, James Dean'in 'Cennetin Doğusunda' anasıyla karşılaştığı sahne tadında bir sahne. Doğallık, sıkıcı 'Düş Yakamızdan'ın sandığı gibi çiçekle böcekle uyum içinde yaşama meselesi değil 'Transamerika'da. Bu filmde doğallık, olduğumuz şeyi olabildiğince doğal biçimde yaşayıp yaşayamamak meselesi.

'Transamerika', bu çok doğal ve insani mesele üzerine, hâlâ ara sıra örneklerini gördüğümüz klasik hümanist Amerikan sinemasının samimiyetine sahip hoş bir film.

Kaynak: Radikal, 15 Haziran 2006


*İlgili haberler:

[[Yine Transit Geçilmiş Amerika'dan...]]

[[‘İnsanın bedeni bir kostümdür"]]

Etiketler: kültür sanat
Nefret