30/09/2020 | Yazar: Umut Güven

Yalnız yaşlı olmak, yaşlı dostu toplumsal mekanizmalar kurulabilirse ve hayatın içinde olabildiğince uzun süre aktif kalmanın imkanları sağlanabilirse sunulduğu gibi “kötü senaryo” olmak zorunda değil.

Karantina sürecinde yaşlılık Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nden, Dernek Başkanı Bilişsel Nörolog Dr. Gülüstü Salur ve Genel Müdürü Özlem Yalçınkaya ile yaşlı haklarına ve Covid-19 sebebiyle deneyimlenen karantina günlerinin yaşlıların yaşamlarına olan etkilerine dair konuştuk.

Gülüstü Salur ve Özlem Yalçınkaya dernek faaliyetlerini, yaşlıların bu dönemdeki ihtiyaçlarını ve tüm sürece dair değerlendirmelerini Kaos GL okuyucuları için paylaştı.

65+ Yaşlı Hakları Derneği’ni tanıyarak başlayabiliriz. 65+ Yaşlı Hakları Derneği’nin çalışma alanları ve yaptığı işlerden kısaca bahsedebilir misiniz?

İnsan hakkı neyse yaşlı hakkı odur diye bakıyoruz. Çok basit bir tarif ile temel amacımız kişilerin ileri yaşları nedeniyle temel haklarından mahrum kalmamasıdır diyebiliriz.

Bizim yaşlı haklarını tanımladığımız bir manifestomuz var. Buna göre 65+ Yaşlı Hakları Derneği olarak herkesin; Sağlıklı, aktif ve hayatın içinde; yalnızlaşmadan, yoksullaşmadan ve yoksunlaşmadan; ayrımcılığa ve suiistimale uğramadan; öğrenmeye ve üretmeye devam ederek; diğer kuşaklarla el ele; bedensel ve zihinsel değişime cevap verecek tıbbi, sosyal, psikolojik, ekonomik ve hukuki ihtiyaçları karşılanarak; yaşam tercihlerine saygı duyularak; onurlu bir şekilde yaşlanmaya hakkı olduğunu savunuyoruz.

Dolayısıyla yaşlılığı sadece medikal olarak değil toplumsal, hukuki, ekonomik, psikolojik ve diğer birçok dinamiği de işin içine katan bütüncül bir bakış ile ele almak gereğinden yola çıkan çalışmalar yapıyoruz. Yaşlılığa hazırlık eğitimleri, teknolojik içerme çalışmaları ve geroteknoloji eğitimleri, çeşitli boyutları ile suiistimal konusunda farkındalık çalışmaları öncelikli çalışma alanlarımız arasında.

“Yerinde yaşlanma” yaklaşımını dernek olarak benimsiyoruz. Fakat burada yaşlanılacak olan “yer” konusunu göz ardı etmenin de mümkün olmadığını düşünüyoruz. Kişilerin yerinde yaşlanabilmesi, aktif kalabilmesi ve tercih ediyorsa yalnız yaşlanabilmesi için yerel yönetimler tarafından sağlanan çeşitli hizmetler oldukça önemli. Evde bakım, kuşaklararası etkileşime olanak ve kişilerin ihtiyaçlarına özel hizmetlerin ücretsiz ya da gerçekten cüzi ücretler ile sağlanabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun için de özellikle yerel yönetimler ile oldukça yakın çalışıyoruz ve çoğaltılabilecek hizmet modellerin gelişebilmesi için ortak faaliyetler yürütüyoruz. Bazı hizmetleri sağlamak açısından Türkiye’de iyi örnekler mevcut. Ayrıca Yaşlı Dostu Kent unvanı taşıyan belediyelerimiz de var. Bunlar elbette oldukça önemli adımlar. Fakat bütüncül, sürdürülebilir bir yaşlı dostu kent yaklaşımı için kararlılık ve en önemlisi de yaşlıların hayata ve süreçlere katıldıkları iyi örneklerin yaratılması, çoğaltılması gerekiyor.

“Yalnız yaşlı olmak, “kötü senaryo” olmak zorunda değil”

Bazı ülkelerde bu konuya yönelik tartışmalar belki biraz daha görünürlük kazansa da, Türkiye’de görece yeni yeni tartıştığımız konular. Yaşlı LGBTİ+’lar ve yalnız yaşayan yaşlılara yönelik çalışmalarınız mevcut mu? Sizce bu konudaki ihtiyaçlarımız ve eksiklerimiz neler?

