19/09/2022 | Yazar: Kaos GL

Nefrete dayalı şiddetle mücadele edebilmek için bu tür eylemlerin altında yatan tutumlarla yüzleşmek gerekir. Yetkililer ve liderler tarafından yapılacak cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet özelliklerine dayalı şiddeti kınayan açıklamalar bunun için bir başlangıç olabilir.

“Nefret suçlarıyla mücadele stratejisinin nihai hedefi önleme olmalıdır” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein’in, Haziran 2015’te İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu LGBTİ+’lara şiddet ve ayrımcılıkla mücadelede devletlerin çalışmalarını araştıran raporu şiddetten, işkenceden ve ayrımcılıktan koruma; ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüğünü sağlama konusunda devletlerin karnesini ortaya döküyor.

Kaos GL’nin Türkçeleştirdiği rapor, nefrete dayalı şiddetle mücadele edebilmek için bu tür eylemlerin altında yatan tutumlarla yüzleşmek gerektiğini söylüyor.

“Nefret suçlarının kabul edilemez olduğuna ilişkin kamuoyu bilgilendirme mesajları güçlü bir önleme stratejisi oluşturmak için önemli bir temel teşkil edebilir”

Birleşmiş Milletler ve diğer insan hakları mekanizmaları LGBTİ+ kişilere karşı polis memurları ve diğer Devlet görevlilerinin yanı sıra şahıslar, organize gruplar, radikal örgütler ve diğer Devlet dışı aktörler tarafından uygulanan nefrete dayalı şiddeti belgelemiştir.

Devlet yetkililerinin, Devlet veya Devlet dışı aktörlerin yol açtığı bu şiddeti soruşturmaması ve cezalandırmaması, Devletin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3. maddesinde ve Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. ve 9. maddelerinde güvence altına alınan, herkesin yaşam hakkını, özgürlüğünü ve kişi güvenliğini koruma yükümlülüğünün ihlalidir.

Nefrete dayalı şiddetle mücadele edebilmek için bu tür eylemlerin altında yatan tutumlarla yüzleşmek gerekir. Yetkililer ve liderler tarafından yapılacak cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet özelliklerine dayalı şiddeti kınayan açıklamalar bunun için bir başlangıç olabilir. Bununla beraber, bu tür ifadeler memnuniyetle karşılansa da, önlemlerle tamamlanmadıklarında LGBT ve interseks kişilerin dünya çapında maruz kaldığı şiddet akışını durdurmak için yeterli olmamaktadır. Bu tür bir şiddetle mücadele etmek, bir dizi aktörün dahil olduğu, insan haklarına dayalı ulusal bir stratejiye ilişkin verilecek çok yönlü tepkiler gerektirmektedir. Böyle bir strateji, eylemlerin derhal soruşturulması ve fail olduğu iddia edilen kişilerin kovuşturulması da dahil olmak üzere, etkili ceza hukuku müdahalelerini kolaylaştıran uygun mevzuatın kabul edilmesi, mağdurların destek alması ve çare bulmalarının sağlanması için şiddeti izleme ve önlemeyi kapsayan bir çerçevede olmalıdır. Ne yazık ki birçok ülkede bu unsurlar mevcut değildir; çoğunda böyle bir stratejinin eksikliğinin yanı sıra aynı zamanda şiddeti kınama ve şiddetle mücadele konusunda liderlik eksikliği bulunmaktadır. Bazı ülkelerde ise durum daha kötüdür; kamu liderleri nefret söylemleri yoluyla şiddeti teşvik ederken, LGBTİ+ kişilerin suçlu olarak görülmesi, dolaylı olarak şiddeti teşvik etmekte ve mağdurları adalet aramaktan caydırmaktadır.

Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks kişiler ve onları temsil eden kuruluşlar şiddet karşıtı stratejilerin geliştirilmesine ve gözetimine katılmalıdır. Bu, bu tür stratejilerin uygunluğunu kesinleştirmek ve bu stratejilerin etki edeceği topluluklarla karşılıklı güveni sürdürmek için önemlidir. Sivil toplumun Güney Afrika’da toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetle ilgili bir ulusal görev ekibinin kurulmasına katılımı ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda’daki homofobik ve transfobik nefret suçlarını ele alan kapsamlı bir nefret suçu önleme stratejisi oluşturulması bu konuda dikkate değerdir. Stratejilerin, çeşitli ayrımcılık biçimleriyle karşı karşıya kalanlar da dahil olmak üzere, şiddetin hedef aldığı çeşitli özel grupları özellikle ele alması çok önemlidir. Örneğin, Güney Afrika’daki ulusal stratejinin hedeflerinden biri, siyahi lezbiyen kadınları hedef alan cinsel şiddet kalıpları ve cinayetleriyle mücadele etmektir.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde şiddeti soruşturma ve kovuşturma eylemleri Bolivya Çokuluslu Devleti’nde olduğu gibi ulusal insan hakları eylem planlarına da entegre edilebilir. Trans kadınlar, toplumsal cinsiyete uymayan gençler ve ekonomik olarak ötekileştirilmiş topluluklara mensup LGBT ve interseks kişiler gibi gruplara karşı belirli şiddet kalıpları belgelenmiş olmasına rağmen, bu tür eylem planlarına çoğu zaman dahil edilmemektedir. Araştırma kapsamında trans erkeklere ve interseks kişilere yönelik şiddetle mücadele için Devlet öncülüğünde herhangi bir özel girişim tespit edilmemiştir ve bu durum bir boşluğa işaret etmektedir.

