21/07/2021 | Yazar: Anjelik Kelavgil

17 Mayıs’ın avukatlara dönük LGBTİ+ eğitimlerinin dördüncüsünde HIV ile yaşayanların insan haklarına odaklandı.

“HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar çoklu ayrımcılıklara maruz bırakılıyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

17 Mayıs Derneği’nin Gökkuşağı Projesi kapsamında avukatlara dönük LGBTİ+ eğitimlerinin dördüncüsü; 17 Mayıs Derneği’nden Av. Kardelen Yılmaz’ın moderasyonunda Kaos GL’den Defne Güzel ve Pozitif Yaşam’dan Av. Polat Yamaner’in katılımlarıyla 6 Temmuz akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi.

“HIV ve Hukuk” başlığını taşıyan eğitimde Defne Güzel HIV ve HIV aktivizmine dair bir sunum gerçekleştirirken; Av. Polat Yamaner ise HIV ile yaşayanların uğradığı hak ihlallerini ve HIV ile yaşayanların haklarını hukuk bağlamında ele aldı.

HIV’le Yaşayanlar Toplumsal Bir Krizin İçinde!

Sunumuna “HIV Nedir?” sorusuyla başlayan Defne Güzel; “HIV kelime anlamı anlamı olarak Human İmmunodeficiency Virus yani İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü anlamına geliyor. HIV, konakçı bir virüs ve konaklamak için canlı bir hücreye ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple bağışıklık sistemi hücrelerinin özellikle enfeksiyonlarla mücadele eden hücresi olan T hücrelerini yani CD4 hücrelerini tahrip ediyor ve kendisini bu hücreler içerisinde kopyalıyor. Zeki ama güçlü bir virüs değil. Havayla temas ettiğinde saniyeler içerisinde ölüyor.” diyerek “HIV Nedir?” sorusunu cevapladı.

Güzel, sunumunun devamında AIDS kavramını açıklayarak “AIDS kelime anlamı olarak Acquired Immune Deficiency Syndrome yani Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu anlamına geliyor. “Edinilmiş” kelimesi bize AIDS tablosuna HIV’in sebebiyet verdiği, bu tablonun kendi kendine oluşmayacağı mesajını veriyor. “Sendrom” ise tıpta birlikte rastlanılan bulguları tanımlamak için kullanılıyor. Yani AIDS özelinde bu durum; HIV’in yarattığı tahribat sonucu vücutta görülebilen fırsatçı enfeksiyonlar. Biliyoruz ki; HIV bir virüstür, AIDS ise bir sendromdur. HIV veya AIDS bir mikrop, hastalık, bakteri değildir. Günümüzde uygun tedavi ile AIDS evresi görülmüyor. AIDS evresinde olan kişiler yine uygun tedavi ile bu evreden geri döndürülüyor.” diyerek AIDS’i tanımladı.

Bu tanımlamaların ardından HIV ile yaşayanlar söz konusu olduğunda kullanılan kavramların yanlışlıklarına değinen Defne Güzel; hangi kavramların doğru olduğunu ve kavramların nasıl kullanılması gerektiğini katılımcılara açıkladı.

Bu temelin ardından HIV’in tarihini anlatan Güzel; “HIV’in çıkışına dair bilim çevresinde en çok kabul gören teori HIV’in etleri için avlanan şempanzelerden kanları vasıtasıyla insanları geçtiği yönünde. HIV, 1800’lü yıllardan beri dünyaya yayılıyor. 1959 yılında bir kişiden alınan kana 1998 yılında test yapıldığında HIV taşıyıcısı olduğu görülebiliyor.

80’li yıllarda bir “AIDS krizi” yaşanıyor ve virüs kendisini ilk olarak eşcinsel erkekler üzerinde gösteriyor. Bu dönemde AIDS GRID (Gay Related) olarak anılıyor. HIV’in yalnızca eşcinsellerde görülmediği anlaşıldı ve DSÖ tarafından ismi AIDS olarak deklare edildi. 1996 yılında DSÖ HIV’I kronik rahatsızlıklar listesine aldı. HIV, LGBTİ+ ve insan hakları aktivistlerinin çabalarıyla HIV alanında ilaç, test, tanı, tedavi çalışmaları hız kazandı.” diyerek HIV’in tarihini aktardı.

Sunumunun devamında HIV’e dair güncel rakamları paylaşan Güzel; HIV aktarımı ve tıbbi ilerlemeye dair ise “HIV’in aktarımı için üç durum söz konusu: birincisi; gebeden bebeğe doğum öncesi, doğum sırası ya da doğrum sonrası aktarım. Günümüzde uygun tedavi ve sperm yıkama yöntemleri ile bebeğe aktarım %0.5’in altındadır. Gebelerin %77’si 2015 yılında tedaviye erişebildi. İkincisi, kan nakli ile aktarım. Uygun sterilizasyon ve ortak enjektör kullanılmamasına özen gösterilmeli. Örneğin Amerika’da şırınga değişim programları eyelet bazında uygulanıyor. Temiz şırınga bir insan hakkıdır. Üçüncüsü, korunmasız cinsel ilişki ile aktarım. Kondom HIV ve cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlara karşı güçlü bir korunma yöntemi. PReP ve PeP ise HIV özelinde güçlü bir seçenek. Günümüzde günde kullanılan bir veya bir kaç ilaçla HIV’le yaşayanlar hayatlarına herkes kadar sağlıklı bir şekilde devam ediyor. 1995 yılından beri Türkiye’de HIV ilaçları yeşil kart, 1996 yılından beri sosyal güvencesi olanlar için geri ödeme ve 2012 yılından beri GSS kapsamında devlet tarafından karşılanıyor.” dedi.

Sunumunun “B=B ve test” kısmında ise Güzel “HIV ilaçlarının düzenli kullanımı kişilerin viral yüklerini 20 kopyanın altına kadar düşürüyor. Bu duruma “belirlenemeyen” deniyor. İlaçların baskılaması sonrası belirlenemeyen duruma gelen HIV vücutta bir tahribat yaratamıyor. Belirlenemeyen durumu beraberinde ise “bulaşmayan” kavramını getiriyor. Yani B=B. Belirlenemeyen durumdaki HIV’le yaşayanların korunmasız cinsel ilişkide dahi aktarım özellikleri ortadan kalkıyor.  B=B bilimsel bir sonuç. 77.000 kişi üzerinde yapılan çalışmada her cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden olan biri HIV pozitif diğeri HIV negatif olan partnerler 100.000’in üzerinde korunmasız birliktelik gerçekleştiriyor ve aktarım oranının 0 olduğu görülüyor. Günümüzde eğitim-araştırma, devlet, özel, aile hekimliği gibi bir çok kurumda HIV testi yaptırılabilirken ayrıca Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezlerinde kimlik ibraz etmeden ücretsiz ve anonim HIV testi yaptırılabiliyor. Belediyelere bağlı bu merkezler Çankaya, Konak, Nilüfer, Beşiktaş ve Şişli’de mevcutlar.” diyerek bu kısmı açıkladı ve Prep ve Pep kullanımını anlatarak sunumuna devam etti.

Ardından HIV ile yaşayanların sağlığa erişimde yaşadığı sorunları ele alan Güzel “Veznede duran memurdan enfeksiyon uzmanına kadar HIV konusunda ayrımcılık uygulayabiliyor. Hasta dosyalarına kocaman HIV yazılıyor, hemşireler kan almayı reddediyor, uzmanlar hastaları korkutuyor. Enfeksiyonla ilgili olmayan diğer sağlık personelleri ayrımcılık uyguluyor. Dişçiler HIV pozitifllere yüksek fiyat çekiyor. Doktorlar HIV’le yaşayanları ameliyat etmiyor.” diyerek HIV ile yaşayan göçmenlerin sağlığa erişimde yaşadığı sorunları ise şöyle açıkladı: “Kayıtlı göçmenler dil bariyeriyle, kayıtsız göçmenler ilaca erişim bariyeriyle, LGBTİ+’lar LGBTİ+fobiyle, yabancı öğrenciler SGK tarihlerini kaçırmayla karşı karşıya kalıyorlar.”

HIV ile yaşayanların toplumda karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık ve hak ihlalleriyle sunumuna devam eden Güzel; “Bugün HIV bir kriz değil ama HIV’le yaşayanlar toplumsal bir krizin içinde.” diyerek HIV ile yaşayanların suçlulaştırıldığını, açılmaya zorlandığını, devlet kurumları tarafından hedef gösterildiğini ve medyanın HIV’i toplumu hizaya getirmek amacıyla bir maşa olarak kullandığına değindi.

İş ve eğitim hayatında HIV ile karşılaşanların yaşadığı sorunları ise “HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar çoklu ayrımcılıklara maruz bırakılıyor. HIV’le yaşamak LGBTİ+ olmak yanılgısını, LGBTİ+ olmak ise HIV’le yaşamak yanılgısını beraberinde getiriyor.” diyerek HIV ile yaşayanların iş ve eğitim hayatlarında yaşadıkları sorunları ve bu sorunlar karşısında HIV ile yaşayanların yargı yoluna başvuramadıklarına değindi.

Sunumuna HIV aktivizminin tarihsel süreç içerisinde gelişimi ile devam eden Defne Güzel, HIV ile yaşayanların taleplerine değinerek HIV ile yaşayanların haklarını ele aldı.

Sunumunun sonunda ise HIV ile yaşayanların ayrımcılıktan, damgalamadan ve hak ihlallerinden uzak eşit bir hayat yaşayabilmeleri için topluma düşenlere değinen Güzel; “HIV’e dair önyargıların ortadan kalkması, HIV ile yaşayanların hak ihlallerine maruz kalmaması, HIV konusunda literatürün güncellenmesi, HIV ile yaşayanların merkeze alındığı politikaların acil olarak uygulanması gerekmekte” diyerek alınması gereken önlemleri sıraladı.

HIVfobi Yaşam Hakkının İhlalinden İşkenceye Kadar Sonuçlanabiliyor!

Defne Güzel’in ardından Pozitif Yaşam Derneği’nden Av. Polat Yamaner söz aldı. Yamaner, Pozitif Yaşam Derneği ve derneğin çalışmalarını anlatarak sözlerine başladı. HIV ile yaşayanların temel insan haklarına değinen Yamaner, “Mahremiyet Hakkı, Kişisel Verilerin Gizliliği, Hasta Hakları, Sağlığa Erişim Hakkı, Çalışma Hakkı, Ayrımcılık Yasağı” şeklinde bu hakları sıraladı.

HIV statüsünün hukuki niteliğini açıklayarak sunumuna devam eden Yamaner; HIV statüsünün özel hayatın mahrem alanında korunan bir bilgi olduğunu vurgulayarak, statü bilgisinin özel nitelikli kişisel veri olduğunu hatırlattı. Mevzuatta muhatap olunan düzenlemeleri ise şöyle sıraladı: “Anayasa, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu (TCK), Ceza Muhakemesi Kanunu, İş Kanunu vb.”

HIV ile yaşayanlara hukukun bakışını ise AİHM üzerinden aktaran Av. Polat Yamaner “Ayrıca AİHM; HIV/AIDS’le yaşayan kişilerin Avrupa Konseyi bölgesinde bilekayda değer derecede, kınanmış ve dışlanmış oldukları, HIV/AIDS teşhisinin neredeyse her zaman ölümcül olduğu ve bulaşma riskiyle ilgili olarak neredeyse hiçbir şey bilinmeyen salgının ilk yıllarında insanların bulaşma endişesiyle hastalığı taşıyan kişilerden korktukları, bu hastalığın, hangi yollarla bulaştığının bilinmemesinin virüs taşıyıcılarının kınanmasına ve marjinalleştirilmesine neden olan ön yargıları beslediği, HIV/AIDS’in bulaşma şekilleri daha iyi anlaşıldığında ise HIV’in kaynağının toplumlar tarafından kınanan eş cinsel ilişkiler, uyuşturucu enjeksiyonu, hayat kadınlığı ve rastgele cinsi münasebet gibi davranışlarda aranması gerektiği ve bunun da bazı sorumsuz bireysel davranışlar ile hastalığın bulaşması arasında yanlış bir bağlantı kurulmasına ve ırkçılık, homofobi ve kadın düşmanlığı gibi diğer kınama şekillerinin daha da artmasına neden olduğu tespitinde bulunmuştur. HIV’in önlenmesi için yakın geçmişteki gelişmelere ve virüsün tedavisine erişim konusundaki gelişmelere rağmen HIV/AIDS’le yaşayan kişilerin damgalanmaları ve ayrımcılığa maruz kalmalarının bu alanda çalışan tüm uluslararası örgütler için hâlen ciddi kaygı verici bir konu olduğu belirtilmiştir. AİHM bu kapsamda, HIV’li kişilerin, uzun zamandır ön yargı ve kınamaya maruz kalan zayıf bir grup olduğunu ve devletlerin bu grubun üyelerinin HIV’li olmalarına dayanan farklı bir muamelede bulunabilmeleri konusunda takdir yetkilerinin dar olması gerektiğini vurgulamıştır.” dedi.

HIV’le yaşayanların temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması rejimini ele alarak sunumuna devam eden Yamaner, “Sayılan haller dışında kişinin HIV statüsünü öğrenebilmenin hukuki bir dayanağı yoktur.” diyerek yasalarda özgürlükleri kısıtlayan halleri açıkladı. Bu kısmın ardından HIV ile yaşayanların mahremiyet hakkına değinen Av. Polat Yamaner, “HIV statüsünün işverenle, hekimle, partnerle, eş, dost, komşuyla paylaşılması gerekmez. HIV’le yaşayan kişi statüsünü paylaşmayı tercih ederse karşı tarafın bu bilgiyi gizli tutma yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde ilgili kişilerin mesleki, etik, idari, cezai ve hukuki sorumluluğu doğacaktır.” diyerek önleyic hukuki mekanizmaları hatırlattı.

HIV ile yaşayanların çalışma hakkına değinen ve ilgili yasa maddelerini hatırlatan Yamaner, “HIV çalışma hayatına etkili bir enfeksiyon değildir. HIV statüsü çalışma hayatı için bir sağlık yeterlilik bilgisi değildir” diyerek bu alanda kronikleşmiş hak ihlallerini sıraladı.

HIV ile yaşayanların sağlığa erişim hakkı ve hasta hakları söz konusu olduğunda; Hasta Hakları Yönetmeliği, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi , İnsan Hakları Biyotıp Sözleşmesi, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Anayasa, İHAS’ın temel metinler olduğunu belirten Yamaner “HIV statüsü şahsi bir sebep değildir” diyerek hekimin hastayı reddetmesinin sınırlarını çizerek “Hastanelerde hivfobi yaşam hakkının ihlalinden işkenceye kadar sonuçlanabiliyor.” dedi. Devamında hekimin sır saklama yükümlülüğüne değinen Yamaner, Hasta Hakları Yönetmeliği 21. Madde’ye atıfla “Hekimin, hasta mahremiyetini koruma yükümlülüğü vardır. Mahremiyetin sınırları: Mahrem bilgiler, teşhis ve tedavide görevi olmayan kişilerle paylaşılamaz. Ölüm olayı mahremiyet hakkını sona erdirmez.  İşyeri hekimi de mahremiyet hakkı kuralları içinde davranmak zorundadır. Hastanın HIV statüsünü eşine, işverenine, tedaviyle ilgisiz personele bildirilmesi = özel hayatın gizliliği ihlalidir. Kişilik hakları, yalnızca kanun ile sınırlandırılabilir.” dedi.

Av. Polat Yamaner sunumunu HIV’le yaşayanların şikâyet ve dava haklarını aktararak sona erdirdi.


Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı, eğitim, barınma, sosyal hizmet, sağlık