06/01/2010 | Yazar: Kaos GL

“Türkiye son günlerde “linç” sözcüğünü çok sık duyar oldu.” Bu cümleyi “son yıllarda” kaç kez okumuşuz, d

Linç Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Türkiye son günlerde “linç” sözcüğünü çok sık duyar oldu.” Bu cümleyi “son yıllarda” kaç kez okumuşuz, duymuşuzdur artık saymak mümkün olmuyor. Çünkü bu “son günlerde” ifadesinin bir
türlü sonu gelmiyor!

LGBTT’ler de “linç” kültürüne yabancı değiller. 2006 yazında Bursa’da yürümek isteyen eşcinsel ve transseksüellerin maruz kaldıkları linç girişimi hafızalardan silinmiş değil. Yine aynı yıl Ankara’nın Eryaman bölgesinde yaşanan linç sürecinde travesti ve transseksüeller bölgeden sürülmüş ve bölge “temizlenmiş”ti! 

Yine “son günlerde” Erzincan ve Edirne’de solcu gençlere yönelik linç girişimlerine karşı hükümetten bir tepki gelmediği görüldü.
 
ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsünden Doç. Dr. Doğan Tılıç, BirGün gazetesinde, 5 Ocak tarihli köşesinde, Edirne’de Erzincan’da yaşananları aktaran gazete ve televizyonların ifadelerini yorumlarken, “Yaşanan gerçekten de bu: LİNÇ! Biraz daha hafifletilmiş bir ifadeyle LİNÇ GİRİŞİMİ!” ifadesiyle dikkat çekiyor.
Konunun önemimi şöyle vurguluyor: “Memlekette alttan alta ve son derece tehlikeli bir şekilde bir linç iklimi gelişiyor. Batı’daki kasabalarda Kürt vatandaşların oturdukları mahallelere, onların işlettikleri marketlere karşı, birkaç “delikanlı”nın sıradan bir kavgasından sonra, saldırıya geçen güruhların çıkardıkları kaç olay yaşandı şimdiye kadar!” Tılıç, Ahmet Türk’e ev kiralanmamasını da bir linç örneği olarak hatırlatıyor.
 
Tılıç, yazısında, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Raşit Kaya’nın değerlendirmesini aktarıyor:
 
“Televizyonlar ağız birliği ile haberi aktarıyorlar: ‘protesto gösterisi ve basın açıklaması’ yapan gençleri-öğrencileri vatandaşlar linç edecekti’. Edirne ve Erzincan’daki bu vatandaşlar kim? Toplum Bilimler yazınında linç girişiminde bulunan böyle kalabalıklara güruh denir. Böyle bir güruhta yer alanların fiili linç girişimi ise kısacası öldürmeye teşebbüstür. İzinsiz protesto gösterisi yapanların (varsa) suçlarından kat ve kat daha ağır, ağır ceza mahkemesi yetki ve görev alanına giren bir suç. Meri mevzuata göre faillerin tutuklu yargılanmalarını gerektiren bir suç. Ne var ki gözaltına alınanlar güruh mensupları değil, gençler-öğrenciler. Polisin suçüstü hükümlerini işletmesi gereken olayda güruh üyeleri gözaltına bile alınmıyor. Toplum psikolojisi gerekçe gösterilerek o anda bir şey yapılmadı-yapılamadı diyelim. Ya sonra? Linç girişimi nedeniyle sonradan soruşturulan şimdiye kadar duyuldu mu?”
 
Tılıç, yanıtını hocasının da bildiği soruyu cevaplıyor: “Hocama “Hayır, duyulmadı” diyeceğim ama, soruyu yanıtı bilmediğinden sormuyor ki. Emniyet güçlerinin de en azından “görev ihmali” suçunu işlediği, üstelik kendi araçlarına dönük saldırılar da olduğu halde, ama bu suç nedeniyle polislerin hiç soruşturulmadığı bir memleket burası.”
 
“Saldırgan güruha vatandaş diyen, saldırıya uğrayanları vatandaştan saymayan medya”nın dilini de asıl sorunlardan biri olarak not ediyor, Tılıç.
 
Linç kültürü gelişiyor, AKP seyrediyor

BirGün Gazetesinden (5 Ocak) Çayan Ethem ile Sevgim Denizaltı, linç girişimleriyle ilgili uzmanların görüşüne yer verdi ve linç saldırılarının dökümünü yayınladı.
 
