21/07/2022 | Yazar: Cengiz Anıl Bölükbaş

İzmir Onur Yürüyüşü Komitesi’nden Sabriye Akkul, yürüyüş sırasında polisin sert müdahalelerine maruz kaldıklarını söyledi. Avukat Hazal Aydın da, “Ablukada işkenceyi önlemeye çalışırken saldırıya maruz kaldık” dedi.

İzmir 10. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü: Aktivistler, avukatlar, milletvekilleri ablukaya alındı, darp edildi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Birol Koyuncu

İzmir 10. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü valiliğin hukuksuz yasağı ve Alsancak’taki polis ablukasına rağmen gerçekleşti. Yürüyüşte 8 aktivist gözaltına alındı. Aktivistler, avukatlar, milletvekilleri ve gazeteciler ablukaya alınarak şiddete maruz kaldı. Gözaltına alınanlar ise avukatlarıyla uzun süre görüştürülmedi.

İzmir Onur Yürüyüşü Komitesi’nden Sabriye Akkul ve Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu’ndan Avukat Hazal Aydın yaşananları KaosGL.org’a anlattı.

“İş saatinin bitimine yakın yasak kararı çıktı”

İzmir Onur Yürüyüşü'ne dair yasaklama kararı çıkmadan birkaç gün önce İzmir Pride Komitesi'ne İslamcı grupların saldırı tehditleri bahane edilerek polis tarafından görüşme talebi geldiğini aktaran Sabriye Akkul, aralarında karar verilen birkaç arkadaşlarının gittiğini ve polisin orada “Biz iki tarafın karşı karşıya gelmesini istemiyoruz, sizleri koruyamayız bu nedenle yürümeyin” gibi söylemlerde bulunduğunu söyledi. Bu görüşmeden sonra çalışmalarına devam etiklerini ve yürüyüş çağrısı ile Onur haftası etkinliklerini sürdürdüklerini ifade eden Akkul, cuma günü mesai saatinin bitimine çok az bir vakit kala ise polis tarafından arandıklarını ve yasak kararı çıkacağının söylendiğini belirtti.

Yapılan görüşmede yasak kararı olmasına rağmen İzmir'de zaman zaman yürüyüş olduğu ve polis ile orada müzakere edebileceklerinin söylendiğini vurgulayan Akkul, “Biz de böyle gayri resmi bir tavrı kabul etmediğimizi söyledik. Sonrasında İzmir Valiliği'nin sayfasında iş saatinin bitimine yakın yasak kararı çıktı. Kararın çıkış saatinden dolayı bir itiraz hakkı olmaması nedeniyle kararın hukusuzluğuna dair arkadaşlarımız suç duyurusunda bulundu ve yürüyüş çağrısına devam ettik. 26 Haziran günü yürüyüşe daha saatler varken çevik kuvvet ekipleri ve gözaltı araçları gelmişti. Yürüyüşe bir saat kala ben ve yanımda iki komiteden arkadaşımla beraber polis ile öncesinde görüşmek için yanlarına gittik ve henüz o görüşmede polis gözaltı tehdidinde bulundu. Avukatlar araya girmese idi henüz orada bir gözaltı işlemi yapılacaktı. Kitle ara sokakları polis kapatmadan geldi ve hemen polisle görüşenler ile birlikte yürüyüşe geçtik, sonrasında çevik kuvvet saldırıya geçti. Burada çevik kuvvet yalnızca püskürtmeye yönelik bir tavır içinde değildi aynı zamanda bizlere karşı bir şiddet hali vardı, kalkanlarla vuruyordu ve tekme atıyordu. Ters tarafa koşarak Gündoğdu Meydanı'na çıktık ve dağılıyoruz kararı aldık. Ara sokaklarda ya da gittiğimiz yerlerde basın metninin okunması kararı aldık. Bu sırada cadde üzerinde ara sokaklardan Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne çıkarak yürüyüşler düzenledik” dedi.

“Avukatla görüşmemize izin verilmedi”

Cadde üzerinde üç kez yürüdükten sonra üçüncü yürüyüşte polisin saldırmaya ve gözaltılara başladığını söyleyen Akkul, kendisinin de o sırada şiddet gören birine yardım etmeye çalışırken alındığını belirtti. Ters kelepçe ile araca bindirildiklerini, bir süre alanda gözaltı aracı içerisinde bekletildiklerini ve bu süreçte polis ile çeşitli diyaloglar yaşandığını ifade eden Akkul,”Kimliklerimizi alabilmek için bazılarının kelepçesini öne almışlardı ve ‘bakın ne kadar özgürlükçüyüz, sizlere bir şey yapmıyoruz’ gibi ifadeler kullandılar. Hastaneye gittiğimizde ise gelen avukat ve TİHV temsilcileri ile görüşmemize izin vermediler. Polislerden biri elimdeki kelepçe bilerek kendime zarar verdiğimi iddia etti ve bir münakaşa yaşadık. Bu olaydan sonra doktor muayenesine girerken arkadaşların kelepçesini çıkarmalarına rağmen benimle tartışan polis doktorun yanına girene kadar kelepçeyi çıkarmadı. Doktor muayenesinde çok üstünkörü bir tavır vardı ve doktorun yanında bir güvenlik ile muayeneye girdik hepimiz. Gözaltı boyunca polislerin bizlerle girdiği ikili diyaloglar, ‘aslında size kötü muamelede bulunabiliriz ama bulunmuyoruz’ sözleri sürdü. Ellerimizde bayrak benzeri şeyler yoktu ya da az vardı yürüyüş boyunca çünkü kitle gelir gelmez, güvenlik şube tarafından bayraklarımıza el konmuştu. Ara sokaklardan geçerken polisler ‘bayrakları kapatmazsanız gözaltı olur’ gibi tehditler savurdu” diye konuştu.

