19/09/2006 | Yazar: Ali Erol

‘Kapağın ve kapak düzeninin bir dergi için önemi bilinir. Bu, KAOS GL Dergisi için de geçerli. Hele ki pek çok eşcinselin okumadığı, okumayı sevmediği ve yalnızca dikkat çeken bölümlerle ve en başta "kapak"la yargıya varması, bu önemi daha da artırıyor.’ Her zaman tartışılan Kaos GL kapaklarını gay'e efendisiz değerlendiriyor.

Kapaklar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı ‘Kapağın ve kapak düzeninin bir dergi için önemi bilinir. Bu, KAOS GL Dergisi için de geçerli. Hele ki pek çok eşcinselin okumadığı, okumayı sevmediği ve yalnızca dikkat çeken bölümlerle ve en başta "kapak"la yargıya varması, bu önemi daha da artırıyor.’ Her zaman tartışılan Kaos GL kapaklarını gay'e efendisiz değerlendiriyor.

KAOS GL

gay'e efendisiz

KAOS GL Grubu, düzenli toplantılarında en fazla kırk kişiye çıktı ve biz; üreten-üretmeyen, elli kişi civarında bir çevre olduğumuzu sanıyoruz. KAOS GL Dergisi, elbette ki gruptan farklı olarak, bir iletişim aracı olması dolayısıyla okuyan-okumayan, eşcinsel heteroseksüel pek çok insanı kayıtsız kalmamaya zorladı. Yok sayma, görmezden gelme (üvey evlat muamelesi), dedikodu, snobluk, gerçek eleştiri hep birbirine karıştı. Gerçekte ne değişirse değişsin, genel anlamda bütün bu yaklaşımlar şu ya da bu oranda devam edecektir. Türkiye'de ilk defa böyle bir şey gerçekleştirildiği için her şey ama her şey tartışılabilir. Ama ben burda şu ya da bu eleştiriye tek tek karşılık vermeyi düşünmüyorum. (O da yapıldı, yine yapılır.) İlk sayıdan son sayıya kadar KAOS GL Dergisinin kapaklarını ele alıp sırayla bakmayı deneyeceğim. Sayfaları çevirip derginin içine girmemeye çalışacağım. Dergi kapaklarına tek tek bakmak nerden mi çıktı? Bilinir, pek çok insan için okumak zahmetli bir iştir ve onun için açık gözle görünenle yetinilir. Kapaklar da doğal olarak ilk görünenlerdir.



İlk sayı... İlk kapak... Kapak zemini tamamen siyah. Büyük bir ters üçgenin içinde "KAOS ŞANLIYOR" başlıklı bir yazı; ikinci sayfada devam ediyor. (Şanlamak eşcinsel argosunda gelmek, ortaya çıkmak anlamına gelir.) Bir tür çıkış gerekçesi. O zaman tonerin ne olduğunu bile bilmiyorduk ve fotokopiciyle bir hayli tartışmıştık. Benim, kişisel olarak en çok beğendiğim ve en anlamlı bulduğum kapaklardan biridir. Arka kapakta ise klişe önyargılara verilen kısa cevaplar yer alıyor ve arka kapakta başlayıp iç kapakta devam ediyor. Sonunda ise el bombası zafer işareti ve üçgen sembolleri yan yana sıralanmış. Her zaman her türlü okumaya açık. Biz, eşcinsellerin özgürlüğü için mücadelenin kaçınılmazlığını düşünmüştük, söz konusu sembolleri yan yana sıralarken. Biliyoruz ki o sembollerin anlamlarını yaşamak bir yana, sembol olarak görmeye bile katlanamayan eşcinseller her zaman, her yerde olacaktır.

İkinci sayı... Ekim 1994... Logonun altında siyah ters üçgen. Onun altında bir sütunda, içindekiler ve içinde olamayanlar sıralanmış. Yan sütunda ise KAOS GL'den yazısı başlamış, ikinci sayfada devam ediyor. KAOS GL'den yazısı ikinci sayfada tersine kapağa taşmasaydı çok daha iyi olurdu. O zamanlar kapağı yazı için kullanıp kullanmamaya karar veremiyorduk. Arka kapakta "Zimbabve tarihinde eşcinsellik üzerine ilk medya röportajı-Siyah Eşcinseller İçin Dönüm Noktası" başlıklı bir çeviri yer alıyor. Zimbabve, Güney Afrika'da bir ülke ve özellikle devlet başkanının eşcinsel düşmanlığından dolayı sürekli gündeme geliyor KAOS GL, çevirinin sonuna "Çok Önemli Not" başlıklı bir cümle eklemiş: "Medya konusunda, Zimbabveli kardeşlerimizden farklı olarak Türkiye'de eşcinsellerin ve kadınların kurtuluşunun aynı zamanda medyaya karşı da topyekün bir mücadeleden geçtiğini düşünüyoruz." Bugün, ben kendi adıma, bu görüşe hâlâ katılıyorum. Katılıyorum ve ekleme gereği duyuyorum, bu "not"un medyaya karşı snobca yaklaşımlarla alakası yoktu; bu "not", aynı zamanda "benim küçük güzel dünyamda beni rahat bırakın"a da karşıydı. Eşcinsel mücadelesinde coming-out'un/açılmanın ne kadar önemli bir nokta olup, hayati bir anlama sahip olduğu bilinir. Açılmanın maddi ve sosyal zemininin uygun olmadığı bir ortamda iradi olarak da kendini buna hazır hissetmeyen (elbette ki heteroseksist politik ve toplumsal diktatörlük nedeniyle) bir eşcinselin deşifre edilmesi, onun zorla çıplak bırakılması gibi bir şeydir. Bir özgürlükçü olarak medyaya sırf "medya" olduğu için karşıyım. Ama farenin dağa küsmesi şeklindeki bir yaklaşımın da, medyaya karşı bir tavır olamayacağını düşünüyorum olanağım olsa, telefon açıp, "Sayın Hatemi, her boku siz bilmezsiniz, sadece yanılmıyorsunuz, aynı zamanda yalan da söylüyorsunuz" derim. Bu bağlamda 32. Gün'e konuşmam "Çok Önemli Not"dan uzaklaştığım anlamına gelmediğini düşünüyorum.

