03/02/2014 | Yazar: Janset Kalan

HDP Adana Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı Leyla Uyar: Ezilmişliğin politikasını birlikte ne kadar üretebilirsek özgürleşmenin bir anlamı olacaktır.

HDP Adana Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı Leyla Uyar: Ezilmişliğin politikasını birlikte ne kadar üretebilirsek özgürleşmenin bir anlamı olacaktır.
Yerel Seçimlere doğru Queer Adana, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı Leyla Uyar’la konuştu.
 
Leyla Helen Uyar, 1967 Samandağ, Antakya doğumlu, Hristiyan bir aileden geliyor. 2 yıllık İşletme mezunu ve Halkla İlişkiler uzmanı olarak çalışıyor. Kendisini feminist ve sokaktan güç alan bir aktivist olarak tanımlıyor. Yakın zamana kadar SYKP Adana eşbaşkanlığı da yapmış olan Leyla ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdik. Seks işçilerinden nefret suçlarına ama ille de yerel yönetimlerde LGBTİ’lere yönelik politikalarını, fikirlerini ve planlarını sorduk.
 
Kendinizi tanıtır mısınız? Leyla Uyar kimdir?
1967 Antakya Samandağ doğumluyum. 18 yaşında politikayla tanıştım ve Samandağ’da yaşadığım yıllarda da çeşitli gruplarla beraber sokak aktivizmi yaptım. Tabi hem kadın, hem Arap, hem de Hristiyan olmak, aynı zamanda devrimci bir kimlik taşımak hiç kolay değil bu coğrafyada. Ama ben en büyük yarayı kadın olmamdan kaynaklı yaşadım. Gittiğim düğünlerde, ev ziyaretlerinde aileme ve bana çok ciddi baskılar uygulandı. Ben de ailem daha fazla zarar görmesin diyerek 90’lı yıllarda Mersin taraflarına yerleştim. O dönem Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kuruluş süreciydi, Türkiye’deki öteki kimliklere karşı baskılar çok daha şiddetliydi. Ben de mücadelenin bir yerinden tutmam gerektiğine inandim ve orada yer aldım. 1993’te Adana’ya geldim. Adana’da kadın hareketinin içerisinde yer aldım.
 
95’te Emek Barış Özgürlük bloku çalışmalarında yer aldım. ÖDP’nin o dönem için estirdiği politik havayla ben de Kürt özgürlük mücadelesiyle Türkiye sosyalist hareketi ve feminist hareket arasında bir köprü kurabiliriz umuduyla kendimi sorumlu hissettim. Ufkum kadar gelişiyordum. 2000’lere geldiğimde tüm dünyada kadınların çok ayrı bir ezilme biçimi olduğunu ve bunun her daim her yerde, evden kamusal alana kadar, sosyalizm gelse dahi politikasını sürekli dipdiri tutması gerektiğini gördüm. Bizi ayakta tutabilecek iradenin de kadının örgütlü yaşamında olduğu anlayışına vardım. Amargi kuruldu ve 2000’lerde Amargi ile tanıştım. Amargi’nin sokakla, LGBT’lerle, Kaos GL ile ilişkisi ve tüm ezilmişliklerle olan ilişkisini teorik olarak çok iyi kurgulaması nedeniyle önemli bir projeydi. O dönem Adana ve Antakya’da Amargi atölyeleri kurduk. Çok güzel işler yaptık hem barış adına hem kadın hareketi adına Türkiye’de ortak bir bilinç oluşmasını sağladık. Sokakla ilişkisi olan her yerde durmaya çalıştım. Benim gibi dilinden mahrum edilmiş, kimliğini söyleyemeyen bir sürü ezilmiş irade var. Bu ezilmişliğin politikasını birlikte ne kadar üretebilirsek özgürleşmenin bir anlamı olacaktır.
 
