12/09/2022 | Yazar: Kaos GL

Türk Tabipler Birliği ve İzmir Barosu temsilcilerinin açılış konuşmalarıyla başlayan “Eşit Haklar İçin Savunuculuk” kapanış sempozyumunda doktorlar, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, avukatlar ve eğitimciler; LGBTİ+ hakları için birlikte mücadeleyi tartıştı.

Farklı disiplinlerden uzmanlar LGBTİ+ hakları için bir araya geldi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği, eşit haklar için savunuculuğu güçlendirmek amacıyla İzmir’de iki günlük sempozyum düzenledi. 10-11 Eylül’de yapılan “LGBTİ+ Hakları İçin Disiplinler Arası Yaklaşımlar” sempozyumunu sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, avukatlar, eğitimciler ve hak savunucuları takip ettiği.

İki günlük sempozyum boyunca LGBTİ+’ların haklarına erişebilmesi ve eşitlik için farklı meslek gruplarının sorumlulukları tartışıldı. Sempozyumda çeşitli disiplinlerde üretilen bilgiler paylaşıldı.

“Ya damgalama ve ayrımcılığın bir parçasıyız ya da ona karşı mücadelenin”

farkli-disiplinlerden-uzmanlar-lgbti-haklari-icin-bir-araya-geldi-1

“Meslek uzmanları LGBTİ+ eşitliğinin sağlanması için neler yapabilir?” sorusu ile başlayan sempozyumun açılışında Kaos GL’den Seçin Tuncel, dayanışmanın önemine dikkat çekti. LGBTİ+ hareketinin çabalarıyla toplumsal değişimi gözlemleyebildiklerini vurguladı. Ardından Türk Tabipler Birliği adına Prof. Dr. Şahika Yüksel, hekimler ve LGBTİ+ uygulama ilkeleri hakkında konuştu. Yüksel, 18 Eylül’de yapılacak LGBTİ+ düşmanı mitingi hatırlatarak, “Haftaya yapılacak ‘kamu yararına’ mitinge karşı bir arada olmamız çok önemli” dedi. Yüksel, “Damgalama ve ayrımcılığa ilişkin hem meslek elemanları olarak hem de herhangi bir insan olarak hepimizin sorumluluğu var. Ya, bunun parçası oluyoruz ya da damgalama ve ayrımcılığa karşı mücadelenin” ifadelerini kullandı.

İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel ise açılış konuşmasında Diyanet’in nefret hutbesini eleştiren İzmir Barosu eski yönetim kurulu üyelerine açılan davayı hatırlatarak, “Siyasi İslam temel ötekileştirme ve düşmanlaştırma araçlarından biri olarak LGBTİ+’ları seçmiş durumda. İptal edilen gösterilere, toplantılara bakın… Demokrasiye ve hukuk devletine inanan bir baronun bakış açısı yasaklanan toplantılara karşı salonlarını açmak olmalıdır. Mesele, bir kelimeyi yanlış kullanmak değil zihniyeti yanlış yerden kurmamak. Toplumda yaratılan korku iklimini ortadan kaldırmaktan söz ediyoruz” şeklinde konuştu.

farkli-disiplinlerden-uzmanlar-lgbti-haklari-icin-bir-araya-geldi-2

“Kent hakkının aynı zamanda LGBTİ+ hakkı olduğunu konuşmak gerekiyor”

Açılış konuşmalarından sonra sempozyumun ilk oturumunda kent ve katılım konuşuldu. Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün’ün kolaylaştırdığı oturumda Kaos GL’den Aylime Aslı Demir, İzmir Kent Konseyi Başkanı Nazik Işık ve çocuk hakları savunucusu Ceren Suntekin konuştu. Üstün, “Mesele, hikayelerin çeşitliliği ve biricikliği değil. Bu hikayelerle ne yaptığımız. Politika dediğimiz, bu hikayelerle ne yaptığımız. Katılım talebi bir eşitlik meselesi. Kimlerin eşitliğinden, kim için yaşanası bir kentten söz ediyoruz? Burada hikayelere dönüyoruz” diyerek konuşmacılara; “Bu kadar hikayelerin biricikliği ve bir yerin sakinliğinin çeşitliliğinden söz ederken sınırlarımızı çizen ya da sınır ihlali yapmamıza yol açan şey ne” sorusunu yöneltti.

