15/02/2022 | Yazar: Selma Koçak

LGBTİ+lar günümüzde “onarım terapisi” olarak adlandırdığımız gaddarlığa ürkütücü ve rahatsız edici şekillerde maruz kaldılar.

Onarım terapisinin içler acısı tarihi - Vahşi kökeninden günümüzdeki zulme Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Selma Koçak, Patrick Kelleher’in PinkNews’ta yayınlanan yazısını KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

1869’da Alman psikiyatrist Carl Friedrich Otto Westphal, eşcinsel birliktelik yaşayanların akli dengesizlikten mustarip olduğunu iddia etti.

Westpal’in makalesinin yayınlanmasının ardından, birkaç yıl içinde Avrupa’nın en etkili psikiyatristleri de aynı sonuca vardı. Çok geçmeden psikiyatristler, “bozuk” cinsel çekimden mustarip kadınları ve erkekleri “tedavi edebileceğine” inandıkları yöntemleri bir araya getirmeye başladılar.

Takip eden 150 yıl boyunca psikiyatristler ve diğer tıp uzmanları, insanları eşcinsel arzularından kurtarmak için bugün deneysel ve son derece tehlikeli olduğunu bildiğimiz “tedavileri” uyguladılar. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini değiştirmek için harcanan çaba tıp alanıyla da sınırlı kalmadı – inanç grupları kuirleri, heteronormatif toplumda daha makbul insanlara dönüştürmek için, bir yandan içlerindeki “gey olmaktan kurtulmak için dua etmeye” zorladılar, diğer yandan onları “şeytan çıkarma” ayinlerine maruz bıraktılar.

Günümüzde, bir kişinin cinsel yönelimini ya da cinsiyet kimliğini değiştirme çabalarına genel olarak “onarım terapisi” diyoruz – ancak bu terimin karmaşık bir tarihi var ve kuirleri değiştirmek için uygulanan bir dizi müdahaleye atıfta bulunuyor.

Onarım terapisinin en saldırgan biçimlerine kadınlar ve yoksullar maruz kaldı

Dr. Chiara Beccalossi Lincoln Üniversitesi’nde cinselliğin ve cinsiyet kimliğinin tıbbileştirilmesi konusunda uzmanlaşmış bir tarihçi. Eşcinsel arzunun bir bozukluk, arıza olduğu üzerinde uzlaşma sağlandığı andan itibaren psikiyatristlerin, kuirler için onarım uygulamaları ve “tedavileri” icat etmeye başladıklarını açıklıyor.

“Hemen başladı” diye anlatıyor Beccalossi PinkNews’e: “Homoseksüelliğin zihinsel bir bozukluk olduğu konusunda hemfikir olan Batılı psikiyatristlerin çoğu, bu bozukluğu ‘tedavi etmeye’ başladı.”

Kuirleri “tedavi etme” çabaları, kim olduğunuza ve toplumdaki konumuza bağlı olarak büyük ölçüde farklılaşıyordu.

“Başlangıçta en saldırgan terapiler erkekler üzerinde değil, kadınlar üzerinde uygulandı.” diye açıklıyor Beccalossi: “19. yüzyılın sonunda eşcinsel kadınlar ooforektomi – yumurtalıkların cerrahi yola çıkarılması – tedavisine maruz kalıyordu. Histeri de aynı şekilde tedavi ediliyordu ya da klitorisin dağlanması – klitorisin kökünden yakılması – söz konusuydu.”

Beccalossi, bu uygulamaların neredeyse her zaman akıl hastanelerindeki yoksul insanlar üzerinde denendiğini söylüyor:

“Bu tedavilere maruz kalan zengin bir eşcinsel erkeğe ya da kadına nadiren rastlanır. Elbette tarihsel koşullar farklıdır. Örneğin İtalya ve Fransa gibi ülkelerde 19. yüzyıl sonuna kadar erkek eşcinselliği yasal olarak cezalandırılmıyordu ancak hem erkekler hem de kadınlar akıl hastanelerinde eşcinsellikleri nedeniyle tedavi ediliyordu. Almanya, İngiltere gibi ülkelerde ise erkek eşcinselliği yasayla cezalandırılıyordu ve erkekler genellikle ya hapishaneye ya da akıl hastanelerine gönderiliyordu. Ancak genel olarak en saldırgan, en acımasız uygulamalara maruz kalanlar yoksul insanlar oldu.”