İHD Başkanı Öztürk TÜRKDOĞAN:
Yasada ceza var ama uygulayan yok
LİNÇ edenlerle ilgili aslında yasalarda uygulanacak maddeler var, ancak bunlar uygulanmıyor. Nefret suçlarını düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi var. Bu madde bu tür linç girişimlerinde bulunanlara uygulanması gereken bir madde. Ama uygulanmıyor. Güvenlik kuvvetleri görevini yapmayınca ideolojik olarak da linç teşebbüsünde bulunanlarla aynı noktaya düşüyor. Arka planda hükümet politikaları geliyor. Bu linçler sosyalist solcuları sokağa çıkarmamak için tertipleniyor.

BDP Milletvekili Akın Birdal:
Nefret sürekli besleniyor
BU linç girişimlerinin önüne geçmek için öncelikle iktidar ve muhalefet arasındaki gerilime son vermek gerekiyor. Diyalogla sorunların çözümünü insanların bilincine yerleştirmek gerekiyor. Bir umutsuzluk yaratıldı insanlarda. Yolda geçerken bile insanlar birbirlerine sataşabiliyorlar, böyle bir umutsuzluk, şiddet ve çatışma kültür haline dönüştü. Nefret ve düşmanlık sürekli besleniyor, bence hoşgörü, barış, bir arada yaşama demokratik kültür ile doğrudan ilişkili.

Doç. Dr. S. M. Değirmencioğlu:
Birey de yetkililer de hesap vermeli
LİNÇ, bir kişi veya grubun daha kalabalık bir grup tarafından hukuki süreçlere başvurmadan ölüm ile cezalandırılmaya kalkılması. Linç eylemi, genelde öldürmeyi hedefler ama öldürmeye varmayan girişimler de linç etme kadar ciddiye alınmalı.
Linç, ABD'de doğmuş, ancak hukukun güçlenmesi ile yasaklanmış. Linç, Türkiye'de şiddetin kurumsallaşması ile emniyet güçlerinin yanlı ve muhalefeti karşısında gören tutumuyla ortaya çıktı. Linç girişimine karışan her birey, mutlaka hukuki yollarla hesap vermeli. Linç girişimlerini haklı gösterir, destekler hatta teşvik eder görünen devlet yetkililerinin mutlaka soruşturmaya tabii tutulması ve soruşturma süresince görevlerinden uzaklaştırılmaları gerekir.

Avukat Ali Hallaç:
Barolara ve medyaya önemli görev düşüyor
NE yazık ki, ceza kanunlarımız linçi ayrı bir suç olarak tanımlamamıştır. Gelişmiş ülkelerde linç ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Ülkemizde ise mahkemelerde linç müessir fiil olarak, ölmüşse cinayet olarak değerlendirilmekte. Linçe katılanların tümü tarafından yapılan bir eylem olması nedeniyle, bu eylem ayrı bir suç olarak düzenlenmek zorundadır.
Yoksa olay 'kim vurduya' gidebilir. Devlet ve hükümet, özellikle Adalet Bakanlığı, Barolar Birliği ve Barolar, ama en önemlisi yazılı ve görsel basın bu konunun üzerine ivedilikle gitmeli, linçin bir barbarlık olduğunu vurgulamalıdır.
 
“Gerekli ve güzel bir tepki”
 
2006 yılından değerlendirmeleri hatırlayabiliriz sonu gelmeyen “son günlerde” sürecinde linçin nasıl seyrettiğine bakmak için. Lübnan’a asker gönderilmesini protesto etmek için pankart açan gençlerin maruz kaldıkları linç girişimi üzerine dönemin Emniyet Müdürü Cerrah, “gerekli ve güzel bir tepki” değerlendirmesi yapmıştı!
 