Yaşlıların bir özel ihtiyaç grubu olarak görülmesi fakat buna bağlı olarak ayrımcılığa uğramaması ve yaşlılara özel hizmetlerin temel bir vatandaşlık hakkı olarak sağlanması gerektiğini savunurken yaşlıların yekpare bir grup olmadığının farkındayız. Yaşa bağlı değişimlere kişinin hayatındaki ve kimliğindeki diğer bileşenleri göz ardı ederek cevap vermeye çalışmak destekleyeceğimiz bir yaklaşım değil. Yaş (65+ çok geniş bir pencere ve ömür süresi boyunca kişi çeşitli mental ve fiziksel değişimler yaşamaya devam ediyor), din, etnik köken, cinsiyet, engellilik, cinsel yönelim gibi kimliğe ait ögelere eklenen bir durum yaşlılık. Hem genç nüfus miti hem de yaşlıların kendisini hakları olan ve hizmet talep edebilecek bir grup olarak görmemesi; bizi Türkiye’de öncelikle yaşlılara yaşlı denebilmesi, sırf bu özelliklerinden dolayı toplumun ve üretimin dışına atılmamaları ve özellikle yerel yönetimlerin yaşlıları gören politikalar oluşturması için çalışmalar yapmaya itti. Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların etrafını mutlaka sosyal bir destek ağı ile sarmak gerekiyor. Henüz bu işin çok başındayız ve işe öncelikle yaşlılığın onunla mücadele edilmesi gereken değil de herkesin ya da en azından bir yakınının başına gelecek doğal ama hazırlanılması gereken bir evre olduğunu her fırsatta anlatarak başladık.

LGBTİ+ gibi izolasyon ve ayrımcılığa maruz kalan bireyler için de yaşlılığa hazırlığın önemli olduğuna inanıyoruz. Psikolojik, mental, fiziksel, ekonomik, hukuki ve hatta yaşam alanı düzenlemeleri anlamında yapılabilecek birçok hazırlık var. Biz Dernek olarak yaşlılığa hazırlık eğitimlerimizde çocuğu ya da bir ailesi olsa da olmasa da herkesin yaşlıyken yalnız da olabileceği düşüncesiyle hazırlık yapmasının önemine vurgu yapıyoruz. Çünkü bunun örneklerine sıkça rastlamak mümkün. Yalnız yaşlı sayısı da göç ve ekonomik nedenlere bağlı olarak ülkemizde hızla artıyor.

Yalnız yaşlı olmak, yaşlı dostu toplumsal mekanizmalar kurulabilirse ve hayatın içinde olabildiğince uzun süre aktif kalmanın imkanları sağlanabilirse sunulduğu gibi “kötü senaryo” olmak zorunda değil.

Bireysel olarak ise bizler herkesin önce kendisindeki yaşlanma korkusu ile temas edebilmesinin değerli bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu korkunun LGBTİ+’lar özelinde nasıl tezahür ettiğini anlayabilmek ve ne gibi özel talepleri olabileceğini görebilmek için de LGBTİ+’lar arasında kuşaklararası iletişime ve ayrıca LGBTİ+ olan ve olmayan yaşlıların akran etkileşiminde bulunabilmesine imkan yaratmak da iyi bir başlangıç olabilir. Teorik olarak birçok şey söylemek mümkün fakat Türkiye özelinde bize bu konudaki en iyi cevabı saha ve oluşturulacak deneyim imkanları verebilir diye düşünüyoruz.

“65+ gibi bir gruba ‘evde kalın aksi halde ölürsünüz’ demek çok acımasız bir yaklaşım”

Son dönemlerde küresel ölçüde olduğu gibi, Türkiye’de de Koronavirüs (Covid-19) pandemisi ile bir mücadele veriyoruz. Tüm bu yaşananların sonucunda, sosyal izolasyon kavramı 65+ yaş kişiler için ne ifade ediyor?

Sosyal izolasyon kendi başına özenle uygulanması gereken bir süreçti. 65+ gibi zaten aktif hayata eskisi gibi katılması teşvik edilmeyen bir gruba özellikle kırılgan grup vurgusu yapmak ve evde kalın aksi halde ölürsünüz demek çok acımasız bir yaklaşım. Ayrıca “evde kalın” dedikten sonra da birçok muamma beraberinde geldi. Hem kişiler hem de hizmet veren kurumlar kendilerini birdenbire hazır olmadıkları rutin dışı bir süreç içinde buldular. Bu da pratik birçok zorluk yarattı. Ayrıca her fırsatta belirttiğimiz gibi 65+ oldukça çeşitli ihtiyaçları olan ve genelleyemeyecek kadar büyük bir grup.