1920’lerde psikiyatristler, kuirler için daha yeni ve elbette daha saldırgan “tedavi” yöntemlerinin hayalini kurmaya başladı. Bunlardan birinin de hormon terapisi olduğunu anlatıyor Beccalossi:

“Endokrinologlar hayvansal ürünlerden ya da hayvan hücrelerinden elde edilen hormonları kullanmaya başladılar – hayvanların testislerinden ya da yumurtalıklarından alınan hormonları yalnızca erkeklere değil, aynı zamanda iktidarsız erkeklere, histerik kadınlara ve kısır kadınlara enjekte ettiler. Ayrıca testis nakli gibi daha saldırgan vakalar da oldu. Bunlar, 1920’lerde özellikle Rusya gibi ülkelerde uygulandı.”

“1940’larda yapay hormonların geliştirilmesiyle, hormon terapisi daha karmaşık bir hal aldı.” Sonunda Alan Turing, bu “tedaviler” kullanılarak kimyasal olarak hadım edildi.

Aşağı yukarı aynı dönemde, bilim insanları kuirler üzerinde lobotomiyi denemeye başladı. Bu prosedür, akıl hastalıklarının tedavisinde bir süre yaygın olarak kullanıldı ve beynin ön lobunun bazı kısımlarında kalıcı hasara neden oldu.

‘Korkunç’ kaçınma terapisi, onarım uygulamalarında yeni bir sayfa açtı

Kaçınma terapisinin geliştirilmesi, kuirlerin davranışlarını değiştirmek için harcanan çabalar açısından bir dönüm noktası oldu. Bu uygulama, insanları dürtülerine göre hareket etmekten vazgeçirmek için elektrik şoku gibi bir dizi tekniğin kullanıldığı “davranışçı terapi”ye işaret eder. Buradaki fikir, kuirlerin çıplak erkek resimleri ile elektrik şoku arasında bir bağlantı kurmalarını sağlamak ve böylece onların uyarılma hislerini / becerilerini bastırmaktı. Barbarlık olduğunu söylemeye gerek yok – 1970’lere kadar Birleşik Krallık’ta uygulandı.

“Erkekler erotik görsellere ve uyarılma anında kusmalarına neden olacak ilaçlara maruz bırakıldı.” diyor Beccalossi. “Bazıları birkaç gün tuvaleti olmayan ve kendi dışkılarıyla kaplı odalarda tutuldu. Buradaki fikir, fiziksel bir rahatsızlığa neden olmak ve bu fiziksel rahatsızlık ile eşcinsel arzu arasında bir bağlantı kurmalarını sağlamaktı. Bazı durumlarda fiziksel rahatsızlık, elektrik şokuyla ilişkilendirildi, Eşcinsel pornografik görünler izlerken cinsel organlarına elektrik şoku uygulanan eşcinsel erkeklerin görüntü kayıtları var. Burada, İngiltere’de bile 1970’lere kadar uygulanan kaçınma terapisinin kayıtları var elimizde.”

Goldsmith, Londra Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Dr. Kate Davison, davranışçı terapi ve bugün onarım terapisi olarak bildiğimiz şeyin tam olarak aynı olmadığına dikkat çekiyor.

“Pek çok insanın, sözcüklerin benzerliğinin (aversion / conversion) kaçınma ve onarım terapisi arasında yakın bir bağlantı olduğu anlamına geldiğini sandıklarını düşünüyorum.” diyor.

“Evet, bir bağlantı var ancak unutmamak gerekir ki bugün onarım terapisi dediğimiz şey, birinin cinsel yönelimini ya da cinsiyet kimliğini anaakım normatif bir çizgiye getirmeye çalışan her türlü uygulamayı kapsayan şemsiye bir terim olarak kullanılıyor, dolayısıyla bu cin çıkarma / şeytan kovma da olabilir, konuşma terapisi de. Hafta sonları topluluk dersleriyle ikna etmeye çalışmak da olabilir, birini haftalarca uzak bir bölgedeki gençlik kapına hapsederek, içindeki eşcinselden kurtulmak için dua ettirmek de olabilir. Hemen hemen her şey bu bağlamda değerlendirilebilir.”