Diğer kapaklara geçmeden, bugün de anlamını ve önemini koruduğunu düşündüğüm bazı cümleleri 2. Sayının KAOS GL'den bölümünden olduğu gibi aktarmak istiyorum: Daha başlangıçta "en büyük tepki ve yakınma KAOS GL'nin dili üzerineydi. Dilin çok ağır ve anlaşılmaz olduğu söyleniyordu. Bu arada anlayan ama çok karamsar bulanlar da vardı. Ayrıca sırf hoşuna gitmediği ya da katılmadığı yazıdan dolayı (daha doğrusu yazıdan değil, yazının adından dolayı, çünkü yazı kesinlikle okunmamış) derginin tamamını eline almayanlar da olmuş. Bu noktalara değinmenin hem teknik açıdan, hem de karşılıklı önyargıların yıkılması açısından gerekli olduğunu düşünüyoruz."

Devam ediyor... "Birincisi, derginin, bir akademik yayın olmadığı halde, ciddi ve asık suratlı bir imajı olabilir. Bu durum kesinlikle amaç değil. Dergi katılanların rengi oranında renklenir ve canlanır. Kimsenin adına ısmarlama yazı yazamayız" devam ediyor... "şunun da bilinmesi gerekir ki renklilik ve canlılık'ı kesinlikle "gullüm" olarak algılamıyoruz. Gerçi sayfa sayımızı arttırabilirsek gullüm sayfaları da olacaktır." Sayfa sayısı 16'dan 32'ye çıktı ama gullüm sayfası hazırlayacak bir arkadaş çıkmadı. Bu konuda becerisini sergileyecek arkadaşlara öyle sanıyorum ki sayfalar açık olmalı.

Şu ya da bu oranda hâlâ geçerliliğini koruduğu için bir kaç alıntı daha yapacağım: "Dilin ağırlığı ve anlaşılmazlığı üzerine devam ederken bir sözü hatırlayalım: Çuvaldızı başkasına batırırken, iğneyi de kendine batır. En bildik kelimelerden ve güncel anlatımlardan bile haberi olmayan genç gey arkadaşların (o zaman bir lezbiyen arkadaşımız vardı ve o da Bursa'daydı.) bu sorununu biz değil ancak kendileri çözebilir. Bu bir anda aşılacak bir durum değil elbette. Ama aşılmaz da değil. Farklı alanlardan, farklı kitaplardan vazgeçtik; piyasada en rezilinden iyisine kadar onlarca kitap (araştırma, roman, şiir) varken senin bunlardan haberin olmasın, en az birini bile okuma sonra da dili eleştir. Bu durum hiç birimize bir şey kazandırmaz. Sonuçta 'yazı', elbette okunması ve algılanması için yazılıyor. Fakat her şeyin de doğaldır ki sınırı var.

Kabul etmek gerekir ki anlamama ve anlatamama karşılıklı, iki tarafı da bağlayan bir sorundur. Bu sorunu en aza indirmenin yollarını birlikte arayalım. Bizim aklımıza, olanaklarımız ölçüsünde, gelen yollar feministlerden ödünç alabileceğimiz bilinç yükseltme grupları ve toplantıları, birlikte okuma, konuları katılanlar tarafından saptanacak seminerler olabilir. Çok acil bir ihtiyaç olarak, bir gey ve lezbiyen kitaplığı oluşturmanın mekansal ve maddi koşullarını yaratmak için çaba harcamalıyız. Bir yerinden okumaya başlamadığımız sürece, daha uzun süre heteroseksüellerin hakkımızdaki gevezeliklerini dinlemek zorunda kalırız."

Ekim 1994'ten son bir alıntı yapıyorum: "Unutulmaması gereken şudur ki bu aşamada bizleri bir arada tutan tek şey gey ve lezbiyen olmamızdır. Süreç içinde insanların, kendi inanışları ve beklentileri doğrultusunda yolları ayrılabilir. Ama şu aşamada önyargılardan ve cahillikten kaynaklanan olumsuz yaklaşımlarla bu birlikteliği sabote edecek davranışlara izin verilmemesi gerekir. Eşcinseller olarak zaten kırk parçaya bölündüğümüz içinde yaşadığımız heteroseksist toplumda, görünene aldanmayıp özü yakalamak için ve haliyle birbirimizi anlamak için dinlemeli, okumalı ve çaba harcamalıyız."

Üç yıl sonra bunların şu ya da bu şekilde hâlâ geçerli olduğunu düşünüyorum. Maalesef ve bundan doğal ne olabilir ki...

Üçüncü Sayı... Kasım 1994... Kapak tamamı AIDS'e ayrılmış. Dizgiyi yapan arkadaşlar, şimdi olsa aynı kapağı çok daha güzel düzenleyebilirdi. Bu sayının kapak A3'ü pembeydi ve bu sayı ile prezervatif de dağıtmıştık. "Değişiklik olması iyidir, kapak bu kez pembe olsun" diyen ve artı ücreti karşılayan arkadaşımız, daha sonra travesti oldu. Ayrıca prezervatifleri koyduğumuz minik poşetleri, o zaman çalıştığı bilgisayar şirketinden yürüten de aynı arkadaşımızdı. Prezervatifleri ise ana-çocuk sağlığı bürosundan ücretsiz temin etmiştik. Yani bir nevi devletin eşcinsellere bir katkısıydı!

