21/04/2022 | Yazar: Canan Coşkan

Biyolog ve trans aktivist Dr. Julia Serano, Ben Shapiro ve J. K. Rowling gibi kişilerin “biyoloji”yle ilgili olarak neyi yanlış anladıklarını ele alıyor ve bazı yaygın transfobik ikna unsurlarını çürütüyor.

Neden trans karşıtı bütün argümanlar balondan ibaret? - I Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

22 Kasım 2022’de Current Affairs’te yayınlanan “Why All The Anti-Trans Arguments Are Bogus” başlıklı söyleşiyi Canan Coşkan, KaosGL.org için Türkçeleştirdi. Söyleşinin ilk bölümünü yayınlıyoruz.

Translara karşı bir sürü saçma sapan argüman ileri sürülüyor ve bu argümanları çürütmede Dr. Julia Serano'dan iyisi yok. Serano, doktoralı bir moleküler biyolog, yazar ve müzisyen; Serano’nun yazdığı kitaplar arasında Whipping Girl: A Transsexual Woman on Sexism and the Scapegoating of Femininity, Outspoken: A Decade of Transgender Activism and Trans Feminism ve sürrealist roman 99 Erics bulunuyor. Yazıları The New York Times, TIME, The Guardian, The Daily Beast, Salon ve başka birçok yerde yayınlandı. Yaygın hatalı anlayışları sabırla ortadan kaldıran bir dizi makale yazdı. Onun "bir nevi trans sözlüğü" de toplumsal cinsiyet ve cinsellik terimlerini kafa karıştırıcı veya belirsiz bulanlar için önemli bir kaynak oluşturuyor.

Dr. Serano, J.K. Rowling, Helen Joyce, Deborah Soh, Abigail Shrier ve Ben Shapiro tarafından ileri sürülen iddiaları incelemek için kısa bir süre önce Current Affairs baş editörü Nathan J. Robinson’ın konuğu olarak Current Affairs podcast bölümüne katıldı. Podcast’de Dr. Serano ve Nathan Robinson, popüler basında translarla ilgili öne sürülen en yaygın argümanlardan bazılarını inceliyorlar ve bunların neden zararlı ve gerçek anlamda yanlış saçmalıklar olduğunu ortaya koyuyorlar. Yirmi yılını profesyonel bir biyolog olarak geçirmiş olan Dr. Serano, transların “biyoloji”yi yanlış anladıklarına veya görmezden geldiklerine dair gülünç seviyedeki cahilce iddiaları düzeltiyor. Aslına bakılırsa, esas bu eleştiriler bilimin temellerinden bihaber yapılıyor.

ROBINSON  

Siz bir müzisyensiniz, kuvvetli bir söz söyleyensiniz ve bir yazarsınız. Bir blogunuz bulunuyor. İnsanlar, yaptığınız birçok şey hakkında bilgi edinmek için juliaserano.com'a gidebilir. Sürrealist bir roman da dahil olmak üzere birçok kitabın yazarısınız. Ama aynı zamanda Columbia'dan biyokimya ve moleküler biyofizik alanında doktoranız var ve 17 yılınızı genetik, gelişimsel ve evrimsel biyoloji alanlarında araştırma yapmaya verdiniz. Özel ilgi alanlarımdan biri saçma sapan muhafazakâr argümanlara yanıt vermek olduğundan, çalışmalarınızdan bahsederken, ki bunu çok sık yapıyorum, bu gerçeği belirtiyorum. Ve referanslarınıza alıntı veriyorum çünkü bu sağcı bilgiçlerin hep öne sürdükleri argüman "Aaa, ama biyolojiyi görmezden geliyorsunuz" oluyor. Ve senden alıntı yaparken hep "Onlara biyoloji hakkında kim bir şey söyleyebilir biliyor musun?" diye düşünüyorum. Bu “translar biyolojiyi anlamıyor” meselesi sizi de çileden çıkarmıyor mu?

