10/02/2022 | Yazar: Necati Janok

“Hagia olarak şehirlere baktığımızda onları kocaman bir havuz gibi görüyoruz. Bu bakış açısıyla bu havuzun her damlasının kendine özgü bir hikayesi olduğunu ve güzelliğini de içerisinde barındırdığını fark ettik.”

Gelenekselden dijitale Anadolu motifleri: Hagia Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Hagia, Anadolu’nun binlerce yıllık sembol, motif ve hikayelerini alıp bugünden de öteye taşıyan; bir kilim motifini, yaklaşık 2000 yaşındaki bir taşın üzerindeki simgeleri dijital dünyayla ve sanatın geleceği olarak tanımlanan NFT formatıyla buluşturan bir sanat topluluğu.

Zamansızlığı, toplumsal hafıza ve çok kültürlülüğü bize yeni formatlarda sunan Hagia’nın ortaya çıkış hikayesi ve üretim süreciyle ilgili merak ettiklerimi ekibin kurucusu Sedat Boynueğri’ye sordum. 

Selam Sedat! Hakkında yaptığım kısa bir araştırmayla bile birçok farklı disiplinle ilişkili çalışmalarının olduğunu gördüm. Farklı farklı şehirler, okullar ve alanlar… Hikayeni bir de senden dinlemek isterim.

Tabii ki! Çook geriye gidersek, Malezyalı bir anne ve Malatyalı bir babanın en küçük çocuğuyum. Çocukluğum boyunca farklı iki kültür arasında gidip gelen bir hikayem var. Malezya ve Malatya kültürlerinin harmanının kişileştirilmiş hali oldum diyebilirim. Aslında bu yüzden de hayatımı “Farklılık güçtür!” sözünü özümseyerek sürdürdüm ve sürdürmekteyim. Gerçekten her kültürün kendine özgü güzellikleri ve özellikleri olduğunu ve hiçbirinin diğerinden ne daha üst ne de daha alt olduğunu birebir yaşama imkânım oldu. Bunun yanında kendimi daha da bütünleştirdiğim Ankara kültürü de cabası… Hepsinin bir bütünü olarak, kültür, yaşam şekli, doğrular ve güzelliklerin aslında sanatla birlikte yaşamam için bana bir yol oluşturduğunu söyleyebilirim. ODTÜ ve State University of New York Binghamton’da Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler okudum. Üniversite zamanlarımda sürekli “startup” ekosistemiyle birebir çalışma imkânı buldum ve aynı zamanda New York’da modern sanat ile tanıştım. New York’ta modern sanat tarihi ve startup kültürünün arasında benzerlikler üzerinde çalışmalar yaptıktan sonra, İngiltere’de sanat pazarlaması ve finansı üzerine eğitimime devam ettim. Hem üst düzey galerilerde çalışıp hem de üzerine çok değerli eğitmenlerden eğitim aldıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm. Türkiye’ye döner dönmez, motiflerin ve sembollerin hikayeleri ve esrarengiz tarihleri beni çok etkilemişti. Döndükten 1 ay sonra hemen bir kilim atölyesinde çırak olarak çalışmaya başladım. Ankara kalesinde de eğitim aldıktan sonra bu motifleri dijital dünyaya kazandırmak için kollarımı sıvadım. Yaklaşık 2 yıl önce bir fikir ve isim olan Hagia’nın kurucusu oldum. O zamandan beridir de hem startup danışmanlığı yapmakta hem de Hagia’nın kurucusu olarak çalışmaktayım.

“Hagia olarak şehirlere baktığımızda onları kocaman bir havuz gibi görüyoruz”

Hagia projesini nasıl tanımlarsın ve her şey nasıl başladı?

Hagia projesi 2 yıl önce, Ankara'da küçük bir kilim atölyesinde bir hayal, bir düşünce olarak başladı. Sonrasında da etrafında çok değerli sanatçıları ve tasarım topluluklarını topladı diyebilirim. Şu anda da Hagia ekibinde olan sanatçı arkadaşlarımla bu serüven boyunca sürekli olarak Hagia'nın değerlerini oturtmak için sabaha kadar araştırmalar ve konuşmalar yaptık. Özellikle Hagia ekibimizden olan arkadaşlarımla -Nilay Kırcı, Taha Celal Yıldırım, Sude Akkaya, Barış Buhar, Arda Saraçoğlu, Kıvanç Gümüş, Sercan Oğuz- Hagia'nın bugün olduğu yerde olması için gece-gündüz kafa patlatıp, araştırmalar yaptık. Daha sonra fark ettik ki, aslında her gün yanından geçtiğimiz, üzerine bastığımız ya da hep yanında durduğumuz güzelliklerin farkına varmamışız. Bu yüzden şehirlere ve insanlara motifleri biraz daha farklı açılardan açıklamaya ve göstermeye başladık. Kısaca şöyle açıklayabilirim: Hagia olarak şehirlere baktığımızda onları kocaman bir havuz gibi görüyoruz. Bu bakış açısıyla bu havuzun her damlasının kendine özgü bir hikayesi olduğunu ve güzelliğini de içerisinde barındırdığını fark ettik. Aynı motifler gibi ya da şehirlerin içindeki insanlar gibi... Ancak, bu hikayelerin ve bu güzelliklerin de her gün okuduğumuz medya araçlarında ya da haberlerde pek yer bulamadığını gördük çünkü bizce bu hikayeler şehirlerin ya da mekanların tam içlerinden ve tüm samimiyetiyle oluşmuş, yaşanmış hikayeler... Daha sonra hikayeleri ve motifleri kendi büyüdüğümüz dijital dünya formuna çekip, bu güzelliklerin bir de dijital dünyada fark edilmesini sağlamayı kendimize görev edindik.

