10/10/2006 | Yazar: Kaos GL

13 Haziran 2002 tarihinde, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği ve AIDS’le Savaşım Derneği’nin işbirliği ve Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün katkılarıyla Homofobi üzerine bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Avustralya Deakin Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Daryl Higgins konuşmacı olarak katıldı. Higgins, homofobi, gey kimliği, evli geyler ve genç geyler üzerine yoğunlaşan araştırmaları ve makaleleriyle tanınan bir psikolog. Kendisiyle toplantı öncesinde yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.

13 Haziran 2002 tarihinde, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği ve AIDS’le Savaşım Derneği’nin işbirliği ve Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün katkılarıyla Homofobi üzerine bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Avustralya Deakin Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Daryl Higgins konuşmacı olarak katıldı. Higgins, homofobi, gey kimliği, evli geyler ve genç geyler üzerine yoğunlaşan araştırmaları ve makaleleriyle tanınan bir psikolog. Kendisiyle toplantı öncesinde yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.

KAOS GL

Söyleşi: Murat Yalçınkaya

İlk önce genel olarak psikoloji alanındaki, özel olarak da Avustralya’daki psikoloji alanındaki eşcinselliğe yönelik tutumu nasıl gördüğünüz üzerinden konuşalım isterseniz.

Bildiğiniz gibi 1973 yılında eşcinselliğin psikiyatrik hastalık olmadığı kabul edildi ve DSM’den çıkartıldı, ancak psikologların, psikiyatrların ve diğer ruh sağlığı ya da sosyal hizmet alanı çalışanlarının eşcinselliğe yönelik tutumlarında hemen bir değişim olmadı. Çünkü o dönemde Avustralya’da eşcinsel olmak hâlâ yasa dışı olarak kabul ediliyordu. Yanılmıyorsam 1975 yılında eşcinselliğin yasa dışı bir şey olmadığını kabul eden ilk eyalet Güney Avustralya oldu. Ardından da diğer eyaletler sırasıyla eşcinselliği legalize ettiler. Bu tarihlerden itibaren de psikiyatrların ve psikologların eşcinsellere yönelik tutumları çok yavaşça değişmeye başladı. Şimdi ise çoğunlukla kabul gören bir durum diyebiliriz rahatlıkla. Şimdi, psikologlar eşcinsellikle ilgili anlayışlarını geliştirmişler ve bu konuda daha bilinçli hale gelmişlerdir. Psikologların çoğu gey ve lezbiyen çiftlerle çalışmakta onlara destek olmaktadırlar. Avustralya’daki psikoloji alanındaki uzman topluluğu içinde gey ve lezbiyen ilişkilerin önemini kavramış, cinsellik ve cinsel yönelimle ilgili olarak araştırma yapan, eğitim veren bir alt grup bulunmaktadır. Ben de bir çok kez Avustralya Psikologlar Birliği’nde ve diğer alanlarda çalışma arkadaşlarıma eğitimin sağlanması ve okullardaki homofobiye işaret etmeye çalıştığım homofobi üzerine, daha önce bir kadınla evlenmiş ya da ilişki içine girmiş olan geylerle nasıl çalışılması gerektiğine dair konferanslar düzenledim. Bu tür konferansların, klinik alanda çalışan uzmanların gey ve lezbiyenlerle ilgili konularda anlayışlarını geliştirmeleri bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Peki Avustralya’daki eşcinsel kurtuluş hareketiyle psikoloji alanı arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Avustralya’daki psikologların çoğunun gey ve lezbiyen hareketiyle ve eşcinsel haklarıyla ilgili olumlu fikirlere sahip olduklarını düşünüyorum. Psikologlar, gey ve lezbiyen grupların, gey ve lezbiyenlerin haklarını arttırmak için her türlü lobi çalışmalarını desteklemektedirler. Örneğin, son dönemde Melbourne’ün de içinde olduğu Victoria eyaletinde gey ve lezbiyen partnerlerin haklarının geliştirilmesi için yapılan çalışmaları psikologlar desteklemiştir. Böylelikle, öldüğünüz zaman, paranızı, sahip olduğunuz mülkleri partnerinize bırakabiliyorsunuz. Gey ve lezbiyen partnerler, yasal olarak evli olmasalar bile, yasalar karşısında heteroseksüel çiftlerin sahip oldukları hakların aynısına sahip oluyorlar. Ayrıca, Avustralya Psikologlar Birliği’nin gey ve lezbiyenlerle çalışan psikologlar için hazırlamış olduğu kılavuz kitap gey ve lezbiyenlerle ilgili konuları kapsamakta ve gey, lezbiyen ya da biseksüel olmanın bir hastalık olmadığı gerçeğini pekiştirmektedir. Bu, normal yaşamın bir parçasıdır, cinselliğin değişkenlerinden biridir. İnsanların bazıları hemcinslerinden bazıları karı cinsten hoşlanırlar, bazıları da bu ikisinin ortasındadırlar. Bazı kişiler de bu spektrumun en sonunda yer alırlar. Böylelikle bu kılavuz kitap, gey ve lezbiyenler için önemli bir destek kaynağıdır. Bir çok psikolog da, benim gibi, aynı zamanda aktivisttirler ve gey ve lezbiyenleri desteklemek için kurulmuş olan grupların bir parçasıdırlar. Örneğin, ben son dönemde, kendi cinsel yönelimleriyle ilgili kafalarında sorular olan, gey olduğumu nasıl bilebilirim ya da ebeveynlerimle ve ailemle gey olmakla ilgili nasıl konuşabilirim, genç eşcinsellere destek veren gruplarla nasıl ilişkiye girebilirim, gey dostu olan doktorlara ya da sağlık ve diğer hizmetlere nasıl ulaşabilirim gibi sorular soran genç eşcinseller için bir kitap hazırlıyorum. Bu kitapta AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili bilgiler de yer alacak. Kitap, Victoria eyaletindeki en önemli ve yaygın gey lezbiyen örgütü tarafından basılacak.

