14/05/2021 | Yazar: Kaos GL

2020 yılında “Geleceği Hatırla” temasıyla gerçekleşen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın Düşle Direnmek Özel Ödülü’nün sahibi Muko Az’ın “Korkuluk Kipi” isimli öyküsü… İyi okumalar!

Korkuluk kipi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Resim: Angela Ooghe

Kaos GL Derneği’nin 2006’dan bu yana her yıl farklı temalarla düzenlediği “kadınlardan kadınlara, kadınlardan kadınlar için” ilk öykü yarışması olan ve 2020 yılında “Geleceği Hatırla” temasıyla gerçekleşen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın Düşle Direnmek Özel Ödülü’nün sahibi Muko Az’ın “Korkuluk Kipi” isimli öyküsü… İyi okumalar!

Yürüyoruz ve gün batımının renklerini isimlendirmeye çalışmıyoruz. Bu güzelliği ancak sık sık dönüp birbirimize bakarak teyit edebildik. Birden karşımıza, içinde bizi kimsenin göremeyeceği boş bir havuz çıkacak. El ele havuza doğru koşup son anda yavaşlıyoruz, temkinlice içine giriyoruz. Bok yoluna gitmeye niyetimiz yokmuş. Birlikte yaşamaya varız. Şu an öyle hissedeceğiz. Bunu henüz birbirimize söylemeyiz. Havuzun içinde su yok. Onu yüzerek ve sevişerek dolduruyoruz. Nasıl heyecanla dolduruyorduysak gelip geçenler bizi bir türlü net göremiyordu. Böyle olunca yanımıza gelip rahatsız etmeye de cesaretleri yokmuş.

Güneş belki günlerce batmak üzere halde salınacak. Kim bilir kaç zaman sonra havuzdan çıktık. Onu bizden sonra bulacaklara dolu bırakıyoruz. Tadını çıkarmayı bilmişiz, üzülmedik. Hiç çıkmasak ölüm var. Sırılsıklam, kaslarımız ağrıyarak yürümeye başlayacağız. Yaşama keyfi ikimize de annelerimizin daha yaklaşmamış ölümlerini hatırlatır. İkimizin de diğeriyle ilgili, birbirimize söylemeden önce annelerimize söyleyeceğimiz şeyler varmış. Ben annemle konuşmadan önce, iki kadının yattığı bir türbeyi ziyaret edeceğim. Bizans zamanında birbirlerini sevdikleri için taşlanarak öldürülmüşler. Türbe müdavimleri onları kız kardeş sanıyormuş. Onlara dua edip kendimden güç dilerim. Bunu dün akşam bir tiyatro oyununda duyuyorum. Birbirlerini sevdiklerine de taşlandıklarına da inandım. Kemiklerinin yan yana olduğuna da inanmak için Google’a sormayacağım.

Bir süre yürüdükten sonra beni durdurup gözlerimin içine hem kıyamaz hem inanamaz gibi bakıyorsun. Halbuki seni görmeden önce kendi kendimden ne biçim bir zehri acımasızca sağdım. Kıyılmayacak yanım yok. Nasıl fena alışacaksın ki inanılmayacak yerim de kalmayacak. “Çok şanslıyım ve mutluyum” dedin, “senin beni seviyor olmanın çok ilginç ve çok güzel bir şey olduğunu fark edip bu şansıma şaşırdım.” Sen ‘çok’ dedikçe azalıyorum. Türlü kısımlarım parça parça sana karıştı. Böyle nasıl çoğaldığımızı uzun süre fark etmeyeceğiz. Güneşin doğmadığını batmayışından anladığım günlerle korkmamayı öğrenmişim. Korkmayacağım. 

Tam bu huzur ve hafiflikle ağlayacakken birden koşmaya başlıyoruz. Birileri daha katıldı ikimize. En az beş kişiyiz ama emin olamayız. Ya kadınlar ya ne idiği belirsizler ya da hepsi birden. Koştukça birbirimize çok güveneceğiz. Bir yere yetişmeye çalışıyorduk, nereye bilmiyordum. Kan ter içindeyim. Göğüs kafesime sığamıyorum. Bir an için sana baktım, sen de kıpkırmızıydın. Etrafımız çorak ama koşarken yan gözle görebildiğim birkaç ağaç yemyeşil ve kocaman. Yaz güneşinin altında kavrulan kuru toprağın kokusu var. O birkaç ağaçtan gelen utangaç, limonsu kokuyu bastırıyor. Yine de duydum. Senin de duyduğunu hayal edeceğim. 

