11/12/2019 | Yazar: Ali Erol

Kasım’ı “Feminist ve LGBTİ lobisi”ni deşifre eden “köşe”ler!”le kapamışken, Aralık’ı “Vegan ve LGBT” deşifrasyonuyla açıyoruz…

Komployu “LGBT”ye bağlayamayan uzmanı okur n’apsın! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını sizler için okumaya devam ediyoruz.

Aralık ayının ilk haftasından cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini İndependent Türkçe, Akit ve Konya Postası yazarlarından seçtik…

Bir komplo deşifrasyonunu “LGBT”ye bağlayamayan “uzman”ı okur n’apsın!

Kasım ayının son haftasının “köşe”lerini, ““Feminist ve LGBTİ lobisi”ni deşifre eden “köşe”ler!” dosyası ile kapamışken, Aralık ayının ilk hatasının “köşe”lerini de İndependent Türkçe’nin “Türkiye’den Sesler” sayfasından, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta imzalı “İşlenmiş gıdalar sadece gıda değildir, aynı zamanda birer stratejik silahtır” deşifrasyonuyla açalım!

Yazısına “vegan beslenme” ile başlayan “Göğüs Hastalıkları Uzmanı”, sözü uzatmadan “vegan beslenenler için tehlikeler”i sıralamaya geçiyor ve derken İndependent Türkçe okurları, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’dan “veganlık bir dindir” gizli bilgisini öğreniyor!

Herhangi bir komployu deşifre ederken konuyu “LGBT”ye bağlayamayan “uzman”ı okur n’apsın; haliyle İndependent Turkish yazarı Prof. Dr. Küçükusta da “köşe”sini

“LGBT temalı kahvaltı gevrekleri çıktı” ara başlığıyla kapıyor:

“Kellogg gıda şirketinin LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) temalı yeni bir kahvaltı gevreğini piyasaya sürdüğü haberini okuduğumda işlenmiş gıdaların ticaretle, daha çok para kazanmakla, insanları hasta etmekle sınırlı olmadığını, çok daha başka ve büyük boyutları olabileceğini düşünmeye başladım.”

““Eş”miş! “Eşitlikmiş”! Geç!” 

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organlarından Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, “Eşcinselliği bir “insan hakkı” gören anlayış yarın, bunlar arasında “evlilik akdi”ni de kabul edecektir” uyarısıyla Kasım ayının son haftasında kaleme aldığı “köşe” yazılarına Aralık’ın ilk haftasında “Evlilik yaşı” başlıklı yazı ile devam ediyor:

“Geçen gün yine erken evlilik, çocuk gelinler konusu gündem oldu. Gay ve lezbiyenlerin birlikte yaşaması bireysel ve çağdaş bir tercih olarak hoşgörüyle karşılanırken, erken evlilik konusunda devletin müdahaleci tavrı kabul edilemez. Bu konudaki sınır, kişinin inancıdır.”

Akit yazarı Dilipak, “Aile toplumun kozmik odasıdır. Devletin müdahalesine kapalıdır.” buyuruyor ve ekliyor: “Bizim “yeşil feministler” bu konularda bilgileri olmadığı gibi, birisi anlatsa da duymak bile istemeyebilirler. Duymak, bilmek canlarını sıkar.”

“Savunamayacakları bir fikir, onları ötekiler nezdinde zor durumda bırakabilir çünkü!” diye devam eden Dilipak, ““Eş”miş! “Eşitlikmiş”! Geç!” sözüyle “aile” ve “kadın”a yaklaşımını beyan ettikten sonra “nefret”ini açık ediyor: “Ben misyonerlerden değil, içimizdeki bu “Tom amca” ve onun feminen tiplerinden endişe ediyor ve onlardan nefret ediyorum. Ne kadar çoğaldılar, ne kadar cüretkarlar, ne kadar öfkeliler! Ne kadar cahiller üstelik.”

“Bilhassa lgbt denilen lüt kavmi sapıklarının eylem ve sözleri…”

Konya Postası’ndan Yusuf Erdoğan, “Zina Bataklığı” başlıklı yazısına, “Aileleri ve toplumları çökerten en büyük hastalık” diye başlıyor ve ardından hızını alamayarak allah ne verdiyse sallıyor saydırıyor:

“Bizans-Roma-Sodom ve Gomore Lut Kavmi helak oldular zina bataklığında.Ruhun hastalığı,bedenin hastalığı,nikahı hiçe sayan,temiz aileyi ortadan kaldıran,insanın değerini düşüren,nesebi bozan,depremden daha yıkıcı fitne ateşi olan,dünyada ve ahrette azaba sürükleyen yangınlara sebebiyet veren ve asla yanına yaklaşılmaması istenen bir bataklık.Maalesef kapitalizmin varlık sebebi,medyada özendirilen bir hastalık dünyevilik şaşaası,sapkınlığın günümüzde normalleştirildiği,ve bilhassa lgbt denilen lüt kavmi sapıklarının eylem ve sözleri onları masum gösterme çabaları,ensest ilişkilerin aile içinde yaygınlaşması,doğurulan çocukların sağa sola atılması, din ve vicdanın ne kadar elden ve kalben bırakıldığının geldiği nokta.Giyim ve kuşamda moda denilen akımın desteği bunların değirmenine su taşınması da ayrı bir cabası.”

Not: Bu haberde, alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: medya
Nefret