22/12/2010 | Yazar: Ömer Akpınar

ODTÜ’de LGBT Topluluğu kurulmasına izin verilmedi.

‘ODTÜ Varoluşumuzu Reddediyor, Kendimi Üvey Evlat Gibi Hissediyorum’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

ODTÜ’de LGBT Topluluğu kurulmasına izin verilmedi. Kaos GL’ye konuşan öğrencilere göre, “ODTÜ’nün yönetim kadrosu ne kadar özgürlükçü görünse de, esasında son derece muhafazakâr ve değişimi sağlanamıyor.” 

Dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasında gösterilen Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), öğrencilerin LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) topluluğu kurma başvurusunu reddetti. Başvuruda bulunan öğrencilerle topluluk kurma süreci, yönetimin LGBT meselelerine bakışı ve ODTÜ’de LGBT olmak üzerine konuştuk.
ODTÜ LGBT Topluluğu ne için yola çıktı? Nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
R: AmacımızODTÜ’deki LGBT bireylerin bir araya geldiği, paylaşımlarda bulunduğu bir topluluk kurmaktı. Ayrıca üniversitedeki homofobi ve transfobiye karşı mücadele etmek istedik. Resmi olmak istememiz bürokratik homofobi ve transfobiyi gözler önüne sermek içindi. Zira stantlara karışılmıyordu, gayriresmi etkinlikler yapabiliyorduk ama resmi olmak bize yer sağlamak açısından iyi olabilirdi. Üvey evlat gibi hissediyorum, rektörlük tarafından varoluşumuz reddediliyor sonuçta. Bunun gerçekten var olduğunu göstermek için başvurumuzu yaptık.  
Ş: Açık insanların varlığı diğer insanların açılmasını kolaylaştırıyor. O yüzden böyle bir topluluğun olması önemli.
 
Türkiye’deki LGBT hareketi için ODTÜ’nün çok önemli bir yeri var ve bu ilk başvurunuz değil. Topluluk başvurunuza kadar gelişen süreci anlatır mısınız?
F: Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Topluluğu (TCVKC) ve ODTÜ LGBT Dayanışması şeklinde birbirinden ayrı iki süreç yaşandı. TCVKC, 2006-2007’de bir araya gelmeye başladı ve 2008’de resmiyet sürecine girildi. TCVKC daha çok ataerkiye karşı gelen bir topluluktu; içinde feministler, sosyalistler ve LGBT’ler vardı. 4-5 ay süren bir başvuru süreci yaşandı. Sürekli evraklar götürüldü; fakat türlü bahanelerle evraklar geri çevriliyordu. Haftada 2-3 gün bunlarla uğraşıyorduk. Yuvarlak cevaplarla evraklarda olmadık eksikler bularak yıldırma politikası içine girdiler. Mesela Yönetim Kurulu (YK) listesi hazırlamamız gerekiyordu. YK’da olabilmek için 4 üzerinden en az 2 not ortalamasına sahip olmanız gerekiyor. 4. sınıftakilere “sen zaten mezun olacaksın”, 1. sınıftakilere “derslerinle uğraş” gibi “tavsiyeler” aldık Kültür İşleri Müdür Yardımcısı’ndan. Tüm bu sürüncemenin sonunda TCVKC sona erdi.
G: ODTÜ LGBT Dayanışması 2009 baharında başladı. Ben arkadaşıma açıldım, o arkadaşına açıldı. 3-4 arkadaş beraber çay-kahve içerken “biz mücadele edelim” şeklinde gelişti. Mücadele ettiğimizi duyan arkadaşlar da aramıza eklemlendi. 2009 Mayıs’ında ilk standımızı açıp etkinliklerimize başladık. İlk başlarda açık etkinlik yapmak istemedik. ODTÜ’deki LGBT’lerin konuşabilmesi, kendilerini tanıyabilmesi için yola çıktık. İlk olarak insanları bu dayanışmaya katmayı hedefledik. Toplantılar yaptık, ODTÜ’de LGBT olmak üzerinden gelişen sıkıntılar hakkında konuştuk. 2009 sonbaharında politik görünürlük üzerinden etkinlikler yapmaya başladık. 5. Homofobi ve Transfobi Karşıtı Buluşma’nın ODTÜ ayağını Sosyoloji Topluluğu, Siyasetbilimi Topluluğu ve Psikoloji Topluluğu’nun katkılarıyla gerçekleştirdik.
ODTÜ’de bir topluluk kurmak için ne gerekiyor?
F: 20 kişilik bir üye listesi, belli sayılardan oluşan yedekli ve asilli bir yönetim kurulu listesi, etkinlik planı, proje listesi, tüzük ve topluluk odası gerekiyor. Topluluk odasını bizim bulmamızı bekliyorlar ki bu çok büyük bir sorun. Yeni açılan toplulukların hepsi bu sıkıntıyı yaşıyorlar. Ayrıca bize oda olmadığı söylenen İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde yeni bir oda açılmış ve o oda Finans Topluluğu’na verilmiş. 2-3 hafta sadece oda bulmak için harcadık. Sonra Sosyoloji Topluluğu’nun odasını ortak kullanmaya başladık.
S: Bu biraz da “bürokratik homofobi” denen şeyi göstermek açısından önemli. Mesela Finans Topluluğu’na bize verilmeyen oda verilebiliyor.
R: Homofobi ve transfobi sadece LGBT-korkusu demek değil, onları reddetmek de bunun bir parçası. Bize “topluluğunuz amacımıza uygun değil” dediklerinde bu teknik bir şey değil aslında. Bu kadar önemli bir konuyu bilmedikleri ve buna duyarsız kalabildiklerini de gösteriyor.
 
