10/10/2006 | Yazar: Kaos GL

‘Bu program eşcinsel oldukları için acı dolu bir deneyim yaşamayı göze alacak kadar ümitsiz üç erkeğin hikayesini anlatıyor. Bir takım insanların eşcinsellere çıplak erkek resimleri gösterip sonra da iğne ile onları kusturtarak eşcinselleri kadınlara yöneltebileceklerini düşünmelerini inanılmaz buluyorum. Sanırım amaçları sadece tedavi değil, aynı zamanda onları cezalandırmak.’

‘Bu program eşcinsel oldukları için acı dolu bir deneyim yaşamayı göze alacak kadar ümitsiz üç erkeğin hikayesini anlatıyor. Bir takım insanların eşcinsellere çıplak erkek resimleri gösterip sonra da iğne ile onları kusturtarak eşcinselleri kadınlara yöneltebileceklerini düşünmelerini inanılmaz buluyorum. Sanırım amaçları sadece tedavi değil, aynı zamanda onları cezalandırmak.’

KAOS GL

Nedim B. - LONDRA

*Aşağıdaki metin 1996 yılında İngiliz BBC2 televizyonunda iki ay süre ile yayınlanan Dark Secret adlı cinsellik ağırlıklı bir dizi belgeselin Aversion* Therapy & Homosexuality adlı bölümünün özetidir.


Gece. Bir şehir. Belki de herhangi bir şehir. Işıklar içinde. Ev arkadaşım Edinborough olabileceğini söylüyor. Benim bir fikrim yok. Geri planda Freddie Mercury’nin ‘This Could Be Heavven’ çalıyor. Kamera 50 yaşlarında bir erkeği gösteriyor. Bir iş yaparken soru sormaya çekinilecek tipler vardır ya. İşini hem çok ciddiye alır hem de hayat yorgunu olduğu için bu işin onun için çok önemsiz olduğu havası ile aslında size işi olmazsa kafayı yiyecek bir insan olduğunu düşündürtür. İşte bana da tam öyle bir duygu veriyor.

Adı Peter Price.
Bir radyo programını sunuyor.
İşi disk-jokeylik.

Spiker: Bu program eşcinsel oldukları için acı dolu bir deneyim yaşamayı göze alacak kadar ümitsiz üç erkeğin hikayesini anlatıyor.
Bir takım insanların eşcinsellere çıplak erkek resimleri gösterip sonra da iğne ile onları kusturtarak eşcinselleri kadınlara yöneltebileceklerini düşünmelerini inanılmaz buluyorum. Sanırım amaçları sadece tedavi değil, aynı zamanda onları cezalandırmak.

Kamera Pete Price’ı gösteriyor. Evinde. Üzerinde pembe ipek olduğunu sandığım bir gömlek var. Elinde bir toz bezi çiçek desenli duvar kağıtları olan bir odadaki sayısız heykel ve tablonun tozunu alıyor.

Pete: Annem çok duyarlı ve nazik bir insandı. Torunları olsun istiyordu. Oğlunun eşcinsel olduğunu bilmek onun için çok acı vericiydi. Onu hayal kırıklığına uğrattığım için suçluluk duyuyordum.

Siyah-beyaz bir fotoğraf. Yaşlı bir kadın -annesi- Pete’in gençlik fotoğrafı kucağında bir koltukta poz vermiş. Gülümsemesinde sanki gülümsemek yerine başka bir şey paylaşmak istiyormuş ama bunu yapamayacak kadar cesaretsizmiş gibi bir hava var. Belki de bu aralar kendi annem de aynı şeyleri yaşadığı için hayal görüyorum.

Pete: Bir gün oturup karşılıklı konuştuk. ‘Bir doktora görün’ dedi. O günden sonra yaşadıklarımı anlatacak bir söz bulamıyorum.

Kamera başka bir erkeği gösteriyor. Adı Colin Fox. Krem renkli, aydınlık bir odada pencerenin yanında oturuyor. Geri plandan saksı çiçekleri gözüküyor. O da 45-50 yaşlarında. Beyaz bir gömlek giymiş. Eli çenesinde.

Colin: Eşcinsel olduğum için tedavi olmak istememin nedeni o dönem bende bir rahatsızlık, sorun olduğuna inanmam. İçimde bir yerlerde eşcinselliğin bir tür hastalık olduğuna inanıyordum ve tedavisinin olabileceğini düşünüyordum. 37 yaşıma kadar bu böyle gitti.

Eski bir video filmi. Damat -Colin- kameraya gülümsüyor. Yanında gri takım elbise içinde iki erkek konuşup gülüyor. Ses yok.