AIDS kapağında yazar Susan Sontag ile sosyolog Tim Edwards'ın içerdeki yazılarında birer cümle çerçeveye alınmış. Çok iyi hatırlıyorum kapaktaki bu cümlelere gösterilen tepki Mayıs 1997 kapağına gösterilen tepkiden hiç de geri kalır değildi. Hadi Mayıs 1997'nin kapağına slogandır dersin, ama Kasım 1994'teki AIDS kapağındaki cümlelere eşcinsel arkadaşların gösterdiği tepkinin gerisindeki psikososyal zemini anlamakta o zaman, kendi adıma güçlük çekmiştim. Susan Sontag: "AIDS yalnızca bir Afrika hastalığı olmakla kalsaydı, kaç milyon insan ölürse ölsün Afrika dışından çok az insanın ilgisini çekecekti." Dr. Tim Edwards: "AIDS, batı ülkelerinde ilk görüldüğü zaman önce önemsenmedi, ardından uzun bir süre sadece "eşcinsellerin hastalığı" olarak damgalanıp bir kenara itildi. Ne zamanki bu hastalığın eşcinsellere özgü olmayan, heteroseksüel kadın, erkek, çocuk herkesi kapsadığı görülünce bir paniktir aldı herkesi."

Belki de o zaman anlamakta güçlük çektiğim tepkinin nedeni AIDS'in ideolojik yönüne dikkat çekilmiş olunmasıdır. Oysa aynı cümlenin üstünde bir prezervatif iğneliydi. Gerçeğin bir yönüne gözleri kapayıp diğer yönüyle yetinmek gerçekte çözüm olabilir mi?

Aynı sayının arka kapağında KAOS GL, heteroseksüellere düşman mı, anlaşılamamaktan zevk mi alıyor, küstah mı, politik mi, soruları cevaplandırılmış. Buraya aktarmayacağım, merak eden okur.

Dördüncü sayı... Aralık 1994... Kapakta İstanbul'dan bir okurun mektubundan bir söz alınmış ve kapağı boydan boya kaplamış. Arka kapakta ise Bursa'dan bir arkadaşımızın "Uzlaş-ma" başlıklı yazısı yer alıyor. Yazı "Birkaç gün önce bir gazetenin köşe yazısında bir kelime dikkatimi çekti. 'Uzlaşma' kelimesiydi bu. 'Tartışmayın, uzlaşın' diyordu." diye başlıyor. Ve "Olmaz, diye bir şey olamaz. Yeter ki uzlaşmayın... tartışın... Ama tüm bunlar zor geliyorsa "ben yapamam" deyin, bir kenara çekilin, olsun bitsin. Karar sizin..." diye sona eriyor.



Sayı beş... Ocak 1995... Kapakta "slogan" denilen cinsten bir söz var! "Ne Liberal... Ne Sosyalist... Demokrasi İstemiyoruz. Özgürlük, özgürlük, özgürlük..." Görsel açıdan kapak düzenlemesi iyi. Sayfanın ölçülerinde "özgürlük", en küçükte en büyüğe şeklinde alt alta sıralanmış! Gittikçe büyüyen bir çığlık gibi. Arka kapakta ise ikinci sayfadan başlayarak, iç sayfalara da serpiştirilen ve arka kapakta sona eren Joseph Proudhon'un "İktidar Nedir?" sorusuna verdiği cevabın çizgilerle anlatımı yer alıyor. Baştan sona kendi içinde uyumlu ve iyi hazırlanmış bir sayı. Eşcinsellerin özgürlük çığlığının gittikçe yükselen bir ses mi, yoksa gittikçe neredeyse gönüllü olarak kısılan bir ses mi, olacağına, yine eşcinsellerin kendileri karar verecektir. Benim gönlüm ise gittikçe yükselen bir çığlık olması yönünde.

Sayı altı... Şubat 1995... Kapakta, logonun altında siyah kare bir zeminde içiçe geçmiş iki kadın işareti yer almış. Onun altında içerdeki üç yazının başlığı kapağa çıkarılmış ve aralıklarla sıralanmış: Lezbiyen Varoluşun Başkaldırısı, Bilimin Bitmeyen Eşcinsel Düşmanlığı: Genetik Mühendisliği Saldırı Hazırlığında, İ.H.D.'de Neler Oluyor?

Arka kapakta ise İstanbul'dan yazan (artık yazmayan) bir lezbiyenin, tercih mi, seçim mi ile kimlikleri tartışan bir yazısı yer alıyor.



Sayı yedi... Mart 1995... Kapakta "Kadın parlamenter sıkıntısı" başlıklı bir haber yer alıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika parlamentolarında kadın parlamenter sıkıntısı çekiliyormuş. Haberin altında biraz büyükçe "Hepsi Kadın Olsa Ne Farkeder?" sorusu okunuyor. Ayrıca "Meclisin Sağında ya da Solunda, Bütünüyle Eşcinseller ve Kadınlar Otursa Bile Erkek Egemen İktidarı Ne Kaybeder?" diye soruluyor. Hiç bir şey kaybetmediğini, kaybedenlerin hep kadınlar ve eşcinseller olduğunu hep görüyoruz. Mart için iyi ve anlamlı bir kapak olduğunu düşünüyorum.

Bir zamanlar "Venüs'ün Kızkardeşleri" adlı bir lezbiyen grubu vardı. Hâlâ var mı bilmiyorum. Arka kapakta bu grubun bir çağrısı olduğu gibi yayınlanmış.

