10/05/2022 | Yazar: Yunus Emre Demir

Panelin ilk oturumunda "İnsan Hakları Mücadelesinin Kriminalize Edilmesi" konuşuldu.

Hafıza Merkezi’nden “Sessiz Kalma” paneli: “Bu coğrafyada büyük bir mağdur seçicilik var” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Hafıza Merkezi tarafından düzenlenen “Sessiz Kalma - Hak Savunucularına Yönelik Yıldırma Politikaları Paneli 10 Mayıs günü Postane İstanbul’da gerçekleşti. YouTube’dan da canlı olarak yayımlanan panelin açılış konuşmasını Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Tarık Beyhan yaptı.

Beyhan konuşmasına Gezi Davası’nda verilen kararları hatırlatarak başladı. Davaların insan hakları savunucularını susturmak ve baskı oluşturmak amacıyla açıldığını söyleyen Beyhan, davaların iddianamelerini de eleştirdi.

İddianamelerde insan hakları savunucularının faaliyetlerinin suç olarak gösterildiğini ama aslında suç iddiası dahi olmadığını söyleyen Beyhan, suç iddialarının olduğu durumlarda da suç ile suçlu arasında bir bağlantı veya delil olmadığını vurguladı.

Af Örgütü’nün Hindistan ofisinin engellemeler sebebiyle çalışamadığını, Rusya ofisinin de birçok insan hakları örgütüyle birlikte kapatıldığını söyleyen Beyhan tüm bunlara rağmen insan hakları savunucularının bir arada durabilmesinin önemini de vurguladı.

İlk oturum: İnsan Hakları Mücadelesinin Kriminalize Edilmesi

Tarık Beyhan’ın konuşmasının ardından başlayan etkinliğin birinci oturumunda “İnsan Hakları Mücadelesinin Kriminalize Edilmesi” konusu konuşuldu. Etkinliğin moderasyonunu Hafıza Merkezi’nden Burcu Bingöllü gerçekleştirdi.

İlk oturumda ilk söz, Roza Kadın Derneği’nden Adalet Kaya’nın oldu. Burcu Bingöllü’nün sorusu üzerine Adalet Kaya, Roza Kadın Derneği yöneticilerinin Mayıs 2020’den beri maruz bırakıldığı operasyonları anlattı.

Adalet Kaya, OHAL sonrası durağan bir döneme girildiğini ancak bu dönemden en hızlı çıkanın kadın hareketi olduğunu, kuruldukları günden beri örgütledikleri tüm etkinliklerin çok yoğun ilgi gördüğünü söyledi.

Roza Kadın Derneği ilk operasyonun gerçekleştiği Mayıs 2020’den itibaren 1 yılda 7 operasyona maruz kaldı. Evlerin sabaha karşı zırhlı araçlarla, silahlarla basıldığı operasyonların her birinde en az 20 25 kadın gözaltına alındı, her operasyonda gözaltına alınan kadınlardan 10’a yakını tutuklandı. Geriye kalanlar da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

“Bizim için öz savunma örgütlü olmaktır”

Kaya bu operasyonlar süresince idari birtakım teftişlerin de gerçekleştiğini belirtti. Bakanlık müfettişlerinin her kurumda 2 gün vakit geçirdiğini söyleyen Kaya, “Roza Kadın Derneği’nde 1 ay kaldılar” dedi.

Bu operasyonlar süresince Adalet Kaya’nın kendisi de 3 kere gözaltına alındı. İlk operasyonda tutuklanan Kaya, 3 ay cezaevinde kaldı.

Kaya çoklu ayrımcılığa maruz kaldıklarını şu sözlerle anlattı: “Kadın hareketi ve LGBTİ+ hareketi en kolay kriminalize edilen kesimler. Hem kadın olduğumuz için hem kadın mücadelesi verdiğimiz için hem de Kürt olduğumuz için çoklu ayrımcılığa maruz kalıyoruz.”

Gece yarısı zırhlı araçlarla, silahlarla evlerinin basılmasının sebebinin devletin toplumda endişe yaratmak istemesi olduğunu söyleyen Kaya, her şeye rağmen arkalarında toplum gücü olduğunu, tüm bu hukuksuzluklarla dayanışma ve birliktelikle mücadele ettiklerini söyledi. Kaya, Roza Kadın Derneği için öz savunmanın örgütlenmek olduğunu da vurguladı.  

“İnsanlar ailelerini ekmeksiz bırakmayı göze alamıyor”

Oturumun ikinci konuşmacısı İnsan Hakları Derneği Eş Başkanı Eren Keskin oldu. Keskin konuşmasında, hakkında açılan davalardan yola çıkarak geçmişten bugüne sivil toplumun üzerindeki baskıları değerlendirdi.

Keskin, “bu coğrafyada insan hakları mücadelesi vermek her zaman zordu. Eski devlet yeni devlet diye ayırmıyorum” derken, devletin soykırım suçu ve yalan bir tarih üzerine kurulmuş kötü bir devlet olduğunu söyledi.

Keskin sözlerinin devamında Türkiye’de yargının her zaman bağımlı olduğunu ancak bugün durumun biraz daha farklı olduğunu belirtti. “Eskiden en azından mutlaka konuşacak bir hakim veya savcı bulurduk. Hakim ve savcıların özgür olmadığı, avukatlardan bile korktuğu, kapılarının kitli olduğu bir düzenden bahsediyoruz”, dedi.

