06/10/2009 | Yazar: Nevin Öztop

"Öteki anne olmak projesi" kapsamında gerçekleştirilen söyleşide konuşan, kimliğinin ve nerede çalıştığının bilinmesini istemeyen Gizem adlı kadın, feministler a

"Öteki anne olmak projesi" kapsamında gerçekleştirilen söyleşide konuşan, kimliğinin ve nerede çalıştığının bilinmesini istemeyen Gizem adlı kadın, feministler açısından anne olmak olgusunun çok irdelenmediğini, bu konuda feministlerin hazır cevaplarının olmadığını belirtti.
 
Kaos-GL tarafından düzenlenen ve Heinrich Bölf Stiftung Derneği tarafından desteklenen "Öteki anne olmak projesi" kapsamında söyleşi gerçekleştirildi. Kimliğinin ve nerede çalıştığının bilinmesini istemeyen 10 yaşında bir erkek çocuğu annesi olan Gizem, çocuğunun babasıyla 10 yıl evli kaldıktan sonra boşandığını ifade ederek, "18 yaşındayken anne olmayı çok istiyordum. Bunun bütün hayatımı değiştirecek kadar kapsamlı bir deneyim olduğunun farkında değildim" dedi. Annelik deneyimiyle beraber kurumsal olanın insanın tepesine bindiğine dikkat çeken Gizem, toplumun, kurumların beklentilerinin bitmek bilmez bir sorumluluk yüklediğine dikkat çekerek anneliğin dayatılan bir kurum olduğunu kaydetti. Hukukta yer alan "yetkisiz sorumluluk" kavramının tam da annelik olgusuna denk geldiğini belirten Gizem, "Tüm toplumun buna müdahale ettiğine tanık oluyorsunuz. Bedeniniz hayatınız her şey teşhir oluyor" dedi.
 
Doğumdan sonra kadınların tamamen yalnız kaldığına vurgu yapan Gizem, feminizmin bu alanda oluşmuş bir geleneğinin olmamasının feminist kadını da tamamen yalnız bıraktığını belirtti. Erkeklerin bu sürece pek dahil olmadığına değinen Gizem, kadının hamilelik esnasında bedenen çektiği acılarla, ağrılarla bu sürece hazırlandığını ama bunun sürekli dile getirildiği şekilde çok da kutsallaştırılacak bir yönünün olmadığını söyledi. Baba için bunun böyle olmadığını vurgulayan Gizem, babalığın daha çok çocuk doğduktan sonra geliştiğini dile getirdi. Feministlerinde çocuk sahibi olduktan sonra geleneksel olanı dayattıklarını belirten Gizem, bu anlamda gitmiş olduğu, feminist ve eşcinsellerin ağırlıkta olduğu ortamda kadınların bu ortamın kendisine ve çocuğuna uygun olmadığını belirttiğini hatta bir kadının seni Sosyal Hizmetler Kurumu'na şikayet ederim dediğini belirterek, "Annelik geleneksel ama aynı zamanda özgür bağımsız olmak isteyen bir kadın açısından zor bir deneyim" dedi. Gizem, 1970'lerde feministlerin anneliği reddettiğini ancak bunu doğru bulmadığını belirtti.
 
'Annelik kamusal bir alan ama çok yalnızsınız'
Yaşadıkları zamanın annelerinin zamanı gibi olmadığını belirten Gizem, "O zaman bu kadar tüketime endekslenmiş bir çocuk yetiştirme durumu yok. Annelerimiz çocuk büyütmeyi doğal sorumluluk gibi karşılıyordu. Ama feministseniz, huzursuzsanız bu toplumla bir probleminiz varsa iktidar alanlarından da uzaksınız, bu zor. Doktor 'bebeği 2 yıl emzireceksin' diyor mesela, düzenli bir hayatı olacak vitaminlerini düzenli alacak, hayatı okulu her şey kusursuz olacak diyor. Ama siz bu deneyimi yaşarken bu sorumlulukları yerine getirirken tamamen yalnızsınız. Ne devlet nede geleneksel yerleri reddeden kesimlerden kimse yok. Bedeniniz bile kamusal bir alan ama çok yalnızsınız" diye konuştu. Bir ara Feminist Aileler Grubu kurulduğunu belirten Gizem, bununda feministlerin kendi içinde oluşmuş olan önyargılar nedeniyle hemen dağıldığına dikkat çekti. Eşcinsel kadınlarda annelik deneyiminin olmadığını belirten Gizem, "Çok marjinal, geleneksel eleştiren bir yerde duruyorlar" dedi.
 
Feministlerin annelikle ilgili oluşmuş yargıları yok
Türkiye'de feminist hareketin daha çok öğrenci gençlik ve akademisyenler içinde gelişkin olduğuna dikkat çeken Gizem, bu konuda oluşmuş, oturmuş yargıların olmadığını vurguladı. Başkent Kadın Platformu'nda bir işyerine gitmekten ziyade aynen bir ev gibi döşenmiş bir ortamda kendini bulduğunu ve orada çocuklar için hazırlanmış odaların olduğunu söyleyen Gizem, "Feministler hala bunu başaramıyorlar" dedi. Çocuğu açısından da feminist ve lezbiyen bir anneye sahip olmanın zor olduğunu belirten Gizem, çocuk okula gitmeye başladığı andan itibaren çok ciddi anlamda zorluk çektiklerini ifade etti.
 
Gizem "Oğlum aile ünitesini işlemeye başladıktan sonra bunalım yaşadı. Bırakın eşcinsel olduğunuzu çocuğunuza söylemeyi o çocuk boşanmış bir anne babanın çocuğu olmayı bile kabul edemiyor" diye kaydetti. Çocuğa öğretmeye çalıştığının tamamen dışında bir sosyal yaşamının olduğunu belirten Gizem, "Okulda sosyal çevrede öğretilen maalesef farklı. Ve bir noktadan sonra çocuğunuzun sizin öğrettikleriniz yüzünden cezalandırılmasından korkuyorsunuz. Erkek çocuğa, toplum erkek olmayı öğretiyor. Çocuğunun toplumun karşısında durmasından korkuyorsun. Okuldan sonra sistem tamamen kendisini dayatıyor. 4 yaşında, iki kadın birbirini sevebilir diyen çocuk okula başladıktan sonra eşcinsellik sapıklıktır diyor mesela" dedi.
 
Gizem, bu yaşadığını işinden olmak, dışlanmak kaygısıyla toplumdan gizlemek zorunda kaldığı gibi çocuğundan da gizlediğini belirtiyor.
 


Etiketler: kadın
Nefret