03/12/2009 | Yazar: Nevin Öztop

Medyanın ötekileştirmede rakip tanımayan dili ve LGBT bireylerin medyada temsili üzerine Ocak ayından beri bir çalışma sürdüren Özge Gökpınar, 19 Eylül

Medyanın ötekileştirmede rakip tanımayan dili ve LGBT bireylerin medyada temsili üzerine Ocak ayından beri bir çalışma sürdüren Özge Gökpınar, 19 Eylül Cumartesi günü, Kaos Kültür Merkezi’nde bir söyleşi başlattı: “Gazete Kupürleri ve Ötekiler”…

 
Gündemimizde “gazete kupürlerindeki hallerimiz” var… Kaos GL’de yaptığım çalışmalar gereği, bütün günlük haberleri gözden geçiriyorum; onları belirli kategorilere göre sıralayıp, istatistikî bir verileme yapıyorum ve sene sonunda tüm bunları raporlaştırıyorum. Medyanın son 30 sene içerisindeki seyrine bakarsak -yani, 12 Eylül’den bu yana geçen sürece- 4’e ayrılabilecek bir medyadan söz etme şansımız olur.
 
Medyanın amacı, ülkede olup bitenleri gözden geçirmek ve bunları tarafsız bir medya etiği çerçevesinde insanlara aktarmak; ancak Türkiye’de böyle bir durum çok fazla söz konusu değil. Türkiye’deki medya -bilhassa yazılı medya- gündemi kendisinin oluşturması yoluna gidiyor ve kendisinin toplum üzerindeki gücünü yanlış yorumluyor. Bu gücün kullanımı sırasında, eşcinsellik ve eşcinselliğe dair olan her şey yön değiştiriyor. “Toplumsal algi” dediğimiz şeyin, “medyanın algısı” ile çok fazla örtüştüğünü görmek çok da zor değil aslında. Bir nevi, medya toplumu, toplum da medyayı yansıtıyor; haberlerin içeriği ve dili de tabii ki farklılaşıyor.
 
1980 sonrasının medyasına baktığımız zaman, genel olarak şunu görüyoruz: Eşcinsellik söz-konusu olduğunda, sansür ve kısıtlama da söz-konusu. Darbe sonrasında yasaklarla şekillenmiş bir Türkiye’de, elbette ki eşcinsellik algısı çok daha başka. 12 Eylül döneminde, eşcinsellik denildiği zaman akla ilk gelenler travestilik ve transseksüellik; medyadaki yansıması da “toplumda yasayan insanlardan farkı olan bir grup” ve toplumsal cinsiyet algılarımıza zarar vermeyecek bir şekilde gerçekleşiyor. Eşcinselliğe dair çoğu haber, 3. sayfalara denk geliyor ve tamamen kriminal bir vaka halinde sunuluyor. Zanlı ya da suçlu bulunan kişi eşcinsel ya da transseksüel ise, kişinin bu kimliği suça eklemleniyor ve buradaki suçlu, bir nevî kişinin eşcinselliği veya transseksüelliği olmaya başlıyor. Batı’da patlak veren ve hala azımsanamayacak kadar inananı olan “AİDS-eşcinsellik” ilişkisi, buna verilebilecek bir örnek.
 
1990’lara gelirsek… Eşcinsellik, bu dönemde de travestilik ve transseksüellik üzerinden ilerliyor ve bu, daha çok Zeki Müren ve Bülent Ersoy örnekleri ile gelişmiş bir algı… İnsanların, bu sayılı örnekler üzerinden yürüttükleri bir tutum söz-konusu; bunun altında da, toplumsal cinsiyet algısı ve “erkekliğe zarar vermeyecek şeyler yapma” isteği yatıyor tabii. Dolayısıyla eşcinsellik, “erkek karşıtı” bir oluşa sürükleniyor ve ötekileştirilme işi daha da etkili yapılabiliyor. Bu dönemde, kadın eşcinselliği, “sevici” kavramıyla haberlerin içinde yer almış olsa da, bir sansasyon yaratmamış durumda. Ayni dönem içerisinde, eşcinselliğe gündelik -politika, meclis, kazalar gibi- haberlerin haricinde yer verilmesi durumunda, “flaş haber” adlandırmasına büyük bir eğilimin var olduğunu görüyoruz. Bu şekilde, “farklı” olan, bir “renkli haber” adi altında haberlerin içine sokulabiliyor; haber, her ne kadar eşcinsellikle alakadar olmasa da, kendisine yer buluyor. “Flaş haber”lerin şöyle bir özelliği de var: Toplumsal cinsiyet algısının en yoğun görüldüğü haberler flaş haberler oluyor çünkü anlık, ani ve üzerine kısıtlı bir zaman harcanarak yapılıyor bu haberlerin çoğu. Bu tür haberlerin öne çıkan bir diğer yönü de, pornografik öğeler içermeleri… Söz-konusu haber yönteminde, aynı zamanda ırkçılık, homofobi ve cinsiyetçilik de rahatlıkla gözlemlenebilir.
 
Gelelim 3. döneme… Bu dönem, LGBT derneklerinin kurulması ile hareketlenen bir zamana denk geliyor. 1994’te, Kaos GL dergisi hayatına başlıyor ve tabii ki oluşumların dernekleşme süreçleri de bu hareketliliği takip ediyor. Medyaya yeni bir yayının daha katılmış olması ile gelen, Zeki Müren ve Bülent Ersoy dışındaki örnekleri gösteren ve steryotipleri alaşağı etmeye kalkışan bir hareketlilik… Yazılı basının, kendi haberini, artık Kaos GL web portalı üzerinden yapmaya başladığından bahsetmek de mümkün bu dönemi anlatırken… 1980 döneminin yarattığı halkaların, bu noktalarda zayıfladığını görüyoruz diyebilirim. Örneğin, 1 Mayıs 2001 tarihinde, bir grup eşcinselin diğer gruplarla birlikte alanlara inmesi, pozitif şeklinde nitelendirebileceğimiz bir şekilde medyada yer buldu ve ilk gerçek görünürlük, orada yaşandı.
 
