04/08/2022 | Yazar: Kaos GL

Eşit Çalışmalar Derneği’nin “Türkiye’de Vatandaşların İyilik Hali” raporu yayında: “Otoriter rejim kadına yönelik şiddeti dahi LGBTİQ+’lara uyguladığı şiddet üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor.”

“Otoriter rejim LGBTİQ+’lara yaptığı baskıyı meşru görüyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Eşit Çalışmalar Derneği, Türkiye’de Politikada İyilik Halinin Quir Feminist Perspektifle Güçlendirilmesi projesi çerçevesinde “Türkiye’de Vatandaşların İyilik Hali” konulu saha araştırması gerçekleştirildi. Çalışma çerçevesinde iyilik hali kavramı, vatandaşların fiziksel, zihinsel ve ruhsal özgüçlerini ifade etmek amacıyla uluslararası literatürdeki well-being kavramının karşılığı olarak kullanıldı. Türkiye genelini kapsayan bir araştırma yaparak öncelikle genel olarak vatandaşların iyilik halinin analiz edilmesi hedeflendi. 1.000 kişilik bir örneklem üzerinden yürütülen çalışmada; yaş grubu, cinsiyet, coğrafi bölge ve sosyo ekonomik statü kırılımlarına yer verildi.

Çalışmanın raporu, iyilik halini bireyler ve toplumsal ilişkiler temelinde ele alan bir yaklaşımı benimseyen araştırmacılar tarafından yürütülmüş bir araştırmaya dayanıyor. İyilik halini ölçülürken eğitim, sağlık, çalışma dahil olmak üzere kişilerin yaşamlarını belirleyen faaliyetleri, siyasal katılım ve yönetimi, toplumsal bağ ve ilişkileri, vatandaşların çevre ile kurduğu ilişkiyi ve siyasal, ekonomik ve fiziksel güvenliği iyilik halinin asli göstergeleri arasında tanımlandı.

Toplumsal şiddet ve ayrımcılık

Rapor, toplumsal ilişkilerin vatandaşlar arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkilemesinin en önemli nedenlerinden biri otoriterleşme ile eşzamanlı olarak gelişen kutuplaşma ve özellikle bu kutuplaşmanın doğurduğu şiddet sarmalı olduğunu söylüyor:

“Son yıllarda Türkiye’de şiddet denince akla gelen ilk konu kadına yönelik şiddet meselesi. Gerek bu şiddet vakalarına ilişkin sosyal medyada gelişen farkındalık gerekse de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı sonrası yükselen protesto dalgası, otoriterleşmeye karşı mücadele eden en güçlü toplumsal hareket olma niteliğine sahip kadın hareketinin başarısı olarak görülebilir.

Bu rejim kadınların giyim kuşamından sosyal yaşama katılım biçimlerine kadar kadınlar yerine karar verdiği gibi, LGBTİQ+’lar ve yerleştirilmek istenen normların dışındaki ilişki biçimlerini benimseyen erkekler için de geçerlidir. Onur yürüyüşlerinin ve LGBTİQ+ görünürlüğünün kendisi bir suç haline getirilmeye çalışılıyor. Rejimin bekası bir yönüyle, bu kesimlere yönelik baskıcı ve disipline edici uygulamaların üstü örtük biçiminde desteklenmesine ve özellikle son dönemde artan biçimde LGBTİQ+ların varlığının yaşamlarını tehdide varacak ölçüde inkarına dayandırılıyor.”

Araştırma verilerine göre katılımcıların %30,6’sı Türkiye’de LGBT’lere haksızlık yapıldığına, %31,5’i şiddet uygulandığına katılıyor. Katılımcıların %29,6’sı Türkiye’deki siyasetçilerin tavırlarının LGBT’lerin haklarını olumsuz etkilediğini, %36,9’u LGBT’lerin haklarının toplumca kısıtlandığını ve %30,1’i hukuk düzenlemelerin LGBT’lerin diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olmasını sağlamak için yeterli olmadığını düşünüyor. Katılımcıların %40’ı ise LGBT’lere iş hayatında eşit hayatında eşit şartlar sağlanmadığına katılıyor. Bu ifadelere katılmayanların oranı katılanlara göre daha az bir yüzde oluştururken, “Fikrim yok” cevabı verilen cevapların büyük oranını oluşturuyor.

Raporda yüzde 90’lık bir kesim, eşcinsellere yapılan müdahalelerin ya da gündelik yaşamdaki tecrübelerinin ayrımcılık halini aldığını teslim ediyor:

“Bu veri katılımcıların önemli bir kısmının sağ ideolojiye yakın olduğu göz önünde bulundurulduğunda daha da çarpıcı hale geliyor. Bu veri bize hükümetin ideolojik söylemini üzerine kurduğu LGBTİQ+ karşıtı söylemlerin, iddia ve ima edilen toplumsal zeminden yoksun olduğunu gösteriyor. Oysa otoriter rejim LGBTİQ+’lara yaptığı baskıyı çok meşru görmekte, İstanbul Sözleşmesi örneğinde olduğu gibi, kadına yönelik şiddeti dahi LGBTİQ+’lara uyguladığı şiddet üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor. Rejim ile tabanı arasındaki bu yarılma, özellikle vicdani bir boyutu olduğunu varsayabileceğimiz duygusal yarılma, muhalif güçler tarafından siyaset üretmenin söz konusu olabileceği, otoriterizmin kısmen zayıflayan meşruluğunu daha da tartışmaya açmanın mümkün olduğu bir alan. LGBTİQ+’lara yönelik yönelik ayrımcılık gözle görünür bir şiddet boyutuna vardığında, başka bir toplumsal eğilimi açığa çıkarır.”

Eşit Çalışmalar Derneği’nin “Türkiye’de Vatandaşların İyilik Hali” çalışma raporunu buradan inceleyebilirsiniz.


Etiketler: insan hakları, yaşam
Dijital