26/03/2012 | Yazar: Murat Köylü

İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2010’da öldürülen Esra Yaşar, Ayşe Selen Ayla ile Azra Has’ın davasında Siyah Pembe Üçgen LGBT Derneği’nin müdahilliğine karar verdi

İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2010’da öldürülen Esra Yaşar, Ayşe Selen Ayla ile Azra Has’ın davasında Siyah Pembe Üçgen LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) Derneği’nin müdahilliğine karar verdi.

İzmir Ağır Ceza Mahkemesi sivil toplumun müdahillik talebine olumlu yanıt verdi

2010 yılında İzmir’de üç kadının öldürülmesi davasının dokuzuncu duruşmasında bugün (26 Mart) önemli gelişme yaşandı. Davaya müdahillik talebinde bulunan İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTT Derneği’nin isteği, mahkeme heyeti tarafından kabul edildi.
 
Mahkeme, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahilliğini de onaylarken, tüzel kişiliği olmadığı gerekçesi ile “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”nu geri çevirdi.
 
Bu ikinci kabul
 
Hassas grupları temsil eden veya insan hakları üzerine çalışan sivil toplum örgütleri, mahkemelere sıklıkla, kendileriyle ilgili gördükleri davalarda müdahillik taleplerini iletiyorlar.  1980 darbesi, Festus Okey cinayeti, Ahmet Yıldız cinayeti, HIV/AIDS ile yaşayanların davaları ve kadın cinayetleri sivil toplumun talep edip olumsuz yanıt aldığı çok sayıda davadan bazıları. 2011 yılına dek Türkiye mahkemeleri, zarar gören taraf olmadıkları hükmüne vararak sivil toplumun müdahilliğini reddediyordu. İlk kabul, geçtiğimiz sene, Necla Yıldız cinayetine bakan Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Büro Emekçileri Sendikası ile Çağdaş Hukukçular Derneği’nin başvurusunu kabul etmesi ile olmuştu. Bugün açıklanan karar ile İzmir Yedinci Ağır Ceza Mahkemesi, Ankara’nın kararını takip etmiş oldu.
 
Müdahillik neden önemli?
 
Dezavantajlı kimliklerden mağdurlar, hayatta olmaları durumunda dahi adalete erişimde ciddi çekinceler ve sıkıntılar yaşıyorlar. Örneğin, HIV/AIDS ile yaşayanlar kişiler, mahremiyetlerinin korunamayacağını düşünerek, kendilerini ilgilendiren herhangi bir suç ile ilgili mahkemelere başvuramıyorlar. Türkiye’deki yasal statü boşluğu ve ekonomik nedenlerle mülteci ve göçmenler de sıklıkla sivil toplum örgütlerinden destek istiyorlar. Benzer bir durum kadın cinayetlerinde yaşanıyor. Çoğu zaman cinayetin faili kadının kendi ailesinden, aile kararını uygulayan bir yakını oluyor. Böyle durumlarda aile, mahkemeyi sahiplenmek bir yana, bizzat zanlı durumunda oluyor. Karar alma ve uygulama mekanizmalarında yeterince temsil edilmeyen, ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan ayrımcılığa uğrayan tüm kimlikler, yargı aşamalarında sivil toplum örgütlerinin müdahilliğine büyük ihtiyaç duyuyorlar. Sivil toplum örgütleri, işkence ve kötü muamele, ayrımcılık ve nefret suçu vakalarında, suçun hedefinin sadece mağdur değil, onun temsil ettiği sosyal grup üzerinden toplumsal barış olması nedeniyle, zarara uğradıklarını beyan ederek müdahillik taleplerinde bulunuyorlardı. Örgütler, ayrıca, adalete ideolojik yaklaşabilen polis, zorunlu müdafi avukat, savcı ve yargıçların olduğu gerekçesi ile, bu taleplerinde ısrar ediyorlardı.
 
Duruşmada ne oldu?
 
Esra Yaşar, Ayşe Selen Ayla ile Azra Has’ın katil zanlısı H.A.’nın yargılandığı davanın dokuzuncu duruşması İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Adliye önünde basın açıklaması yaptıktan sonra duruşmayı izleyen Kadın Cinayetlerini Durdurucağız Platformu ve Siyah Pembe Üçgen LGBTT Derneği üyeleri, tutuklu yargılanan H.A.’nın polislere ve cezaevindekilere önce suçunu kabul edip anlattıktan sonra bu ifadesinden vazgeçtiğini, şimdi de “aklî dengesi bozuk” raporu almaya çalıştığını aktardılar. Mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek raporu beklemek üzere 22 Haziran tarihine ertelendi.
 
Nefret suçlarına ve nefret söylemine karşı yasal boşluk var
 
İzmir Adliyesinde bugun ayrıca, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği, 18 Mart 2012 tarihinde GazetemEge’de çıkan ve Travesti ve Transseksüelleri hedef gösteren yazısı nedeniyle Hilmi Çınar hakkında suç duyurusunda bulundu.
Kadın cinayetlerinin ve nefret suçlarının politik olduğunu anımsatan sivil toplum temsilcileri, GazetemEge’de yayımlanan, trans bireyleri hedef gösteren yazısı nedeniyle Hilmi Çınar hakkında suç duyurusunda bulundular. Yasal boşluğun nefret söylemine olanak verdiğini, söylemin de nefret suçlarına zemin hazırladığını dikkat çeken aktivistlerden Deniz Solmaz, “Nefret suçları ağırlaştırılarak cezalandırılacağına, haksız tahrik, iyi hal indirimleriyle adeta ödüllendirilmektedir.” dedi.
 
Yaygın kullanımı “nefret suçları” şeklinde olsa da, bu suçların faillerinin hedeflerindeki kişilere ve kimliklerine karşı mutlaka düşmanlık duygusu içinde hareket etmiş olmaları gerekmiyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın da önerdiği, pek çok ülkenin mevzuatına yer alan “nefret suçlarında ayrımcı seçme modeli”ne göre, failin, mağduru ait olduğu kimlik nedeniyle seçmiş olması, suçun nefret suçu olarak tanımlanması için yeterli oluyor. Çünkü mağdurun kimliği nedeniyle daha savunmasız görülmesi, suçun hedefinin o kimlik kategorisinden kişilere yönelmesine neden oluyor.
 
Haber ve fotoğraflar: Murat Köylü (Kaos GL)  

Etiketler: insan hakları, nefret suçları
Nefret