08/02/2022 | Yazar: Yasemin Bahar

Kaos GL ve 17 Mayıs’ın iç eğitimlerinde sıra engellilik/sakatlıktı. Bahar Yavuz’un yürüttüğü atölyede engelliliğe ilişkin dört model ve hak temelli modelin dikkat çektiği eksiklikler tartışıldı.

Kaos GL ve 17 Mayıs, engelliliğe hak temelli yaklaşımı tartıştı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL ve 17 Mayıs derneklerinin ortak Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Çeşitliliği Grubu, eğitim çalışmalarına devam ediyor.

Dernekler içerisinde ve çalışmalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek için kurulan grup, politika belgeleri hazırlamanın yanı sıra dernek çalışan, yönetim kurulu üyeleri ve gönüllülerine iç eğitimler de düzenliyor. Bu kapsamda 1 Şubat Salı günü yapılan Engellilik/Sakatlık Çalışmaları 101 Eğitimi’ne her iki dernekten kırka yakın kişi katıldı.

Atölyeye “Bir kişinin engelli olduğu sorusunu nasıl anlarız?” sorusuna beyin fırtınası yapılarak başlandı. Katılımcılar “Kişinin beyanından”, “Güncel yapıda toplumla etkileşime girmede zorluk yaşamasından” ve benzeri cevaplar sundu.

Toplumla etkileşim üzerine engel

Ardından sözü alan atölye yürütücüsü Bahar Yavuz, toplumsal normları devam ettiren değil, onlara eleştirel bir bakışla yaklaşan bir engelli tanımı yapmanın önemini vurguladı. “Kişideki sakatlıkların toplumla etkileşime girmesi üzerine topluma katılımda engel yaşayan kişiler” gibi bir tanım yapabileceğimizi ifade etti. Ortak noktada buluşmak için bu tanım yapılsa da kişilerin beyanlarının farklı olabileceğini, herkesin öznel bir birey olduğunu hatırlayarak herkesin tanımlarını ve hitap tercihlerini ayrı ayrı göz önünde bulundurmak gerekliliğini vurguladı.

Topluma eşit erişim için çeşitli ihtiyaçları olduğunu beyan edilen kişilerin, herhangi bir sakatlık/engellilik beyanı yapmaya zorlanmadan ciddiye alınmaları gerektiği ifade edildi. Bireysel farklılıklar yine hatırlatılarak herkesin ihtiyaçlarının farklı olabileceği, bu noktada kişilerin dinlenmesinin önemli olduğu hatırlatıldı.

Atölyenin devamında katılımcılar ufak gruplara hayatın farklı alanlarındaki ableist (sağlamcı) tutum ve davranışlar ile bunların olumsuz etkileri üzerine beyin fırtınasında bulundular.

Ardından engellilik kapsamayan toplumsal normların, toplumsal cinsiyet vb. alanlardaki normlar ile kesişimi üzerine konuşuldu. Tüm normların inşasında birçok beklenti dayatıldığı, ve belirlenen kutuların dışında olanların çeşitli ayrımcılıklarla karşılaşabileceği ifade edildi. Engelli kişilerin de LGBTİ+’larla benzer olarak sağlığa erişim, istihdam, aile vb. alanlardaki ayrımcılıkların ortaklıkları ve her iki grup için de güvenli alanların kısıtlı olması üzerine konuşuldu.