gelenekselden-dijitale-anadolu-motifleri-hagia-1

Anadolulu motifleri yine Anadolu’dan insan hikayeleriyle ilişkilendirerek bizlere anlatıyorsunuz. Peki Hagia ekibi olarak motifleri ve hikayeleri belirlemede ne gibi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?

Kriterleri aslında madde madde sıralayamam. Biraz önce dediğim gibi her şehir, her mekân kendine özgü ve kendince başka hikayelere sahip. Çalışma şeklimizi anlatmam gerekirse, önce belirlediğimiz bölge hakkında küçük bir araştırma yapıyoruz ve yerel sivil toplum örgütleri, kurumlar ya da öğrencilerle iletişime geçmeye çalışıyoruz. Kendi bildiğimiz değil daha çok onların bildiği yaşadıkları zaman ve mekânı anlamaya çalışıyoruz. Derin bir tarih araştırmasına giriyoruz, insanların çokça şahit oldukları motifleri, sembolleri ya da eserlerin arkasındaki anlamları araştırıyoruz. Bu bir bölgede kapı tokmakları olabilirken bir başka yerde bir yılan motifi de olabiliyor… Bir motif araştırması yapılırken, uzun bir tarihi araştırma içine giriyoruz ve her hafta bunların üzerinde yerel kurumlar ve insanlarla toplantılar yaparak beyin fırtınaları yapıyoruz. Hikayelerin lokal hikayelerle global problemler arasında bağ kurmak ve harekete geçmek için en önemli araçlardan biri olduğunu düşünüyoruz; çünkü lokal hikayeler global çevrede insanları daha da yakın olmaya davet ediyor ve birbirleriyle bağ kurmalarını sağlıyor. Hagia olarak kendimiz için belirlediğimiz 5 tane global problem ve konu var. Bu konular hakkında sürekli araştırmalar yapıyoruz. Sadece Türkiye özelinde değil, Evrensel olarak da araştırmalar yapıyoruz ve bu araştırmalar sonucunda sesi az duyulmuş ve çok bilinmeyen hikayeleri bulmaya çalışıyoruz. Tabii ki, ekibimiz ve hareketimizin genç olmasından dolayı kısıtlı imkanlarla ulaşabildiğimiz hikayeler üzerinde çalışıyoruz. En çok dikkat ettiğimiz nokta, samimiyet. Bunu da toplumun tam kalbinde bulabiliriz.

“Pitrak motifinin o samimi, korumacı anlamı bizi çok etkiledi”

“Pitrak” adlı eserinizde Veysel Akşahin’in “Hala” belgeseline de konu olan “İhsan Hala” karakterini bize bir kez daha hatırlattınız. İhsan Hala aslında LGBTİ+ dünyası için fenomen denebilecek bir karakter. Pitrak’ı yaratırken hedefiniz neydi ve neden bu eseri böyle bir fenomenin ismiyle anlatmak istediniz?

Biz Pitrak motifine başlarken, aslında LGBTİ+ hikayesi kullanmak gibi bir düşüncemiz yoktu. Daha sonra biraz daha araştırmalarımızı genişlettik ve Pitrak motifinin o samimi, korumacı anlamı bizi çok etkiledi ve açıkçası bunu da korumak istediğimiz insanlar için tekrar “dijital olarak dokumak” istedik. Bu şekilde uzun araştırmalar sonunca Veysel Hocam ile tanıştık. Kendisi bizi çok destekledi ve projemiz için istediğimiz her türlü materyali sağladı. Eserimize bakarsanız, kullandığımız renklerden, kullandığımız seslere kadar her şey hikayemizin bir parçasını temsil ediyor. Örneğin, renk paletimiz İhsan Hala’nın en sevdiği renklerden oluşuyor.

Gelecekte bizi hangi şehirlerin motifleriyle tanıştıracaksınız? Sırada hangi hikayeler var?

Şu anda yaklaşık 4 projeyi aynı anda götürüyoruz; ancak sıradaki projemiz İzmir Bergama motifleri ve sağlık çalışanlarımızdan birinin özel bir hikayesi diyebilirim.

Hagia’nın bugüne kadar yayınladığı eserlere baktığımızda illüstrasyon, 3D design, müzik gibi farklı alanları bir arada görüyoruz ve anlaşılıyor ki bu çalışmaların ardında güçlü ve kalabalık bir ekip var. Bunca farklı alanda uzmanlaşan sanatçının ortaklaşa çalışma süreci nasıl ilerliyor? Ortak hareket edip tasarıma karar vermek zor olmuyor mu?

