11/10/2006 | Yazar: Kaos GL

‘Aşırı düşmanlık ve eşcinsel karşıtı duygular üzerine yapılan araştırmalarda, psikologlar homofobinin daha derin kaynakları hakkında ipuçları buluyorlar. Yeni bulgular bazı erkeklerin kendi cinsellikleri konusunda içlerindeki korkudan kurtulmak için eşcinsellere karşı düşmanlık ve şiddet kullandıklarını doğruluyor. Psikologların söylediği, eşcinsel karşıtı önyargıların en büyük kısmını, eşcinsellerin ahlâklı evrene karşı aşağılık birer tehdit olarak algılandığı korku ve benmerkezci bileşimin oluşturuyor olması.’

‘Aşırı düşmanlık ve eşcinsel karşıtı duygular üzerine yapılan araştırmalarda, psikologlar homofobinin daha derin kaynakları hakkında ipuçları buluyorlar. Yeni bulgular bazı erkeklerin kendi cinsellikleri konusunda içlerindeki korkudan kurtulmak için eşcinsellere karşı düşmanlık ve şiddet kullandıklarını doğruluyor. Psikologların söylediği, eşcinsel karşıtı önyargıların en büyük kısmını, eşcinsellerin ahlâklı evrene karşı aşağılık birer tehdit olarak algılandığı korku ve benmerkezci bileşimin oluşturuyor olması.’

KAOS GL

Eşcinsellere karşı düşmanca tavırlardaki artışın AIDS salgınından ziyade, kine, korkuya ve ahlâk değersel yaklaşımlara dayandığı ortaya çıkıyor.

Her ne kadar anketler daha çok Amerikalı’nın eşcinsel erkek ve kadınları kabullenmeye ve onların haklarını desteklemeye başladıklarını gösterse de AIDS salgınının başlangıcından bu yana eşcinsel karşıtı önyargılara dair raporlarda büyük bir artış oldu. Araştırmacılar, AIDS’in bağnazlara nefretlerini göstermeleri için bir neden sunduğunu buldular.

Aşırı düşmanlık ve eşcinsel karşıtı duygular üzerine yapılan araştırmalarda, psikologlar homofobinin daha derin kaynakları hakkında ipuçları buluyorlar. Yeni bulgular bazı erkeklerin kendi cinsellikleri konusunda içlerindeki korkudan kurtulmak için eşcinsellere karşı düşmanlık ve şiddet kullandıklarını doğruluyor. Psikologların söylediği, eşcinsel karşıtı önyargıların en büyük kısmını, eşcinsellerin ahlâklı evrene karşı aşağılık birer tehdit olarak algılandığı korku ve benmerkezci bileşimin oluşturuyor olması.

Araştırmacılar, diğer azınlıklardan farklı olarak, eşcinsellerin hâlâ kendilerini yerleşik önyargıların birer hedefi olarak bulduklarını söylüyorlar. Eşcinseller askeri hizmetlerden uzaklaştırıldılar ve birçok eyalette Sodomi yasaları cinsel aktivitelerini yasa dışı ilân etti.
Saldırı kurbanlarına destek olan New York Şehri Gey ve Lezbiyen Şiddet Karşıtı Projesi’nde sosyal hizmet görevlisi olarak çalışan Naomi Lichtenstein, tehlikeye dikkat çekme ihtiyacı duyuyor.

Eşcinsel karşıtı önyargılarla mücadele çalışmaları için en çok sıkıntı veren bulgulardan biri de, çok sayıda Amerikalı arasında eşcinsellere olan düşmanlığın, diğer gruplara karşı gösterilen önyargılardan daha geniş ölçüde kabul edildiğini gösteren verilerdir. Yapılan incelemelerde, eşcinsellerin dörtte üçünün insanların kendilerine isimler takarak (laf atarak) rahatsız ettiklerini söylerken, dört kişiden biri de fiziksel saldırıya uğradığını söyledi.
New York Şehri Gey ve Lezbiyen Şiddet Karşıtı Projesi’nin yönetim müdürü Matt Foreman, ’Eşcinsel karşıtı şiddet hâlâ kabul görüyor, çünkü liderler faşist ve dinci bağnazlığı yererlerken, geylere ve lezbiyenlere karşı uygulanan şiddeti görmezden geliyorlar’ diyor.
1988 yılında New York eyaleti tarafından hükümet için yapılan, önyargı ile bağlantılı şiddet konusunda bütün grupları kapsayan bir araştırmada, ’en katı düşmanlık lezbiyenlere ve eşcinsel erkeklere yöneltilmektedir’ ifadesi yer almaktadır.