NTV-MSNBC’nin (5 Eylül 2006) görüştüğü uzmanlar şu değerlendirmelerde bulunmuşlardı:
 
Prof. Dr. Arus Yumal Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Bşk:
OTORİTELER ŞİDDETİ DESTEKLERSE LİNÇ KÜLTÜRÜ GELİŞİR
“Şiddet kültürünün yaygın olduğu toplumlarda şiddeti olumlayan, yüceleyen ve hatta kutsayan toplumlarda linç kültürü kendisine beslenecek toprak bulur. Türkiye de dayağın cennetten çıkma olduğunu söyleyen bir ülkedir. Biz kendimizinkinden başka fikirlere açık olmayan, farklı görüşleri ve davranışları kaldıramayan ve bunları yok etmek için şiddete başvuran bir toplumuz. Medya ve söylem araçlarını elinde bulunduran ya da bunlara kolay erişen politikacılar ve fikir önderleri bu kültürün gelişmesinde önemli rol oynuyor. Ülkemizde şiddetin her türlüsüne karşı olmak yerine milliyetçilik, namus, din gibi motiflerle şiddetin bazı şekillerini meşru gören bir anlayış hâkimdir. Yani ‘Kurşun atan da kurşun yiyen de kahramandır’ anlayışını topluma empoze eden söylemlerle, Celalettin Cerrah’ın sözleri, zaten en küçük provokasyonda şiddete meyilli olan kitleleri anında harekete geçirebiliyor. Bu da linç kültürünün Türkiye’de nasıl bu hale geldiğini iyi açıklıyor. Şiddetin iletişim biçimi olarak benimsendiği toplumlarda eğer bunlar otoriteler tarafından da açık ya da gizli olarak destekleniyorsa linç kültürünün gelişmesi olasıdır. İnsanlar bir toplumsal cezalandırma yoluna gitmek istiyor.

Prof. Dr. Kemal Arıkan, Cerrahpaşa Tıp Fak. Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi:
İYİ OLDU DEMEK, YİNE LİNÇ EDEBİLİRSİNİZ DEMEKTİR
“Türkiye’de hukuk sistemi iyi işlemediği için insanların adalete güveni yok. İnsanlar kendi adaletlerini kendileri oluşturuyor. Bu uzun yılların birikimidir ve bunda politikacıların rolü çok büyüktür. Çünkü onların linçi onaylaması kadar cesaretlendirici bir şey yoktur. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, pankart açan öğrencilere linç girişimi için sarf ettiği ‘Gerekli ve güzel tepki’ sözü bunun en büyük örneğidir. Çünkü ‘iyi oldu’ demek ‘bundan sonra da linç edebilirsiniz’ demektir. Özellikle telkine açık toplumlarda bu tür olaylara daha sık rastlanır. Galeyana gelen insanlar, genellikle sosyal gelişimini tamamlamamış, kendi özgür iradesini kullanma konusunda sorunları olan insanlardır.

Linç kültürü insanları korkutur ve linç olma korkusu yaşayan toplumun insanları demokratik tepkilerini ortaya koymaktan çekinir. Dolayısıyla kendilerini demokratik yollarla ifade etmek durumunda olan sivil toplum kuruluşları da bu durumdan olumsuz etkilenir. Yani linç kültürünün bu hale gelmesi toplum ve demokrasi adına kötü ve tehlikeli bir durumdur.”

Şenay Demir, Klinik Psikolog:
ÇÖZEMİYORSANIZ, YOK EDERSİNİZ
“Linç, problem çözme, problemi anlama ve hoşgörünün azaldığı noktada sorun olarak nitelenen şeyin yok edilmesine yönelik ilkel bir toplumsal davranış modelidir, burada bir ruhsal histeri bileşkesi de vardır. Linç, gelişmemiş, üst yapıları oluşmamış ve geri ahlaki değerleri bir sığınma ve korunma olarak tanımlayan toplumlarda, o değerleri tehdit ettiği düşünülen her şeyi yok etme dürtüsüdür. Siyasilerimizin ve yöneticilerimizin konuşmalarında şiddet yönlendirmesi çok fazladır, daha çok bloklaşma ve bölme mekanizmasını ortaya çıkaran konuşmaları vardır. Yani ben, sen ve öteki kavramları kullanılır. İyi özellikler bize aittir, kötü özellikler ise öbürüne aksedilir ve ötekinin yok edilmesi gerekir. Siyasiler de bunu fazlasıyla yapıyor. Celalettin Cerrah’ın yaptığı bunu tetikleyen bir durumdur. Geçmişte de başbakanlarımız bunu çok yaptı. Toplumsal bunalım dönemlerinde, bireylerin tek tek hayatlarının ve mevcudiyetlerinin tehdit altında olduğu noktalarda, bireysel sıkıntılar bastırılarak bunlara toplumsal bir paye verilir ve tek bir düşman bulunur. Böylece bireylerin üzerindeki baskı kalkar, bu da kişinin linç etmesini sağlar. Linç bir gelişmişlik sorunudur ve en ilkel düzeyde bir araya geliş biçimidir.”