Açıkçası normalde kalabalık ekiplerin bir arada çalışması zor olabiliyor ama Hagia’da durum farklı. Ekipteki herkes birbirinin fikirlerine ve düşüncelerine saygılı ve yeni fikirlere açık. İçerde bir aile ortamı var diyebiliriz. Bir projeye başlarken ekipçe beyin fırtınası yapılıyor ve gelen fikirler birbirini besleyerek büyüyor ve içimize sindiği noktada çalışmalara başlanıyor.  Hagia’nın bir tasarım dili var ve bu dil de aslında ekibin her parçasının bir araya gelmesiyle oluşan bir dil, bundan dolayı kim neler katarsa Hagia onları içselleştirebiliyor. En çok zorlandığımız nokta en başta müzik ve video ekibimizin senkronize bir şekilde çalışması. Bunun için de ortak konuştuğumuz dil üzerinden bir çalışma stratejisi bulduk. Hikayelerimizin can alıcı noktalarını kelimeler halinde madde madde yazıyoruz ve bunların üzerinden çalışmamıza başlıyoruz. Biraz önce dediğim gibi herkes kendinden bir şeyler kattığında müzik, hikâye ve animasyon birleşmiş oluyor.

gelenekselden-dijitale-anadolu-motifleri-hagia-2

“Şehirlerin en derinlerinden, diplerinden ve samimiyetinden hikayeler bulmaya çalışıyoruz”

Instagram hikayelerinizde biraz gezdiğimde dünyadan farklı şehirlerin sokaklarına yapıştırdığınız sticker’larla Anadolu motif ve hikayelerini QR kodlarıyla onların ayağına götürdüğünüzü gördüm. Burada süreç nasıl işliyor? Ülke dışından nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Üzerinde çalıştığımız proje bittiğinde sadece dijital ortamda kalmaması ve daha çok insana ulaşabilmesi için özellikle yurt dışında çok fazla görülen “sticker art”ı kullanıyoruz. Bunun altında yatan sebep, bizim yaptığımız sanatı gerçekten duvarların arasında olmaması gerektiğini düşünmemiz.  Biraz önce konuştuğumuz gibi şehirlerin en derinlerinden, diplerinden ve samimiyetinden hikayeler bulmaya çalışıyoruz. Bu hikayelerin şehirlerin seslerinin de, sokaklarda olduğunu düşündük ve insanları sokaklarda yakalamayı ve onları QR kod aracılığı ile Hagia dünyasına göndermeyi amaçlıyoruz. Açıkçası pandemiden önce ülke dışında çok daha aktif bir şekilde sticker yapıştırıp insanlara gönderebiliyorduk. Aldığımız tepkiler de çok güzeldi. İnsanlar gerçekten anlatmak istediğimiz hikayeleri okuyorlar, izliyorlar. Daha çok “Bu motifin Türkiye’de olduğunu bilmiyorduk” gibi tepkiler almıştık.

Biraz da NFT dünyası hakkında konuşmak isterim. Malum sanat farklı bir yere evriliyor. Bir grup insan dijital sanatın sanat değerini tartışadursun, Kripto Sanat dedikleri bir kavram hayatımıza girdi son aylarda. Siz de bu kavramla oldukça iç içesiniz. Sahiden sanat nereye gidiyor? Nedir bu NFT ve gelecekte nerede görüyorsun?

Öncelikle NFT’yi kısaca açıklamam gerekirse açılımı Non-Fungible Token yani Türkçeye Değişimi Olmayan Para olarak çevirebiliriz. NFT'ye aktarılan bir sanat eserinin özgünlüğü kolayca doğrulanabiliyor ve eserlerin kopyalanmasının önüne geçiliyor. Biz Hagia olarak NFT'ye bir topluluk olarak bakıyoruz. Orada üretim yapıp, bakış açılarını dijital ortama taşımaya çalışan herkes ile ortak noktalarda kesiştiğimizi düşünüyoruz. Tek başımıza Hagia adı altında üretim yapıp NFT'leştirmek yerine, farklı farklı dijital sanatçılarla beraber çalışarak, yaratıcılık ve hikâye anlatıcılık özelliklerinin limitlerini zorlamaya ve birliktelik yaratmaya çalışıyoruz. Bence NFT ile insanlar sahip oldukları ürünleri, eserleri, karakterleri dünyaya artık daha kolay gösterebilecek. Kendi yarattığınız eseri ne kadar kolay dünyayla paylaşabiliyorsanız, satın aldığınız eseri de öyle paylaşabileceksiniz bence. Bu şekilde yavaş yavaş sosyal medya da yeni bir çağa girmeye başladı diyebiliriz. NFT’ler sayesinde daha farklı bir sosyal medya, statü, sahiplik duygusunda değişkenlik oluştu. Bence bu kırılma anını yaşadığımız için ve iki dünyayı da görenler olduğumuz için çok şanslıyız.

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Eşit Haklar dosya konulu 180. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.


Etiketler: kültür sanat
nefret