Sayı sekiz... Nisan 1995... Kapağın ortasında büyük bir soru işareti. Soru işaretinin dört bir yanına dağılmış kelimeler: Sevici, Dönme, Lubunya, Gay, İbne... O zaman bir lezbiyen arkadaşın "lezbiyen" yerine "bakışık"ı önermesi ile bir isim tartışması çıkmıştı. Aslında anlamlı bir tartışmaydı. Fakat tahmin edebileceğiniz gibi çok kısa sürdü. Eşcinsel kardeşlerimiz ya uzaktan seyrediyorlar ya da çok çabuk pes ediyorlar...

Arka kapakta ise "Eşcinsellere Yönelik Şiddete Karşı Ne Yapmalı?" başlıklı bir yazı yer alıyor. Eşcinsellerin günlük hayatta karşılaşabilecekleri tehdit ve şiddete karşı öneriler sıralanmış. "Eşcinsellere Yönelik Şiddete Karşı Ne Yapmalı?" yazısının geliştirilerek bir broşür haline getirilebileceğini düşünüyorum.



Sayı dokuz... Mayıs 1995... Bu sayıda içerdeki bir yazı kapağa çıkarılmış: Eşcinsel ve İşçi Olmak... "Bir eşcinsel, ressam, şair, modacı olabiliyor. Bir başka eşcinsel ise işçi olduğunda ya heteroseksüel rolü yapmak zorunda kalıyor ya da kendini açık ederse, anlaşılırsa adı ibne'ye çıkıyor. Yani hem "eşcinsel" hem de "işçi" olmak mümkün değil. İnsanlar çalışmak zorunda olduğuna göre, bütün eşcinseller de ressam, şair, modacı olamayacağına göre..." Devamı derginin içinde. Onun altında "Dünyada Neler Oluyor?" başlığı atılmış. Arjantin, Meksika, Arnavutluk, Hollanda, Venezüella, Filipinler, Avustralya, Çin adları sıralanmış. İçerde bu ülkelerden haberler yer alıyor.

Bu sayının arka kapağında ise çıplak ve omuz omuza poz vermiş iki "Anadolu erkeği"nin fotoğrafları yer alıyor. Sayfa şeritler halinde KAOS GL yazıları ve üçgenle süslenmeye çalışılmış. İlk sayıda başlayarak görülen önyargılara ve stereotiplere yönelik darbeler bu fotoğrafla iyice sarsıcı olmuş. Bu arada hemen belirteyim. Adamlar streyt ve kim olduklarını şimdi hatırlayamıyorum. (ERO Ansiklopedisinden). Bu resim, öyle tipleri sevenlerce bile çok eleştirilmişti. Adını koymak ve gerçeklerle yüzleşmek, pek çok eşcinsel için her zaman sorun olabiliyor...

Sayı on... Haziran 1995... Kapakta yine bir söz yer alıyor: "Ancak Kendin İstersen Özgür Olabilirsin. Ve Özgür Olmak Zorundasın! Çünkü Sen Özgür Olmadığın Sürece Ben de Özgür Olamam!" Peki başka türlü olması mümkün mü?

Kapağın en altında bir duyuru yer alıyor: B.E.T. BÜLTEN-1 dergimizle birlikte. Evet, bir zamanlar B.E.T. vardı. Eskişehir'de bir grup gey ve lezbiyen arkadaş Bilinçli Eşcinseller Topluluğu adı altında bir araya gelmişlerdi. Çıkardıkları tek sayılık bülteni KAOS GL arasında dağıtmıştık. Ankara ve İstanbul dışında bir ses olduğu için çok sevinmiştik ama çok çabuk ortadan kayboldular. Üzücü ama bunun ipucunu en başta veriyorlardı. Yukarıda sözünü ettiğim resme en büyük tepki bu arkadaşlardan gelmişti. Ayrıca anlamakta güçlük çektiğim eleştirilerinden biri de KAOS GL'nin kapaklarında eşcinsellikle ilgili olduğu çok çabuk anlaşıldığı yönündeydi!!! Kapağa, eşcinselliğin ilk bakışta anlaşılmayacağı, örneğin soyut figürler falan konulmalıymış!



Onuncu sayının arka kapağında "Türkiye'de Eşcinselliğe Psikiyatrların Bakışı Nasıl?..." başlıklı bir yazı yer alıyor. Psikolog ve psikiyatrlardan çok çekmiş olan arkadaş, anlattıklarını "Sonuç olarak Türkiye'de psikiyatrlar, eşcinselliğin, travestilik ve transeksüelliğin sosyal potada ne olduğunu bilmiyorlar. Yaklaşımlar, mekanik kuralların uyarlanmasından öteye geçemiyor. Türkiye'deki psikiyatri bilimi, otomotivdeki montaj sanayiinin bir benzeri bence." diyerek bitirmiş.
Sayı on bir... Temmuz 1995... "Ben Afrika'da kanat çırpan kelebeğin, Kuzey Amerika'da yarattığı kasırgayı istiyorum. Ben KAOS istiyorum!" Yazıyla oynanmış ve kapağa iyi yerleştirilmiş. Anlaşılan dizgiyi yapan arkadaş bilgisayar numaralarını öğrenmeye başlamış! Ben, hâlâ KAOS istiyorum!
Arka kapakta Cyberpunk "zine" dergisinin sorularına verilmiş cevaplar yer alıyor.

Sayı oniki... Ağustos 1995... Kapakta "Beyninize Sahip Çıkın" deniyor. Tıp ve bir alt dalı olan psikiyatri arasında, beyin araştırmaları alanında yaşanan çatışmalara dikkat çekiliyor.
Arka kapakta, İstanbul'dan bir okurun göndermiş olduğu bir şiir yer alıyor. Ayrıca "Midillili Sappho" adlı albümün kadın şarkıcılarının fotoğrafları eklenmiş.