Süleyman Çelebi, DİSK Başkanı:
’CEVABI HALK VERMİŞTİR’ DENMEMELİ
“Kendilerini bu ülkenin mirasçıları kabul eden ve yargısız bir ilişkiyle müdahale eden anlayışlar, bu süreçte kendilerini güvenlik güçlerinin yerine koyarak yeni bir gerilime neden oluyorlar. Özellikle zaman zaman, ‘Cevabı halk vermiştir’ şeklinde açıklama yapanlar bunun sorumlusudur ve bu davranışların onaylanması mümkün değildir.
Biz Celalettin Cerrah’ın sözlerini de Türkiye açısından büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. Bu sözleri, adalete ve güvenlik güçlerine ilişkin görevin bir başkasına ihale edilmesi olarak görüyoruz. Bu toplumu susturma ve ağzını kapatma dayatmasını da ifade özgürlüğünün ve demokratik hakların engellendiği bir nevi sıkıyönetim uygulaması olarak nitelendiriyoruz.”
‘Yahşi Batı’nın Türkiye’ye hediyesi: Linç girişimleri

Geçen hafta sonu Edirne'de yeni bir örneğine tanık olunan saldırılara verilen ‘linç’ adı, Amerikalı zengin bir toprak ve köle sahibi olan Albay Charles Lynch'in çiftliğindeki kölelere karşı yaptığı vahşice uygulamalardan türetilmişti. Linçler yaygın olarak Amerikan İç Savaşı'ndan sonra siyahlara karşı uygulanan bir politikaydı. Amaç, ülkede yaşayan siyahları baskı altında tutmak ve kimliklerini, haklarını kullanmalarını engellemekti. 1800’lerin ortalarında Amerika’da başlayan ‘linç’ler artık Türkiye’de gerici-faşistlerin kullandığı bir saldırı şekli. Türkiye tarihine özellikle son 5 yılda daha fazla girmeye başlayan linçlerin sayısı hiç hız kesmiyor. Son 4,5 yılda 40 yakın linç girişimi yaşandı.

2005’ten 2010’a linç saldırılarının dökümü şöyle:

»6 Nisan 2005: Trabzon'da TAYAD üyesi bir grup linç edilmek istendi.
»10 Nisan 2005: TAYAD'lıların tutuklanması üzerine, Trabzon'da basın açıklaması yapmak isteyen TAYAD'lılara ikinci kez linç saldırısı düzenlendi.
»12 Nisan 2005: TAYAD'lılara saldırıları protesto etmek için Sakarya'da bildiri dağıtan devrimci gençler linç edilmek istendi.
»21 Ağustos 2005: İzmir Seferihisar'da 5 Kürt genci linç edilmek istendi.
»6 Eylül 2005: Gemlik'te yapılması planlanan mitinge katılmak için yola çıkan otobüsler Bozüyük'te linç güruhu tarafından yakılmak istendi. Yüzlerce kişi yaralandı.
»10 Ekim 2005: Kayseri'de ESP'liler linç edilmek istendi.
»2 Kasım 2005: TAYAD'lılar Rize’de linç girişimine uğradı.
»12 Aralık 2005: Samsun'da bildiri dağıtan Temel Haklar Federasyonu üyeleri linç edilmek istendi.
»31 Aralık 2005: Artvin'de bildiri dağıtan iki TAYAD'lı linç edilmek istendi.
»25 Şubat 2006: İzmit'te faşist sloganlar atan bir grup ‘Türk bayrağı tekmelediğini’ iddia ettikleri bir genci linç etmeye çalıştı.
»31 Mart 2006: Sakarya Üniversitesi'nden dokuz öğrenci, Mahir Çayan afişleri asarken linç girişimine maruz kaldı.
»8 Nisan 2006: Erzincan'da oturma eylemi yapan Erzincan Gençlik Derneği üyeleri linç edilmek istendi.
»8 Nisan 2006: Isparta'da bildiri dağıtan gençlere linç girişiminde bulunuldu.
»12 Mayıs 2006: Mersin'de, bildiri dağıtan TAYAD'lılar linç girişimine uğradı.
»21 Mayıs 2006: İzmir Kemalpaşa'da Kürt kökenli yurttaşlara karşı linç kampanyası başlatıldı. Yaklaşık 100 Kürt ilçeyi terk etmek zorunda kaldı.
»20 Temmuz 2006: Kırklareli Kıyıköy'de kamp yapan Temel Haklar ve Özgürlükler Dernekleri Federasyonu üyelerine önce polis saldırdı ardından ilçedeki faşistler dernek üyelerine linç girişiminde bulundu.
»29 Ağustos 2006: Konya Bozkır'da Kürt inşaat işçileri linç girişimine maruz kaldı. 25 işçi ilçe dışına çıkarıldı.
»30 Ağustos 2006: İstanbul'da 30 Ağustos kutlama törenlerinde “İsrail Askeri Olmayacağız!” pankartını açan 4 öğrenci, linç girişimine maruz kaldı.
»7 Eylül 2006: Sakarya Akyazı'da MHP'liler, fındık işçilerine “Siz PKK'lisiniz”, “Terörist Kürtler” diyerek linç girişiminde bulundu.
»5 Haziran 2007: Sakarya'da ‘Ahmet Kaya tişörtü giydikleri’ gerekçesiyle iki işçi, MHP'liler tarafından linç edilmek istendi.
»30 Aralık 2007: Adapazarı’nda “PKK'li oldukları” iddiasıyla gözaltına alınan 20 kişi, Sağlık Ocağı'na götürülürken linç girişimine uğradı.
»27 Nisan 2008: Sakarya’da “Barış ve Kardeşlik ?öleni” düzenleyen kapatılan DTP üyelerine ülkü ocaklarından oldukları belirlenen bir grup linç girişiminde bulundu. İçeride mahsur kalan Ebubekir Kalkan isimli Kürt yurttaş kalp krizi geçirip öldü.
»15 Haziran 2008: Gebze'de 12 Kürt işçi ‘Bir kadına sözlü tacizde bulundukları’ iddiasıyla linç girişimine maruz kaldı.
»3 Eylül 2008: Mersin Tepeköy Beldesi'nde çoğu kadın 150 Kürt işçi, kışkırtılan bir güruhun saldırısına maruz kaldı.
»1 Ekim 2008: Balıkesir Ayvalık'a bağlı Altınova beldesinde bir grup Kürt'ün evleri taşlandı, işyerleri talan edildi, arabaları yakıldı.
»9 Ekim 2008: Muğla Fethiye'ye bağlı Karaçulha beldesinde, gençler arasında çıkan kavga Kürtlere yönelik şovenist saldırıya dönüştü.
»6 Kasım 2008: Adana'nın Hadırlı Mahallesi'nde bir gencin öldürülmesine karşı tepki, linç saldırısına dönüştürüldü.
»Mayıs 2009: Sakarya'nın Akyazı İlçesi'nde Kürt fındık işçilerine saldırıldı. 1 işçi öldürüldü.
»15 Ekim 2009: Sakarya'nın Arifiye ilçesinde telefonda Kürtçe konuşan Halis Çelik, 'Burası Türkiye Kürtçe konuşamazsın' denilerek, linç edilmek istendi.
»26 Ekim 2009: Edirne İpsala'da 3 kişi, ‘Telefonlarında Kürtçe melodi çaldığı’ gerekçesiyle linç girişimine maruz kaldı.
»13 Kasım 2009: Tekirdağ'ın Hayrabolu ilçesinde bir grup işçi, ‘Kürtçe konuştukları’ gerekçesiyle linç girişimine maruz kaldı.
»24 Kasım 2009: İzmir'de DTP konvoyuna faşistlerin saldırısı sonucu 20'ye yakın kişi yaralandı.
»26 Kasım 2009: Çanakkale Bayramiç'te Harmanlık mahallesi önünde toplanan linç güruhu, Kürtlerin ilçeyi terk etmesini istedi.
»27 Aralık 2009: Edirne'de, Edirne Gençlik Derneği üyelerine linç girişiminde bulunuldu.
 

Etiketler: insan hakları, nefret suçları
Dijital