Eşcinselliğin hastalık olduğunu düşünen ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların en önemli argümanı, eşcinselliğin hastalık olarak kabul edilmemesinin ideolojik bir karar olduğu, Amerika’daki gey lezbiyen örgütlerin lobi çalışmalarıyla sağlandığı, bu kararın bilimsel bir dayanağı olmadığı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Eşcinsellik artık hastalık olarak kabul edilmemektedir, çünkü hastalık olduğuna dair ortada bilimsel bir kanıt yoktur. Bilim insanları olarak, psikologlar ve psikiyatrlar kanıtlara bakmak zorundadırlar. Ve eşcinselliğin herhangi bir tedavisi mevcut değildir. Eşcinsellik tedavi edilebilecek bir şey değildir. Kimi terapistler, terapi görerek değişebilirsiniz derler ama buna yönelik bir kanıt yoktur. Bu alandaki çalışmalar bize söylenenin tam tersine kanıtların olduğunu göstermektedir. Kişilerin cinsel yönelimlerini değiştirmek için yapılanlar, kişilerin stresini ve huzursuzluklarını daha çok arttırmaktadır. Gey ve lezbiyenlerin psikologlara getirdikleri sorunlar, homofobiden, yaşadıkları damgalanma durumundan, tacizden, eziyetten, ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır. Bunları yaşamaları da kendilerine olan güvenlerini düşürmekte, kişilerin kendilerine bile açık olmamasına neden olmaktadır. Bireyin, kendisinin ne olduğuna dair önemli bir bilgiyi gizlemek zorunda olmanın nasıl zor bir şey olduğunu heteroseksüeller anlamakta zorluk çekiyorlar. Partneriniz varsa eğer, onunla birlikte akşam yemeğine çıkamıyorsunuz, ailenizin önemli günlerine, onu sevgiliniz olarak ailenizle tanıştırarak, katılamıyorsunuz; çünkü cinsel yöneliminizi ve ilişkinizi saklamak zorunda kalıyorsunuz.

Size en çok sorulan sorulardan biri de ‘Neden bu alanda yoğunlaştınız?’ olmuştur herhalde. Ben de bu soruyu atlamak istemem. (Gülüşmeler)

Bu soruya üç yanıt verebilirim. Elimizde eşcinsellikle ilgili yeteri kadar araştırma ve veri yok. Eşcinsel olan gençler, onların deneyimleri, okullardaki homofobi, cinsel yönelimleri nedeniyle aşağılan genç bireyler için okulların nasıl güvenli yerler haline getirilebileceği üzerine araştırmaların yapılmasının gerektiği bir alan var önümüzde. Bu konularda elimizde çok veri olmaması, bu alanda çalışmamın nedenlerinden biri diyebiliriz. İkinci olarak da gey oldukları için aşağılamaya ve tacize maruz kalan bireylerin yaşadıklarının önemli sonuçlar doğurmasının da konuyu çok önemli kıldığına inanıyorum. Aşağılamanın ve tacizin, düşük kendine saygı, korku, kaygı, depresyon ve en önemlisi de intihara teşebbüs gibi önemli duygusal sorunlara yol açabildiğini biliyoruz. Avustralya’da intihar eden ya da intihar etmeye teşebbüs eden gençlerin önemli bir kısmını gey ve lezbiyenlerin oluşturduklarını biliyoruz. Buradan hareket edersek, eşcinsel gençlerin intihar etmeye eğilimlerinin, genel popülasyona göre daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Üçüncü olarak da, bir gey olarak bu konuya kişisel bir ilgimin olduğunu söyleyebilir. Benim de dahil olduğum gey lezbiyen topluluk, toplumun geniş kesimlerinin gey ve lezbiyenlere yönelik olumsuz tutumlarından etkilenmektedir ve ben toplumu gey ve lezbiyenler için daha güvenli, daha iyi bir yer haline getirmek için çaba sarf ediyorum.

Bugün, Bilgi Üniversitesi’nde, genel olarak homofobi ve homofobi karşıtı eğitim üzerine konuşacaksınız. Yaşadığınız eyalette bir pilot lise seçerek, lise öğrencilerinin homofobik tutumlarını azaltmak için bir program uyguladınız ve bunun sonuçlarını analiz ettiniz. Bugünkü toplantıya katılamayacak olanlar için, bu program ve sonuçları hakkında özet bir bilgi verebilir misiniz?

Bugünkü konuşmamda, okul temelinde homofobi karşıtı bir program hakkında konuşacağım. Bu programın temelinde, öğrenciler müfredat içinde gey ve lezbiyenlerle ilgili herhangi bir konuda hiçbir şey verilmiyor olması yatmaktadır. Bu nedenle de öğrencilerin bu konularda herhangi bir fikirleri yoktur. Öğrencilere bu konular hakkında konuşma, tartışma fırsatı verirsek, öğrencilerin gey ve lezbiyenlere karşı tutumlarının daha olumlu olacağını düşündük. Programı, çalışma arkadaşım Daniel Witthaus geliştirdi. Program, haftada bir saat olmak üzere altı hafta sürmektedir. Her hafta önce, o haftanın konusuyla ilgili bir video kaydı öğrencilerle birlikte izlenmekte, daha sonra da konu öğrencilerle birlikte tartışılmaktadır. Video kaydında da, liseli gençlerin kendilerini yakın hissedebilecekleri, kendi yaşlarında gençler, kendi deneyimlerini anlatırlar. İlk hafta, toplumsal cinsiyete hiç değinmeden, toplum içinde farklı olarak algılanan gruplar üzerine konuşuluyor. Kayıttaki gençler, ırkları, etnik kökenleri, dinleri, beden imgeleri, cinsel yönelimleri gibi nedenlerle nasıl ayrımcılığa uğradıklarını anlatırlar. İkinci hafta daha çok toplumsal cinsiyet üzerinde durulur. Video kaydındaki gençler de kız ya da erkek olmanın nasıl bir şey olduğu, kızların ve erkeklerin neler yapabilecekleri ve neleri yapamayacakları üzerinde konuşurlar. Üçüncü hafta homofobi hakkında tartışılır. Homofobi kelimesinin onlar için ne ifade ettiği, lezbiyen ya da gey kelimesini duyduklarında akıllarına neler geldiği, bir kişi onlara lezbiyen ya da gey olduğunu söylediğinde ona soracakları soruların neler olabileceği üzerinde durulur. Buradaki amaç öğrencilerin kafasındaki lezbiyen ve gey stereotiplerini ortaya çıkarmaktır, çünkü öğrencilerin çoğu gey ve lezbiyen olarak kendilerini açıklayan kişileri daha önce hiç tanımamışlardır. Daha sonra açılmanın ne anlama geldiği üzerine konuşulur. Açılmak nasıl bir şeydir? Kişi eşcinsel olduğunu nasıl hisseder? Aileye nasıl açılırlar? Ailelerin tepkisi nasıldır? Bu ve buna benzer sorular hemen hemen tüm grupların ortak olarak merak ettikleri konular arasında yer almaktadır.