Günümüze gelirsek… Bahsettiğim “flaş”, “renkli”, cinayet veya gasp haberlerinin haricinde, direkt olarak bir kötülemeyi amaç edinmemiş başlıklara rastladığımız bir dönemdeyiz. “1 Mayıs’ta eşcinseller de vardı” gibi bir başlık mesela…  LGBT derneklerinin yaptığı etkinliklerin, festivallerin, film gösterimlerinin, homofobi karşıtı buluşmaların, sokak performanslarının veya toplumsal cinsiyet üzerine yapılan çalışmaların, Birgün, Radikal, Taraf ve hatta Cumhuriyet gazetelerinde yer alabildiğini görebiliriz. Dört gazetenin birden eşcinselliğe dair bir haberi önyargısızca -hatta bazen pozitif bir dille- anlatımı, oldukça büyük bir gelişme ve hatırı sayılır bir başarı… 30 sene önce, Tan gazetesinin “sevici” ve “lezzo” kullanımlarını da akılda tutarsak, medyadaki temsiliyetimiz konusunda ciddi gelişmeler var. Bu dört gazetenin dışında kalanlar için şundan bahsedebiliriz: Ana-akım medya birimlerinin -Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi, haberleri direkt olarak Kaos GL kaynağından alması durumunda, başarılı sayabileceğimiz haberlere imza attıklarını görebiliriz. Bunu yaparken, artık birebir LGBT derneklerinden, çeşitli kadın kuruluşlarından ve feminist oluşumlardan da görüş istenmesi, daha da ayrı bir gelişmedir. Bu zincir kırıldığında, gazeteler, eski geleneklerini sürdürebiliyorlar. 1 Mayıs veya Homofobi Karşıtı Buluşmalar, başarılı haberler şeklinde okuyucuları ile buluşurken; aynı gazetenin arka sayfasında, bir sinema oyuncusunun lezbiyenliğinin pornografikleşen hali ile karşılaşmak çok mümkün. Bunun nedeni ise, homofobik ve cinsiyetçi haber yapmamanın, henüz bir yayın politikası haline getirilmemesi.
 
Milliyet gazetesinin bu alanda yaptığı çok büyük bir adım var: Can Dündar’ın birkaç ay önce “Homofobi” başlığı ile basıma verdiği yazısı. Dündar, yıllardır eşcinselliğe dair çok sayıda homofobik ve pornografik haber yaptıklarını; bundan dolayı üzüntü duyduklarını ve editör/ editör yardımcılarına yönelik yapılan eğitim ve etkinlikler sayesinde çok daha insancıl haberler yapacaklarının gayri resmi bir sözünü verdiğini yazmıştı. Son zamanlarda, Milliyet gazetesinde bir değişimin göze çarptığını söyleyebilirim. Bağımsız çalışan muhabirlerin yazdıklarının -yani editörün gözünden kaçabilecek küçük haberlerin- dışında, LGBT bireyler üzerine yapılmış haberlerin dilince bir değişim gözlemlemek mümkün.
 
Hazır haberlerin içeriklerinden bahsetmişken, biraz istatistikî veri de paylaşmak isterim. Ocak-Haziran arasındaki zaman diliminde, toplam 1686 haber inceledim. Bu çalışmanın, 100’ü aşkın sayıda gazete ve 300’ü aşkın dergiyi içerdiğini belirtmek isterim. Bu incelemede, 18 kategori baz alındı, “insan haklarına duyarlı”, “eşcinsellikle ilgili olumlu rol model içeriyor”, “haberin dili homofobik”, “kullanılan görseller önyargıyı besliyor”, “dili nefret söylemi yayıyor”, “LGBT bireyler cinsel obje olarak sunuluyor” gibi… Ocak ayında 168 haberin 58’inin; Şubat ayında 209 haberin 65’inin; Mart ayında 229 haberin 54’ünün; Nisan ayında 240 haberin 62’sinin; Mayıs ayında 498 haberin 208’inin ve Haziran ayında 342 haberin 200’ünün ya homofobik olduğunu ya da eşcinselliğe dair stereotipleri beslediğini görmüşüz. İçinde LGBT bireylerin geçtiği haberlerin 421’inin -yaklaşık %25’i- sorunlu bir dille yazılmış olduğu sonucuna varıyoruz. Şunu da belirtmeliyim ki, “Pink, biseksüel olduğunu açıkladı.” gibi bir haber, negatif kısma taşınmadı. “Pozitif” haberlere de rastlamak oldukça sıklaştı… Aydın Öztek’in  “Türkiye Sinemasında Eşcinsellik” başlığı ile kadın ve erkek eşcinselliğine dair yazdığı yazı, 20 Şubat günü Birgün gazetesinde olduğu gibi basılması gibi…
 
Yaptığımız medya incelemesi, sadece son 3 senedir ilgileniyor olduğumuz bir alan… Üzülerek söylüyorum ki, 1980 dönemine ait makul sayıda haber elde etme şansımız olmadı çünkü kayıtları tutulmamış. Keşke yaşım yetseydi de en azından tanıklıklarımı anlatsaydım sizlere… Tek tük sayıdaki habere de Milli Kütüphane’de denk gelmeye çalışabilirsiniz...
 
* “Türkiye’de Kadın Olma Halleri” başlığı altında 2009 yılı boyunca gerçekleştiriyor olduğumuz söyleşiler, Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından desteklenmektedir.


Etiketler: medya
Nefret