Başvurunuz reddedildi; fakat size yazılı bir bildiride bulunmadılar. Bunu neye bağlıyorsunuz?
G: Son 3 aydır bize söyledikleri eksiklerimizi değiştirmekle uğraşıyoruz. Kültür İşleri her şeyin tam olduğuna emin olduktan sonra başvurumuzu aldı ve ardından sonucu açıklamak için 3 gün sonrası için görüşme verdiler. Görüşmede bize çok güler yüzlü davrandılar. Topluluk amaçlarına uygun olmadığımız için başvurumuzu kabul etmediklerini söylediler. Yazılı açıklama istediğimizde zaten kendi aralarında toplandıklarını söylediler, ısrarlarımız sonucu Rektör Yardımcısı arandı ve görüşme alındı. Yaptıkları usulsüzlük yüzünden başvurumuzu geri çekmek istesek de belgelerimizi geri alamadık.
F: Başvuruyu teslim ettiğimizde Kültür İşleri Müdürü ve Müdür Yardımcısı bizzat bana “başvurunuzu rektörlüğe ileteceğiz” demelerine rağmen kendi aralarında bir karar veriyorlar. Zaten başvurumuzu verdiğimizde Kültür İşleri Müdürü “çocuklar ben reddedilmesi yönünde bir tavır sergileyeceğim” demişti. Rektör Yardımcısı’yla konuştuğumuzda da aynı tepkileri sadece daha üst bir merciden almış olduk.
Ş: Amaçlarımızı başka topluluklar altında gerçekleştirebileceğimizi söylediler. Sosyoloji, edebiyat ya da biyoloji topluluklarıyla çalışabileceğimize değindiler.
G: Bunlar tamamen göstermelik. Ne yaparsanız yapın, sizin ne olduğunuz belli, ne yapacağınız belli, biz de bunu reddediyoruz, diyorlar aslında.
 
