26/08/2011 | Yazar: Ali Erol

Siyaset bilimci Prof. Dr. Simten Coşar, serbest piyasa ekonomisinin meşrulaştırılmasından, sosyal politikaların lağvedilmesine temel referans noktasının muhafazakârlığın ailesi olduğunu söyledi.

‘Türk Aile Yapısına ‘Zarar Vermeme’ Kaydı, Nihai Olarak LGBT’yi Heteroseksüel Olmaya Çağırmaktır’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
 
Siyaset bilimci Prof. Dr. Simten Coşar, serbest piyasa ekonomisinin meşrulaştırılmasından, sosyal politikaların lağvedilmesine temel referans noktasının muhafazakârlığın ailesi olduğunu söyledi. 
 
 Muhafazakârlığın en temel unsurunun aile olduğunu belirten Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Simten Coşar, böylece “aile”nin, “serbest piyasa ekonomisinin meşrulaştırılmasından, sosyal politikaların lağvedilmesine kadar uzanan geniş bir yelpazede temel referans noktası” olarak alındığını söyledi.
 
Feminist aktivizmin LGBT aktivizmiyle kurması gereken kesintisiz ve doğrudan bağ için “tuhaf”, “sakınılası”, “bozucu”, “marjinal” ve “utanç vesilesi yaşamları onaylayan” ifadelerin ortak etiketler olduğuna dikkat çeken Coşar, feminist aktivizmin katkılarının ne olabileceğine dair şunları söyledi:
 
“LGBT hareketi içerisinde yer almanın illa da heteroseksüelliği dışlamadığını özelde ailelere genelde kamuya göstermeli. İkinci opsiyonda feminist aktivizmin en fazla görünür olduğu ve genel kamu desteğini en rahat aldığı fiziksel şiddetin aile içi versiyonuyla ilgili hareketlenmelerde, kamuoyu oluşturma sürecine LGBT haklarının da dâhil edilmesi mümkün olabilir.”
 
Bakan Şahin’in, eşcinsellerin sorunları konusunda “aile değerlerini sarsmadığı müddetçe” her türlü desteği verebileceklerini söylemesi ve “ben muhafazakâr demokrat bir partinin bakanıyım” açıklaması üzerine siyaset bilimci Simten Coşar, kaosgl.org’un sorularını cevapladı.
 
Genelde haklar özelde aynı hakların LGBT bireyler için de geçerli olması konusunda şart koşmak ne anlama geliyor; temel insan haklarında herhangi bir grup için “şart” koşulabilir mi?
Pek tabii ki, koşulamaz. Zira menşei ister doğal haklar ister bir toplumun üyeliği/bir topluma doğmaklıktan edinilen haklar olsun, haklar üzerinden üretilen söylem “doğa”da ve/ya da “toplum”da verili olarak alınır. Böylelikle, ne olduğumuza göre değil, “kim” olduğumuza göre edinilmiş haklar, “ne”liklerimiz üzerinden kısıtlanmaz. Şart koşmak, bahsettiğim “ne”lik durumuna karşılık gelen özellikleri (ırk, din, cinsiyet, etnisite, renk gibi) referans almakla “hak”lar söylemini baştan anlamsızlaştırır. Söylenceden ibaret kılar.
 
“Muhafazakâr demokrat” siyaset nedir; demokratik haklar konusunda sınırlarını neye göre çizer? Hayat değişir dönüşürken, demokrasi gelişirken “muhafazakâr demokrat” siyaset kendini bu süreçte nasıl konumlar, kendisi de değişmez dönüşmez mi?
“Muhafazakâr demokrat” siyaset özetle ve en genel anlamıyla, liberal demokratik rejimlerde, özellikle Anglo-Amerikan örneğinde, yükselen atomistik bireycilik karşısında, liberal demokratik rejimlerin yerleşik siyasal pratiklerinden vazgeçmeden, muhafazakârların algıladıkları şekliyle aşırı bireyciliğin sosyo-kültürel alanı lağvetme tehdidi karşısında geliştirdikleri, kanımca, refleksik bir siyasal pozisyon alıştır. Bu siyasal pozisyon alışın en temel unsuru ise ailedir. Öyle ki, aile, serbest piyasa ekonomisinin meşrulaştırılmasından, sosyal politikaların lağvedilmesine kadar uzanan geniş bir yelpazede temel referans noktası olarak alınır. Pek tabii ki, burada bahsedilen aile, heteroseksüel, çekirdek ailedir. Çekirdek olması, akrabalık ilişkilerinin önemsiz addedilmesine değil, neo-liberal serbest piyasanın gereksinimlerine bağlıdır. Dolayısıyla, heteroseksüel, çekirdek aile, aynı zamanda dar aile dairesinin çeperinde duran akrabalık ilişkilerini de ön plana alan değerler sisteminin yeniden üreticisidir.
 