Kaçınma terapisinin, psikiyatrinin bir kişinin cinsel yönelimini ya da cinsiyet kimliğini değiştirme olanağı olarak 20. yüzyılda ortaya çıkan “özel bir alt dalı” olduğunu açıklıyor. Tıp uzmanları, temelde cinselliği ya da cinsiyet çeşitliği ifadesini bir “davranış” olarak gördüler ve insanları bu davranıştan “kaçınmak” için zorlayabileceklerine inandılar.

“Araştırmamın bulgularından biri, onarım terapisi ve kaçınma terapisi arasında bir bağlantı olduğu yönünde, ancak bu pek çok insanın düşündüğü gibi kesin bir delil değil.” diyor Davison.

“Davranışçı terapi kökenle ya da nedenlerle ilgilenmez, sadece semptomlarla ilgilenir. Kumar, alkolizm, agorafobi, yeme bozuklukları ya da dürtüsel sayılan ve hastanın kontrolü dışında gelişen her türlü davranış için kullanıldı.”

Günümüz dünyasında bu tür müdahalelerin yalnızca yanıltıcı olduğunu değil, aynı zamanda acımasız olduğunu da görebiliyoruz. Yine de Davison, bu deneyimin bunu yaşayanlar açısından ne kadar çok yönlü olduğunu keşfetmekten çok etkilendi. Araştırmasının bir parçası olarak, Davison kaçınma terapisi alan kişilerle görüşmeler yaptı. Bu tür müdahalelerin gerçek etkisi, uygulanan kaçınma terapisinin türüne bağlı olarak çok derin olabiliyor ancak bu kişinin bireysel koşullarına da bağlı.

Davison sürecin “korkunç” olduğunu söylüyor – ancak herkes tarafından aynı şekilde deneyimlenmiyor:

“Bana eğer kaçınma terapisi almamış olsalardı, kendilerini öldüreceklerini söyleyen bazı hastalar oldu.” diye anlatıyor Davison. “Bir hasta bana ‘Gerçekten kötü bir durumdaydım. Gidip kaçınma terapisi alayım ve işe yaramazsa da elimden geleni yaptığımı düşünüp huzurla uyuyayım diye düşündüm.’ diye anlattı. Gerçekten dindar bir kişiydi. Kaçınma terapisini denediğinde, elinden gelen her şeyi yapmış olacaktı – Tanrı artık onu yargılayamazdı. İşe yaramazsa da sorun değildi.”

“Daha önce hiç porno izlemediği için bunu eğitici bir deneyim olarak gören bir hastayla da konuştum. Üç seans kaçınma terapisi gördü ve psikiyatrist ona eşcinsel erkek fotoğrafları gösterdiğinde ‘Aman Tanrım! Bu tür şeylerin olduğunu bilmiyordum’ diye düşündü ve oradan mutlu bir şekilde ayrıldı. Çünkü bir aydınlanma yaşamıştı ve artık ne istediğini tam olarak biliyordu.”

Davison’ın araştırması, tıpkı kaçınma terapisi gibi onarım uygulamalarından bahsederken de “kurban / mağdur” anlatımından uzaklaşmanın ne kadar önemli olduğunu fark etmesini sağladı:

“Doğru veya yanlış, bu araştırma sayesinde insanların deneyimlerinin her zaman yansıtılmadığını öğrendim.”

Dinsel onarım uygulamaları “tıbbi olanlar kadar eski”

Onarım uygulamaları yalnızca psikiyatristler tarafından yapılmıyor – dini örgütlerin yıllardır eşcinsel arzular ya da toplumsal cinsiyet araştırmaları konusunda insanlara “danışmanlık” verdiğini iddia eden hizmetler sağladığını bilen bilir. ABD’de 1980’ler ve 1990’lar boyunca, genç insanlar, cinsel arzularından kurtulmak amacıyla dua etmeleri için kamplara gönderildiler. Dünyanın dört bir yanındaki dini kuruluşlar, bu itibarı kalmamış müdahaleleri günümüzde bile sunmaya devam ediyor.

Jayne Ozanne, inanç temelli onarım terapisinden kurtulan biri ve bu tür uygulamaların “yıllardır” devam ettiğini, en az “tıbbi olanlar kadar eski” olduğunu söylüyor.