Engelliliğe yaklaşımda dört model

İkinci yarıda engelliliğe yaklaşımda dört farklı model ele alındı. İlk olarak yüzyıllardır dünya çapında engelliliğin ele alınma şekli olan, Türkiye’de de yaygınlığını gösteren yardım modeli tanıtıldı. İhtiyaç giderme odaklı bu modelde engelli kişilerin ihtiyaçlarının gerçek anlamda dinlenmediği, ve bundan dolayı çeşitli sorunlar oluştuğuna dair örnekler paylaşıldı. Engelli kişilere sorulmadan “Onlar yerine ben yapayım” düşüncesinin hakim olduğu bu yaklaşımda, “yardım eden” ve “yardıma muhtaç” ikiliğinin yaratıldığı aktarıldı. Kurulan bu hiyerarşik ilişkide “yardım eden” tarafın karar mercii konumunda olduğu vurgulandı. Engelliler adına engeli olmayan kişilerin karar vermesinin oluşturduğu sorunlardan ve daha geniş kapsamlı değişimlere olan ihtiyaçtan bahsedildi.

İkinci model olarak medikal model tanıtıldı. Endüstri devrimi ve tıptaki gelişmelerin ardından “Eğer bu insan daha fazla üretime katılabilecekse biz bu kişiyi ‘sağlamlaştırarak’ (diğer insanlara benzeterek) rahat edelim ve çark ‘normal’ şekilde işlemeye devam etsin” düşüncesinin de etkisi ile medikal yaklaşım modeli yaygınlaştığı aktarıldı. Medikal modelin engelli kişileri ‘işlev bozuklukları’ üzerinden tanımadığı, böylece engelliliği kişilere ve onların ‘eksikliğine, yetersizliğine’ indirgediği anlaşıldı.

Medikal modelin ardından, dünyada son 50 yılda yaygınlaşan sosyal modelden bahsedildi. Sosyal modelin engelli olmayı baştan tanımladığı ve “Bizi engelli kılan toplumdur” bakış açısı ile hareket ettiği aktarıldı. Sosyal yaklaşım modelinin, engelli aktivistler tarafından haklara, hizmetlere, topluma eşit erişim taleplerini yükseltmek isteği ile ortaya çıkardığı bir model olduğu paylaşıldı. Bu yaklaşımı benimseyen Bağımsız Yaşam Hareketi tanıtıldı. Önceki yaklaşımlardaki ‘edilgen’ ve ‘muhtaç’ atamalarını kabul etmeyerek “sorun toplum” diyen bu yaklaşımın, değişmesi gerekenin engelliler değil toplum olduğunu söylerek bir paradigma değişikliği yapması ile önemli olduğu belirtildi.

Son olarak hak temelli yaklaşım modeli ele alındı. Hem sosyal yaklaşım modelinin üzerine koyan, hem de yer yer bu modeli eleştiren bir model olarak son 15 yılda yaygınlık kazandığı ifade edildi. Bu modelde engellilerin de topluma erişimde eşit haklara sahip olması gerektiğinin kabulü, ve bunun için toplumsal/geniş boyutta değişimlerin gerekliliğinin vurgulandığı aktarıldı. Politik duruşları benzer olsa da, bu yaklaşımın sosyal modele hukuki bir insan hakları bakış açısı kattığı açıklandı. Bu yaklaşıma göre kişilerin kendi istek ve ihtiyaçlarının dinlenmesinin de politik düzlemden bağımsız olarak değerli olduğu da yinelendi. Evrensel tasarım ve makul uyumlulaşma gibi değerli kavramları engelli hakları savunuculuğuna kazandırmış olması ile de önem taşıyan bir model olduğu aktarıldı. Türkiye’nin de bu modeli benimseyen “Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesi”nin (EHİS) 2006’dan beri imzacısı olduğu ve engelli haklarını çerçeveleyen 2005 Engelli Kanunu’na sahip olduğu; ancak bu yaklaşımın uygulamada görülmediğinden bahsedildi. Hak temelli yaklaşımı benimsemeye çalışan çeşitli kurum, örgüt ve projelerin dahi hak temelli yaklaşımı henüz pek içselleştiremediği paylaşıldı.

Engeli olmayan kişilerin engelli hakları için neler yapabileceği üzerine kısa bir sohbetin ve soru-cevap kısmının ardından, atölye sona erdi.


Etiketler: insan hakları
Dijital