20/07/2009 | Yazar: Barış Sulu

Geçen hafta gazetelerin manşetlerine ‘Cinsel Tıp Derneği Başkanı Cem Keçe, eşcinsellerin yüzde 40'ının durumlarını sapkınlık olarak gördüğünü belirterek, yüzde 90'ının kendi çocuklarının eşci

Geçen hafta gazetelerin manşetlerine ‘Cinsel Tıp Derneği Başkanı Cem Keçe, eşcinsellerin yüzde 40'ının durumlarını sapkınlık olarak gördüğünü belirterek, yüzde 90'ının kendi çocuklarının eşcinsel olmasını istemediğini söyledi. Keçe, eşcinsel olup da karşı cinsle evli olduğunu söyleyenlerin oranının ise yüzde 40 olduğunu açıkladı.’ şeklinde bir haber düştü. 

Kaos GL’den Nevin Özgür, haberi kaosgl.org için yorumladı.
 
Özgür, öncelikle her bilimsel araştırma olarak sunulan araştırmanın ‘bilimsel’liği üzerine düşünmek gerektiğini, bunun yanında ‘bilimin’ tarafsız olmayacağını veyahut kendi algımıza hizmet edecek şekilde kullanılabileceğini belirtti: ‘Bu ‘bilimsel’ çalışma, bize bir kez daha gösteriyor ki, bilim, her zaman tarafsız ve bilimsel değil. Nefret besleme ve hedef gösterme güdüsü ile yol çıkan bir ‘bilim insanı’nın bu sonuçları elde etmesinin bizi şaşırtmasını beklemiyorsunuz diye düşünüyorum.’
 
Cem Keçe’nin bilimsel yanlışları anlatmakla bitmez!
Cem Keçe’nin söyleminde acilen düzeltilmesi gereken husus şu ki, LGBTT bireyler (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel), 3. bir ‘cins’ değildir. Yani, ‘kadınlar’, ‘erkekler’ ve ‘eşcinseller’ demesi, bilimsel açıdan başlı başına yanlıştır. Lezbiyenlik, geylik ve biseksüellik, birer cinsel yönelim; travestilik ve transseksüellik ise birer cinsiyet kimliğidir. Bunun da ayrımını yaparak yola çıkılmalıdır.
 
Eşcinsel, transeksüel, biseksüel ayrımına varamamak…
Seks işçiliği -Cem Keçe’nin deyişiyle ‘fuhuş’- ‘eşcinsellerin işi’ ve/veya ‘eşcinsellikle gelen’ bir vasıf değildir. Sosyal ve ekonomik alandan dışlanmaları ve sürülmelerine şahit olduğumuz travesti ve transseksüel bireylerin, -çoğu zaman- yapmak zorunda bırakıldıkları bir meslektir. Eşcinsellik ve transeksüelliği aynı olgu olarak değerlendirmek ise sanırım bugün için psikoloji ve psikiyatri bilimin geldiği noktayı yok saymanın ötesinde başka bir şey değildir.
 
 Eşcinsellik hastalık değil! Bilim etiğine aykırı davranmaktan vazgeçin
LGBTT bir bireyin, çocuğunun ‘eşcinsel olmasını istememesi’, kendi cinsel yönelimini ve/veya cinsiyet kimliğini -salt haliyle- ‘sapkınlık’ olarak nitelemesinden ileri gelmeyebilir. Avuç içi kadar sosyoloji bilgisi olan bir birey, söz-konusu ‘% 90’lık sonucun’, bize bu açıklamayı ifade etmediğini anlayacaktır. LGBTT birey, cinsel ve cinsiyet kimliği nedeni yüzünden, evde, okulda,  iş yerinde, sokakta ve sosyalleşme alanlarının her birinde dışlanmanın ve haklarından mahrum bırakılmanın ne demek olduğu üzerinde bir birikime sahip ise, güdüsel olarak, ‘çocuğumun başına tüm bunların gelmesini istemiyorum’u da kastetmiş olabilir. Ancak, buradaki amacım, niyet okumak ve/veya ‘bilimsel sonucu’ bir başka sonuca bağlamak değil, Cem Keçe’nin sorduğu sorularda ve soruş şekilerinde bir tarafsızlığın olabilme ihtimaline inanmadığımdır. Birkaç ay önce, başka bir ‘bilimsel çalışma’ya girişilmiş ve ‘kimin komşunuz olmasını ‘İSTEMEZSİNİZ’?’ ötekileştirme ve hedef gösterme alt-yazılı sorular ‘sayesinde’, büyük bir oranla ‘eşcinseller’ elde edilmişti. Soruların ne şekilde ve hangi soru kalıbıyla sorulmuş olduğunun, Cem Keçe’nin elde ettiği rakamları hatırı sayılır şekilde etkilediğine inanıyorum.
 
‘Eşcinsellik’ 17 Mayıs 1990 yılında, Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘tedavi edilebilir zihinsel hastalık’ listesinden kaldırıldı. Cem Keçe’nin bu konudaki homofobik yorumunu ve ‘tedavi edebileceğine dair’lik kendine güvenini -‘gereksiz bir bilim kıpraşması’ kıvamında hatta- önemsiz buluyorum.
Tekrar belirtmeliyim ki, LGBTT kimlik, bir 3. cins değildir. ‘Eşcinsellere şiddeti hoş görenlerin’ yanı sıra, bunu 3. bir cins olarak kayda geçirmeye çalışanlar ve LGBTT kimliğin tedavi edilebilir/edilmesi gerekir bir hastalık olarak görenler de –tıpkı Cem Keçe’nin yaptığı gibi- sırtını homofobiye dayamıştır. Çünkü, gözden kaçırılmamalıdır ki, böylesi yanlı çalışmalar, nefreti körüklemekte ve ‘hedefin kim olması gerektiği’nin altını bir kez daha çizmektedir. Bunun da ötesinde, LGBTT kimlik üzerinden yaptığımız politika, ‘anlayış’ ve/veya ‘tolerans’ için değil, uluslararası anayasal düzlem üzerinden ‘bireylerin temel hakları’ için yürütülüyor.


Etiketler: insan hakları, sağlık
Nefret