Üniversite topluluklarında kimlik politikası yapılmasını istemiyorlar. Bunu neye dayanarak söylüyorlar?
R: Ayrımcılık olurmuş, sonra diğer kimliklerden insanlar da örgütlenmek istermiş.
F: Kültür İşleri Çerçeve Yönergesi’nde kimlik politikası yapılamayacağına dair bir madde olduğu söyleniyor. Ezilen bir kimliğin mücadelesini verdiğinizde bunun ezen kimliği ezmeye başlayacağından bahsediyorlar. Kültür İşleri’ndeki bir görevli kadın “biz de sorunlar yaşıyoruz kadın olarak, biz de mi örgütlenelim?” diyebiliyor. Bir başkası gelip “ben bu zamana kadar kadın olarak hiçbir ayrımcılığa uğramadım” diyebiliyor. Ayrıca bir topluluk kurmak için o topluluğun kültür, spor ya da bilimle ilgili olması gerekiyormuş. Bununla ilgili ne kadar örnek verirsek verelim, mesela bilimsel açıdan yaklaştığımızda, “haklısınız; ama her bilimsel dalın da topluluğu mu olacak?” şeklinde tepkiler aldık. Bireysel şikâyetlerimizi bizzat gelerek yapabileceğimiz söylediler; fakat ben gelirim, bir başkası gelir; ama topluluk olmak ayrı bir şeydir. Bir gelenek aktarımı söz konusu orda.
Ş: Türk Kızılayı’nın erkek erkeğe ilişkiye girenlerden kan almamasını protesto edip şikâyetlerimizi Kültür İşleri’ne iletmiştik. Ayrımcılığa uğrayan tüm öğrencilerin yanlarında olduklarını söylemişlerdi. Bugün Kızılay’ın standı için yeniden Kültür İşleri’ni aradığımda toplantıları olduğunu söylediler, bizimle ilgilenen olmadı.
F: Bu tam da bize yazılı cevap vermeyip “aman çocuklar hoşgörülü olalım, biz sizin yanınızdayız” deyip hiçbir şey yapmamalarına benziyor.
 
Etkinliklerinizi hâlihazırda gayriresmi olarak yapabiliyorken okul yönetimi resmileşmenize neden bu kadar karşı?
S: ODTÜ LGBT resmileşmek için ölüp bitmiyor. Tanınmış olmak kendi iktidar alanıyla gelecek; ama okul bizi tanımadığı zaman bazı şeyleri ifşa etmiş oluyoruz, ODTÜ’deki “bürokratik homofobi ve transfobi”yi mesela. Politika yapmak böyle bir şey zaten.
R: Bu şunun gibi: ben kendim evliliğe karşıyım; ama eşcinsel evliliklerini savunuyorum.
 
Bilgi, Sabancı ve Bilkent gibi vakıf üniversitelerinde LGBT toplulukları var. Sizce devlet üniversiteleri vakıf üniversitelerinden daha zor bir alan mı?
S: Devlet üniversitelerinde daha homojen bir homofobiden bahsedebiliriz belki. Sabancı Üniversitesi’nin tüzüğünde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı bir madde var; fakat Bilkent’te yok. ODTÜ hep muhalif bilinir; fakat yönetim düzeyinde oldukça homofobik ve transfobik aslında.
R: ODTÜ’nün muhalif kanadı ’68 zamanındaki sol olarak görülüyor. LGBT meselelerine kimse muhalif bir şey olarak bakmıyor, liberal buluyor insanlar. ODTÜ’deki solcu gruplar için bu böyle.  
F: ODTÜ’nün yönetim kadrosu ne kadar özgürlükçü görünse de, esasında son derece muhafazakâr ve değişimi sağlanamıyor. Mesela Kültür İşleri Müdürü 15 yıldır o görevde bulunuyor.
 