Sayı onüç... Eylül 1995... Okulların açıldığı dönem. 13. Sayının kapağı, kendi adıma benim en çok beğendiğim kapaklardan biridir. Kapakta büyük bir fotoğraf yer alıyor. Bir ilkokulun penceresinden kaçmaya çalışan önlüklü bir çocuk iki pencere arasında takılı kalmış. Fotoğrafın üstünde "Eşcinsel Öğrencilere Özgürlük!" yazıyor; fotoğrafın altında ise "Heteroseksüel Toplumsallaştırmaya Lanet!"
Arka kapakta çıplak bir erkek resmi yer alıyor.
KAOS GL, bu sayıyla birlikte 24 sayfaya çıkmış.

Sayı ondört... Ekim 1995... "Eşcinsellerin Kurtuluşu aynı zamanda Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir." Bu söz Haziran 1996'dan itibaren logonun altında her sayıda yazılmaya başlandı.
Bu sayının arka kapağında çok büyük bir şekilde KAOS GL Dergisinin amblemi ilk kez yer almış. Amblem altında ise amblemi çizen Emre Güven arkadaşın anlamsal çözümlemesi yer alıyor.

Sayı onbeş... Kasım 1995... Kapak zemini tamamen ince ve düz çizgilerle kaplanmış. Dergi içindeki yazılar başlıkları kapağa çıkarılmış ve sıralanmış.
Arka kapakta, "Bir arkadaşınız size gey olduğunu açıkladığında yapmanız ve yapmamanız gereken şeyler" ile "Çocuğunuzun eşcinsel olduğunu öğrendiğinizde ona nasıl davranmalısınız" başlıklı notlar notlar sıralanmış.

Sayı onaltı... Aralık 1995... Seçim dönemiydi. kapağın üst başında "Seçmeyeceğiz!" alt sağ köşede bir seçim sandığı yer alıyor. Seçim sandığının üzerinde "Özgür Değiliz. Bizi Soyacak Hırsızları Bize Hükmedecek Katilleri Seçebiliyoruz Yalnızca" yazıyor. O zaman da hâlâ da doğru olduğuna inanıyorum. Yalın ama iyi bir kapak düzeni.
Arka kapakta Michael Bakunin "Evrensel Oy Hakkı Yanılsaması" başlıklı yazısı yer alıyor. "Seçmeyeceğiz" dedikten sonra başkası olmazdı.

Sayı onyedi... Ocak 1996... Bütün kapağı kaplayan bir nazi haçı ve haçın tam orta noktasında bir ölüm tehlikesi sembolü kurukafa. Gamalı haçın kollarında ise Biyolojizm ile Psikolojizm kesişiyor. Genetik araştırmaları ile yükselişe geçen biyolojizm ve sosyopsikoloji içerde bir yazıda ele alınmış. Bir başka yazıda ise psikiyatrinin, nasıl bir baskı aracı olduğu irdeleniyor!
Arka kapakta ise öpüşen, sakallı ve kel iki erkeğin resmi yer alıyor. Resmi, bir okurun şiiri süslüyor.

Sayı onsekiz... Şubat 1996... Kapakta büyükçe bir fotoğraf yer alıyor. Ön planda ayakta birbirine sarılmış ve öpüşen iki kadın ve geri planda onların bu halini görünce şok geçiren tipik aile bireyleri: Yaşlı bir çift ve orta yaşlı bir çift daha. Orta yaşlı aile reisi erkeğin dehşetle gözleri açılmış. Şaşkın ana çocuğunun gözlerini kapsıyor. Resim altında: "Sorunumuz iki aşamalı: Lezbiyenlerin bu âşikâr görünmezliğinin nasıl açıklanacağı... ve şu her tarafa yayılmış geleneksel heteroseksist aşk, seks, ticaret, otorite, mülkiyet, habercilik, siyaset ve eğlence tasvirlerinin nasıl alt üst edileceği" yazıyor. Bence tipik bir KAOS GL kapağı.
Arka kapakta A. Rimbaud'nun "Kötü Kan" adlı şiiri yer alıyor. Rimboud'nun küçük bir fotoğrafı ve Verlaine'le aralarındaki ilişkiye dair bir not.

Sayı ondokuz... Mart 1996... Kapakta orta büyüklükte bir Jean Genet fotoğrafı görülüyor. Fotoğrafın üstünde "Katil Fransa! Sen Korkunun Kalelerinde Çürürken -fotoğrafın altında- O Yüreklerimizin Derinliklerinde Yaşıyor" yazıyor. Dergi içinde "Jean Genet-Bir Aziz, Bir Suçlu" başlıklı genel bir yazının yanı sıra, Genet'nin "Un Chant D'amour" adlı kısa filminin uzun bir çözümlemesi yer alıyor.
Arka kapakta ise bizden bir şair var. Arkadaş Z. Özger'in "Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası" ile "Merhaba Canım" adlı şiirleri yer alıyor.
Derginin ortasında 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Tandoğan'da yapılan mitingde dağıtılan bildiri eklenmiş.

Sayı yirmi... Nisan 1996... Kapağı Max Stirner'in bir sözü süslüyor: "Büyük yalnızca biz diz çöktüğümüz için büyüktür. Ayağa kalkalım!" Bu sözün, heteroseksizmce özgüven ve onurları gasp edilmiş biz eşcinseller için de geçerli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Arka kapakta ilga bülten'den derlenmiş haberler yer alıyor. İspanya, Arjantin, İrlanda ve Portekiz'den aktarılan haberin başlığı "Dilde Heteroseksizm": Portekiz'in yeni gey organizasyonu ILGA-Portugal, eşcinselliği sapma olarak tanımlayan en önde gelen ulusal sözlüğü kınıyor. Binlerce okulda, üniversitede, kütüphanede vs kullanılan bu sözlüğün diğer baskıların da bu tanımın değiştirilmesi için bir kampanya başlatıldı."(KAOS GL, ILGA-Portugal grubuyla karşılıklı haberdar.) Böyle bir sorunun Türkiyeli eşcinseller için de geçeri olduğunu sanırım herkes biliyordur. Sözlüklerin ve özellikle okutulan bazı kitapların taraması önümüzde duran işlerden biri. Bu konuda kendilerini özgörevlendiren eşcinseller çıkacak mı bakalım!