Hal böyle olduğunda, muhafazakâr demokrat siyaset, bir yandan hukuk devleti pratiğini savunurken diğer yandan bu pratiğin yerleşik serbest piyasa mekanizması içerisinden ve yerleşik aile sistemine referansla işletilmesini öngörür.
 
Siyasal alanın tanımlayıcı unsuru akış olduğu ölçüde pek tabii ki muhafazakâr siyaset de değişir. Ancak, bu değişim ne kadar “demokratik” olur, o bilinmez. Burada, dikkat edilmesi gereken nokta, muhafazakâr siyasetin demokratikleşip demokratikleşmeyeceğinden ziyade, bu siyaset biçiminin tanımlayıcı unsurlarının ne ölçüde demokratik olduğudur. Kanımca ve haklar ve özgürlükler söylemi üzerinden kurgulanan bir demokrasi anlayışı söz konusu olduğunda böyle bir değişim ancak “şart”larla ve söylenceyle sınırlı olarak mümkündür.
 
Bakan Şahin’in şart koştuğu “aile değerleri” konusunda ne düşünüyorsunuz; kadınlara ve LGBT’lere hem bireysel hem örgütsel varoluş ve ifadelerine karşı kullanılagelmiş hukukta mevcut “Türk aile yapısı” haricinde telaffuz edilen ve şart koşulan bu değerler neler olabilir?
“Türk aile yapısı” uzun zamandır AKP’nin söylemine entegre olmuş durumda. Milli Eğitimle ilgili politikalarından sosyal politikalara kadar bu böyle. Söz konusu yapı, yukarıda muhafazakâr demokrat siyasetin aile sunusuna referansla bahsettiğim gibi her şeyden önce heteroseksüel. Ama, bu yetmez. Yanında Türklük olmalı, yine yanında İslam olmalı ve yine biraz daha deştiğimizde Sünnilik olmalı. Şimdi, Türklük kurgusunun buram buram militarist ve haliyle eril değerler üzerinden gittiği artık güneşin altında keşfedilemeyecek kadar açık. Eh, Türkiye’deki hâkim pratiği ve doğal olarak AKP’nin söyleminde biçimlendiği şekliyle Sünni İslam da öyle - farklı coğrafyalarda İslam’ın eşcinsellikle halleşmesiyle ilgili çabalara ben Türkiye’de rastlamadım. Ama, bu cehaletimden de kaynaklanıyor olabilir. Resim böyle olduğunda, şart koşulan değerler pek tabii ki, ailenin yeniden-üretici rolüne (neo-liberal piyasa içerisindeki ve nesiller açısından) endekslenen değerler Türk ailesinin değerlerini modelliyor. Öyleyse, Türk aile yapısına “zarar vermeme” kaydı, nihai olarak LGBT’yi heteroseksüel olmaya çağırıyor gibi. Kendinden menkul söylem böyle bir şey olsa gerek. Oxymoron, diğer bir ifadeyle.
 
Bu ülkede solcular da, kadınlar da, LGBT’ler de hem “aile” kavramı ile hem de pratikte kendi aileleri ile çatıştılar. Bu süreçte kendi hayatlarını, kendi “aile”lerini kurmaya çalışanlar da oldu, “aile” dönüşmeden toplum dönüşmez diyerek hem teorik hem pratik terk ettikleri ailelerine geri dönenler de, Bakan’ın bahsettiği “aile değerlerini” mevcut “aile”nin içinden dönüştürmenin olanakları sizce neler olabilir?
Feminist perspektiften baktığımda böyle bir olanağın olmadığını düşünüyorum. Mevcut aile yapısını sahiplenenler, heteroseksizmden sıyrılabildikleri ölçüde feminizmin ne anlama geldiğini, LGBT’nin neden “öcü” olmadığını anlayabilirler. Eğer demokratikleşmeden bahsedilecekse ancak bu aşamadan itibaren söz edilmeye başlanabilir. Öte yandan, heteroseksizmden sıyrılmanın ilk adımları bile, mevcut aile yapısının dönüşümünün işaretlerini verir. Bu durumda da, “mevcut aile yapısı”ndan artık bahsedilemez. 
 