Eşcinsellere karşı tavırları inceleyen bilim insanları, önyargılı insanlar arasındaki en geniş grubun, eşcinselleri, kötü olan her şeyin temsilcisi olarak gördüklerini belirtiyorlar.
Bu insanlar, eşcinsel erkeklerden ve lezbiyenlerden nefret etmeyi bir çeşit ahlâklı insan olma testi gibi görüyorlar.

Rapordaki en dehşet verici bulgulardan biri şudur: 13-19 yaş arasındaki gençler, ırksal ve etnik gruplara karşı olan açık önyargıları desteklemede gönülsüzken, eşcinsel erkeklerden ve kadınlardan nefret etmeye yatkınlar.

Raporda eşcinsellerin uluorta saldırılabilecek birer hedef olarak algılandıkları da ifade edilmiştir.

8. ve 12. sınıflar arasında okuyan 2823 öğrenci arasında yapılan bir araştırmada erkek öğrencilerin dörtte üçü ve kız öğrencilerin yarısı eşcinsel bir komşuya sahip olmanın kötü olacağını söylediler.

Bu düşünce 12 yaşındaki öğrencilerde bile 17 yaşındaki öğrencilerinki kadar güçlüydü. Birçok öğrenci, eşcinseller hakkında gereksiz ve nahoş yorumlar yazmıştı; bu, başka gruplara yapılmayan bir şeydi.

‘Eşcinsellere karşı tavırları inceleyen bilim insanları, önyargılı insanlar arasındaki en geniş grubun, eşcinselleri, kötü olan her şeyin temsilcisi olarak gördüklerini belirtiyorlar’ California Üniversitesinde psikolog olan, eşcinsellere karşı tavırlar konusunda geniş çaplı bir araştırma yapan Dr. Gregory Herek böyle diyor, ‘Bu insanlar, eşcinsel erkeklerden ve lezbiyenlerden nefret etmeyi bir çeşit ahlâklı insan olma testi gibi görüyorlar’. Bunlar sık sık, eşcinselliği bir günah olarak gören inançlarda, dinci bir gelenekçiliğe bağlılıkla hareket ederler.

Dr. Herek araştırmasında kişinin kendi değerlerini eşcinsel karşıtı düşünceler yoluyla ifade etmesinin en yaygın güdü olduğunu buldu. Mesela 248 üniversite öğrencisi arasında yaptığı bir araştırmada Dr. Herek bunun, eşcinsellere karşı önyargı sahibi olanların yarısından fazlasının nefretinin kaynağı olduğunu ortaya koydu.

Eşcinsellere karşı olan tavırların ölçüm terazisini geliştiren, Manitoba Üniversitesi’nden psikolog Bob Altmeyer, dünyanın emin bir yer olmadığı ve toplumun risk içinde olduğu korkusuyla yoğunlaşmış bir düşmanlık güdenlerin kendi doğrularından hareketle, farklı değerlere sahip olanların ahlâkça adi olduklarına karar vermelerine neden olduğunu söylüyor ve ekliyor ‘Eşcinselliği toplumun parçalanmasına bir işaret ve ahlâki düşüncelerine karşı bir tehdit olarak görüyorlar’. Kendi doğruları onlara, eşcinsellere saldırdıkları zaman doğru bir davranış yaptıklarını hissetmelerini sağlıyor. Bu durum, saldırıya karşı olan doğal engelleri ortadan kaldırıyor.

Din, Değişimi Zorlaştırıyor

Dr. Altmeyer, öğrencilerine eşcinsel olduğunu söylüyor, ‘Çoğunlukla dönem boyunca eşcinsellere karşı olan tavırları daha olumlu, fakat eşcinsellere karşı olan nefretleri dinlerden kaynaklanıyorsa, bakış açılarının değişmesi son derece zor’.

Bir kişinin eşcinsellere karşı önyargıları varsa, bu önyargıları değiştirmek zordur diyor Dr. Herek, hatta bu önyargılar gerçeklikle çelişseler bile. Bu nedenle, kadınsı bir erkek eşcinsel ve erkeksi bir lezbiyen modeli, geylerin ve lezbiyenlerin çoğunun böyle olmadıkları halde, insanların kafalarında ısrarla şekillenip durmaktadır, aslında bu imajları kalıplaştırmaktadırlar.

