18/12/2007 | Yazar: Kaos GL

Eşcinselliği genetik bir hastalık, ruhsal bir buhran gibi tanıtmak çabası yeni değil. Bu zihniyet değil mi dünyalar tatlısı Huysuz Virjin’e (Seyfi Dursunoğlu) televizyon yasağı koyan?

Eşcinselliği genetik bir hastalık, ruhsal bir buhran gibi tanıtmak çabası yeni değil. Bu zihniyet değil mi dünyalar tatlısı Huysuz Virjin’e (Seyfi Dursunoğlu) televizyon yasağı koyan? Bu akıl değil mi Zeki Müren'e, Bülent Ersoy'a yıllarca yok muamelesi yapan? A. Murat Aytekin’in kaleminden.

Televizyon seyreder oldum. Kendimi elimde findık-fıstık tabağı, koltuğun üstünde şöyle UNESCO toplantısını izleyen müsteşar biçiminde bağdaşlaşmış halde buluyorum, tek farkım çoraplarımın beyaz olmaması.

Bir yandan çok seçici bir seyirciymişim gibi yapıyor, diğer yandan da ciddi tartışma programlarını tek bir parmak hareketi ile geçiyorum. Diziler, filmler ilgimi çekmiyor. Kültür yumağı belgesel meraklısı pozunda da olamıyorum.

Hayatında hiç çita, piranha, kutup ayısı vs. görmemesine ve görmeyecek olmasına karşın bu hayvanların biyolojisini ezbere bildiğini söyleyen ancak kapısının önünde yuva yapmış ve dünyada yalnızca ülkemizde mevcut kuş türü hakkında hiçbir fikri olmayan birisine benzemek en büyük kâbusum. Üstelik pek çok belgeselin aslında şirketleşmiş belirli grup ve düşünceler tarafından kendi bakış açılarını ve yaşam biçimlerini topluma benimsetmek amacıyla hazırlatıldığı artık sır değil. Hal böyleyken bunları seyretmenin bir anlamı kalmıyor.

Ayrıca ben televizyonu dinlenmek için seyrediyorum, insan düşünürken dinlenemiyor ki. İşte salt bu yüzden en iyisi paparazzi programlarını izlemek. Öyle içi kof, zavallı hayat ve olayları üstüste sıralayıp arada da "flaş, flaş" diye bağırıyorlar ya! Tastamam hamamdan yeni çıkmış, pembe yanaklı bir damat yahut uçmayı beş dakika önce öğrenmiş küçük bir kuş gibi oluyorum.

Bir şamata, bir gırgır, bir rezillik...

En ilginç işler burada oluyor. Bir şarkıcı kameramanlara yumruk atıyor, birinin suratı örtülü sağa sola küfrediyor, birisi ana haber bülteni sunucusu olmak ile gırnatacı eşi olmak arasında gidip geliyor, hepsi birbirinin eski ya da yeni sevgilisi. Bir şamata, bir gırgır, bir rezillik sormayın. Tam beynim köfte gibi olup, başım yastığa düşecekken yine halt ediyor ve haberin birinde takılıp kalıyorum. Bülent Ersoy bebek doğurmak istiyormuş. Nilay Dorsa isimli bir hanımefendi de yumurtalıklarını verecekmiş ama ortada bir sorun varmış! Yumurtalıklar ve dolayısıyla da içindeki yumurtalar Bülent Hanım'a ait olmadığı için doğacak çocuk Armağan Uzun ile bu Nilay hanımın çocuğu oluyormuş feşmekân...

Erkek ve dişi olmak arasındaki tek farkın ismi lazım değil bir organın varlığı olduğunu sanmak ancak paparazzilerde olur sanırken... Medyada bir haber ortaya çıkıyor. Homofobik medya patronları geçen hafta Nature Neuroscience' dergisinde yayınlanan bir makaleden yola çıkarak sevinç içinde açıklama üstüne açıklama yapıyorlar. Eşcinsellik geninin bulunduğunu, üstelik' tedavi edildiğini' (!) davul zurna eşliğinde duyuruyorlar. Öyle yalan, öyle çarpıtma bir haber ki genetik uzmanı dostlarım ile beraber bu konu hakkında uzun bir yazı hazırlamaya ve önümüzdeki haftalarda BirGün'de işin aslını anlatmaya karar veriyoruz.

