24/11/2021 | Yazar: Defne Güzel

“Nefret söyleminin statik bir tanımının yapılmaması günün gelişen ihtiyaçlarına dayalı olarak belki de yeni alanları da nefret söylemi alanı içerisine dâhil etme imkanı tanıyor.”

Kaçıranlar için: LGBTİ+ Hakları ve Nefret Söylemi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL’nin Eşit Haklar İçin Savunuculuğu Güçlendirme Projesi kapsamında hukuk alanında gerçekleştirdiği etkinlik serisinin son konuğu Av. Kerem Dikmen oldu. 17 Kasım'da çevrimiçi gerçekleşen etkinlikte Dikmen, LGBTİ+ haklarından ve nefret söyleminden bahsetti. Etkinliğin moderatörlüğünü Av. Reyda Ergün üstlendi.

“Türkiye nefret söyleminin arttığı ve bu artıştan kaynaklı mağduriyetlerin de çoğaldığı bir ülke”

Nefret söyleminin ne olduğunu tarif eden ve nefret suçu ile arasındaki farkı anlatan Dikmen şunları kaydetti:

“Türkiye son yıllarda nefret söyleminin arttığı ve bu artıştan kaynaklı mağduriyetlerin de çoğaldığı bir ülke. Gündemden kaynaklı olarak nefret söylemi daha çok gündemimize giriyor. Nefret söylemi denildiğinde her zaman şunu belirtmek gerekir, uluslararası camia anlamında üzerinde mutabakata varılmış bir tanımı yok. Bununla birlikte tanımlama girişimleri var. Türkiye farklı bir noktada duruyor. Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi. İHAM ilan edildiğinden bu yana taraf. Türkiye’nin taraf olduğu sistem bağlamında konsey zemininin çerçevesi üzerinden yanıt verebiliyoruz.”

“Bakanlar Kurulu Komitesi şöyle demiş; nefret söylemi ifadesi, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, antisemitizmi veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan milliyetçilik, etnik merkezcilik, ayrımcılık, düşmanlıkla ifade edilen hoşgörüsüzlük de dahil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, tahrik eden, teşvik eden, haklı gösteren bütün ifade biçimlerini kapsayacak biçimde anlaşılmalıdır.”

“Nefret suçu ise biraz daha farklı. Her şeyden önce bir suç. Suç olması onun suç teşkil eden eylemin devletin ceza kanununda düzenlenmiş olmasında gerekli kılıyor ve aynı zamanda önyargı saikiyle işlenmiş bir suç eyleminden bahsediyoruz. Bu anlamda arada çok önemli bir fark var. Devlet, cezalandırma yetkisini aslında kendi siyasi yapılanması çerçevesinde kullanıyor. Dolayısıyla ceza politikasıyla yakından ilişkili ama nefret söylemi konusunu illa ceza kanununda düzenlenmesi gerekmiyor. Ayrımı sanıyorum bu şekilde ortaya koyabiliriz. Suç olarak düzenlenip düzenlenmeme.”

“Bir örnek vermek gerekirse Türk Ceza Kanunu’nda hakaret bir suç eylemi olarak düzenlenilmiş ancak birçok bildiğim kadarıyla birçok Batı Avrupa demokrasisinde hakaret ceza kanununda suç olarak düzenlenmiş bir eylem değil. Hakareti bir suç olarak düzenlemeyen Hollanda Ceza Kanunu’nda hakaret nefret suçunun konusu olamayacaktır ama Türkiye’de olabilir örneğin. Böyle bir siyasi irade söz konusu olmuş olsaydı.”

İnsan hakları perspektifinden nefret söylemi

Dikmen, konuşmasının devamında nefret söylemi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi arasındaki bağı insan hakları perspektifinden şöyle değerlendirdi:

“Kasım 1958’de Roma’da kabul edilmiş bir metin. Bugüne baktığınızda 71, 72 yıllık bir sözleşmeden bahsediyoruz. Bugün birçok farklı alanda esasında 1950 koşullarında var olmadığı düşünülen ve daha sonra sorunsallaştırılan temel insan hakları meselelerine sözleşme bir yanıt veriyor. Sözleşmenin buna yanıt verebilmesi biraz da insan hakları mahkemesinin sözleşmeyi nasıl yorumladığıyla da ilgili bir konu. Bu anlamda nefret söyleminin tanımlanmaması ilk bakışta bir zayıflık olarak görülebilir. Statik bir tanımın yapılmaması, tanım olmamasından kaynaklı olarak hak ihlali artabilir mi ya da temel hakları ihlal eden genellikle devletin pozitif ya da negatif eylemleri açısından yan çizme motivasyonu sağlayabilir mi gibi düşünülebilir. Nefret söyleminin statik bir tanımının yapılmaması günün gelişen ihtiyaçlarına dayalı olarak belki de yeni alanları da nefret söylemi alanı içerisine dahil etmek imkanı da tanıyor. Nefret söylemiyle ilgili kararlara bakıldığında İHAM daha çok özel hayatta saygı yükümlülüğünü güvence altına alan sekizinci madde, ifade özgürlüğünü güvence altına alan onuncu madde ve ayrımcılığı yasaklayan on dördüncü madde bağlamında bu tartışmayı yapıyor. Tıpkı nefret söyleminde olduğu gibi özel hayat kavramı da İHAM tarafından tanımlanmamış bir kavramdır. Bu sayededir ki biz geçmişte savunucular ya da başvurucular mahkeme önüne taşınmayan iddiaları bugün özel hayat kavramının genişlemeye açık olması yönünden, statik tanımının yapılmamasından yararlanarak mahkeme önüne taşıyoruz. Bu konulu bir tartışmayı yirmi sene sonra yaptığımızda girişteki tanımın yanına başka unsurlar da ekleyebileceğiz.”

Türkiye’de nefret söylemi

Sunumunun devamında Dikmen, Türkiye’deki nefret söylemine ilişkin olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbesini şöyle değerlendirdi:

“En son 2020’nin Nisan ayında Diyanet İşleri Başkanı tarafından duyurulan hutbeye dönük üç il barosunun yapmış olduğu bir basın açıklaması vardı ve oradaki söylemin nefret söylemi olduğuna dair ibareler içeriyordu. Akabinde hızlıca bir soruşturma süreci, Adalet Bakanlığı’ndan izin de çıktı. Kovuşturma aşamasından önceki izin süreçleri bu yerler açısından tanımlanıyor. Devlet organlarının nefret söylemine reaksiyonu o kadar negatif ki insan hakları teorisi ve pratiği bakımından, bırakın bu söylemleri meşru zeminde kabul etmemeyi, tanımsal olarak akademik seviyedeki eleştiri bile, ya da barolar açısından söyleyelim, kanunla insan haklarını savunmak görevi kendisine verilen yarı kamusal nitelikte topluluklar barolar. Kanunla o görevi vermiş olmasına rağmen meclis, bu konuda bir söz söylediğinde soruşturma akıbetine uğrayabiliyor.”

Dikmen’in sunumunun ardından soru-cevap bölümüne geçildi ve oturum sonlandı.

Etkinliğin tamamını buradan izleyebilirsiniz:


*Bu etkinlik, Avrupa Birliği'nin desteklediği Eşit Haklar için Savunuculuğu Güçlendirme Projesi kapsamında yapılmaktadır. Bu durum, etkinlik içeriğinin ve etkinlikte konuşulanların AB'nin resmi görüşünü yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 

 

 


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: insan hakları
Telegram