Sayı yirmibir... Mayıs 1996... Hürriyet ve Aktüel'e haber olan sayı. Kapakta takım elbiseli ve kravatlı çok büyük olasılıkla nikah sonrası öpüşen yaşlı Axgil çiftinin fotoğrafı yer alıyor. Yukarda ise "Dünyada Evlenen İlk Eşcinsel Çift" şeklinde duyuruluyor bu Danimarkalı yaşlı eşcinseller. Kapağın alt köşesinde ise "Peki Biz Bunu İstiyor muyuz? Nasıl Bir Eşcinsel Hareket ve Eşcinsel Evlilik Üzerine Giriş Yazılarımız Bu Sayımızda" cümleleri yer alıyor.
Arka kapakta Nuri Kurtcebe'nin bir karikatürü, Cumhuriyet Gazetesi'nden aktarılmış. Bildiğimiz bir eşek ve onun üstünde yine bildiğimiz çeşitli partilerin adları yazılı semerler üst üste vurulmuş. Karikatür değerlendiriliyor ve "Nuri Kurtcebe "semer"ler arasında seçim yapmış ve "CHP" ve diğerlerini unutmuş! Oysa biz ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulanlar açısında birinin diğerinden farkı var mı, olabilir mi?" deniyor.

Sayı yirmiiki... Haziran 1996... Habitat dönemi... Kapakta, fonda alevler içinde yanan bir kent tasviri yer alıyor. Yanan kentin üstünde ise "Eşcinsel Gettolar Değil 'Kent'in Tamamını İSTİYORUZ!" yazıyor. Bana göre bu da tipik bir KAOS GL kapağı ve mükemmel buluyorum.
Arka kapakta, "Avrupa'da Gey ve Lezbiyen Yaşamı Üzerine Beş Söyleşi" başlıklı bir haber yer alıyor. Kopenhag'da 21-30 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Gay&Lesbian Europrida 1996 etkinlikleri arasında gerçekleştirilen tartışmalar bunlar: Yaşam Kalitesi, Eşcinseller ve Aile, Eşcinseller ve Kilise (Türkiyeli eşcinseller "Din" olarak okuyabilir!), Kimlik, Eşcinsel Avrupa başlıklı bu tartışmaların sonucunu alma olanağımız olmadı! Bu başlıklar, bizlerin de sürekli tartıştığımız konular.
Sayı yirmiüç... Temmuz 1996... Türkiye'nin, tutsakların açlık grevleriyle sarsıldığı dönem. Kapak yazısız. Kapağın alt kesiminde bir Türkiye haritası... Haritanın ortasında sırtını yüksek bir duvara yaslamış eli coplu ve üniformalı bir siluet görülüyor.
Arka kapakta "İstanbul Kanatlarımın Altında, Eşcinsellik İse Ayaklar Altında" başlıklı yazı ilgili filmin kopardığı fırtınayı değerlendiriyor. Ve bu sayıyla birlikte dergi 32 sayfaya çıkmış.

Sayı yirmidört... Ağustos 1996... Yine yazısız bir kapak. İki erkeğin birbirine sarıldığı bir fotoğraf iki açıdan yan yana konmuş. Fotoğraf internetten alınma. Bilgisayarda çok güzel görünüyor. Dergiyi fotokopi ile çoğaltıyor olsaydık yine çok güzel çıkardı. Ama matbaa tekniğiyle -mürekkep- çoğaltıldığından çamur gibi çıkmış. İşler koşuşturma ve zor koşullarda yapılıyor olmasa son anda resim değiştirilebilirdi. Ya da biraz daha paramız olsa ve copy-printer yerine fotokopi ile çoğaltabilseydik!
Aynı hata Haziran 1997 tarihli sayının kapağında da tekrarlandı. Bilgisayarda çok harika görülen söz konusu resim, koşullar değişmediği için Ağustos 1996'daki sonuç çıkmış karşımıza.
Ekim 1996'da da pek iyi çıkmayan bir karikatür vardı kapakta ama hem çizgi olması hem de karikatürün etrafı siyah, kalın bir çerçeve ile süslenmesi kapağı net olarak gözler önüne seriyordu. Yine Eylül 1996'da gazeteden alınmış ve doğal olarak çok kötü çıkmış bir fotoğraf yer alıyordu ama konu fotoğrafı olduğu için göze batmıyordu. Teknik olanaklarımız değişmediği sürece kapağa, iyi çıkmayacağı önceden belli tek fotoğraf konulmayacağını umuyorum.
Ağustos sayısının arka kapağında ise "Danimarka'da Toplum ve Eşcinsellik" başlıklı bir tarihçe yer alıyor.