“Polisin aktivistlere yönelik tavrı saldırgan ve tacizkardı”

Valiliğin yasağı gerekçe gösterilerek kesin bir dille yürüyüşe izin verilmeyeceği söylendiğinin ve barışçıl bir gösteriye izin verilmemesinin ve eylem yasağının hukuka aykırı bir karar olduğunun altını çizen avukat Hazal Aydın, bu karara karşı dava açıldığını, daha önce de bu şekilde hukuka aykırı kararlar verildiğini ve iptal edildiğini hatırlattı.  Aktivistlerin hukuka aykırı bu kararı tanımadığını ve yürümek istediklerini ancak henüz eylem alanına dahi ulaşılmadan polisin aktivistlere saldırmaya başladığını söyleyen Aydın, “Polisin aktivistlere yönelik tavrı saldırgan ve tacizkardı. Birkaç farklı noktada polis müdahalesi oldu. Avukat arkadaşlarımızın tanık olduğu bazı olaylar var. Azra Has Sokağı’nda bazı aktivistlerin eylem alanına giderken polis tarafından darp edildiğini görmüşler. Yine alandaki gözlemci avukat arkadaşlarımız, aktivistlere yönelik cinsel tacizde bulunan polis ve sivillerin olduğuna tanık olmuş. İslamcı grupların çağrısının ve polislerin tavrının Alsancak’ta varlığı olan ancak herhangi bir eylemde bulunamayan LGBTİ+ düşmanı esnafı nasıl cesaretlendirdiğini gördük. Keza eyleme geçmelerinin sebebi bu cesaret. Polis ablukası dağıldıktan sonra bir grup Gündoğdu’ya yürüyüşe geçerken esnaf tarafından saldırı olduğunu öğrendik. Avukat arkadaşlarımızın bir kısmı hemen olayın olduğu yere geçti. Olay kontrol altına alındı. Ancak daha önce İzmir’de gerçekleştirilen Onur Yürüyüşleri’nde böyle bir olayla karşılaşmamıştık. Gerçekleşen olaylar bu tarz saldırıların artacağı kaygısı yaratıyor. Diyanetin hedef göstermesine karşı LGBTİ+’lara destek açıklaması yapan barolara yönelik saldırılarla başlayan ve hükümetin artan nefret söylemleri, polis şiddeti ve son olarak yapılan tarikat çağrıları sonucunda gerçekleşen sivil saldırılar LGBTİ+ları hedef göstererek şiddete açık hale getirmekte” dedi.

“İşkenceyi önlemeye çalışırken darp edildik”

Polisin yürüyüşü engellemesi üzerine grupların farklı yerlerde yürümeye ve toplanmaya devam ettiğinin ve bir grubun da Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yürüyüş konusunda direndiğini aktaran Aydın, bunun üzerine polisin kitleyi ablukaya alarak sert şekilde müdahalede bulunduğunu söyledi. Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu’ndan avukatlar olarak müdahale anında da orada oldukları ifade eden Aydın, şunları söyledi: “Kıbrıs Şehitleri’ndeki noktada Onur Yürüyüşü’ne gelen eylemcilere yönelik işkenceyi önlemeye çalışırken ablukada kaldık. Ancak avukatlar olarak biz de polisin şiddetine, hakaretine maruz kaldık. Benimle birlikte gözaltına ve işkenceye engel olmaya çalışan avukatlar sert şekilde darp edildi. Yine abluka esnasında polisin işlediği işkence suçunu kayda alan gazetecilere de polis müdahale ederek darp etti. Ablukada HDP milletvekili, demokratik kitle örgütlerinden temsilciler, İnsan Hakları Derneği’nden avukatlar, Özgürlük için Hukukçular Derneği avukatları, sol örgütlerden desteğe gelenler vardı. Hepimiz işkenceyi önlemeye çalışırken darp edildik. Hak ihalelerine engel olmak isteyen avukatlara, milletvekillerine, gazetecilere yapılanlar aslında müvekkillerimize çok daha kötü müdahale edildiğinin kanıtı.”

“Darp edilip kayda geçmeyenler vardı”

Hastaneye gittiklerinde gözaltındaki müvekkillerinin araçta hâlâ ters kelepçeli vaziyette su ve tuvalet ihtiyaçları karşılanmadan gözaltı aracında havasız bekletildiğini vurgulayan Aydın, bunun üzerine avukatlar olarak buna itiraz ettiklerini ve polis şiddetine maruz kaldıklarını aktardı.  Biraz daha diretince müvekkillerine su verildiğini söyleyen Aydın, “Daha vahim olan darp edilip gözaltına alınmayanlar. Polis bunu bilerek yapıyor, işkence uyguluyor ancak gözaltına almıyor. Böylece bu kişilerin darp edildiği kayıtlara geçmemiş oluyor. Kişi haklarını da bilmiyorsa eğer bir girişimde bulunmuyor. Bu da ağır hak ihlali. Bunun önüne geçmek amacıyla biz darp edilen kişilerden ulaşabildiklerimize darp raporu almaları için hastaneye yönlendirdik. Gözaltına alınan kişi sayısı 8 olsa da o gün eylemde onlarca insan ve avukat polis şiddetine maruz kaldı. Yine yaşı 18’den küçük olan birkaç kişi darp edildi ancak bu da kayıtlara geçmedi” ifadelerini kullandı.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, medya okulu
nefret