Aylime Aslı Demir, “Kente katılım; müştereği bol, paydaşı çok bir alan” diyerek kent hakkına ilişkin kuramsal arka planı aktardı. İnsan hakları söyleminin pazar ekonomisi kavramları ile konuştuğuna dikkat çeken Demir, “Bireysel özgürlüğün ötesinde özgürlüğü örgütleme açısından en paydaşı bol mevzulardan bir tanesi kent meselesi. Kentlerimizi ve kendimizi inşa etme özgürlüğü çok önemli ama en az ilgiyle karşılanmış alanlardan bir tanesi. Kent hakkının aynı zamanda LGBTİ+ hakkı olduğunu konuşmak gerekiyor” dedi.

Nazik Işık ise yerel eşitlik eylem planlarından bahsetti. Planlara LGBTİ+ haklarının girmesi konusunda yerel yönetimlerin gereken adımları atmadığını vurgulayan Işık, “Bizim yapabileceğimiz iyi şeylerden bir tanesi hak taleplerinin uluslararası belgelere dayandığını göstermek olabilir” diye konuştu ve ekledi:

“Yapılabileceklerin bayağı geniş bir listesi mevcut. SPoD ve Genç LGBTİ+’nın ürettikleri taahhütnameler var. Yerelde eşitlik sağlamaya dönük bal gibi maddeleştirilmiş adımlar var. Nereden başlayacağız diye kimsenin oturup da kara kara düşünmesine gerek yok. İzmir’de Büyükşehir ve Narlıdere Belediyesi imzaladı taahhütnameyi. Sadece uygulama değil, nasıl ölçüleceğine ilişkin indeksler de var. Adım atamamanın sebebi siyasi irade eksikliği.”

Son konuşmacı Suntekin, “Katılımı konuşurken hakkında karar verilenlerden bahsediyoruz ama bir de karar verenler var. Katılım hakkımızı bir değişimi yaratmak için kullanmak istiyoruz ve bu bir sancı getiriyor. Buna gerçekten hazır mıyız, buna nasıl hazır olabiliriz diye sormak da gerekiyor” dedi.

“Normun içinde kalanlar, karar mekanizması ve iktidarı oluşturuyor”

İlk günün kapanış oturumunun başlığı, “Güçlenmek ve Güçlendirmek” idi. Prof. Dr. Özlem Cankurtaran’ın kolaylaştırdığı oturumda 17 Mayıs Derneği’nden Sosyal Hizmet Uzmanı Aras Örgen, Psikolojik Danışman Doç. Dr. Ezgi Toplu Demirtaş ve Psikolog Sedat Yağcıoğlu konuştu. Cankurtaran, “Acaba güç dediğimiz şey sadece baskı ve iktidarla mı ilgili yoksa insan etkileşimleri, içsel güç ve örgütsel bağlamda başka anlamlar taşıyor mu” diye sorarak başladı ve ekledi:

“Gücü aslında statik değil dinamik ve akışkan bir şekilde kavramak gücü dayanışma için nasıl kullanabileceğimiz konusuna götürüyor bizi. Güçlenme konusunda normu belirleyenin kim olduğunu tartışmamız gerekiyor. Devlet ve aile, norm belirleyici kurumlar olarak öne çıkıyor. Normun içinde kalanlar, karar mekanizması ve iktidarı oluşturuyor.”