Kime doğru koştuğumuzu onu gördüğüm an bildim. Benim altında büyüdüğüme benzeyen bir akasya ağacının altında, hareketsiz bir kafa. Uzun, hafif beyazlamış koyu kahve saçları toz toprak ve yaprak doluydu. Soluk soluğa yanına varıp diz çökeceğiz. Şimdi dizlerimizin önünde kafası hariç tüm vücudu toprağa gömülü halde duruyor. Gözleri kapalıymış. Kafasını çenesinin altından dikkatlice tutup sol yanağına dokundum. Ya gözlerini açmazsa? Ya geç kaldıysak? Korkmadan uyansın diye iki yanağını da hafifçe ovalıyorum, tozunu toprağını silerek okşuyorum. 

Birkaç denememden sonra yavaş yavaş yüzü buruşmaya başlar. Alnı ortaya toplandı, kaşları çatıldı. Hemen sonra burnu ve ekşimiş ağzı yukarı çekilecek. ‘Şimdi anlar onu bulduğumuzu’ diye düşündüm, ‘şimdi parlar gözleri.’ Benim gözlerim parlıyordu. Bunu gülümsememin büyüklüğünden hissederim. Aniden “Napıyorsun Allasen?! Çek şu ellerini!” diyor. Şaşkınlıkla sana bakacağım ama sen kayıtsız gözükeceksin. Kadına dönüp “Seni bulduk, çıkaracağız burdan. Kendinde değilsin. Şimdi yorulma, biraz su iç” diyorum. Cevap “Tövbe tövbe bi’ siz eksiktiniz!” Seni şaşırmaz görünce ‘kadın ne hale gelmiş’ gibisinden diğerlerine bakarım. Onlar da şaşırmış görünmüyor. Sen ve diğerleri ya olup biteni hiç anlamamıştınız ya da zaten daha önce burada bulunmuştunuz ve bu sefer benim için koşmuştunuz. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim.

İnanmazlığıma inat kadın aynı ekşi ifadeyi sürdürdü: “Sizin ne işiniz var burda? Allah aşkına gidin başımdan! Ben kendim kendimi gömdürdüm. Çıkmak da istemiyorum.” Anlamaya başlamak zorunda kalıyorum. “Ben ne biçim masraf azalttım böyle gömülerek, senin havsalan almaz kuru göt.” Bana diyordu. Kuru götümle şaşıran benim. Anlamaya başlayacağım ama o konuşmaya devam ettikçe benim şok halim de devam edecek. Yarı şaşkın yarı kızgın ifadesi eriyor. Bir anda bıkkınlığı belirginleşiverdi. Biraz da kıyamazlık olur yüzünde. Seninkinden farklı, geleceğe dair bir kıyamazlık: “Yani emekliliğimin tadını böyle çıkarıyorum güzelim. Buraların korkuluğuyum ben, kök orospusuyum. Size hatırlatmak için burdayım, gözünün yağını yediklerim gidin yaşamanıza bakın! Adamlarla işim bitti diye sevinirken bi’ de sizle uğraşmayayım.” Ben kendime gelip cevap veremeden gözlerini kapatmış. Onun gözleri kapanır kapanmaz benimkiler açılacak. Yanımdasın. Güneş hâlâ batmadı. Tekrar yürümeye başlarız. Bir zaman sonra karşımıza, içinde bizi kimsenin göremeyeceği başka bir boş havuz çıkıyor.

“Aşkın L* Hali” kitap seti

Kaos GL Derneği’nin 2006’dan bu yana her yıl farklı temalarla düzenlediği “kadınlardan kadınlara, kadınlardan kadınlar için” ilk öykü yarışması olan Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın derece alan öykülerinin yer aldığı Aşkın L* Hali kitap seti NotaBene Yayınları’ndan çıktı.

Yarışmadan 2006-2008 ve 2009-2011 yıllarını kapsayan ilk iki cildin editörlüğünü Burcu Ersoy, 2012-2014 ve 2015-2017 yıllarını kapsayan üçüncü ve dördüncü cildin editörlüğünü Karin Karakaşlı, 2018-2020 yıllarını kapsayan cildin editörlüğünü ise Pelin Buzluk yaptı. Seri editörlüğünü ise Aylime Aslı Demir üstlendi.

İlk cildin kapak işi Elif Tekneci’nin, ikinci cildin kapak işi Ugemfo’nun, üçüncü cildin kapak işi Gözde İlkin’in, dördüncü cildin kapak işi Meltem Elmas’ın ve son cildin kapak işi Şafak Şule Kemancı’nın elinden çıktı.

“‘Yok-muş’ gibi yaşanan dünyaya önce ‘bal gibi var’ diye haykırmak gerekiyor” sloganıyla yayınlanan seti buradan satın alabilirsiniz.

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu öykü ilk olarak Kaos GL dergisinin Biseksüel+ dosya konulu 175. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler ise dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.


Etiketler: kültür sanat
Bayram