Eylül 1996... AIDS'in Siverek'in Bozlak Köyü'ne kadar ulaştığı dönem. Kapakta, Bozlak Köyü imamının karısının ve çocuklarının fotoğrafı yer alıyor. Bilindiği gibi kadın ve küçük çocuğu HIV'li. Fotoğrafın üstünde "Maskeler Düşüyor!" altında ise "AIDS'in Tanrının Eşcinsellere Laneti Olduğunu Söyleyen Alçaklar Şimdi Nerede" diye yazıyor. Bunun bir slogan olmadığını ve tipik bir KAOS GL kapağı olarak KAOS GL'ye yakıştığını düşünüyorum. Yine benim en çok beğendiğim kapaklardan biridir.
Arka kapakta ise eşcinsellikle ilgili önyargılara verilen cevaplar "Gerçekte Öyle Mi?" başlığı ile yer alıyor. Bu tür yazılar daha önce yayınlanmış bile olsa dönem dönem tekrar edilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.
Eylül 1996 sayısı ile birlikte ILGA 1996 Yıllık Raporu ek olarak verilmiş.

Sayı yirmialtı... Ekim 1996... Yukarıda da belirttiğim gibi yazısız ama bence tipik bir KAOS GL kapağı. KAOS GL'yi düzenli takip edenler ya da bu yazıyı okuyanlar "tipik"in ne olduğunu anlamışlardır umuyorum. Karikatür Zeki Müren'in ölümü ile ilgili ve Leman'dan alınma. Karikatür, Türk insanının kendi çevresindeki "ibne"lerle, kendisinin ulaşamayacağı çevrelerdeki "eşcinsel"lere yaklaşımını da gösteriyor.
Bu sayının arka kapağında ILGA Bülten'den derlenen haberler yer alıyor.

Sayı yirmiyedi... Kasım 1996... " 'Ülker Sokak Sakinleri' ve Travestiler", "Meksika'da Travestiler" işle "Eşcinsellerin İstanbul'a Göçü" başlıklı yazılar gazete mantığı ile kapakta sunulmuş.
Arka kapakta, bir şiir ile oğlu eşcinsel ve HIV'li olan bir annenin hikayesi yer alıyor.

Sayı yirmisekiz... Aralık 1996... Kapağın solunda siyah bir sütun. Kalın siyah sütunun alt ucunda bir üçgen. Bu kez tamamen siyah değil çünkü dergi çoğaltıldıktan sonra tek tek pembeye boyadık sevgili okurlarımız! kapağın sağ tarafında dergi içindeki yazıların başlıkları alt alta sıralanmış. Herhangi bir dergi kapağı olduğu halde kendi adıma beğendim. Bu arada oldukça yüklü ve dolu dolu bir sayı olmuş.
Arka kapakta "Kanada'da Toplum ve Eşcinsellik" başlıklı bir tarihçe bulunuyor.

Sayı yirmi dokuz... Ocak 1997... Yeni yılın ilk sayısı. Kapakta bağır bağır bir çığlık. Şu slogan denilen cinsten. Oysa içinde yer aldığımız toplumun bir gerçeği: "Neo Liberalizm Barbarlık; Şeriat, Vahşet Vaadediyor! Daha Ne Zamana Kadar Seyredeceğiz?" Aynı başlıklı yazı içerde yer alıyor; iki fotoğrafla süslenmiş olarak. Söz konusu gerçeği başka türlü söylemenin mümkün olduğunu kabul ediyorum!
Arka kapakta bir sütunda "GL Sözlüğü" (Eşcinsel, Eşcinsellik, Gey, Lezbiyen, Homofobi, Heteroseksizm, Heteroseksist, Heteroseksüellik) diğer sütunda ise Sırbistan'daki toplumsal gösteriler sırasında feministlerin kadınlara dağıttıkları bildiri yer alıyor.
Sayı otuz... Şubat 1997... Kapağın alt ve üst sınırına kontur çekilmiş; yanlarda ise çizgi. Kapakta yazılan sözün görselliği bilgisayarla güzelleştirilmiş. "Eşcinsel ve Travesti Cinayetleri Politik Cinayetlerdir. -evlerinde, sokaklarda, parklarda öldürülen, intihara sürüklenen eşcinsel ve travestilerin hesabı birgün sorulacaktır." İlk bölümün doğruluğuna katılan ama ikinci bölümü slogan diye eleştiren eşcinsel arkadaşlara kendi adıma diyecek bir sözüm yok! Üstelik biz, sorunu yaşayan insanların çoğunun mücadele gibi bir dertleri olmadığından ve de kendi güçsüzlüğümüzden dolayı "hesap soracağız" demeyip "hesabı birgün sorulacaktır" demiştik. Kuru slogancılığın bir boka yaramadığını bu toplumun her kesimi yaşadı, gördü. Fakat slogan olur kaygısıyla, gerçeklere daha ne zamana kadar gözlerimizi kapayacağız; Türkiyeli eşcinseller olarak üstümüzdeki ölü toprağından ne zaman silkineceğiz merak ediyorum.
Bu sayının arka kapağında ise KAOS GL'ye gönderilen yayınlar ve duyurular yer almış.

Sayı otuz bir... Mart 1997... Değişik ve sorunsuz bir kapak! İçerdeki yazı başlıklarının herhangi bir vurgu olmadan birbirinin ardı sıra kapağı kaplayacak bir şekilde sıralanması.
Arka kapakta üç kitabın tanıtıldığı GL Kitaplığı yer alıyor.

Sayı otuz iki... Nisan 1997... Dizgi bitmiş ve bu kez kapak ne/nasıl olsun diye kara kara düşünülürken bir arkadaşın bilgisayarda yazılarla oynayarak yarattığı bir kapak. İçerde yer alan yazıların değişik karakterdeki başlıkları ve altında yer alan yazıdan üç beş cümle. Yine değişik bir kapak.
Arka kapakta KAOS GL'nin maddi dayanışma için açtığı "Süresiz Kampanya" yer alıyor. Sadece parası olmayan bir iki arkadaş aradı. Bir gün KAOS GL'ye maddi dayanışma gösterecek (okurlarımızın abone olmasını kastetmiyorum) bir kişi ya da kuruluş çıkarsa herhalde çok şaşırtıcı olacaktır.