Nefret suçlarıyla mücadele stratejisinin nihai hedefi önleme olmalıdır. Nefret suçlarının kabul edilemez olduğuna ilişkin kamuoyu bilgilendirme mesajları güçlü bir önleme stratejisi oluşturmak için önemli bir temel teşkil edebilir. Örneğin Brezilya’da, kamuoyunda homofobik şiddet ve ayrımcılık konusunda farkındalığı artırmak için “Homofobisiz Brezilya” başlıklı bir kamuoyu bilgilendirme kampanyası başlatılmıştır. Kampanya, Devlet yetkilileri ve sivil toplum temsilcilerinin dahil olduğu, konuyla ilgili bölgesel toplantılar ve çalıştaylar yoluyla bu alanda çalışan kurumların kapasitesini artırmıştır. Cinsiyet rolleri, cinsel yöneli m, cinsiyet kimliği ve ifadesi ve cinsiyet özellikleri hakkında yanlış bilgiler, söylence ve klişelerle mücadele etmek, LGBTİ+ kişilerin maruz kaldığı birçok önyargıyı ortadan kaldırmanın anahtarıdır. Kamunun doğru bilgiye erişiminin sağlanması, ayrımcılık temelli istismarların kamu alanına girmesine ve ciddi bir insan hakları sorunu olarak görülmesine yardımcı olur. Belçika’da, Flanders bölgesi hükümeti lezbiyen, gey, biseksüel ve trans kişilerin maruz kaldığı sorunlar hakkında farkındalığı artıran bir dizi broşür yayınlamıştır. Broşürlerde yer alan bilgiler LGBTİ+ kişilere ve daha geniş bir kitleye yöneliktir ve geniş bir kitle tarafından anlaşılabilecek şekilde tasarlanmış bir format ve kelime dağarcığı kullanılarak temel konuların altını çizmiştir.

Ancak, hedef göstermeyle şiddet kalıplarının yaygın olduğu çoğu ülkede farkındalığı artırmak ve nefret suçu ve nefret söylemi ile mücadele etmek için Devlet destekli kamu bilgilendirme çabaları bulunmamaktadır.

Kamuyu bilgilendirme kampanyalarının hem kentsel hem de kırsal alanlara ulaşmasını ve yerel bağlamda tasarlanmasını ve mümkün olduğunca geniş bir hedef kitleye ulaşan ilgili iletişim araçları aracılığıyla yerel dillerde yayılmasını sağlamak oldukça önemlidir. Kampanyalara ve politika değişikliklerine halkın yanıt olarak verdiği tutum ve inançların gelişimini izleyerek kamuyu bilgilendirme çabalarının etkisini ölçmek, bu kampanya ve politikaların etkinliklerini değerlendirmek adına önemlidir.

Kamuoyu kampanyalarının ayrıca LGBTİ+ kişilerin, özellikle belirli şiddet kalıplarıyla karşılaşabilecek grupların tüm çeşitliliğini ve kapsamını ele alması gerekmektedir. Spesifik olarak transfobiyi hedefleyen Devlet girişimlerine örnek olarak; Meksika Federal Bölge Hükümeti’nin 2014 yılında sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde transfobiyle mücadele için başlattığı kampanya ve Birleşik Krallık’ta sivil toplumun farkındalığı artırmaya ve transfobik nefret suçlarında eksik beyanla mücadeleye yönelik çabalarının Galler’deki polis güçlerinden ve yerel yetkililerden destek alması verilebilir. Sivil toplum girişimlerine verilen devlet desteği, bu tür çabaların etkisini ve sürdürülebilirliğini artırmak için kritik öneme sahip olabilmektedir. Yerel düzeyde ise interseks kişilere yönelik şiddet ve kötü muameleye dair çok az sayıda kamuoyu bilinçlendirme faaliyeti tespit edilmiş olması net bir boşluğa işaret etmektedir.

Ne yapmalı?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein’in yazmış olduğu “Sonuç ve Tavsiyeler” bölümünü raporun 101. sayfasından itibaren okuyabilirsiniz.


Etiketler: insan hakları
nefret