İlk konuşmacı Ezgi Toplu Demirtaş, yakın partner ilişkileri perspektifinden güçlenmek ve güçlendirmek kavramlarına baktı. “Partner ilişkilerinde eşitlendikçe güçleniyoruz” diyen Demirtaş, şöyle devam etti: “Bir yandan hiyerarşileri yıkarken, partner ilişkilerinde yeni hiyerarşiler yaratıyor muyuz?” Ardından araştırma sonuçlarını paylaştı. Ardından Sedat Yağcıoğlu, sosyalleşme ve yalnızlık üzerine terapi deneyimini aktardı.

Son konuşmacı Aras Örgen ise, 17 Mayıs Derneği’nin esenlik programını anlattı. Örgen, “Kimse bize havadan esenlik sunmuyor aslında. Kendi pratiklerimizi edinerek, paylaşarak, ilham alarak ve çoğunlukla kendimizi gözlemleyerek bir şeyleri oturtabiliyoruz” dedi.

“Kurumları eleştirerek dönüştürebiliriz”

Sempozyumun ikinci günü Yasemin Öz’ün kolaylaştırıcılığında “Meslek uzmanları ve sivil toplumla çalışma olanakları” oturumuyla başladı. Klinik Psikolog Jolanta Armande Cihanovica, ruh sağlığı perspektifinden LGBTİ+ kişilerin esenliği konusundaki kriter ve değerlendirmelerden bahsetti:

“LGBTİ+ kişiler için olumlu ruh sağlığı ve esenlik faktörleri arasında aile ve arkadaşlardan destek, destekleyici iş yerleri, destekleyici çevre, olumlu açılma deneyimleri, sosyal destek, diğer LGBTİ+ kişilerle özdeşleşme ve topluluk oluşturma gibi unsurlar yer alıyor.”

Reyda Ergün, LGBTİ+’ların insan haklarına eşit erişiminde akademinin kilit rolü olduğunu hatırlattı, “Bir kere üretildikten sonra akademik bilgi, otoritesi olan bir bilgi haline geliyor. Dolayısıyla nasıl üretildiği üzerine düşünmemiz lazım” dedi. Akademik özgürlüğün akademisyenlerin sahip olduğu bir imtiyaz olmadığını vurgulayan Ergün, “Akademinin bileşenlerinin akademik özgürlüğe sahip olduğunu söylemek bu bileşenlere toplumsal bir sorumluluk yüklenmiş olduğunu söylemek demektir” diye ekledi.

Son konuşmacı Emrah Kırımsoy, çocuk hakları alanında çalışma deneyimini aktardı. “Çocuk hakları, tıpkı LGBTİ+ hakları gibi insan hakları deyince akla ilk gelen haklar değil. Doğal olarak yüzümüz daha çok birbirine dönüyor” dedi.

Sempozyumun “Nefret Suçları ile Mücadele Stratejileri” oturumunda Birleşik Krallık’ta LGBTİ+ ve mülteci hakları üzerine çalışan Paul Dillane, Avrupa Konseyi’nden yasal danışman Vasily Lukashevich ve eğitimci Dilek Çankaya konuştu. Yıldız Tar’ın kolaylaştırdığı oturumda Dillane, kendisinin de bundan iki yıl önce şiddetli bir nefret saldırısına maruz kaldığını, o zamandan beri ilk kez kamusal bir alanda konuştuğunu belirterek; “Birleşik Krallık’ta sanki haklarımızı kazandık gibi bir algının olduğu dönemde özellikle transfobi üzerinden ciddi bir gerileme ile karşılaştık” dedi. Lukashevich, nefret suçları ile mücadelede yasaların yetersiz olduğunu vurgularken, Çankaya öfke ve direngenliğin dönüştürücü gücüne değindi.

Sempozyum, Murat Köylü’nün kolaylaştırdığı “Savunuculuk ve Mesleki Olanaklar” oturumuyla sonlandı. Oturumda Av. Mehmet Aydın, ODTÜ Onur Yürüyüşü ve Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi’nin kuruluşunu anlattı. Doktor Müge Yetener ise kurumların değişip dönüşmesi için eleştirmekten kaçınmamak gerektiğini hatırlattı.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, sosyal hizmet, sağlık
nefret