Nasıl bir yerel yönetim vizyonunuz var? Seçildiğiniz takdirde nasıl bir yönetişim şekli düşünüyorsunuz?
Yaşamın en diri ve hakikatli yeri sokaklardır. Bir mahalleden bile geçerken bizim için oralar şehre dair bir mizaçtır; şehrin profilini gösterir. Ben özlerim bir tablacının sokaktan geçerken domates diye bağırmasını, onu taze taze bize sunmasını. Fakat neoliberal politikalar bunların hepsini biçti ve ranta çevirdi. Doğaya yabancılaştık. Halbuki doğanın kendisi bir öznedir. Yaşanan Gezi süreci ve 17 Aralık furyası gösterdi ki mevcut kirli siyasetin yarattığı bu kirli politikalar saklanamayacak boyutlarda. Ben HDP olarak çok haklı bir zeminde olduğumuzu düşünüyorum. HDP, aktivistleriyle ve adaylarıyla bütün bu dışlanmışlıkları herkesle ama herkesle konuşma meşruiyetine sahiptir. Bizim şaşalı sözlerimiz, vaatlerimiz yok. Bizler birer ulağız ve gelin birlikte yönetelim diyoruz. Ulaklık LGBTİ bireylerin sorunlarını alıp anlamayanlara doğru aktarmaktır. Sokağın meclise taşınmış sesiyle ortaklaştırıp insanların kendi iradeleriyle beraber politika yapmaktır. Mahallede bir park kurulacaksa orada yaşayanlara sormadan birilerine peşkeş çekerek yapılmamalıdır. Örneğin Adana’da Akkapı ve Karşıyaka Arapların yaşadığı mahalleler olarak bilinir. Ancak biz onların dillerine ve kültürlerine sahip çıkmazsak korkunç bir asimilasyona ortak olmuş oluruz. Bütün bunlara dokunmak lazım. Dokunmazsak yabancılaşırız. Adana’da onlarca saçma sapan taştan köprüler inşa ettiler. Taştan kurdukları bu köprüler yanında halkları da birbirine yabancılaştırdılar, düşmanlaştırdılar. Duvarların arkasına bir sürü farklı kimliği sıkıştırdılar. Taştan kurulan köprüler yerine halklar arasında köprüler kurarsanız yerel politika yapmış olursunuz zaten.
 
Türkiye’deki LGBTİ hareketini ne kadar tanıyorsunuz? Harekete dair görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Ben ne kadar feministsem ve kadın kurtuluş hareketini önemsiyorsam LGBTİ’leri ve haklı mücadelelerini de bizden hiç farklı görmeden ve çok eşgüdümlü bir politik mücadele ile götürmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kadın hareketi içerisinde olduğum sürece LGBTİ mücadelesini de birlikte götürmeye çalıştık. Onların haklı mücadelesini kendi politikalarım olarak gördüm. Toplumda her türlü öteki kimliğe karşı müthiş bir baskı ve şiddet var. Ancak LGBTİ’ler için durum çok daha vahim çünkü anayasada tanınmıyorlar. Ötekinin ötekisi konumundalar. Bu heteroseksist sistemin içerisinde sıkışmış durumdalar ve iradeleri devlet tarafından yok sayılıyor. Cinsel kimliği toplumda konuşamıyor olmak ciddi bir faşist/militarist şiddet doğuruyor. Ben bu konuda çok hassasım. LGBTİ’lerin talep ve iradeleriyle ortaklaşmak ve özellikle yerelde daha fazla dayanışmak gerekiyor. Ulak olmayı içselleştirdiysek, bu dayanışmayı sağlayabiliriz. LGBTİ yoldaşlarıma uzanmış eli kendime uzanmış sayarım. Yasaları beklemeden, alternatif politikalarla bunun mücadelesini vermek mümkün. Bunu yapamadığımız takdirde vebal altında kalırız.
 
Aday olduğunuz bölgede LGBTİ’lere yönelik pozitif ayrımcılık ve görünürlüğü artıracak politikalarınız neler olacak? Somut planlarınız var mı?
Yereldeki politikaları kendileriyle oturup, direkt öznelerle buluşup, taleplerini kendi taleplerim gibi meşrulaştırarak yapacağız. Politikasını yapmakla kalmayıp hayata geçireceğiz. Arap kimliği, Kürt kimliği, "Cono"lar için, kadınlar için neler yapılıyorsa bu öznelerle bir araya gelip işçiler için ne istiyorsak LGBTİ bireyler için de aynı hassasiyetle istemekle mükellefiz.
 
Nefret cinayetleri ve suçlarının önlenmesine dair politikalarınız olacak mı? Nasıl bir eylem yöntemi planlıyorsunuz?
Türkiye’deki nefret suçları faşizm ve ırkçılık üzerinden örgütleniyor. Nitekim Hrant Dink cinayeti bunun en somut örneğidir. Ancak tabi bunun en ciddi hedefleri yine LGBTİ bireylerdir. Nasıl ki her gün bir kadın cinayetiyle karşılaşıyorsak LGBTİ’ler için de durum böyle. Üstelik sadece kimliklerini açıklamalarından dolayı katlediliyorlar. Bu sistemin yarattığı bir katliamdır. Bu son Onur Yürüyüşü’yle LGBTİ’ler ciddi bir irade olduklarını gösterdiler. Bu konu hassas dediğinizde o kimliğin üstünü örtmüş olursunuz. Bunu demeden hepsini eşit ve onların yaşam biçimini tamamen kendilerinin dillendirdiği şekilde yan yana politika yaparak, konuşarak meşrulaştırırız ve bu katliamların önüne geçeriz.
 