SERANO  

Evet oldukça. Böyle yapmaları anlaşılır. Bence –bu tartışmalar uzun süredir var olmasına rağmen– özellikle son beş yılda toplumsal cinsiyeti, cinsiyetten ayırmaya yönelik bir eğilim ortaya çıktı. Şu, 2021'de yapılması çok tuhaf kaçan bir ayrım: Cinsiyet biyoloji ve bilimdir, toplumsal cinsiyet de somut gerçekliğe dayanmayan o gelip geçici kimlik meselesidir. 60'lardan 80'lere kadar bir sürü psikoloğun, sosyoloğun ve feministin cinsiyet-toplumsal cinsiyet ikiliği temelinde, bunların iki ayrı şey olduğunu, cinsiyetin fiziksel ve toplumsal cinsiyetin psikolojik veya sosyal olduğunu düşündükleri dönemlerden  geçtik. Ve temel olarak, tüm bu alanlar aslında bunların hepsinin bir saçmalık olduğuna karar verdi. Bu çok daha karmaşık bir şey ve bu şeyleri öylece birbirinden ayıramazsınız. Ama bence yakın dönemde olan şu: Transları korumaya yönelik birçok ayrımcılık karşıtı sosyal politika, toplumsal cinsiyet kimliğini veya toplumsal cinsiyet ifadesini korumaya yönelik dille yazıldığından, “Şey, aslında, biz toplumsal cinsiyetten farklı olan cinsiyet konusunda endişeliyiz” demek bu kadar işe geliyor. Yani orada biraz geçiştirme var. Ama yine de, cinsiyet ve cinsiyetin biyolojisi, bu trans karşıtı aktivistlerden birinin bile kabul etmeye niyetlenebileceğinden çok daha karmaşık gibi duruyor.

ROBINSON   

Muhtemelen söylemde bu kadar başarılı olmalarının nedenlerinden biri de bu. Amacınız basit olduğunda başarılı olmak gerçekten kolay ve amacınız karmaşık olduğunda bu çok daha zor oluyor.

Ben Shapiro gibi birinin bir üniversite öğrencisiyle karşı karşıya geldiğini ve "Peki, ben geyik olduğumu söylersem, bu beni geyik mi yapar?" ya da “biyoloji gerçekliktir” dediğini gördüğünüzde, bu söylediklerinin çok basit bir “mantığı” bulunuyor. Ama gerçeklik karmaşık. Yanlış ama basit bir şey söylemek 10 saniye sürer. Daha karmaşık bir şeyi açıklamak iki dakika sürer. Bariz bir şekilde sağcı ikna unsurlarını yalayıp yutmuş ve buna benzer bir argümanla başlayan biriyle karşılaştığınızda, bunları ortaya dökmeye veya çözmeye başlamak ve onları bu durumdan kurtarmak için onlara ilk söylediğiniz şey ne oluyor?

SERANO    

Şöyle ki, ben iki şey yapıyorum. Genel olarak bunlardan biri, birkaç yıl önce yapmaya başladığım ve en azından bazı temel bilim arka planına sahip insanlar için çok yararlı bir analoji olduğunu düşündüğüm bir şey: Kütleçekim fikri. Kütleçekim gerçekten basit görünüyor. Anahtarlarım elimden kayarsa yere düşer, değil mi? Gayet basit. Hepimiz bu konuda hemfikir olabiliriz; genel geçer bir bilgidir. Ama eğer kütleçekimi gerçekten incelerseniz ve kütleçekimin işlenmemiş topraklarına girerseniz, Einstein'ın görelilik kuramına ulaşırsınız. Bu kuramda, ışığın kütleçekim ile karşılaştığında bükülmesi ya da bir kara delikle karşılaşınca zaman yavaşlaması gibi bazı bariz olmayan gerçekler bulunur. Garip geliyor ama gerçeklik bu. Ve bu noktaya erişmeniz ancak yüzeyden biraz daha derine bakarak mümkün oluyor. Bu yüzden çoğu zaman, bu analojinin insanları bu biyolojik cinsiyet mevzusunda görünenden biraz daha fazlası olduğu fikrine yönelik açabileceğini düşünüyorum.

Ve eğer insanlar dinlemeye açıksa, bugünlerde biyolojide çok yaygın olarak kabul edilen bir şeyden her bir özelliğin karmaşık bir özellik olduğundan bahsediyorum. Bu da bir özelliğin çok, birçok farklı girdileri olduğu anlamına geliyor. Bunlardan bazıları biyolojik, bazıları ise çevresel olabilir. Ayrıca biyolojide çok fazla rastlantısal şans bulunuyor. Ve tüm bu şeyler bir sonuçlar yelpazesi yaratmak için bir araya geliyor. Örneğin boyu ele alalım. Boy gerçekten iyi bir örnek çünkü bunu hepimiz anlıyoruz. Ve eğer boya bakarsanız, bir eril boy ve bir dişil boy yok, değil mi? Cinsiyet açısından dimorfik bir özellik olmasına rağmen, o çan eğrilerini elde ediyorsunuz. Bunun içinde birçok faktör bulunuyor. Boy üzerinde en azından bir miktar etkisi olduğu bilinen 100'den fazla gen var. Haliyle, o örtüşen çan eğrilerini elde ediyorsunuz. Öyle ki, boyda toplumsal cinsiyet farklılıkları gibi biyolojik bir bileşen olsa da, daha kısa bir erkeğin yanında duran uzun boylu bir kadın görürsek şaşırmıyoruz. Bunu her gün görüyoruz. Dolayısıyla, karmaşık özellikler olduğu gibi aynı zamanda cinsiyet farklılıkları da olabilir. Ve böylece bir sürü örtüşen çan eğrisi oluyor. Eğer bunu sadece cinsiyetler arasındaki her bir fiziksel özelliğe uygularsanız, aynı zamanda toplumsal cinsiyet kimliği ve toplumsal cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelimi de dikkate alırsanız, bunların hiçbiri transların icat ettiği kavramlar değil. Bunlar, 20. yüzyılın sonlarında araştırmacılar tarafından, insanların aynı kişide aynı düzeyde olmayabilecek farklı yönlerini betimlemek için icat edildi.

Ve örneğin fiziksel özellikleri de alırsanız, birçok farklı fiziksel özellik bulunuyor. Kromozomlar, hormonlar ve üreme sistemleri var. Ve bunların her biri belirli bir miktarda örtüşen çan eğrilerine sahip oluyor. Ve işte eğer bunu kabul ederseniz, o zaman sadece transları değil, aynı zamanda cinsel yönelimleri farklılık gösteren insanları ve kendinizi feminen bir tavırla mı, maskülen bir tavırla mı ifade ettiğinizi ortaya koyan toplumsal cinsiyet ifadeleri farklılık gösteren insanları da kabul etmek gerçekten kolay hale gelir. Dolayısıyla, biyolojik çeşitliliği anladığımızda bu gerçekten bariz hale geliyor. Ama haklısın, yalnızca erillerin ve dişillerin olduğunun gayet açık olduğunu söylemek, kendilerini duygular yerine olgular temelinde düşünmekten hoşlanan, tartışma sırasında “hah yakaladım” çizgisine sahip olan insanlara kolay geliyor.

ROBINSON   

Bana öyle geliyor ki yapılacak ilk şey, insanları bir dakikalığına dinlemeye ve düşünmeye istekli hale getirmek. Shapiro gibi birini düşündüğümde sık sık "O adamı deneyip çözmeye ve doğru yola koymaya yönelik başlangıcı nasıl yaparım?" diye düşünüyorum. ContraPoints'ten Natalie Wynn’in, Ben Shapiro hakkında harika bir videosu var. Wynn’in, Shapiro’nun anlaması gerektiğini belirttiği bir şey, "erkekler"den ve "kadınlar"dan bahsederken, genellikle gerçek dünyanın özellikleri kadar dilden de bahsettiğimiz. Etiketlerden bahsediyoruz, kategorilerden bahsediyoruz, hangi terimleri kullanmaya karar verdiğimizden bahsediyoruz. Bazı insanların "biyolojiyi kabul ettiği" ve diğerlerinin "biyolojiyi reddettiği" bir tartışma yapmıyoruz. Bunun gerçekten yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ama bilmeleri gereken her şeyi bildiklerine çok ama çok ikna olmuş birçok insan var çünkü kromozom kelimesini duyduklarını biliyorlar ve kromozomlarını biliyorlar; iki insan kategorisi olduğunu biliyorlar ve işte kişiler bu kategorilerden birine atanır. Ve bilinmesi gereken tek şey budur. Hem mevzu nasıl bundan daha karmaşık olabilir?

SERANO  

Çok erken yaşlardan itibaren iki farklı toplumsal cinsiyet görmemiz öğretildi. Bu küçük yaşta öğrendiğimiz bir şey. Çocukların toplumsal cinsiyeti anlamayı nasıl öğrendiklerine dair çok sayıda araştırma bulunuyor. Çocukların toplumsal cinsiyet anlayışları yetişkinlerinkinden çok farklı. Çok esnek olarak başlıyor. Yani, küçük çocuklar bir kez kızların ve oğlanların olduğunu anladıklarında bile, bazen bir kızın oğlana dönüşmesinin veya bir oğlanın kıza dönüşmesinin mümkün olduğunu düşünebiliyorlar; tam da bundan dolayı genç insanlar yaşlı insanlara kıyasla çoğu zaman translara yönelik daha kabulperver olabiliyorlar. Yani zamansal olarak dizilmiş tüm o farklı aşamalar söz konusu. Bunu araştıran psikologlar tarafından en olgun veya sofistike aşama olarak kabul edilen son aşama, toplumsal cinsiyet sabitliği olarak adlandırılmıştı. Ve bu, sadece iki cinsiyet olduğuna yönelik fikir oluyor. Ve eğer bir oğlan olarak doğarsan, her zaman bir oğlan ya da erkek olursun; bir kız olarak doğarsan, her zaman bir kız ya da kadın olursun. Bu, her birimize öğretilmiş olan bir fikir. Belki bugünlerde, tüm çocuklara bu öğretilmiyor. Ve muhtemelen burada, en azından ABD'de ve Batı'da geçmiş dönemlerde dünyaya gelmiş olan bazılarımızdan biraz daha farklı bir toplumsal cinsiyet anlayışına sahip olacaklar. Yani bize öğretilen şeyler işte bunlar.

Bu durum zor çünkü insanların, erkeklerin ve kadınların olduğu bir dünya algıladıkları noktayı geçmeniz gerekiyor fakat bunu ciddi anlamda araştırmadılar. Dolayısıyla, biyolojiye işaret eden birçok insanın bunu, dünyaya baktıklarında kadınları ve erkekleri gördükleri gerçeğini haklı çıkarmaya çalışmak için yaptıklarını hissediyorum. Halbuki, herhangi trans veya hatta cinsiyet bozan birinin belirtebileceği üzere, çoğu zaman insanlar dünyaya bakarlar ve seni bir erkek olarak görürler ama sen kendini böyle tanımlamazsın ya da onlar seni bir kadın olarak görürler ve sen kendini böyle tanımlamazsın. Ama bence biyolojiye başvurma hallerinin çoğu bazen translara karşıtlık üzerinden güdüleniyor. Karşıtlar yalnızca alet kutularında bulabilecekleri herhangi bir argümanı kullanacaklardır ama bence bu mevzunun kaynağı birçok insan için farklı bir yerden geliyor. İnsanlar dünyaya bakıyor ve kadınlarla erkekleri görüyor ve sonra sen onlara bunun doğru olmadığını söylüyorsun. Haliyle bazen bunun üstesinden gelmek biraz zor oluyor.

ROBINSON   

Benim için, cidden gülmekten kendimi alamadığım en komik şeylerden biri dünyaya bakıp kadın ve erkekleri gören insanların, o dünyaya göz atarken genellikle transları doğru bir şekilde toplumsal cinsiyetlendirmeleri ve aslında ideolojik ajandalarını devam ettirememeleri. Ben Shapiro'nun Laverne Cox hakkında konuştuğu harika bir video var; kadınlardan ve erkeklerden oluşan bir dünya gördüğü ve sabit psikolojik kategorileri olduğu için onu kazara doğru bir şekilde toplumsal cinsiyetlendiriyor. Ancak Laverne Cox kafasındaki “dişi” kutusunun içinde ve kendisine engel olamadığı için onu kafasındaki dişi kutusunun içinden çıkarmaya uğraşmak zorunda kalıyor. Bu insanların çoğu aslında planladıkları dolabı çeviremiyorlar çünkü senin yazılarında belirttiğin üzere insanların kromozomlarını görmüyoruz. İnsanlar birdenbire, "Aaa, nihayetinde her şey kromozomlardan ibaret" derler. Ama aslında sınıflandırmalar bu şekilde işlemiyor. Bunlar sosyal kategoriler.

SERANO 

Aynen öyle. Geçiş sürecimde —birçok trans benzer hikayeler paylaşıyor ama bu noktada “ben” ifadesiyle konuşayım— beni gerçekten etkileyen, hiç beklemediğim en şaşırtıcı şeylerden biri ben geçişimi gerçekleştirmeden önce beni tanıyan insanların, benim bir eril zamirli o (İng. he/him) olmama kendilerini adamış olmalarıydı. Buna karşın, ben geçişimi gerçekleştirdikten ve insanlar beni kadın olarak okumaya başladıktan sonra, tam tersi bir durumla karşılaştım —insanlar trans olduğumu öğrendiklerinde şok oluyorlardı. Kendimi kadın tanıttığımda trans olduğumu öğrenenler, beni eril tanımış olanların, onlara trans olarak açıldığımda şok oldukları gibi şok oluyorlardı. Ve haliyle, insanların beni dişil zamirli bir o (İng. she/her) olarak öylece kabul ettiği ve kimsenin bunun hakkında düşünmediği bir dünyada olmak çok tuhaf. Öte yandan, hâlâ geçmişimden kalan, o kadar sık ​​görmediğim, yanılan ve bana yanlış zamirlerle hitap eden insanlar olacak. Ve bence bu tam olarak söylediğin şeye karşılık geliyor. Sanırım —bazen klasör dolapları olarak tanımladığım— şu kutularımız var. Gerçek anlamda beynindeki alanlar gibi değil ama temel olarak, insanları düzenliyoruz ya da bize insanları erkek kutusuna veya kadın kutusuna göre düzenlememiz öğretilmiş. Ve ben dahil olmak üzere bu hepimiz için zorluk yaratıyor.

Bence çoğu trans aynı şeyi söyleyebilir; yani bir kez toplumsal cinsiyet hakkında, transların deneyimleri hakkında daha fazla şey öğrendiğinde, naikililer (non-binary) hakkında bilgi edindiğinde, üstesinden gelmen gereken o tümsekler veya engeller oluyor. Daha önce dünyada var olduğunu bilmediğin ama dünyada var olan insanları barındırmak için dünyayı biraz farklı bir şekilde düşünmelisin. Ve bence toplumsal cinsiyetle ilgili olmasa bile hepimiz bunu bir dereceye kadar yapıyoruz. Neredeyse hepimiz çok düz bir dünyada büyüyoruz. Erkekler ve kadınlar, kocalar ve karılar olduğunu ve sadece bunların birer ilişki olduğunu düşünüyoruz. Sonra yaşlandıkça, hemcins ilişkilerin olduğunu fark ediyorsun. Ve bu, çoğumuzun zamanın belirli bir noktasında üstesinden geldiği bir engel oluyor. Burada daha fazla çeşitlilik olduğunun farkına varıyoruz. Yani translarla ilgili olarak da durum farklı değil. Bir toplum olarak baktığımızda, toplumun çoğu bunun ilerisine geçti zaten. Elbette tamamı değil. Ben Shapiro'nun hemcins ilişkiler hakkında ne düşündüğünü tam olarak bilmiyorum. [Editörün notu: Shapiro, eşcinselliğin bir akıl hastalığı ve günah olduğunu iddia etti.] Ama bence çoğu insan hemcins ilişkileri kabul etti. Ve her ne kadar ezelden ebede translar buralarda olsalar da, trans onlar için yeni bir şey.

ROBINSON  

The Economist'in editörü Helen Joyce'un Trans: When Ideology Meets Reality adlı şu rezil, kokuşmuş yeni kitabı var, eminim duymuşsundur. Biyolog Richard Dawkins, bu kitabın "şiddetle gerekli, derinlemesine araştırılmış, tutkulu ve çok cesur" olduğunu söylüyor. Ve rahatsız edici şeylerden biri de, açıkçası, bu kitabın sağcı basında çok olumlu bir şekilde yorumlanması. Ama aynı zamanda New York Times'da olumlu bir değerlendirme aldı. Guardian da kitaba yönelik nispeten olumluydu. Seninle, onun yazdığı birkaç şeyi gözden geçirmek istedim; sadece bazı fikirleri görmek için bu röportaja hazırlanırken Joyce'un kitabına baktım. “Toplumsal cinsiyet kimliği ideolojisi” denen bir şeyin egemen olduğunu iddia eden gerçekten çok saldırgan bir manifesto. Şöyle yazmış:

“…toplumsal cinsiyeti öztanımlamaya yönelik itirazlarımın altında bilimsel bir gerçek yatıyor. Biyolojik cinsiyet, ırk ve milliyet gibi sosyal anlamda belirgin olan diğer kategorilerde bulunmayan nesnel bir temele sahip. Cinsiyet dimorfizmi, eril ve dişi olmak üzere iki cinsiyet, ilk olarak 1.2 milyar yıl önce Dünya üzerinde ortaya çıktı. Memeliler, yumurtlamak yerine yavrularını içlerinde büyüten hayvanların varlığı" —sanırım ornitorenklerin varlığını unutmuş"210 milyon yıl öncesine dayanıyor. O zamandan beri hiçbir memeli cinsiyet değiştirmedi.”

SERANO 

Tabii ki. Kitabın bazı bölümlerini gözden geçirdim. Birkaç ay önce, her ne kadar bunu yapmak istemesem de, Kathleen Stock ve Abigail Shrier'in kitapları da dahil olmak üzere daha yeni trans karşıtı kitapların hepsini gözden geçirdim. Shrier'ınkini değerlendirdiğini biliyorum. Pek çok trans karşıtı ikna unsuru barındıran Debra Soh’unki de dahil olmak üzere başka kitaplar da var. Bu yüzden bunları gözden geçirdim. Bazen, “E ama kitabı okumamışsın” gibi öfkeli yorumlar alıyorum. Ama iyi de, ben bir biyoloğum. Biri evrim hakkında yanlış bir kitap yazarsa, kitabın tamamını okumadan onun hakkında yorum yapamayacağımı mı söyleyeceksiniz? Hayatımın büyük bir bölümünde translar, transların sorunları ve biyoloji hakkında yazılanlara bakmışım. Neyse, hepsine göz attım. Hepsinin her bir kısmını tek tek okumadım.

Birincisi, her kitabın kendine özgü bir açısı olsa da, hepsi trans karşıtı veya trans şüpheci medya makalelerine aşina olan bizlerin anlayabileceği aynı ikna unsurları üzerinden şekilleniyor. Tersine geçiş (İng. detransition) , sosyal bulaşlı/erken başlangıçlı cinsiyet disforisine, geçişten caymaya ve tüm otojinefili mevzularına değiniyor. Temel olarak trans karşıtlığında vardır diye işaretleyeceğiniz o 10 maddeden oluşuyor. Ve asla o argümanın karşısında ne olduğunu sunmuyor. Hiçbiri karşı argümanları dikkate almıyor. Tabii ortaya tek taraflı bir argüman koymak gerçekten çok kolay. Son dönemdeki trans karşıtı feveranı eleştiren çevrimiçi yazımda, neden bir taraftan yana olduğumu açıklarken her iki tarafı da sunmaya çalışıyorum. Ve bu argümanların bazılarında bazen hakikat bulunuyor. Örneğin, tersine geçiş deneyimi yaşayan insanlar var. Ancak gerçeklik, trans karşıtlarının kabul etmeye niyetlenebileceklerinden daha karmaşık oluyor.