Türkiyeli LGBT’ler de Batılı kardeşleri gibi “biz değişmeyeceğiz siz dönüşeceksiniz” diyerek sabırlı bir mücadele süreci yaşadılar ve bu süreçte LGBT evlatlarına sahip çıkan aileler ortaya çıkmaya başladı, “utanç” ablukasının dağıtılmasında ve evlatlarını destekleyen daha fazla ailenin ortaya çıkmasına feministlerin katkıları ne olabilir…
Feministler oldukça uzun bir süre boyunca ve kısmen de olsa hâlâ, tuhaf, sakınılası, bozucu, “marjinal”, “utanç vesilesi yaşamları onaylayan” kadınlar olarak görülegeldiler. Aslında, feminist aktivizmin LGBT aktivizmiyle kurması gereken kesintisiz ve doğrudan bağ tam da bu ortak etiketlerden kaynaklanıyor. Bu açıdan feminist hareketin katkısı - ki bu aynı zamanda bizatihi feminizmin beslenmesi açısından da önemli - bir yandan sırf yanında olma, birlikte hareket etme üzerinden kurulurken diğer yandan strateji geliştirme temelinde kurulabilir. İlk opsiyonda, LGBT hareketi içerisinde yer almanın illa da heteroseksüelliği dışlamadığını özelde ailelere genelde kamuya göstermek aklıma gelen ilk katkı. İkinci opsiyonda feminist aktivizmin en fazla görünür olduğu ve genel kamu desteğini en rahat aldığı fiziksel şiddetin aile içi versiyonuyla ilgili hareketlenmelerde, kamuoyu oluşturma sürecine LGBT haklarının da dâhil edilmesi mümkün olabilir.
kaosgl.org, uzmanlar, insan hakları savunucuları, akademisyenler, feministler ve LGBT’lere, Aile Bakanı Şahin’in bahsettiği “aile değerlerini”, insan hakları alanında “şart” koşma ile “muhafazakâr” siyaseti sordu.
 
kaosgl.org’un haber dizisi devam ediyor...
 
İlgili Bağlantılar:
 
Kaos GL Derneğinden Burcu Ersoy ile Umut Güner
 
Cihan Hüroğlu: “LGBT Örgütlerin Talepleri Diğer Ailelerin Değerlerini Engellemez”
 
HÜ Sosyal Hizmet Bölümü Araştırma Görevlisi Sedat Yağcıoğlu: “Sosyal Politikalar LGBT’lere Yönelik Sosyal Hizmet Geliştirmeli”
 
Sosyalist LGBTT’lerden Caner Lüle: “Özgür Aileler İçin Sınıflı Toplum Yapısı Yok Edilmeli”
 
Pembe Hayat LGBTT Derneği, Voltrans Transerkek İnisiyatifi ve İstanbul LGBTT Derneği
 
LİSTAG: “Aile Değerleri LGBT Çocuklarımızın Aile İçinde Yaşama Hakkının Temini ile Korunur”, kaosgl.org
 
İHOP Koordinatörü Feray Salman: “İnsan Haklarını Güvence Altına Almak Hukuki Bir Yükümlülüktür”
 
New York Eyalet Üniversitesi, Prof. Dr. Zehra F. Kabasakal Arat: “Herkes Benim Vatandaşım Ama Heteroseksüel Olmak Koşuluyla!”
 
Aksu Bora, Zozan Özgökçe, Nihal Ahioğlu-Lindberg, Barış Kılıçbay: “Korunacak Aile Değerleri Kimin İçin?”
 
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden siyaset bilimci Yrd. Doç. Dr. Devrim Sezer
 
Hukukçu, yazar ve insan hakları savunucusu Orhan Kemal Cengiz
 
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünden Doç. Dr. Nilgün Toker Kılınç
 
“Ben Muhafazakâr Demokrat Bir Partinin Bakanıyım”

Etiketler: yaşam, siyaset
Telegram