Seks işçiliği konusunda neler düşünüyorsunuz? Bunun bir meslek ve hak olarak tanımlandığı durumda güvenli çalışma alanları yaratma konusunda, seçildiğinizde, neler yapacaksınız?
Biz Amargi atölyelerinde seks işçileriyle sürekli görüşüyorduk ve birlikte atölyeler de yapıyorduk. Seks işçiliği, kişinin kendisi için para kazanacağı bir alansa ve böyle tanımlıyorsa bunun yasal güvence altına almak zorunludurç Benim şöyle bir kaygım var; kapitalist kirli ilişkilerin yarattığı ve genelevlerin nasıl kullanıldığı ve kimlere hizmet ettiğinin belli olmadığı bir durum var. Kişinin iradesi dışında, istemediği bir hayatı sürmesiyle bu mesleği isteyerek yapanlar arasına bir ayrım koymak lazım. Karşı çıktığım yer kendi iradesi dışında insan bedeninin sömürülerek çalıştırılmasıdır. Bu ayrımı yaparak bu sömürüyle mücadele şekillerini de geliştirmek lazım. Kadın bedeni üzerinde kadının dışında kimsenin söz söylemesine, politika yapmasına ciddi karşı bir duruşum var. Kadın bedeninin, kimliğinin kapitalist sistem içerisinde, neoliberal politikalarla metalaştırılmasına karşıyım. Kadın hareketi ve feminizm bu nedenle çok kıymetli.
 
Belediyenin hizmet ve görevleri arasında ücretsiz sağlık kabinleri açma yetkisi var. Buna dair özellikle seks işçilerinin rahat ve anonim faydalanabileceği hizmetler sağlamayı düşünüyor musunuz?
Bu tür politikalar sokaktan gelmeli ve HDP olarak da böyle bir tanımlama yaparak altını doldurmak gerekir. Çünkü böyle bir planlama yapacağız. Yerelden bir politika yapacaksak LGBTİ bireylerle, seks işçileriyle bir araya gelerek, böyle bir talep varsa bunu yapmak zorundayız. HDP tüm iradeleri tanırken LGBTİ’lerle de ortaklaştığı için bu bizim politikalarımızda vardır aynı zamandaç Bunu sadece Leyla olarak söylemiyorum.
 
Bu kadar yerel katılımın önemli olduğu, sokakla ilişkinin kurgulandığı bir yönetişim modelinden bahsediyorsunuz. Şunu sormak istiyorum; Kent Konseyleri’nde LGBTİ temsiliyetini önemseyecek misiniz? Adana Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildiğiniz takdirde belediye çalışanları ve orada ikamet eden insanlara yönelik toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği bilinçlendirme kampanyalarınız olacak mı?
Ben bir feministim ve kadınım. Bütün sorunlarla birlikte kadın hareketinin daha da güçlenmesi benim için önceliklidir. Bu yüzden HDP olarak seçildiğimizde onlarla birlikte politika üretmek zorundayız. Ben gücümü kadın hareketinden alıyorum ve bunun üzerine politika üretemezsem meşruluğumu kaybederim. Benim en hassas olduğum konulardır kadın hareketi ve LGBTİ hareketi. LGBTİ bir iradeyse ve orada yer almıyorsa bizim bir tarafımız eksik kalmış olur. Eğer bir kütüphane dahi kuracaksak bir mahalleye oradaki kadınlarla bir araya gelerek bunun planlamasını yapmamız gerekir.
 
Son olarak seçim kampanyanıza dair LGBTİ seçmenlere yönelik bir çağrınız, sloganınız var mı?
HDP, aktivistleriyle ve söylemleriyle seçim kampanyasını gerçekten özdeşleştirebilirse Türkiye siyasetinde ciddi bir hava estiririz. Biz kirli değiliz bir kere. Kirli bir belediyemiz yok. Kadın ve kadın bakışıyla politik olarak nereden ilişkilendiğimiz çok belli. Ben, kendine her muhalifim diyenin, bu sisteme karşı olan herkesin yerinin HDP olduğunu düşünüyorum. Ekoloji, kadın, LGBTİ, işçiler, Aleviler, Araplar, Kürtler, Hristiyanlar ve Türkiye’de ezilen ne kadar kimlik varsa bunların en doğru politikasını ve söylemini yapan bugün HDP’dir. Bütün bunlar varken ve karşımızda tüm bu iradeleri yok sayan, biçen kirli bir siyaset varken birbirimizle ortaklaşmalıyızç Benim bir Hristiyan olarak burada olmam tesadüf değil.
 
Sistem partileri bugün yoksullaştırma ve yoksunlaştırma politikalarıyla sadece kendilerinin yaşayabilecekleri beton kentler yarattılar; geri kalan herkesi kent dışına ittiler. Ben ayrı ayrı AKP-MHP-CHP demiyorum. Bunların hepsi zaten birbiriyle evlendi.

Çok içimden gelen bir şey bu; cinsel kimliğinizin tanınması için, sizin bir kimlik olduğunuzu vurgulayan ve o iradenizi ortaya koyan bir slogan var: Aşk Örgütlenmektir. Onur Yürüyüşü’nden sonra birbirimizle telefonda konuşurken “Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım” diyorduk. Bu gerçekten de muhteşem. 


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret