25/09/2008 | Yazar: Barış Sulu

‘Üzülerek yazıyorum, bir büyük gazetemiz var. İnanamıyorum, sanki eşcinsel postası. Çalışanların yarısı gizli, yarısı da potansiyel. Ben ve benim gibiler, kalbi kırık, hüzünle kendi yolumuzda biraz da salak gibi yürümeye devam ediyoruz. Nereye baksak daha kötü manzara...’ Aykut Işıklar’ın köşesinde yayınladığı yazıya Umut Güner’in yanıtı.

Homofobi tedavisi olan bir hastalıktır Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Üzülerek yazıyorum, bir büyük gazetemiz var. İnanamıyorum, sanki eşcinsel postası. Çalışanların yarısı gizli, yarısı da potansiyel. Ben ve benim gibiler, kalbi kırık, hüzünle kendi yolumuzda biraz da salak gibi yürümeye devam ediyoruz. Nereye baksak daha kötü manzara...’ Aykut Işıklar’ın köşesinde yayınladığı yazıya Umut Güner’in yanıtı.

KAOS GL - 25/09/2008

Sayın Aykut Işıklar;

Ben Türkiye’de yaşayan bir eşcinselim. Sizin hiç durmadan bıkmadan eşcinselliğe ve eşcinsellere saldırıyor olmanızı üzülerek izliyorum. Eğer yazacak konu bulamıyorsanız ve bu yüzden eşcinsellere saldırıyorsanız saldırmak yerine bu insanların sorunlarına da yer verebilirsiniz.

Homofobi hastalıktır ve tedavisi mümkündür. Ancak bu hastalık diğer hastalıklardan biraz farklıdır. Çünkü, dişiniz ağrırsa ağrısını siz çekersiniz, migren ağrısını da siz kendiniz çekersiniz ama homofobi hastalığına yakalanmışsanız sizin etrafınızdaki tanıdığınız tanımadığınız görünür olan ya da olmayan tüm eşcinseller sizin hastalığınızın acısını çeker. Bir gazeteci homofobi hastalığına yakalanırsa yapabileceği tek şey, gazetesi üzerinden eşcinselliğe nefretini kusmaktır. Bu hasta eğer tedavi olmazsa hastalık yaygınlaşabilir. Siz hastalığınızı köşeniz vasıtasıyla başkalarına da bulaştırıyorsunuz. Örneğin sizin yazınızdaki düşüncelere katılan bir kişi, yarın bir gün bana sokakta laf atabilir veyahut hastalığının derecesine göre bu laf bir taşa dönüşebilir, böylece insanları nefret ve kinle doldurmuş oluyorsunuz.

İnsan hakları hukukunun geliştiği bir çok ülkede sizin gibi homofobi hastalığının pençesine düşmüş insanlardan bizim gibi insanları korumak için yasal düzenlemeler yapılıyor. Bu suçlara genel olarak nefret suçu deniyor. Nefret söylemi de bir çok ülkede suç. Umarım bir gün Türkiye’de de nefret söylemimin suç olduğu günler gelir. İnsanlar medya aracılığıyla ile ayrımcılık yapamazlar.

Medya sektöründe, bir çok alanda olduğu gibi eşcinsel ve biseksüeller çalışıyor. Bu insanların bir kısmı işten atılmayı bile göze alarak eşcinsel kimliğini ortaya koyabiliyor. Ama bir kısmı da sizin gibi mesai arkadaşları yüzünden görünür olamıyorlar.

Eşcinsellik bir hastalık değildir, bir cinsel tercih de değildir. Homofobi bir hastalıktır, bu hastalıktan kurtulmak isteyip istemeyeceğiniz bir tercih meselesidir. Eşcinselliğin hastalık olmadığı bugün Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere bütün uluslararası tıp otoriteleri tarafından kabul ediliyor. Ancak sizin gibi bazı insanlar bu gerçeği görmezden geliyor. Sürekli olarak okuyucularınıza eşcinsellikle ilgili yanlış bilgiler vererek onları yanlış yönlendiriyorsunuz.

Saygılar

Umut Güner

İşte Aykut Işıklar’ın 22 Eylül 2008’de Bugün gazetesindeki köşesinde yayımladığı yazısı:

Tarafsız gazetecilere ekmek yok

BUGÜN Gazetesi'nde çalıştığım için beni ve arkadaşlarımı Genelkurmay Başkanlığı kapısından içeri sokmuyorlar.

Çünkü toplantılarına çağırmıyorlar. Gazetecilik yapmamı yani anayasanın bana sağladığı çalışma ve bilgi alma hakkımı engelliyorlar. Ama ben vergimi vermeye devam ediyorum. Tam 40 yıldır. Ve ben jandarma olarak tam 20 ay yurdun dört bir yanında askerlik yaptım. Laik Cumhuriyete ve Atatürk Devrimleri'ne sonuna kadar bağlı bir vatanseverim. Aksini kimse yakıştıramaz, kimse aklına bile getiremez. Böyle bir olasılık ile suçlanmak...

Bana TMSF'nin yönetimindeki TV'lerden program hazırlamam için hiç teklif gelmedi. Bilmiyorum belki BUGÜN'de çalıştığım için. atv'de, Kral TV'de, Cİ- NE 5'te kimler çalışıyor bir bakın. Oysa benim yazılarımı programlarımı izleye izleye öğrendiler. Peki neden?

Çünkü ben belediye başkanı olmak için aday olmadım. Benim arkamda hiçbir zaman sağlam ağabeylerim olmadı. Ben 'Başbakanın en sevdiği radyocu' havasını atamadım. Belediyelere, parti ilçe örgütlerinin gecelerinde sunuculuk yapmadım ve bazı kişileri bazı şarkıcılar ile tanıştırmadım. Kitleleri peşinden götürenlere kendini sevdirip, işini yürütmek çok zor. Kendini çok bilen gazeteci gibi yutturmak da. Hele ülkesini en çok seven ve düşünen vatansever olmak. Hepsi uyanık (!) kişiler...

Köşeleri kapmış çuvallarını dolduruyorlar. Hiç işsiz kalmıyorlar. Gazeteden, TV'lere zıplıyorlar. En kötü olasılık 'basın danışmanı' olmak. Veya Kültür Koordinatörü filan... O kapılar da ben ve benim gibilere kapalı. Adını bile duymadığı tarikatlar, tekkeler, aşiretler sayesinde kendini TV'ci gazeteci sananlar var. Hem de pek çok. Hatta bazıları büyük holding patronlarına kendini pazarlatıyor. ,

İş adamları onlara TV'lerde gazetelerde iş ayarlıyor. Bir de hemşehri ayağına yatanlar var. Yeni medya patronları buna çok meraklı. Allah sonlarını iyi etsin. Böyle bölgecilik yapanların sonunu çok gördük. Madalyonun tam tersi daha mı düzgün. Asla. Orada daha da iğrenç görüntüler var. Oralarda da iki ayrı grup var. Birinci grup 'En büyük Atatürkçü benim' sevdasında. 85 yıldır anlayamadıkları ve anlatamadıkları Atatürk'ün peşindeler. Sadece Atatürk satıyorlar. Ellerinde Fransız konyakları, Küba puroları ama Anadolu köylüsünü, Güneydoğu'daki Kürtler'i kurtarıyorlar. Onlar da hiç işsiz kalmıyor.

Bazen sadece kendilerinin okuduğu gazetelere yazıyor, bazen Avrupalı bir vakıf hesabına kitap olarak. Gençlerini İstanbul'da plazalarda, yaşı 50'yi aşanları da Bodrum Türkbükü, Gündoğan, Yalıkavak, Turgutreis, Göcek, Kaş, Dalyan'daki iki katlı villalarda bulabilirsiniz. İkinci grup ise... Normal insanlardan nefret eden güya marjinaller... Hatta evli-çoluk çocuk sahibi insanlara 'cinsi sapık' diyenler...

O gazetelerde ve TV'lerde çalışmak için sadece cinsel tercih önemli. Haa bir de bölücü katilleri desteklemek şart. Birbirlerine iş veriyorlar, kapalı devre yaşıyorlar. Nasıl da hemen birbirlerini tanıyorlar. Gözleri ile konuşarak...

Türk halkına yön veriyorlar. Üzülerek yazıyorum, bir büyük gazetemiz var. İnanamıyorum, sanki eşcinsel postası. Çalışanların yarısı gizli, yarısı da potansiyel. Ben ve benim gibiler, kalbi kırık, hüzünle kendi yolumuzda biraz da salak gibi yürümeye devam ediyoruz. Nereye baksak daha kötü manzara...

Genelkurmay Başkanlığı'na giremeyince aç kalmıyorsun ama... Ekmek tekneleri çok önemli. Büyütecek çocuklarımız var daha... Alnımız açık çalışmak zorundayız. Biz hiçbir ideolojinin adamı, maşası, sempatizanı değiliz. Sadece doğrudan, dürüstlükten ve Türkiye'nin mutlu yarınlarından yanayız. Sessiz çoğunluğun bir küçük temsilcisi... Birilerinin peşine takılmayan, onurlu ve tarafsız gazetecilere ekmek yok mu bu ülkede?


Etiketler: medya
Nefret