Dördüncü haftadan programın sonuna kadar da ortaya çıkan tüm bu soruların yanıtlarını, öğrencilerin üç haftadan beri toplantıların başında videoda izledikleri gençler yine video kaydında yanıt verirler. Bu, öğrenciler için bir ilk deneyimdir. Çünkü ekranda kendilerini gey ya da lezbiyen olarak tanımlayan ve kendi açılma deneyimlerini anlatan, kendi yaşlarında insanları görürler. Kayıttaki gençler, daha önce kadın ya da erkek olmanın nasıl bir şey olduğuna dair görüşlerini söylemişlerdir, ancak gey ya da lezbiyen olduklarına dair ima da bile bulunmamışlardır. Dördüncü haftada ise cümlelerine ‘ben geyim…’ ya da ‘Bir lezbiyen olarak ben…’ diye başlarlar. Bu, liseli öğrenciler için gerçekten önemli bir deneyimdir, çünkü liselerin müfredatlarında, daha önce de söylediğim gibi, gey ve lezbiyenlerle ilgili hiçbir şey yoktur. Ders kitaplarında her zaman heteroseksüellikten ve heteroseksüel ilişkiden söz edilir. Ünlü insanlardan söz edilirken bile onların heteroseksüel oldukları ön kabulüyle hareket edilir, Leonardo da Vinci’nin, Michalengelo’nun yapıtları öğrencilere tanıtılır, ama onlara bu kişilerin eşcinsel oldukları söylenmez.

Bu programın, yararı tartışılmaz olan akademik araştırmaların ve makalelerin yanı sıra, akademisyenlerin yapabilecekleri çalışmalar için oldukça iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Ruh sağlığı alanında çalışan akademisyenlerin ve alanda çalışan uzmanların homofobiyle mücadele etmek ve gey ve lezbiyenleri desteklemek için başka neler yapabileceklerini düşünüyorsunuz?

Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kulede akademik araştırmalar yapmanın elbette yeterli olmayacağını düşünüyorum. Yapılan araştırmaların, toplumun ihtiyaçları ve sorunlarıyla ilgili olması ve bunlar üzerinde bir etkiye sahip olması gerekir. Ben gey ve lezbiyen ilişikler ve eşcinsel gençlerle ilgili araştırmalar yapıyorum ve bu araştırmaların geyler ve lezbiyenler için anlamlı olduklarından emin olmak isterim. Gey ve lezbiyenlerin okulda ve diğer alanlardaki durumlarını iyileştirmek için programlar hazırlamanın, bu programları değerlendirmenin, genç gey ve lezbiyenler için kılavuz kitaplar hazırlayarak onlara destek olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Ben becerilerimi bu doğrultuda kullanmaya çalışıyor ve Avustralya’daki gey ve lezbiyen topluluğun bundan yarar sağlamasını umuyorum. Ayrıca homofobiye karşı yapılanların sadece gey ve lezbiyenler için değil tüm toplum için yarar sağladığını da düşünüyorum. Homofobinin sonuçlarından biri de toplumsal cinsiyet rollerinin bir kalıp haline getirilmesidir. Homofobik olan insanlar şunu demektedirler çünkü: ben Heteroseksüel bir erkek olarak şunları şunları yaparım, bunları yapmam; kaba olmam gerekir, futboldan hoşlanırım, yumuşak olamam. Bunun tam karşısında da kadınsılık var. Onların da ne yapabilecekleri ne yapmaları gerektiği sınırlanıyor. Bu sınırlama, sadece tanımlanmış olan erkek ve kadın rollerini taşımayan gey ve lezbiyenleri değil, aynı zamanda bu rollere uymayan heteroseksüelleri de zor durumda bırakıyor. Müzikten hoşlanan, kaba davranmayan bir erkek de homofobik bir saldırıya maruz kalabilir ve saldırıya uğraması için de gey olması gerekmez, çünkü normal kabul edilen rolleri taşımıyordur. Bu nedenle de toplum olarak farklı olan insanlara hoş görülü olmamız, sıkı kurallarla belirlenmiş stereotipleri sorgulamamız, kadın olmanın ve erkek olmanın ne anlama geldiği üzerine düşünmemiz en iyisidir diye düşünüyorum. Ancak böyle hepimiz için güvenli ve mutlu bir yaşam kurabiliriz.

ONUR ve ÖNYARGI PROGRAMI

Oturum Konu İçerik
1 Farklılık ve tepkilerimiz Bu oturumda farklılık ve normallik kavramları tartışılır ve sosyal grupların kimleri ‘farklı’ olarak tanımladığı bulunmaya ve bu ‘farklı’ grupların öğrenciler tarafından ne ölçüde kabul edilebilir bulunduğu üzerinde durulur. Öğrenciler önyargı ve ayrımcılıkla ilgili bir fikir oluşturmaları, özellikle stereotipler ve gençler üzerinde durmaları için teşvik edilirler
2 Cinsiyeti Biçimlendirmek Öğrencilerin biyolojik cinsiyetten, toplumsal cinsiyetten, erkeksilik ve kadınsılıktan ne anladıkları üzerinde durulur. Daha sonra katılımcılara hem cins olan insanlar arasındaki cinselliğe yönelik tutumlarının ne olduğu sorulur.
3 Herkes heteroseksüel değil! Öğrenciler homofobi ve homofobinin farklı biçimleri hakkında tartışırlar. Eşcinsel ve biseksüel erkek ve kadınlar hakkında akıllarına gelen özellikler ve kelimeleri bulmaya, ayrıca onlara sormak istedikleri soruları oluşturmaya çalışırlar.
4 Tüm sorularınız yanıtlandı Öğrencilere, sordukları sorulara cevap veren gay ve lezbiyenlerin video kaydı gösterilir. Öğrencilerin video kaydına tepkileri üzerinde durulur. Programı ilk haftadan beri yürüten kişi de video kaydında görünür ve öğrencilerin sorularına yanıt verir, böylelikle sınıfa açılmış olur.
5 Bunun benimle ne ilgisi var? Öğrenciler programı yürüten kişinin cinselliğini ve bunun programla ilişkisini tartışırlar. Gay, lezbiyen ya da biseksüel olan ünlü kişiler ve onların çalışmalarının etkileri Avustralya istatistikleriyle birlikte konuşulur.
6 Her şeyi toparlamak Öğrencilerden program boyunca üstünde durulan konuları hatırlamaları ve tartışmaları istenir. Eşcinsel öğrencilerin okulda yaşadıkları deneyimleri anlamak ve onlara okulda destek olmak için neler yapabilecekleri sorulur.
Higgins, D; King, R. & Witthaus, D. (2001); Pride and Prejudice: Facilitating Change in the Attitudes of Students Toward Gay Men and Lesbians , Health Promotion Journal of Australia, 12 (3), s. 238-241



Kaynak: Kaos GL, Eylül - Ekim 2002 Sayı 12 Sayfa 49



Etiketler: insan hakları, sağlık
Dijital