Sayı otuz üç... Mayıs 1997... En çok sorun yaratan ve tepki toplayan kapaklardan biri oldu. En ilginci de 1 Mayıs'a katılan arkadaşlarca bile tepkiyle karşılanmasıydı. Kapakta bir grafik var. insanlar değişik açılarda ortalığa dağılmışlar. Tamamı siyah, koyu gri ve açık gri şeklinde. Kapağın altında "Titre Sapık Sistem, Eşcinseller Geliyor!" yazıyor. 1 Mayıs mitinginde kullanılan sloganlardan biri. Kapağın en üstünde ise "Ne Hasta Ne Sapık- Eşcinseliz, Maskeleri Attık Yüzyüzeyiz" yazıyor. Bir "kapak" bahanesiyle "slogan"ın bahane olup çoğunluk eşcinselin toplumla ve gerçeklerle yüzleşmeye hazır olmadığını görmek üzücüydü. "Titretmek"in slogan mantığı ile alakalı olduğu halde dehşet saçmayı düşünen birileri yok ortalıkta. Kapağı hazırlarken koyu ya da açık gri görüntülü insan figürleriyle, eşcinsellerin bir gün açık kimlikleriyle ortaya çıktıklarında istesek de istemezsek de "toplum"un sarsılacağını düşünmüştük. Ayrıca ayrı bir dünyada yaşamadığımızı, yan yana yaşadığımızı ama heteroseksüel maskeleri dolayısıyla bir yanılsamanın hakim olduğu toplumun sahte bir bütün olduğunu düşünmüştük. "Titreme Sapık Sistem, Gelen Giden Yok, Rahat Olabilirsin!"
Bu sayının arka kapağında "Süresiz Kampanya" devam ediyor, ama boşuna! Ne acı!



Sayı otuz dört... Haziran 1997... Daha önce de söylediğim gibi yazısız bir resim. Ağustos 1996 kapağı kadar kötü olmasa da çoğaltım tekniği dolayısıyla pek iyi çıkmayan bir resim. Çıplak kadınlar suda şakalaşıyorlar. Sözsüz ve sorunsuz!
Arka kapakta Arthur Rimbaud'dan bir şiir ve siyah-beyaz ayrımı keskin olduğu için çok iyi çıkmış bir çizim yer alıyor.

Birinci sayıyı değerlendirme dışı bırakıyorum. KAOS GL'nin diğer sayılarından sadece 10'unun kapağı yalnızca bir "söz"ün değişik şekilde yazılmasından oluşuyor. Bunlardan biri "Eşcinsellerin Kurtuluşu aynı zamanda Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir" (Sayı 14) şeklinde ve bu söz aynı zamanda KAOS GL logosunun altında yazıyor. Diğer "söz" ise "ben afrika'da kanat çırpan kelebeğin kuzey amerika'da yarattığı kasırgayı istiyorum. Ben KAOS istiyorum!"
Dört kapakta ise sadece resim bulunuyor. Bunların bazıları ilgili sayı ya da güncellikle hiç alakası olmayan resimler. Coplu siluet ve Zeki Müren'le ilgili karikatür gibi güncelle ilgili olanlar da bulunuyor.
Sekiz sayının kapağı ise çeşitli şekillerde "içindekiler"in düzenlenmesi ile oluşmuş.
Dokuz sayı ise bir resim ve o resim ile ilgili sözlerle düzenlenmiş kapaklara sahip.
Resim olmayan ama ağırlıklı içeriği gösteren AIDS, Kadın parlamenterler, eşcinseller ve işçi olmak gibi kapaklar da bulunuyor.
Ben kişisel olarak KAOS GL'nin bütün kapaklarını beğenirim! Bazı kapaklar teknik olanaksızlıklar, bazıları son anda verilen kararlardan dolayı elbette ki kötü kapaklar. Özellikle beğendiğim kapaklar ise 13, 16, 17, 22, 23, 25 ve 33 numaralı dergilerin kapakları.
Kapakların, KAOS GL'nin bir eşcinsel dergisi olduğunu ama "farklı" bir eşcinsel dergisi olduğunu ilk görüşte fark ettirmesi gerektiğini düşünüyorum.



Kapağın ve kapak düzeninin bir dergi için önemi bilinir. Bu, KAOS GL Dergisi için de geçerli. Hele ki pek çok eşcinselin okumadığı, okumayı sevmediği ve yalnızca dikkat çeken bölümlerle ve en başta "kapak"la yargıya varması, bu önemi daha da arttırıyor. Bununla birlikte bir de ve en önemlisi KAOS GL'nin yaratıldığı koşullarla dergiyi yaratan insanların koşulları var. Kapaklar bazen o ayın güncelinden dolayı en başta beliriyor. Bazen ise bir kapağın güncelle hiç bir ilgisi olmayabiliyor. Bazen de dizenler ve yazanlar son anda bir kapak yaratabiliyorlar.
Görünenin ya da imajın günlük hayatta ne kadar belirleyici olduğu ortada. Bununla birlikte son sözün içerikte olduğu da ayrı bir gerçek.

KAOS GL'nin kapaklarına topluca bir göz atma olanağı sunmak istedim. Düzenli okurlar bunları zaten biliyorlardı. Bitirirken hatırlatmak isterim ki KAOS GL, bir ticari dergi ya da bir ortaokul duvar gazetesi olmayıp, Diyarbakır'dan İstanbul'a Türkiyeli eşcinsellerin yazı ve ürünleri ile ortaya çıkan bir dergidir. Ve yatak odalarına hapsolmak istemeyen eşcinseller tarafından çıkarılmaktadır.


Kaynak: Kaos GL, Eylül 1997, Sayı 37




Etiketler:
Telegram