“Bütün bunlar, yaşamanın ve var olmanın kabul edilebilir tek yolunun heteronormatif, cisgender kadın ve erkek klişeleri olduğu inancından kaynaklanıyor. Bunlar dışında kalan ne var ne yoksa yıllardır “iyileştirmeye” tabi tutuluyor. Ancak 1970’lerde ve 1980’lerde, insanların kutsal ruhun armağanları olarak adlandırdıkları şeyleri deneyimlemeleri anlamına gelen karizmatik hareketin büyümesi; iblisleri defetmenin, insanları iyileştirmenin ve kutsal ruhtan neden eşcinsel olunduğuna dair bilgi almanın bir yolu olduğuna inanma konusunda pek çok insanı güçlendirdi.”

Sonucun, dini onarım uygulamalarının çoğalması için “kusursuz bir fırtına” yarattığını anlatıyor Ozanne. İnsanlar, cinsel yönelimlerini ve toplumsal cinsiyet kimliklerini ifade etme konusunda hiç olmadıkları kadar özgür hissediyorlardı ve dini gruplar, denemek ve insanları değiştirmek için kutsal ruhun “armağanlarını” kullanma konusunda giderek daha fazla cesaretleniyordu.

Bu tür uygulamalar, günümüzde de devam ediyor – aslında araştırmalar, onarım terapisinin en yaygın biçimlerinin İngiltere’de, genellikle kapalı kapılar ardında, dini ortamlarda yapıldığını gösteriyor. Sonuç olarak çok az insan bu çabaların hâlâ devam ettiğinin farkında. İngiltere hükümetinin, onarım terapisinin ne kadar zararlı olduğunu kabul etmekteki “isteksizliği” Ozanne’ı yıldırmış. Ayrıca hükümetin uygulamayı yasaklamasını beklemekten de bıkmış.

“Bazılarımız, bunun sadece tıbbi bir terapi olmadığı konusunda yıllardır çığırtkanlık yapıyoruz.” diyor Ozanne. Araştırmalara göre bu tür uygulamalara maruz kalanların intihar düşüncesi, yeme bozuklukları ve bazı zihinsel sağlık sorunları yaşamaya devam ettiğini anlatıyor.

Ozanne, hükümetin onarım terapisinin “kabul edilemez, tehlikeli ve zararlı” olduğuna dair net bir sinyal göndermesi gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle sürecin bütünüyle yasaklanması büyük önem taşıyor.

“Yasaklamak ilk önemli adım, çünkü uygar bir toplum olarak neyin kabul edilir olduğunu, neyin kabul edilebilir olmadığını ve kırılgan grupları korumamız gerektiği söyler bize. Maalesef araştırmalara göre onarım terapisine maruz kalanların yarıdan fazlası çocuklar, üçte biri de genç erişkinler. Onların korunmaya ihtiyacı var. Gerektiğinde müdahale edebilmek ve çocukları, yaşamlarının başında onlara sonsuza kadar zarar verecek şeylere maruz kalmaktan korumak için, elimizde yeterince araç, yasa vs. olduğundan emin olmalıyız.”

Ancak onarım terapisini yasaklamak, uygulamanın bir gecede sonlanacağı anlamına gelmez. Davison, eğer gerçekten kuirleri korumak istiyorsak, onarım terapisini kâğıt üzerinde yasa dışı ilan etmekten çok daha fazlasını yapmamız gerektiğine inanıyor.

“Bu uygulamayı yasaklayan bir yasa çıkarmak önemli bir adımdır ve bir bütün olarak toplumun bu uygulamalara karşı olduğuna ve bunları nefret uyandırıcı bulduğuna dair önemli bir mesaj verir. Ancak uygulamaları durdurmanın fiilen işe yarayıp yaramayacağı konusunda şüpheliyim.” diyor Davison.

“Bence çok daha büyük bir topluluk tepkisine ihtiyacımız var. Sadece bu uygulamaları yasa dışı ilan etmekle kalmamalıyız. Cinsel yönelimimiz ve cinsiyet kimliğimizi halka ilan etmek ve onu kutlamak gibi büyük bir topluluk tepkisine de ihtiyacımız var. Bu tür şeyleri ortadan kaldırmamıza yardımcı olacak tek şeyin bu olduğunu düşünüyorum.”


Etiketler: insan hakları, sağlık, dünyadan, tarihimizden
bülten