06/09/2009 | Yazar: Tolga Yıldırım

Zor şartlarda çalışan ve hâlâ o kadar gayretlerine rağmen cinsel kimliği yüzünden yargılanan, soruşturma geçiren birçok eşcinsel öğretmenin anısına… 

Zor şartlarda çalışan ve hâlâ o kadar gayretlerine rağmen cinsel kimliği yüzünden yargılanan, soruşturma geçiren birçok eşcinsel öğretmenin anısına… 

Hiç tanımadığı bir şehirde, herhangi bir parkın bir bankında, bir yaz gecesinin bir yarısında, yalnız başına oturuyordu. Aklından neler geçtiğini yanından geçen kimse tahmin edemezdi. Artık dünyada yapayalnız hissediyordu kendini. Ailesinden çok uzakta hiç bilmediği bir kültürde, hiç bilmediği bir şehirdeydi. Aslında en başından biliyordu yaşadığı ülkenin gerçeğini. Öğretmenlik mesleğini seçerken ülkenin ücra köşesindeki bir köye umut götüreceğini de biliyordu. Umut dağıtmayı da çok seviyordu ama hesaba katmadığı şey sevdiklerinden ayrılmaktı. Özellikle de ondan.
 
İki yıl önce tanışmışlardı. Bir bar taburesinde ilginç bir tanışma hikâyeleri vardı. Birbirlerinin karşısına artık hayatta onları anlayacak birileri olmadığını düşündükleri bir anda çıkmışlardı. Birbirlerini de çok sevdiler aslında. Saf ve temiz bir aşktı onlarınki. Öğretmenlikten mezun olup tayini bu ücra köyle çıkana kadar hiç ayrılmayacaklarını düşünüyorlardı. Ama iki yıllık bir sevgi ayrılığa yenilemezdi.
 
O gün internetin başında akşama kadar beklemişti tayininin nereye çıktığını öğrenmek için. Site açıldı tayinine baktı. Evet, tayini çıkmıştı ama o anda aklına geldi tayinin ayrılık getireceği. Birden içi burkuldu. İnanılmaz kötü hissetti kendini. Oraya gidince onsuz yaşayabilecek miydi? Yeni umutları cebinde götürürken sevgilisini bırakacaktı arkasında. Zaten hayatın en zor aşklarından birini yaşıyordu. Eşcinsel bir aşk hikâyesini bir de ayrılık süsleyecekti. Bu düşüncelerle bilgisayarın başında donakalmıştı. Telefona eli gitmiyordu. Sevinç çığlıkları bile atamadı. Telefonu aldı sevgilisini aradı. Kısık bir sesle ‘Mardin Pirinçli köy okulu’ diyebilmişti. İki âşık telefonun başında öylece sessiz beklediler bir süre. Sonra sessizliği bozan karşı taraf oldu. ‘Gidecek misin?’ en can alıcı soruydu bu aslında. Kendisi de karar vermemişti henüz. Biraz durdu düşündü ve cevabını verdi ‘evet, gideceğim’.
 
Bunları düşündü o tanımadığı şehrin tanımadığı bankında otururken. Etrafına bakındı, daha önce yaşadığı yerlere benzemiyordu. Kafasında on yargılarıyla gelmişti bu şehre aslında. Şehri izlerken on yargılarının arkasından bakıyordu. Ona göre herkesin yüzünde bir hüzün vardı bu şehirde. Ama yine de cebinde getirdiği umutlarını ne olursa olsun yepyeni beyinlere, ruhlara ve bedenlere dağıtmalıydı. Hayat hiç kolay olmayacaktı onun için ama alışabileceğini düşünüyordu. Banktan kalktı ve o geceyi geçireceği öğretmen evinin yolunu tuttu. İçeri girdiğinde sanki içeride bir pus bir kasvet vardı. Odasına geçti ve yatağına kıvrılır kıvrılmaz uyuyakaldı.
 
Ertesi gün güneşli bir gündü. Kalktı güzelce giyindi ve köyünün yolunu tuttu. Köye ilk vardığında aslında hiç beğenmedi. Önyargıları ile geldiği köy bir kaç hafta sonra onu sarmaya kucaklamaya başladı. O kalem tutan minik parmaklara yazı öğretmek o minik beyinlere bir umut ışığı olmak inanılmaz haz verici, inanılmaz muhteşem bir duyguydu. İlk dönemin sonunda da kendisini o köyün bir parçası olarak görmeye başladı. Geride bıraktıklarına çok üzüldü ama yeni hayatı onun bu üzüntüsüne bir ilaç oldu. Sevgilisini görmek istediği zamanlarda gidip görüyordu görmediği zamanlar onu çok özlüyordu, özleyince aşkın tadı bambaşka oluyordu. Zordu yaptığı iş, verdiği emek ama karşılığını alacağını bilmek tüm duyguların üstündeydi…
 
Bu şekilde zor şartlarda çalışan ve hâlâ bu kadar gayretlerine rağmen cinsel kimliği yüzünden yargılanan, soruşturma geçiren birçok eşcinsel öğretmenin anısına…


Etiketler:
Nefret