15/03/2020 | Yazar: Kaos GL

Nazlı ile göçü, göç çalışmalarının heteronormatif yapısını, kuşakların var olup olmadığını ve Berlin’deki örgütlenme girişimlerini konuştuk.

“Göçle birlikte senin pozisyonun da yeniden kuruluyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Röportaj: Aylime Aslı Demir & Yıldız Tar

Nazlı, İstanbul’dan Berlin’e göç eden LGBTİ+’lardan. Boğaziçi Üniversitesi’nde LuBUnya topluluğunun kurucularından. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yer aldı. Berlin’de bir yandan göç üzerine akademik çalışmasını sürdürüyor bir yandan da Kuir+ Lubun Berlin isimli grupla iki onur yürüyüşü düzenledi. Gazino Neukölln’de çalması da cabası…

Nazlı ile göçü, göç çalışmalarının heteronormatif yapısını, kuşakların var olup olmadığını ve Berlin’deki örgütlenme girişimlerini konuştuk.

Aylime Aslı Demir: Türkiye’den Almanya’ya özellikle de Berlin’e göç konusunda kuşaklardan bahsediliyor. Göçü kuşaklara bölmek mümkün mü? Böyle kuşaklar var mı?

Nazlı: Kuşak ayrımı biraz spekülatif çünkü göç literatüründe jenerasyon, kuşak, dalga denen şeyler hetero aile ilişkileri üzerinden tanımlanıyor. Genelde birinci kuşak 1961’deki anlaşma ile işçi olarak gelen yetişkinler için kullanılıyor. Önce tek adamların gelip sonra aile birleşimi ile eşlerinin ve çocuklarını da getirdiği bir durum olarak tarifleniyor. Bu arada o dönem bir sürü tek kadın da gelmiş. İkinci kuşak ise bu ilk gelenlerin burada doğan çocukları. Üçüncü kuşak ise ilk kuşağın torunları… Normatif göç literatürüne bakıldığında aile ağacı üzerinden ilerliyor. Lubunyalar söz konusu olduğunda bu kuşak algısı işlemiyor. Göç motivasyonu ve göç edilen dönemle birlikte başka bir şeyden bahsetmek gerekiyor. Burada doğan lubunya bir çocuk mesela ikinci kuşak oluyor ama belki son dönemde gelen yeni dalga ile kendisini daha yakın hissediyor. Bütün bu kuşakların neye göre kategorize edildiği ya da edilebileceği konusunda ben de hiçbir zaman emin olamıyorum. Kültürel kodlar mı, paylaşılan yaş mı, göç motivasyonu mu, konuşulan dil mi? Kuşak meselesini biraz söylem analizleriyle çıkartmaya çalışıyoruz ama tam olarak kuşak nedir, neye göre kategorize edilir sorularının tam ve doğru bir cevabı yok.

Son dönemde gelenler için ise yeni dalga deniliyor. 2013 Gezi sonrası göç eden, Gezi diasporası diye adlandırılan bir göç dalgası… “Seküler göç”, “Bunaltı göçü” de deniyor ama bu göç dalgasıyla gelenler de homojen bir grup değil ki. Lubunyası var, Kürt hareketinden olanı var, özellikle darbe girişimi sonrası gelen “Cemaatçi” denilen insanlar var, solcu akademisyenler var… Haliyle bu göçü de bir dalga olarak okumak nasıl mümkün bence tartışmalı.

Medyada ve popüler anlatılarda bir yandan bu son göçe ilişkin sınıfsal bir atıf var. Son gelen dalganın görece daha üst sınıf, kültürel olarak sofistike bir grup olduğu söyleniyor. Bunu bianet’teki röportajlarda da görebiliyorsun, bunaltı göçü diyen haberlerin tonunda da… Türkiye’de ilk kez politik bir sıkışıklık ve iltica süreci yaşanmıyor ama son göçe ilişkin Alman medyasında bir yandan ikilik yaratılıyor. İyi göçmen-kötü göçmen ayrımı yaratılıyor.