Colin: Evlendiğim günü asla unutamayacağım. 23 Temmuz, Pazar, saat 2. (Kamera bir sinagogda koşuşturan çocukları ve davetlileri gösteriyor... Renkli bir nikah fotoğrafı. Colin ve eski eşi deftere imza atıyor. Eşinin yüzü karartılmış). İmzayı atarken içimde, çok derinde bir yerde yanlış bir şey yaptığıma inanıyordum. Kendimi zombi gibi hissediyordum. Bir gece öncesi uyuyabilmek için uyku hapı almıştım. Balayı çok kötü geçti. (Bir başka fotoğraf. Colin yüzme havuzunun kenarında oturmuş gülümsüyor. Başında beyaz bir denizci şapkası, boynunda altın bir zincir) Güney İtalya’ya gitmiştik. Eski eşim daha önce balayının peri masallarındaki gibi olmasını istediğini söylemişti. Ben ise kendimi yardıma muhtaç, yetersiz ve tuzağa düşmüş hissediyordum.

Siyah-beyaz fotoğraf. Bir grup asker yan yana oturmuş. Kamera bir yüzün üstünde duruyor. Çok yakışıklı olduğunu düşünüyorum. Ağzında hafif ama insanı içine çeken bir gülümseme var. Adı Billy Gartweite. Yüzbaşı. Kamera oldukça toplu, gözlüklü bir kadını gösteriyor saçları yavaş yavaş beyazlamaya başlamış.

Alice Gratweite: (Billy’nin kız kardeşi) Billy çok iyi bir insandı. Herkesle, özellikle çocuklarla ve hayvanlarla çok iyi geçinirdi. Billy eşcinsel olmak istemiyordu. Öyle olduğunu bilmesine rağmen eşcinselliğine boyun eğmemesi gerektiğine inanıyordu. Kadınlarla flört etmeye çalışıyor, elinden geldiğince heteroseksüel bir hayat sürdürmeye çalışıyordu. Bir gün annem erkenden gelip beni okuldan aldı. Billy’nin yapmaması gereken bir şey yaptığını ama bu yüzden onu suçlamamam gerektiğini söyledi. Erkeklerin kadınlarla birlikte olmak için genelevlere gittiğini bilip bilmediğimi sordu. ‘Evet’ dedim. ‘İşte Billy de aynı şeyi erkeklerle yapıyor’ dedi. Billy mahkemeye verilmişti. Yargıç onu hapse atmak yerine bir psikiyatri kliniğine tedavi olmak üzere sevk etmişti.

Spiker: Billy altı ay kalmak üzere gönderildiği hastaneye geldikten iki üç gün sonra öldü. 29 yaşındaydı.

Kamera bir mezarlığı gösteriyor. Alice bir mezarın önünde yere çömelmiş anlatıyor: Billy kariyeri sona ermiş olmasına rağmen askeri törenle gömüldü. Cenazede kimse onun neden, nasıl öldüğüne dair tek kelime etmedi.

Ekim 1964’te çekilmiş bir haber programının bir bölümü. Siyah-beyaz. Sunucu Piccadily Circus’taki Eros heykelinin önünde dikilmiş anlatıyor: Ordu, bakanlık gibi resmi kurumlarda yüzlerce hatta binlerce gey var. Eğer bütün eşcinseller aynı anda işlerini terk etseler ekonomi kaosa sürüklenir. Bugün Britanya’da bir milyon eşcinsel erkek ve bir milyon eşcinsel kadın var. Kadınlar arası cinsel ilişki yasal olmasına rağmen erkekler arasındaki yasadışı sayılıyor ve hapis ile cezalandırılıyor.

Bacaklarıma elektrik telleri bağladılar. Bir sürü yarı çıplak kadın ve erkek resimleri gösterip onları ne derecede çekici bulduğuma dair not vermemi söylediler. Tepkilerime göre elektriğin dozunu artırıp azaltıyorlardı. Çok acı çekiyordum.

Eğer bana aversion terapi uygulanmasaydı, hayatım bugün çok farklı olurdu. Terapi hayatımı alt üst etti. Uzun süreli bir ilişki kuramadım o üç gün 25 yılı yok etti

Colin: 60’lı yıllarda toplumun eşcinselliğe karşı tavrı çok farklıydı. Tanıdığım hiç bir eşcinsel yoktu. Okuduğum kitaplardan bir tek Oscar Wilde’ı bilirdim. Onun nasıl hapse düştüğünü biliyordum. Bu yüzden de hapse gireceğim diye korku içinde yaşıyordum.

Pete: O dönemde toplum bana nasıl hissetmem gerektiğini söylüyordu. Eşcinsellik suçtu ve ben bir yalan içinde yaşıyordum.

Spiker bazı insanların aversion terapiye mahkemeler aracılığıyla bazılarının da aile ve çevrelerinin baskısı ya da kendi rızaları ile geldiğini anlatıyor.