Covid-19 sürecindeki gelişmeleri, yaşlılar ile ilgili genel olarak var olan sosyal izolasyon eğilimini ve yaşlıların zayıf ve bakıma muhtaç oldukları yaklaşımını iyice derinleştirme ihtimali açısından riskler barındırdığı düşüncesiyle yakından izliyoruz.

Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da yaşlılara “evde kalın” çağrısı yaparken hem kurumların hem de yaşlı yakınlarının ölüm korkusunu tetiklememeye özen gösteren ve dayanışma duygusu içeren bir dil kullanmasının önemi.  

65 yaş ve üstü kişiler bu karantina sürecini Türkiye’de nasıl deneyimliyor?

Bir açıdan 65 yaş üstü kişiler genelde evde vakit geçirmeye daha alışkınlar, ağırlıklı olarak kendi yağında kavrulmayı hem ekonomik hem sosyal olarak daha kolay becerdiler. Çalışma hayatında olan aksama ya da değişikliği, bir de geçim sıkıntısı ile yaşayan çalışan kesimi daha da zorlanıyor. Bir de yaşlanabilmiş olmanın getirdiği bir dayanıklılık, sabırlı olabilme hali de var sanki. Onlar neler gördüler geçirdiler. Mesela sokağa çıkma yasağı nüfusun büyük bir kısmı için bir ilk. Biz 1980’i hatırlayan kuşak ve üstü olarak o kadar da paniğe kapılmadık. Bir şeyi yaşamış ve aşmış olmak bir çeşit bağışıklık kazandırıyor. İleri yaştakilerin çoğu krizlere, zorluklara, inişlere, çıkışlara biraz da bağışıklar ve durumlarıyla barışmaları biraz daha hızlı olabiliyor. Temel ihtiyaçların karşılanması için eksikler olsa da epey bir seferberlik hali gözlüyoruz. Aslında toplumsal olarak dayanışma kapasitemiz yüksek. Hastalanırsak ne olur korkusu, yaşlıların ölüm riski yüksek söylemlerinin yarattığı kaygı biraz toplumun 65 yaş üstünü en erken korumaya almasıyla dengelendi, telafi edildi.

65+ yaş için sokağa çıkma yasaklarını ve bu durumun medyadaki /sosyal medyalardaki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk kısıtlamanın 65 yaş üstüne getirilmesiyle biraz mikrofonlar ve ışıklar yaşlıların üstüne tutuldu. Bunu incitici bir şekilde yapanlardan çok, “Onların ihtiyaçları nasıl giderilir?” sorusunu tartışanlar ve destek vermeye gayret edenler olunca yaşlılar hızla sabır ve umuda geçtiler gibi geliyor bize. Yaşlıları taciz hedefi, alay konusu yapanlar her seviyede eleştirildiler ve bu davranışın çoğaltılmasına bizler gibi kuruluşların da gayretleri, hak savunuculuğu ile çok hızla dur dendiğini düşünüyoruz.

Bu süreçte yaşlılığın, yaşlanmanın farklı ihtiyaçlarının, yaşlı yoksulluğunun ve yalnızlığının biraz daha fazla konuşulur olduğunu gördük. Böyle bir vesile ile olmasını dilemezdik ama bazen kriz durumlarının da hassas yerlerimizi hızla öne çıkarmak gibi bir marifeti oluyor. Bu salgınla aslında en kırılganlarımız kimlermiş o ortaya çıktı. Yaşlılarımız ve yoksullarımız dayanışmanın ilk odağı oldular.

“Süreç uzadıkça gıda dışında tıbbi ihtiyaçlar, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlar ortaya çıkıyor”

Koronavirüs sebebiyle yaşanan karantina sürecinde yalnız yaşayan yaşlılar için alınan önlemler var mı ve nasıl destek mekanizmaları mevcut?