Bu yüzden, Joyce’un argümanının biyolojiyle ilgili kısmının niteliklerine dair şunu söyleyerek başlamak istedim: Birincisi, memeliler arasında bile, katı eril ve dişil dikotomilerine pek uymayan çok sayıda cinsel çeşitlilik ve tür bulunuyor. Mesela, evet, memeliler için şunu teslim edeyim, diyelim ki yaşam döngüsünün ortasında cinsiyet değiştiren belirli balık türlerinin aksine, memelilerde bu özellik bulunmuyor. Ancak, insanlar da dahil olmak üzere, cinsiyete dair bir dikotomiye veya dimorfizme işaret eden interseks memeliler bulunuyor ve bunlar tam olarak eril veya dişil kabul edilen şeylere denk düşmüyor. Ve bu, ister kromozomlar ve hormonlar, iste ikincil cinsiyet özellikleri, ister üreme organları olsun, mevcut her bir fiziksel cinsiyet farklılığı için geçerli. Bu yüzden öyle geliyor ki Joyce, şu benim karmaşık özellik/çan eğrisi/insanların çeşitliliği argümanımın kapsamına giren hiçbir şeyi göz önünde bulundurmuyor. Biyolojinin, transların dışında kaldığı statik bir hakikat olduğunu savunuyor. Ama aslında, memelilerde görüldüğü kadarıyla biz, biyolojinin parametreleri içinde yer alıyoruz. Yalnızca fiziksel özellikler hakkında konuşmak istiyorsa, devamında cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet ifadesi ve toplumsal cinsiyet kimliği geliyor. Hayvanlara kendilerini nasıl tanımladıklarını soramayız. Ancak tüm memeli türlerinde aynı hemcins eşleşmeler bulunuyor. Aaa, ama dur, daha oraya gelmedik. Memeliler, çekimlerinde çeşitlilik sergiliyorlar. Toplumsal cinsiyet kimliği veya toplumsal cinsiyet ifadesinin kombinasyonu ne olursa olsun, yakından incelendiğini düşündüğüm her memelide hem cinse çekim bulunuyor; türün içinden bir eril, dişi gibi davranıyor ve bir dişi de eril gibi davranıyor. Davranmak. Ve yakından incelenen her memeli türünde interseks hayvanlar bulundu. Yani, biyolojiye müracaat edebilirsiniz. Cinsel yönelim de, insanlar olarak toplumsal cinsiyet diye adlandırdığımız ve cinselliğe ilişkin dimorfik davranışlar da diyebileceğin şeyin yönleri de dahil olmak üzere biyolojiden bahsediyoruz. Ancak tüm bunlar memeliler arasında da değişiklik gösteriyor. Ve insanların her zaman eril ya da dişil olduğunu söyleyerek bunu görmezden gelmek, interseks hayvanların varlığını yok sayıyor. Bu çok aşırı basitleştirici bir yaklaşım.

ROBINSON    

Joyce'un kitabında daha da yanıldığı bir yer var; şöyle diyor:

“Toplumsal cinsiyeti öztanımlama, başkaları tarafından onaylanma talebidir. Ama bu etiket bir yanlış adlandırma çünkü başkalarının sizi kendi ilan ettiğiniz cinsiyetin bir üyesi olarak tanımlamasını istemekle ilgilidir. Evrim, insanları diğer insanların cinsiyetini neredeyse anında, mükemmel bir doğrulukla tanıma yeteneği ile donattığından, çok az trans arzu ettikleri cinsiyetle geçer görür. Ve haliyle onları o cinsiyetten olarak görmek için, diğer herkesin kendilerine duyularının söylediklerini dikkate almaması gerekir.”

Bu tamamen yanlış gibi görünüyor.

SERANO   

Evet, birden fazla farklı düzeyde bu yanlış. Bunu hayatımda beni dişi olarak gören ve dişi olduğumu varsayan herkese söyleyebilirsin. Bu birçok transın başına geliyor. Elbette meseleler var. Ne zaman geçiş yaptığınıza ve diğer fiziksel özelliklerin rastlantısallığına bağlı olarak, geçer görmeyen bazı translar var. Ancak çoğu transın geçer görmediğini söylemek büyük bir alakasızlık. Bu, onun gerçekten birçok transı tanımadığını ima ediyor. Ama ardından cinsiyetleri farklı görmeye yönelik biyolojik olarak programlanmış olma fikri geliyor —çocukların cinsiyetler arasındaki farkları görmeyi nasıl öğrendiklerine dair çok sayıda psikolojik ve sosyal araştırma mevcut. Bunun bir öğrenme süreci olduğu oldukça iyi tespit edilmiş durumda. Bu, söz konusu farklılıkların biyolojik bir yönü olmadığı anlamına gelmiyor. Ama bunu yapmayı kesinlikle öğreniyoruz. Ve bunu başka insan gruplarından farklı şekilde yapmayı öğrendik. Yerli Amerikan kültürleri de dahil olmak üzere birçok insan kültürü, toplumda kabul gören üçüncü ve dördüncü cinsiyetleri barındırıyor. Ve insanlar onları eril ile dişilden ayrı bir toplumsal cinsiyet olarak görüyor. Bu öğrenilmiş bir süreç. Ve haliyle farklı kültürler toplumsal cinsiyet çeşitliliğini farklı şekilde yorumlayabiliyor.