‘Eşcinsellik: Sosyal, psikolojik ve biyolojik temelleri’ndeki bir makalede Dr. Herek, bu noktada bir konuyu eleştirdi: Eşcinsellerin, çocuklara cinsel tacizlerde bulunabileceklerinden dolayı öğretmen olmamaları gerektiğine olan inancın sabitliği.

Bu konuya dair araştırmalar, çocuk tacizcilerinin eşcinseller değil, en çok heteroseksüel ya da sadece çocuk saplantısı olan kişiler olduğunu gösteriyor. Dr. Herek, bilinen gerçeklere rağmen birçok insanın eşcinsel erkeklerin çocukları taciz ettiklerine inanmaya devam ettiğini belirtiyor.

Dr. Herek, ‘Aileler çocuklarına karşı bir tehdit sezdiklerinde hisleri, onları bu tür düşüncelere meylediyor. İşte bu düşünceler eşcinsel karşıtı kalıpların değişmesini çok zorlaştırıyor’ diyor.
Minnesota Üniversitesi’nde psikolog olan Mark Snyder, klasik bir stereotipleştirme incelemesinde, insanlara Betty K. adında bir kadının hayat hikayesine dair bir tasvirini verdi. Hikayeyi okuduktan sonra insanların bir kısmına Betty’nin ileride lezbiyen bir ilişkisi olduğu ve kadın aşığıyla yaşadığı, diğerlerine de Betty’nin bir adamla evlendiği söylendi.
Dr. Snyder, bu insanların Betty’nin hayatını anımsayıp yaptıkları yorumlar arasında oldukça dramatik bir fark olduğunu, hatırladıklarında olumsuz bir şey yokken, lezbiyenler hakkındaki stereotipleri destekleyen olguları seçtiklerini ve bu stereotiplerin aksi olan olguları önemsemediklerini saptadı. ‘Bu doğal eğilim, önyargılara dönüşebilir’.

Olumsuz Tavırlar Yumağı

Eğer tavrınız negatifse, bu negatiflik bir çığ gibi büyür ve balon gibi şişirilmiş bir önyargı haline gelene kadar, sadece olumsuz olguları fark eder ve anımsarsınız, herkesin sizin gibi düşündüğüne inanmaya başlarsınız. Buna ne kadar çok inanırsanız, bir sonraki adımınızı atmada ve düşüncelerinizi ifade etmede, siyahlara ya da eşcinsellere karşı olsun, kesin bir ayrımcılık ya da şiddet yolunu kullanabilirsiniz, diyor Dr. Synder.

İnsanların eşcinselliğe karşı olan düşmanlığının bir diğer yaygın nedeni de kendi cinselliklerini korumaya çalışmalarıdır. Mesela Dr. Herek’in araştırmasında bu, eşcinsel düşmanlarının %40’ında görüldüğü üzere, ikinci yaygın güdüdür.

Bu, homofobiye dair en eski açıklamadır. 1914’lerde, Freud’un sadık taraftarlarından biri olan Sandor Ferenczi bir denemesinde, heteroseksüel erkeklerin eşcinsel erkeklere karşı yönelttikleri nefret duygusunun savunmadan kaynaklandığını, kendi cinslerine yönelik cazibeye bir tepki olduğunu öne sürdü. Bu görüş Freud’un bütün insanların aslında erken çocukluk döneminde biseksüel oldukları ve büyüdükçe kendi cinslerine karşı olan ilgilerini bastırdıkları teorisinden çıkmadır.

‘Homofobinin, eşcinsel erkeklerin kadınsı olarak algılanmasıyla çok ilgisi var: Bir eşcinsel erkek ne kadar kadınsı görünürse, diğer erkekler arasında o kadar nefret uyandırır’ diyor. ‘Eşcinsel Olmak’ın yazarı, Cornell Tıp Kolejinde psikiyatr olan Dr. Richard Isay.
Oregon Sağlık Hizmetleri Üniversitesinde psikiyatr ve Gey Lezbiyen Psikiyatrlar Birliği başkanı olan Dr. Peggy Hanley-Hackenbruck, kendilerinden emin olmayan heteroseksüel kadınlarda, bir lezbiyenin, içlerindeki gizli eşcinsel duygulara yönelik endişeler uyandırdığını, bu nedenle nefrete neden olduğunu söylüyor.

