15/10/2008 | Yazar: Barış Sulu

İkaz edilmediğini iddia edemezsin. İlk olarak başlığı görüyorsun; Elbiseler İçindeki Oğlan. Ardından kitabın açılışı geliyor: ‘Dennis farklıydı.’ Evet, genç İngiliz yazar David Walliams’ın ilk romanı tam olarak da Vogue dergisini karıştırırken ipeksi malzemenin tenine yumuşakça temasını hisseden 12 yaşında bir çocuğu anlatıyor.

Elbiseler İçindeki Oğlan Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İkaz edilmediğini iddia edemezsin. İlk olarak başlığı görüyorsun; Elbiseler İçindeki Oğlan. Ardından kitabın açılışı geliyor: ‘Dennis farklıydı.’ Evet, genç İngiliz yazar David Walliams’ın ilk romanı tam olarak da Vogue dergisini karıştırırken ipeksi malzemenin tenine yumuşakça temasını hisseden 12 yaşında bir çocuğu anlatıyor.

KAOS GL - 15/10/2008

Fakat kan basıncında yükselme hissetmeden ve bu kitabın Aile Kitap Kulübünün Ekim ayı, ya da herhangi başka bir ayın kitabı olarak seçilmesinin uygun olup olmadığını sorgulamaya başlamadan önce bazı noktaları gözden geçirmek için birkaç dakika bekle.

Öncelikle Dennis, kitabın genç kahramanı, diğer açılardan tamamen normal bir çocuk. Futbolu sevmekle kalmıyor, golcü olarak futbol da oynuyor. Üstelik, kesinlikle kızlardan hoşlanıyor. Özellikle de ‘okulun en güzel kızı’ olan Lisa James’ten.

O zaman bu elbise giyme hikayesi ne? Bu konuda yazara kulak vermemiz gerekecek.

‘Aslında bu, kadın kıyafetleri giyme sözkonusu olduğunda geçmişimizdeki formları ortaya koyduğumuzun bir metaforu’ diyor Walliams. Bu metafor Dennis’in, annesi evi terkettiği zaman ortadan kalkan aile yaşantısının renkli, sanatsal, yaratıcı, kibar ve sevecen yanını temsil ediyor. Ayrıca bu, yayımcı HarperCollins kendisinden kitaptaki ilüstrasyonları çizmesini istediği zaman tam da Quentin Blake’in gördüğü şeydi. Roald Dahl ile yaptığı ortak çalışmalarla ünlenen Blake, ‘Sıkıcı banliyö ortamlarında büyümüş birisi olarak, hayatında çok daha ilginç şeyler arayan bir çocuk düşüncesi çok aşina bir gerçeklik olarak anında gözüme çarptı, diyor. ‘Benim için bunların cevabı okumak ve çizmekti. Kitaptaki çocuk içinse moda dünyasının ışıltısı.’



Walliams ise Dennis’in kaçtığı şeyi yazısında daha açık bir şekilde ortaya koyuyor: ‘Evi sokaktaki diğer evlerin neredeyse birebir aynısıydı. Bir ev çift camlıydı, diğeriyse tek. Birisinin garaj yolunda çakıllar vardı,diğerinde asfalt. Birisinin arabası Vauxhall Cavalier idi, diğerininse Vauxhall Astra. Aslında sadece, herşeyin birbirinin aynısı olduğunu gösteren küçük farklılıklar vardı.’ Bütün bu kasvete ek olarak Dennis; öfke ve depresyon arasında bir yerlerde sıkışıp kalmış kamyon şoförü bir baba ve annelerinin evden ayrılışıyla onun varlığını reddedederek başeden bir ağabeyle aynı evi paylaşmanın mutsuzluğunu da yaşıyordu.

Annenin neden evden ayrıldığını bilmiyoruz; ancak açık olan şey, evde yaşayanlarda büyük bir boşluk bırakmış olduğu. Baba ve oğulların bu terk edişle baş etme yolu evde erkeksi bir barikat inşa edip duyguları hakkında konuşmamak ve özellikle de birbirine sarılmamaktı (tabi futbol sözkonusu değilse).

Dennis’in sadece elbiseler içerisindeki kadınlardan etkilenmekle kalmayıp üstüne bir de onların kıyafetlerini giymekten hoşlandığını keşfetmek beklendiği üzere hem baba hem de ağabey için dehşet verici bir durum. Yoldan çıkmış / maceraperest çocuğun çevre tarafından anlaşılması tabi ki an meselesi; ve bir gün Dennis okula Dennis değil de sahte bir Fransız değişim öğrencisi olan Denise olarak gidince olan oluyor ve bir futbol maçı esnasında peruğu düşüyor (erkekler erkek kalmalıdır).

Bir anda okulun öfkesinin / gazabının tüm gücü pullarla kaplanmış omzuna binse de okuldan atılması aynı zamanda Maudlin Street (çok sayıda sinema referansından birisi olan Carry on Teacher’daki okulun adı) ile yapılacak olan kupa maçının neredeyse kesinlikle kaybedilmesi anlamına da gelecektir. Herşeyin sonu gelmiş gibidir fakat yavaş yavaş, adım adım Dennis’in hayal bile edemeyeceği kadar çok desteğe sahip olduğu ortaya çıkar. Hiç ihtimal vermediği taraflardan dahi.

Yayımdan önce 10 farklı taslak oluşturduğunu belirten Walliams, ‘Kitabın teması farklılıklarımızı kutlamamız gerektiği’ diyor. ‘Dünyadaki en sofistike mesaj olmasa da insanların duymaya ihtiyacı olan bir mesaj olduğunu düşünüyorum.’



‘Kuşkusuz okul yaşamının büyük bölümü uygunlukla, diğer herkesle aynı olmakla ilgilidir. Yine de okuldan sonra en başarılı olan insanlar çoğunlukla okuldayken ortama uymayanlardır.’

‘Anlatmayı ümit ettiğim şey de bu; gençken kendiniz olmanızın mümkün olduğu, kendinize has davranışlar sergileyebileceğiniz. Ve genç erkeklerin ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bir nokta da, kızların kesinlikle erkeklerin, Dennis gibi, kendilerinin ne giydiğiyle ilgilenmelerinden hoşlandığı gerçeğini göz önünde bulundurmaları.’

‘Deneyimlerime göre bir kadınlayken kurabileceğiniz en etkileyici cümle ‘Çantan Marc Jacobs mı?’dır. Öyleyse eğer kazanırsın çünkü çok iyi bir gözlemcisindir. Ve eğer Topshop ise, yine de kazanırsın çünkü çantasının tasarımcı çantası olduğunu düşünmenizden büyük mutluluk duyarlar.’

Boy in the Dress

Yazan: David Walliams (HarperCollins)

£10.99 artı posta ücreti £1.25’e Telegraph Kitabevi’nden edinilebilir.

0870 428 4112 numaralı telefonu arayınız ya da books.telegraph.co.uk adresini ziyaret ediniz.

Çeviren: Vahap Karakuş


Etiketler: kültür sanat
Nefret