Eşcinselliği genetik bir hastalık, ruhsal bir buhran gibi tanıtmak çabası yeni değil. Bu zihniyet değil mi dünyalar tatlısı Huysuz Virjin’e (Seyfi Dursunoğlu) televizyon yasağı koyan? Bu akıl değil mi Zeki Müren'e, Bülent Ersoy'a yıllarca yok muamelesi yapan? Aslında en güzeli Ahmedinecad gibi eğlenmek. İran'da hiç eşcinsel olmadığını ifade eden Ahmedinecad zırvaladığını biliyor ama böyle söyleyerek hem Amerikalılar ile dalgasını geçiyor hem de ülkesinin yasalarına uyuyor, zira İran'da eşcinsellik yasak.

Peki madem, bir an için bu saçmalığı kabul edip eşcinsellik tıpkı 'nezle' gibi bir hastalıktır diyelim. Bu durumda beklenen yeni kanun "nezle olmak da yasak ulan!" şeklinde olmalı, öyle değil mi? Yalnız, hakikaten yasaklamah şu nezleyi. Deli olacağım, bir aydır. Kapatıp, tekrar şu yumurtalık konusuna dönelim. Kadınlarda doğurganlık yalnızca yumurtalıklar ile ilgili değildir. Anatomik anlamda erkek olan birisinin de hamileliği uzmanlara göre oldukça sıkıntılı olacaktır.

Kadınlarda bel omurlarının yapısı erkeklerden farklıdır. Bunun yanı sıra iki milyon yıl önce yaşayan atalarımızdan 'Australopithecus insanı'nda ve günümüz modern insanında yapılan çalışmalar bel ve sırt kaslarının hamilelik sırasında bebek taşımaya uyumsallığa sahip olacak biçimde evrimleştiğimizi gösteriyor. Harvard Üniversitesi'nde sürdürülen araştırma sonuçlarına göre kadın ve erkeklerde, bel omurlarının diziliminde yaklaşık 28 derecelik bir fark bulunmaktadır. Ayrıca omuriliğin arkasındaki zygapophyseal bağlantılar kadınlarda yüzde 14 oranında daha büyüktür ve farklı biçimde sıralanmıştır.

Tüm bu adaptasyonlar sayesinde atalarımız bebek taşırken avcılardan kaçmayı, odun ve yiyecek toplamayı becerebiliyorlardı. Bugün de çalışma hayatında hamileliğin son haftalarına kadar aktif biçimde kalabiliyor hatta bebek beklerken tarla sürebiliyorlar. Bazen bebeklerini 'ana kucağı' biçiminde torbalarda vücutlarının ön kısmında taşıyan babalar bunun tersini yapmakla anatomik anlamda daha rahat edeceklerdir.

Bazı türlerde hiç cinsiyet yoktur

Eşeylik doğada tek biçimli ve basit değildir. Bazı türlerde hiç cinsiyet yoktur, bazı türler yaşamlarına bir cinsiyet ile başlar sonra diğer cinsiyet ile bitirir, bazı türler tüm yaşamları boyunca çift cinsiyetlidir. Bazı türlerde erkek birey olmadan iki dişi eşleşiyor-muş gibi yaparak yavru meydana getirir.

Her ne olursa olsun ne kromozom yapıları ile, ne dış fizyolojik ne de davranışsal özelliklerine bakarak canlılarda eşleşme davranışlarını açıklamak kolay halledilebilir bir uğraş değildir. Erkek ve kadın cinsiyetleri arasındaki farklar da göründüğünden daha karmaşıktır. Bu durumda eşcinselliği basitçe travmatik hallere, genlere, davranış özelliklerine bağlayıp açıklamaya çalışmak ve hatta utanmadan sineklerde yapılan deneylerden medet umarak 'farklı' olanı yalıtmak bilimsel aklın kabul edebileceği bir iş olamaz.

Kaynak: Türlü paparazzi programları Whitcome, K. K., Shapiro, L. J. & Lieberman, D. E. Nature advance online publication, do-i:10.1038/nature06342 (2007).

Etiketler: medya
Dijital