Translara karşı olumsuz tutum sergileyen pek çok kişi de translar tarafından aldatılma endişelerini dile getiriyor. Bu uzun zamandır medyada bir mem olarak var —bilirsin, dişil zamirli o (İng. she) gerçekten dişil zamirli bir o (İng. she) değil, değil mi? Ya da çekim duydukları kişinin trans olduğunu öğrenince çıldıran insanlar var. Ve bu, evet işte, o [“cinsiyeti” tanımlamanın kolay olduğuna dair] fikre bir nevi karşı oluyor.

Buraya eklemek istediğim bir diğer şey de —ki bu bana aklımı kaçırtan bir şey— bu insanların sürekli kromozomlara, üreme organlarına ve her şeye işaret etmeye devam etmeleri. Bunların hiçbirini gözle görmüyoruz. Kadınlar ve erkekler arasında gördüğümüz fiziksel farklılıklar ikincil cinsiyet özellikleri oluyor. Mesela kas ve yağ dağılımı, memeler veya yüzdeki kıllar. Bunlara neden olan şeyler hormonlar ve translar geçiş yaparken sıklıkla bu hormonlardan alıyorlar. Trans karşıtı herhangi bir yazarda bunun ne kadarının güdülü muhakeme olduğunu, ne kadarının bilgisizlik, yani translara hiç aşina olmamak, olduğunu bilmiyorum. Ama evet, bu pasajda çok fazla sorun var.

ROBINSON    

Hayatlarını nasıl geçirdiklerini bilmiyorum —ve onlar derken J.K. Rowling'den Ben Shapiro'ya, Jordan Peterson'dan Helen Joyce'a, Debra Soh'dan Abigail Shrier'e uzanan isimleri kastediyorum. Translarla ciddi muhabbetlerden kaçınmaya çalışarak hayatlarını geçirmeleri gerekiyor. Biyolojinin inkâr edildiği fikrini ortaya atmanın tek yolu bu. Bu çok tuhaf. İnsan biyolojisini inkâr eden tüm insanları düşünürsek, translar bu grupta yer almıyor. Vücudun mevcut haline gelmesine nelerin sebep olduğunu ve hormonların vücut üzerindeki etkilerini kimse daha iyi anlayamaz. Bunun üzerine kimse daha fazla düşünmüyordur. Bir tek bile biyolojik olgu yok ki translar tarafından herhangi bir şekilde reddedilsin.

SERANO  

Evet. Transların sıradan insanlara toplumsal cinsiyet hakkında çok fazla sezgi sağladıklarını fark ettiğimiz bir noktada olmayı çok isterdim —ve bariz bir şekilde diğer yönde bir feveran gördük. İnsanlar cinsiyetler arası farklılıkları tartışacaklar; iyi de translar, diyelim ki hormonal geçiş yapmayla ilgili, deneyimlerimize dair zaten yazıyorlar. Ve bunun cevabı da, evet, çok gerçek farklılıklar bulunuyor. Deneyimler değişkenlik gösterebilir. Ama yine de, insanlar o örtüşen çan eğrilerinden ibaretler. Biz translar olarak hem eril hem de dişil kanıların üyeleri olma deneyimine sahibiz ve bu da toplumsal cinsiyetin hem fiziksel hem de sosyal boyutuyla ilgili. Eril ve dişil olarak dünyada dolanmışız; çok ilginç deneyimlerimiz bulunuyor. Ve dünyayı naikili olarak dolanmışız ve farklı yönlerde geçer görülmüşüz ve çok gerçek çifte standartlar yaşamışız.

Trans karşıtı olan bu insanların çoğu feminist olduklarını iddia ediyor. Feminist olmadıklarını söylemeyeceğim ama feminizmleri bana biraz tuhaf geliyor. Cinsiyetçi çifte standartların ne kadar gerçek şeyler olduğu hakkında uzun uzun konuşabiliriz —tabii bizimle kavga yapmaya bir son verirseniz. Transların bu meselelere yönelik sezgilerini ve perspektiflerini takdir eden birçok feminist bulunuyor. Ancak, aralarından bazıları kendilerini feminist olarak gören o belirli grup bu sohbeti yapmayı cidden istemiyor. Sadece tek bir sohbet yapmak istiyorlar; o da, transların konuşamadığı ve bize kapının gösterilmesiyle biten bir sohbet.


Etiketler: insan hakları, yaşam, dünyadan, medya okulu
Dijital