Pete: Tedavinin ilk günü annem ile vedalaştım. Çok üzgündü. Ne olup biteceğini ikimiz de bilmiyorduk ve hiç bir zaman da ona olanları anlatmadım. Eşcinsellik suç olduğu için kendi adımı vermedim. Kaldığım koğuş korku filmlerinden bir sahne gibiydi. Gece yarısı çığlık atanlar, garip garip gülenler... Doktor cinsel hayatım ile ilgili sorular sordu. Bana anal seksin ve oral seksin ne kadar kötü ve yanlış olduğunu anlatıyordu. Sevdiğim biranın ne olduğunu sordu. ‘Guinness’ dedim. Beni bir odaya sokup yatağa yatmamı söylediler. Sehpanın üzerinde bir sürü yarı çıplak erkek resimleri vardı. Bir kasa da bira getirdiler. Tek başıma bıraktılar. Bira içip resimlere bakıyor bir yandan da ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışıyordum. Bir süre sonra gelip bana iğne yaptılar. İğne yapılır yapılmaz midem bulanmaya başladı. Korkunç başım ağrıyordu. Doktora kusmak üzere olduğumu söyledim. ‘Kus o zaman’ dedi. Bir kova istedim. ‘Hayır, yatağa ya da üstüne kus’ dedi. Şaka yapıyorlar sanıyordum. Doktor tekrar kusmamı söyledi. Dayanamayıp üstüme kustum. Birer saat arayla iğne yaptılar. Ben kusmaya devam ettim.

Spiker: İğne ile tedavinin amacı kişide ne zaman bir erkek görürse tiksinme, bulantı duygusu yaratmak. Aversion terapinin kökeni 1920’lerde Pavlov’un gerçekleştirdiği deneylerde yatar. (Kamera o dönemden kalma siyah-beyaz, insanların hızlı hareket ettiği bir filmi gösteriyor. Bir köpek çeşitli kablolarla bağlanmış) Pavlov’un ünlü deneyinde bir köpeğe ne zaman yemek verilse ışık yanıp sönüyor ve köpeğin salya miktarı ölçülüyordu. Bir süre sonra yemek verilmese de ışık yanıp söndüğünde köpek yemek verildiği zamanki kadar salya salgılıyordu. 40 yıl sonra aynı yöntem eşcinseller üzerinde deneniyordu.

Alice: Bir takım insanların eşcinsellere çıplak erkek resimleri gösterip sonra da iğne ile onları kusturtarak eşcinselleri kadınlara yöneltebileceklerini düşünmelerini inanılmaz buluyorum. Sanırım amaçları sadece tedavi değil, aynı zamanda onları cezalandırmak.

Dr. Richard Goodbody: (Uzmanların hep kitaplığı vardır ve onun önünde konuşurlar nedense. Bu da öyle. Beyazlamış keçi sakalları ve ince sarı çerçeveli gözlükleri var.) Billy’e apomorfin adlı bir ilaç verilmişti. Şırınga yoluyla verilen apomorfin şiddetli kusma ve baş ağrısına yol açar. Bana sevk edildiğinde aversion terapi uygulandığını biliyordum. Ancak çok geç kalınmıştı. Kısa bir süre sonra öldü.

Alice: Anneme soruşturma yapılmasını isteyip istemediği soruldu. Ancak ne adli tıp ne de askeriyenin bunu istemediği söylendi. Annem de onlarla aynı fikirdeydi. Baba tarafım aristokrattır. Annem basının olayı duymasını istemedi. Olay kapandı.

Tekrar Pete’in odasındayız. Oturma odasının ortasında fıskiyeli küçük bir mermer havuz var.

Pete: 72 saat sonra hastaneden ayrılmaya karar verdim. Tedavinin beni iyileştirmesi amaçlanıyordu. Ben ise bu şekilde iyi olacaksam hiç iyi olmama kararı almıştım. Doktor benimle aynı fikirde değildi. ‘Tedavin henüz bitmedi. Sırada elektrik tedavisi var’ dedi.

Colin: Bacaklarıma elektrik telleri bağladılar. Bir sürü yarı çıplak kadın ve erkek resimleri gösterip onları ne derecede çekici bulduğuma dair not vermemi söylediler. Tepkilerime göre elektriğin dozunu artırıp azaltıyorlardı. Çok acı çekiyordum.

Pete: Tedaviyi bitirmediğin için suçluluk duyuyordum. Annemi düşündükçe suçluluk duygusu daha da artıyordu. Ona olanları anlatamadım. Anlayacağını sanmıyordum. Bana yaptıklarından dolayı doktorlara kızgındım. Bir insanın başka bir insana böyle bir tedaviyi reva görmesine inanamıyordum.

Alice: Çok kızgınım. Öldüğü, hem de bu şekilde öldüğü için çok üzgünüm. Kimse böyle bir şeyi hak etmemeli. Sadece eşcinsel olduğu için öldü.

Pete: Eğer bana aversion terapi uygulanmasaydı, hayatım bugün çok farklı olurdu. Terapi hayatımı alt üst etti. Uzun süreli bir ilişki kuramadım o üç gün 25 yılı yok etti.

Spiker: Eşcinsellik 1967 yılında yasadışı olmaktan çıktı. Son 30 yıldır aversion terapi uygulanmıyor. Hastanelerin ilgili bölümleri kapandı. Kayıtlar yok edildi. 1967 yılına kadar ne kadar eşcinsel erkeğin aversion terapi aldığı bilinmiyor.

*Aversion: Tiksindirme, iğrendirme


Kaynak: Kaos GL, Mart 1997, Sayı 31




Etiketler: insan hakları, sağlık
Dijital