Yıldız Tar: 80’lerde darbenin ardından, 90’larda köy boşaltmalar gibi sebeplerle Kürtlerin ağırlıkta olduğu göç dalgaları var sanki. Bu dalgalarda da lubunyalar var ama görünür değil bu kadar. Gezi ve ardından 2015 sonrasında artık daha görünür bir LGBTİ+ göçü var gibi gözlemliyorum. Ne dersin?

Nazlı: Ben de tezim için çalışmaya, yazmaya başladığımda on kere düşündüm böyle bir argümanla yola çıkabilir miyim diye. İzi sürülebilen, haritası çıkarılabilen belki de ilk queer göç dalgası… Kürtler, Aleviler, Ermeniler gibi grupların göç tarihi çoktan işaret edilmiş literatürde ama Almanya’da Gayhane gibi oluşumlar, GLAADT gibi örgütler olsa da iki ülke arasındaki queer göç tarihi çok çalışılmış bir alan değil. Türkiye’de 2015’e kadar güçlenen hareketin 2015’te hedef olması, daha öncesinde Gezi, yine 2015’te İstanbul Onur Yürüyüşü’nde bize ilk plastik kurşun ve gazın sıkılması ve devamındaki göçle birlikte artık kolektif bir öznenin dış göçü daha konuşulur hale geldi. Buraya göç eden bir sürü insanı birebir tanımasam da Türkiye’de kolektif bir tarihimiz var.

Çalışmayı sürdürürken geldiğimiz yerdeki, Almanya’daki tarihi silme hatasına düşmemek için çok uğraştım. Bir şeylerin yeni olduğunu söylerken başka bir şeyleri görünmez kılıyor muyum? Ama gerçekten de 2015 sonrası göçün özgül yanları var. Hareketin bu kadar özneleştiği bir dönemde gerçekleşen göçün izlerini takip etmek daha kolay.

Yıldız Tar: Bu dediklerinden sonra kafamda şöyle bir soru canlandı: Bir önceki göçmen lubunya kuşağından farklı olarak yeni kuşak ortak bir politik arka plan ile, politik bir ortaklık ve tarih ile geliyor. Bu durum nasıl karşılaşmalar yaratıyor?

Nazlı: Çoklu ayrımcılık denen şeyi bence burada doğanlar ve yeni gelenler o kadar faklı yaşamıyor. Ama başa çıkma ve bunu anlamlandırma repertuarı farklı. Göçle birlikte senin pozisyonun da yeniden kuruluyor. Benim mesela en afalladığım şey buradaki bir sürü diyalogta, politik tartışmada kendimi İslam sempatizanı şeklinde algılanır halde bulmak. Türkiye’de İslam referanslı yasayla, polis şiddetiyle bir şekilde susturuluyoruz. Burada ise yoğun bir İslamofobi var. Haliyle iki ayrı arka plan var. Queerliğin Batılı bir şey şeklinde algılanması gibi bir durum da var. Haliyle ben buraya göç ettiğimde zeminim kaydı. Ve bu zeminin kayması da şart bir yandan. Türkiye’de ürettiğin politik söz başka bir arka plandan doğuyor ve o şartlarda anlamlı. Burada ise başka bir tarih ve arka plan var. Yeni politik sözlere ihtiyaç duyuyorsun. En basiti Türkiye’de AKP’li olmak ve seküler olmak diye bir ikilik var ve bu ikilik üzerinden, bu ikiliğin içinde kalarak ya da dışına çıkarak politika üretiyorsun. Burada ise durum öyle değil.

Bir yandan da burada yıllardır biriken göçmen queer tarih ve hafızası var. Geldiğinde o hafıza ve tarihle de ilişkiye geçiyorsun. Böyle bir tarihin varlığı yeni gelenlerin birbirini bulmasını da kolaylaştırıyor. Burada örgütlenme girişimi yeni gelenlerin birbirini bulması ile daha da somutlaştı.

gocle-birlikte-senin-pozisyonun-da-yeniden-kuruluyor-1

Aylime Aslı Demir: Almanya’da doğmuş Türkiye kökenli queerlerle yeni gelenler arasında ortaklık zemini kurulabiliyor mu?