Keskin sözlerine şöyle devam etti:

“90’larda da ifade özgürlüğü yoktu. 90’larda fiziki yöntemlerle saldırı vardı. İnsanlar gözaltına kaybediliyorlardı, kontrgerilla yöntemlerle öldürülüyorlardı… Önceden dava açılırdı, dava görülürdü, ancak hakkınızda bir ceza çıkarsa tutuklanırdınız. Bugün fiziksel saldırılar bitmiş değil ama daha az, fakat şimdi de ifade özgürlüğü önündeki engeller çok yoğun.”

Keskin kendini bu kadar öngörüsüz ve korumasız hissettiği başka bir dönem hatırlamadığını söylerken KHK’ların yarattığı korku ortamını da hatırlatarak sokak eylemlerine katılımın azalmasına değindi:

“İnsanlar bir açıklamaya giderken, bir eyleme giderken kendiyle alakalı riskleri göze alabilir. Ama ailesini ekmeksiz, işsiz bırakmayı göze alamıyorlar. Bu çok büyük bir korku yarattı.”

Keskin sözlerinde ayrıca mağdur seçiciliğe de dikkat çekti:

“Bu coğrafyada büyük bir mağdur seçicilik var. Coğrafyanın bir tarafında olanlar kimse tarafından görülmüyor. Bu mağdur seçiciliği hepimizin gündemine alması gerekiyor.”

hafiza-merkezi-nden-sessiz-kalma-paneli-bu-cografyada-buyuk-bir-magdur-secicilik-var-1

İnsan hakları raporları tüm dünyada kısalma eğiliminde ancak bu Türkiye’de mümkün olmuyor

Kaos GL’den Kerem Dikmen ise konuşmasına başlarken, Hafıza Merkezi’nin hazırladığı rapora değinerek şunları söyledi:

“İnsan haklarına ilişkin raporlar tüm dünyada kısalma eğiliminde. Ama Türkiye’de çok mümkün olmuyor bu. Biz evlerinden ayrılıp insan hakları faaliyetlerine giderken evlerindekilerle vedalaşanlar haline getirildik.”

Dikmen konuşmasının devamında, LGBTİ+ hareketinin örgütlenmesindeki çeşitli yapılara da değinerek LGBTİ+ hareket açısından durumun daha farklı olabileceğini anlattı. Kaos GL’yi örnek veren Dikmen, Kaos GL’nin yasal tarihi Temmuz 2005’ten itibarendir ancak kendi örgüt tarihi çok daha eskiye dayanmaktadır, dedi.

Kerem Dikmen, raporda ele alınan 2015 ve 2021 kesitinin LGBTİ+ örgütleri açısından da önemli olduğunu vurguladı:

“Bu kesit, Gezi sonrası etkinin yüksek olduğu ve darbe sonrası olağan üstü hal rejiminin etkilerinin yoğunlaştığı, Suriye’deki çatışmaların etkisini gösterdiği bir süreçti. 2015 Kaos GL açısından, 17 Mayıs’taki Onur Yürüyüşü’nün ilk engellendiği sene oldu.”

LGBTİ+’lara değil basın açıklaması, piknik yapmak bile yasak

Dikmen sözlerinin devamında, LGBTİ+’lar ve hak savunucuları açısından ifade özgürlüğü alanının çok daraltıldığını da vurguladı:

“LGBTİ+’lar için değil basın açıklaması yapmak, Adalar veya Maçka’da piknik yapmak, Kadıköy’de spor turnuvası yapmak yasaklanıyor. Türkiye’de ifade özgürlüğü yok.”

LGBTİ+ hareket için diğer toplumsal hareketlerle temasın önemine değinen Dikmen, Gezi dönemi yapılan Onur Yürüyüşü şimdiye kadar yapılan en kitlesel yürüyüş olduğunu hatırlattı.

Dikmen LGBTİ+ hareketinin ciddi bir toplumsal hareket boyutu olduğunu da söyledi:

“LGBTİ+ hareketin çok ciddi bir toplumsal hareket boyutu var. İnsanlar Taksim’de neyle karşılaşacaklarını bilmemelerine rağmen yürüyüşe gidiyorlar. Hak mücadelesi önünde bir yandan idari ve yargısal taciz sürerken, RTÜK ile medyada, reklam kurulu aracılığıyla dijital satışlarda ve diğer birçok alanda engellemeler sürüyor.

“LGBTİ+’ları hem toplumsal hayattan hem de insan hakları mücadelesi alanından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Kolay mı? Değil elbette. Ama her türlü baskı ortamına rağmen mücadelenin kendisi bile çok kıymetli.”

Oturumun son konuşmacısı ise Haydarpaşa Dayanışması’ndan Tugay Kartal oldu. Kartal sözlerine, Haydarpaşa Dayanışması’nın kent hakkı için verdiği mücadeleyi anlatarak başladı ve mücadelelerinin kazanımlarını paylaştı.

Kartal, Gar denilince akla sürgünlerin geldiğini söyledi ve Haydarpaşa Garı’nın tarihinde görülen sürgünleri anlattı. 12 Eylül darbesi döneminde Kenan Evren’in eşcinselleri de trenlere bindirerek sürgün etmek istediğini hatırlattı. Kartal konuşmasında kendi mücadele tarihini ve sürgünlerle engellenme girişimlerini de anlattı. 



Etiketler: insan hakları
Dijital