ODTÜ’de LGBT öğrenciler olarak yaşadığınız sıkıntılar neler?
R: ODTÜ’de hemen hemen herkesin aldığı İngilizce dersler var. O derslerde eşcinsel evlilikler hakkında sunum yapmak isteyen arkadaşa hoca dâhil “sen neden bunu seçiyorsun ki?” tarzında sorular sorabiliyor. Sunshine’da (ODTÜ’de bir kafe) hiçbir zaman öpüşen iki erkek ya da iki kadın görmedim; ama öpüşen heteroseksüel çiftleri sürekli görüyorum.
F: Özellikle sayısal bölümlerde proje grupları oluşturulurken görünür LGBT öğrenciler, özellikle erkek eşcinseller, proje ya da ödev gruplarına alınmıyor. 2007 öncesi lezbiyen bir kadının yurttan atılması olayı var. Öğrenciler imza toplayarak lezbiyen öğrenciyi yurtta istemediklerini söylüyorlar, yurt müdürü de “ya ayrılırsın ya da annene söylerim” diyor ve kadın ayrılmak zorunda kalıyor.
Ş: Yürürken arkandan konuşanları duyabiliyorsun. Yine bir sunum sırasında “bu film Leonardo DiCaprio hakkında dedikodular çıkarmıştır” denildi. Sınıftakiler sorunca sunum yapan öğrenci kem küm ederek “gey” dedi ve bütün sınıf kakara kikiri gülmeye başladı. Ben de çok sinirlenip “onun eşcinsel olup olmaması sizin için ne fark edecek? Ben de bir eşcinsel olarak sizinle aynı dersi alıyorum, bu sizden aşağı ya da yukarı olduğumu göstermez. Karşınızdaki insana saygı duyacak şekilde konuşursanız memnun olurum. Bir daha da bu tarz şeylerle karşılaşmak istemiyorum” dedim. Benim hocam beni destekledi, “arkadaşınız size açıldı, açılmayabilirdi de. Lütfen, bundan sonra karşıdaki insanları da düşünerek konuşun” diye belirtti.
F: Psikoloji bölümündeki bir ders eşcinselliği bir hastalık olarak sınıflandırabiliyor. Öğrencilerin LGBT politikalarına karşı giderek artan bir ilgisi var derslerde. Buna yönelik doğru bilgiler sunulmalı.
S: ODTÜ’de her şeye rağmen bir mücadele alanı var. Devrim yürüyüşünde başta istenmemişsindir; fakat zamanla gökkuşağı bayrağını alıp yürüyebilmişsindir.
G: Geçen devrim yürüyüşünde en başa mı konalım, en sona mı konalım kavgası yaşandı. Dolayısıyla ODTÜ’de bahsettiğimiz o özgürlük alanı içinde hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz. Stant açtığımızda bize “destek” veren o solcu arkadaşlarımız gülerek geçebiliyorlar ya da bizleri tanımadıklarını arkadaşlarına kanıtlamak için garip tepkiler verebiliyorlar. ODTÜ’de LGBT politikası yapabilirsin, LGBT gibi yaşayamazsın! Ben o arkadaşlarla sadece politik olarak ilişkilenebiliyorum, LGBT yanımla var olamıyorum onların yanında.
F: Bizim yaptığımız her işe “bunlar da her şeyi abartıyor” gözüyle bakılıyor. Yeterince ciddiye alınmama durumu var. Ne yaparsak yapalım, biz gökkuşağı bayrağıyla stant açtığımız sürece “tatlı, şirin, yumuşak” bir mücadele olarak görülüyoruz.  
R: YÖK’e karşı eylemde gökkuşağı bayraklarıyla yürüyorduk. Orda Kürt arkadaşlar da vardı. Polisler sürekli Kürtleri izliyordu, halk da bizi izliyordu. LGBT’ler ilginç, Kürtlerse tehlikeli bulunuyordu.
 
Bundan sonraki süreçte ne yapmayı planlıyorsunuz topluluk reddiyle ilgili?
F: Ulaşabildiğimiz her aracı kullanarak okulun bu tutumunu deşifre etmeyi planlıyoruz. Ayrımcı politikalarını sürekli ifşa etmeyi düşünüyoruz. 
 

Etiketler: insan hakları, eğitim
Nefret