Dr. Isay’a göre, kadınsı bir erkek görmek, erkekler arasında çok büyük ölçüde kaygıya neden oluyor. Kendi kadınsı niteliklerinin, zayıflığının birer işareti olarak gördükleri pasiflik ve duygusallık gibi, farkına varmayı tetikliyor. Elbette kadınlar, kadınlıklarından kaygılanmıyorlar. Bundan dolayı erkekler kadınlardan daha homofobik ve erkeklerin kas güçlerinden dolayı seçildikleri ordu ve spor gibi alanlarda önyargılar bu denli güçlü.
Diğer psikanalistler, erkekler tarafından ifade edilen eşcinsel karşıtı önyargıları, kendilerinin eşcinsel olmadıklarından emin olmak için kullandıkları bir yol olarak görüyorlar.
New York Eyalet Üniversitesi’nde, Cinsellik Araştırmaları Programı’nda psikolog olan Dr. Jennifer Jones şöyle diyor: ’Eşcinsellerden nefret ederek, eşcinsel olmadıklarından emin olmaya çalışıyorlar, özellikle kendi cinsel yönelimleri hakkında şüphe barındırıyorlarsa’.
Her iki faktör de rol oynayabilir. Dr. Herek’e göre, saldırmak için eşcinsel arayan genç erkek çetelerinde eşcinsel, bir ‘yabancı’yı sembolize eder. Saldırı, saldıranların gruptaki üyeliklerini sağlamlaştırır ve aralarındaki ortak değerleri olumlar. Bu, aynı zamanda, cinsellikleri, eşcinselleri yabancı olarak tanımlaması açısından çok önemlidir. Eğer kendi cinsel yöneliminiz konusunda emin hissetmiyorsanız, birçok genç gibi, eşcinsellere saldırarak şüphelerinizden kurtulabilirsiniz.

Saldırı kurbanlarından çoğu polisle irtibata geçmediği için, eşcinsellere yapılan saldırılar hakkında kesin bilgiler toplamak zordur. Fakat New York Polis Departmanı Nefret Suçları Birimi’ne 1990’ın ilk yarısında, iki yıl öncesinin aynı dönemine karşı, eşcinsellere yönelik saldırılarda 3 kat artış olduğu bildirildi.

Ulusal Gey ve Lezbiyen Task Force tarafından yayınlanan bir rapora göre, 1989’da, eşcinsel erkek ve kadınlara yönelik 62 tane nefret cinayetini de kapsayan, 7000 şiddet ve taciz vakası bildirildi. Bu sayılar1980’ler boyunca sabit bir artış gösterirken, 1988’de azaldı ve 1989’da aşağı yukarı aynı seviyelerde kaldı.

İnsanların, başka bir grubun alanına girdikleri zaman tartaklandıkları ırkçı saldırıların çoğu çete işiyken, eşcinsellerde böyle değildir. Naomi Lichtenstein’e göre, eşcinsellere saldıranların çoğu, saldırmak için eşcinsellerin bulunduğu yerlere geliyorlar. En yaygın saldırı, yalnız bir adama ya da yan yana yürüyen iki erkeğe yapılmakta.

Ulusal Gey ve Lezbiyen Task Force - Savaş Karşıtı Projesinin müdürü Kevin T. Berrill’in, İnsanlararası Şiddet Dergisinin Eylül sayısında yayınlanacak olan, 331 vakanın incelendiği bir araştırmaya göre, diğer önyargı suçu işleyenlerle, saldırganların çoğu, çeşitli gruplarda boy gösteren 21 yaşlarında ya da daha genç insanlar.

Berrill, bu saldırılar bizi tekrar görünmezliğe, yalnızlığa ve çaresizliğe sürüklemek niyetiyle yapılıyor, diyor.

Dr. Herek’e göre, coming out (açılma), eşcinsel karşıtı önyargılarla mücadelede en etkili stratejilerden biridir. Bu yaklaşım özellikle, eşcinsel karşıtı tavırları, eşcinseller ile etkileşim içinde olduğu halde, değiştirilmeyen negatif stereotiplere dayananlar üzerinde etkilidir.
‘Veriler, hoşgörüsüzlüğün giderek yayıldığı izlenimini uyandırsa da, bence bunun tersi geçerli. Önümüzdeki yıllarda, kanımca, eşcinsel insanlar hem artan bir kabullenme, hem de artan bir şiddet yaşayacaklar’ diyor, Kevin T. Berrill.

Çeviren: Anıl


Kaynak: Kaos GL, Eylül-Ekim 2002, Sayı: 12

Etiketler: insan hakları, sağlık
nefret