İleri yaştakilere evden çıkmayın deyince önce gıda, temizlik malzemeleri gibi günlük ihtiyaçların karşılanması konu oldu. Hem aile, apartman, mahalle düzeyinde yardımlaşmalar, hem de valilikler yönetiminde kurulan Vefa ve Destek Merkezleri, Yerel Yönetimler, yardım kuruluşları, STK’lar bir seferberlik başlatıp bu tür ihtiyaçları hızla karşılamaya başladılar. Muhakkak eksikler var ama bir iletişim ağına ulaşabilenlere cevap verecek birden fazla mekanizma olduğunu sevinerek görüyoruz. Elbette süreç uzadıkça gıda dışında tıbbi ihtiyaçlar, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlar ortaya çıkıyor.

Hastaneler salgın nedeniyle Covid şüpheli vakalar (onların da solunum güçlüğü olanları) dışında ertelenebilecek her türlü tıbbi konuyu erteleyerek hizmet veriyor. Zaten acil, ağır tıbbi durumlar dışında genelde insanlar hastanelere gitmeye cesaret edemiyor. Bir yanda çok yoğun hizmet veren aciller, hastaneler, yoğun bakımlar varken, sağlık personeli yetişemezken, bazı branşlarda doktorlar adeta nadasa çekildi. Telefon ve teknolojinin sağladığı diğer olanaklarla sağlık sistemini destekleme çabaları var ama bu tabana yayılmış durumda değil. Karantina koşullarında mevcut evde sağlık hizmetlerinin de ihtiyacı karşılaması zor olacak gibi görünüyor. Yaklaşık bir aydır karantinadayız, artık yavaş yavaş tıbbi ve psikolojik ihtiyaçlar su yüzüne çıkacak. Bu dönemde gözümüz, elimiz çevremizde olmalı. İhmalin başka türlü zorlayıcı sonuçları olabilir. Medya desteği bu noktada önemli, insanların bir rutini sağlıklı beslenme, hareket, düzenli uyku ve anlamlı bir aktivite ile sağlamalarını teşvik etmek gerekiyor. Burada ileri yaştakileri dahil etmeyi beceren aile ve sosyal çevreler bu süreci daha kolay ve güçlü atlatacaklar. Yalnız yaşayanları özellikle toplum olarak izlememiz destek vermemiz önemli.

Bu süreçle ilgili destek olmak ve dayanışma sağlamak isteyen kişi ve/veya kurumlar için önerileriniz nedir?

İhtiyaç tespitini doğru yapmak birinci öncelik. Bunun için sahaya kulak vermek gerekiyor. Zaten içinde olmadığınız bir çevreye deste vermek ise hedefiniz, doğrudan ilişki ve devam eden bir iletişim şart. Bir de dayanışmanın türlü biçimleri var. Kimi emeği, kimi parası, kimi zamanı, kimi ilişkileri, kimi doğru değerlendirmeleri ile bu dayanışmanın bir parçası olabilir. İhtiyaç çok fazla, taklit edebileceğimiz çok örnek var. Bir yandan da bu kadar birbirini taklit eden yardımların arasında ne eksik kalıyorsa kafa yormak da çok önemli.

Mesela bir üniversite öğrencisi yoğun bakımlarda yatan hastaların görüntülü cihazlarla yakınları ile görüşmesini sağlayan bir kampanya başlatmış. Bunun için de insanların eski telefon, tabletlerini toplamış. Bu kadar basit ama fiziksel izolasyonda, büyük bir korku ile iyileşme umudunu taşıyan hastalara da, onlara uzaktan dua etmekten başka yapacak şeyi olmayan sevenlerine de büyük bir armağan. Bu dönem, birbirimizin sabrını ve çabasını beslememiz gereken bir dönem. Tabi ki herkesin yapılmamışı yapması şart değil. En yakınımızdan bakmaya başlamak ve gözümüzü, kulağımızı en önemlisi de gönlümüzü açık tutmak önemli.

Bir de bu salgın sürecine en büyük katkıyı kimler yapacak aslında biliyor musunuz? Hastalanmamayı, kendini korumayı becerenler. İlk sorumluluğumuz ne yaparsak yapalım kendimizi hastalıktan korumak.

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Karantina 1” dosya konulu 172. sayısında yayınlanmıştır. Kaos GL Dergisi’ni kitapçılara sorabilir veya online olarak satın almak istiyorsanız NotaBene Yayınları’nın buradan sitesi üzerinden güncel sayılara ulaşabilirsiniz. Evinize düzenli olarak derginin gelmesi için de semih@kaosgl.org adresine mail atarak abone olmanız yeterli! Dergiye abone olduğunuzda derginin dijital arşivine de erişebilirsiniz.


Etiketler: insan hakları, yaşam, sosyal hizmet
Nefret