Nazlı: Bence bir sürü diğer gruba göre kuruluyor çünkü bizim bir şekilde mekanlarda yollarımız kesişiyor. En basiti Südblock’ta yan masada birileri oturuyor. Sohbet başlıyor. Aynı yere bira içerken tanışıyor kuşaklar. Ama aynı yerde bira içtiğin için politik olarak ortaklaşmıyorsun elbette. 2017’de Kuir+ Lubun Berlin Pride’ı oluşturduk mesela. Bu oluşumda “eskiler ile yeniler” arasındaki boşluk kapatılamadı. Yeni gelenlerin çoğunlukta olduğu bir oluşum oldu. Benzer deneyim yaşayan insanlar birbirini bulduğu için başladı. Bir yandan da artık aramızda bir espriye de dönüşen “Biz kimiz” sorusu var tabi.

Yıldız Tar: Peki bu grup nasıl bir araya geldi?

Nazlı: Nasıl bir araya geldi biliyor musun, bir gün Yeşiller Partisi bizi meclise çağırdı. Burçin, Sinem, Evren, Barbaros Şansal ve ben gittik. Ben o grupta bir tek Evren’i tanıyordum. Türkiye’de olup biteni konuşurken yeni gelenlere yardımcı olmak için en azından kağıt kürek işlerini kolaylaştırmak için bir şeyler yapalım dedik. Sonra bir baktık bayağı kalabalığız. Burçin’le Sinem bir Facebook grubu açtıklarını söyledi. Ben ve Evren’i de eklediler. Eşimizi dostumuzu ekledik. Grup canlandı. İki tane Pride yaptık. Bir tanesi İstanbul Pride ile dayanışmak içindi. 2018’de olan. Arafta kalmış da bir Pride’tı. Gündem İstanbul ama biz Berlin’deyiz. Bu sene ise bazı teknik aksaklıklar yaşadık. Bir yandan da önceliklerimiz farklıydı. Herkes sokak eylemliliğini o kadar önemsemiyordu. Ama bu örgütlenme girişimi ile farklı farklı arkadaş grupları oluştu. Bir yükselen bir düşen bir enerjimiz var.

Yıldız Tar: İstanbul Pride da biraz öyle değil mi? Her sene başka bir dinamiği var…

Nazlı: Evet, olabilir. Hiç düşünmedim aslında. Burada benim beklentim çok yüksekti belki de. Ama bir düşüş yaşadık. Bir yandan da göç insanı çok yalnızlaştıran bir şey. Herkes adına konuşamam, kendi adıma da çok yalnızlık çekmedim ama bu benim halihazırda var olan bağlarım ile alakalıydı. Bir yandan da biraz yalnız kalmak istediğim için göç ettim ama göç ettiğinde sudan çıkmış balığa dönüyorsun. Herkes bir sürü kağıt kürek işine koşturuyor. İnsanların bir araya gelmesi bir ihtiyaç olsa bile buna ayıracak enerji bulamıyorsun bazen. Kendi derdine düşüyorsun.

Yıldız Tar: Pride dışında bir de Gazine Neukölln var değil mi? Nedir bu Gazino Neukölln?

Nazlı: Biz kendimizi eğlendirmek için çalıyorduk. Gizem zaten müzisyen. Ulaş ve Pelin’in de olduğu bir gün kafamıza göre çaldık. Gazino adı nereden çıktı hiç hatırlamıyorum. Tam olarak gazino isminin kim tarafından hangi an atıldığı falan belli değil. Neden gazinoyuz ben bilmiyorum. Gazino ne konsept olarak gündemimizdeydi ne de farkındaydık bu kadar queer bir tarihi olduğunu. Bilinçdışı bir şekilde farkındaymışız belli ki. Biz evlerde kendimiz için çalarken 25 Kasım eylemine çağrıldık. Orada küçük bir kamyonda çarpışa çarpışa kolonların arkasında çalmış olduk. Sonra biri orada duymuş başka bir yere çağırdı. Böyle böyle aldı yürüdü.

Fotoğraflar: Kuir+ Lubun Pride Facebook sayfası, https://www.facebook.com/KuirLubunBerlin/


Etiketler: insan hakları
Nefret