20/02/2021 | Yazar: Defne Güzel

SU Gender’in konferansında Genç LGBTİ+’dan Barış Azar, LGBTİ+ gençlerin pandemi deneyimlerini aktardı: Çevrimiçi etkinlikler genç LGBTİ+’lar için her zaman erişilebilir değil.

“Pandemide LGBTİ+ gençlerin sosyal ortamları kalmadı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) bugün (20 Şubat) çevrimiçi olarak düzenlediği “Covid-19 Pandemisinin Birinci Senesinde Toplumsal Cinsiyet Üzerine Konuşmak” isimli konferansta yıl boyunca hazırlanan raporlama ve savunuculuk çalışmalarını dinlemek ve tartışmaya açmak için sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Konferansı yaklaşık yüz kişi izledi.

Panelin açılış konuşmasını SU Gender’dan Hülya Adak gerçekleştirdi. Adak, konuşmasında; “Covid-19 döneminde raporlardan ve örneklerden görüyoruz ki kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayalı şiddet katlanarak arttı. SU Gender olarak bu duruma dikkat çekmek istedik ve seminerler dizisi hazırlamaya yöneldik” diye belirtti.

Konuşmasının devamında SU Gender’ın cinsel taciz ve cinsiyete dayalı şiddet konulu seminerler düzenlediğini, aktivistlerin mücadelelerini paylaşabildiği bir alan açmayı hedeflediğini de belirten Adak, eşitsizliklerle mücadelenin ilk yolunun veri toplamakla başlayacağının altını çizdi.

pandemide-lgbti-genclerin-sosyal-ortamlari-kalmadi-1

Pandemi sürecinde toplumsal cinsiyete bakmak

Açılış konuşmasının ardından Aslı Aygüneş ve Oğuz Can Ok “Pandemi Sürecinde Toplumsal Cinsiyete Bakmak” adlı raporun tanıtımını gerçekleştirdi.

Ok konuşmasında bir izleme çalışması başlattıklarından ve Türkiye’deki toplumsal cinsiyet ve pandemi arasındaki ilişki üzerine veri topladıklarından bahsetti. Çalışmanın hazırlık sürecine de değinen Ok, aktivizm yapan kişi ve kurumların verilerini görünür kılma yoluna gittiklerini ve kamuoyuyla bu raporları, araştırmaları ve istatistikleri paylaştıklarını da belirtti. Ok konuşmasına şöyle devam etti:

“İzleme çalışmaları raporlaştırmadan önce üç başlıkta gruplandırıldı. Bakış, deneyim ve savunuculuk. Bakış, pandemide nasıl veri üretildiği ile ilgili bilgileri kapsıyordu. Deneyim, pandeminin getirdiği ekstra yükün üzerimizden atılması için deneyim paylaşımı olmasıydı. Deneyimlerimizi paylaştık ve bunları bir araya getirdik. En sonuncusu ise savunuculuk. Yazın İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar gündeme gelmesi ve Boğaziçi olaylarıyla beraber okunduğunda savunuculuk faaliyetleri pandemide çok önem arz etti. Fiziksel mekanda insanların bir araya gelmeleri sorgulanırken savunuculuğa da ihtiyaç arttı. Savunuculuğu gerçekleştiren sivil toplum örgütlerine teşekkür etmemiz lazım.”

Ok’un ardından Aslı Aygüneş rapora dair aktarımlara devam etti. Aygüneş verilerin kullanılması hususunda verilerin limitasyonuna dair eleştirilerini gündeme getirdi. Pandemi sürecinde verilerin telefonla alınabildiğine ve bu verilerinin kısıtlılığına dikkat çeken Aygüneş, LGBTİ+’ların pandemide yaşadıkları problemlerin birkaç rapor dışında derinlikli incelenmediğini de aktardı. Aygüneş, “raporumuzda kırılımlara ve farklı etmenlere dikkat çekmeye çalıştık, umuyoruz ki bu kırılımlar görünür” diyerek sözlerini noktaladı.

Salgında kadın olmak

Aygüneş ve Ok’un ardından panelistlere söz verildi. Kadının İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği’nden Damla Eroğlu ve Hilal Gençay “Salgında Kadın Olmak” raporundan bahsettiler. Gençay sözlerine “bir yıldır kolektif bir travma yaşıyoruz,” diyerek pandeminin etkisine dikkat çekerek başladı.

Raporu tanıtan Gençay, Covid-19 salgınının kadınlar üzerindeki etkisini araştırmak için bu çalışmanın gerçekleştirildiğini vurguladı. Çalışma kapsamında 81 ilden 1201 kadınla görüşme yapıldığına dikkat çekti. Ayrıca çalışma sürecinde feminist izleme değerlendirme ilkelerinin de izlendiğini belirten Gençay, katılımcı kadınların destek taleplerinin gözetildiğine, süpervizyon desteği alındığına ve görüşme formunun feminist ilkelerle yapılandırıldığına değindi.

Gençay, her 10 kadından 6’sının jinekoloğa gidemediği ve salgın öncesinde gelir getirici bir işte çalıştığını söyleyen 458 kadının 114’ünün salgın sebebiyle çalışamadığının, şiddetle baş etmede kamu kurumlarına başvuran kadınların oranının %0,9 olduğunun dikkat çekici bir şekilde rapora yansıdığını belirtti. Gençay sözlerini “bu araştırma kadınların maruz kaldığı cinsel şiddetin yoğunluğunun aynı şekilde devam ettiğini ama etkisinin derinleştiğini gösteriyor” diyerek noktaladı.

Covid-19 salgınının kadın çalışanlar açısından etkileri araştırması

Aygüneş’in ardından Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği’nden Emel Memiş sözlerinde yapılan bu araştırmaların birbirini bütünlediğine değindi. En temel sorunların ise eşitsizlik olduğunu ve kamunun bu eşitsizlik karşısında önlem almadığını belirten Memiş yoksulluğun da arttığına değindi. Seks işçilerinin ilk kez yardım paketi talep ettiğinin de araştırmalara yansıdığına değinen Memiş, STK’ların çalışmalarının birtakım uyarılar ve mesajlar verdiğinden bahsetti. Özellikle yereldeki STK’ların merkezi yönetimlerden destek alamadığını ve bir bütçe kısıtının oluştuğunu söyledi. Ayrıca burs bağışçılarının kesilmesinin de eğitim alanında kız çocuklarının okullaşma oranını olumsuz etkilediğini de dile getirdi.

Covid-19 salgınında LGBTİ+ topluluğunun durumu

Emel Memiş’in ardından Genç LGBTİ+ Derneği’nden Barış Azar örgütlülüklerinin gönüllülükle yürüdüğünü ve salgın süreciyle birlikte evlerine dönen gönüllüler sebebiyle doğan gönüllülük eksikliğinden bahsetti. Pandemide oluşturulabilecek en hızlı yöntemin çevrimiçi araştırma olduğunu da belirten Azar kaynak eksikliği sebebiyle araştırmayı geciktirmek istemediklerini de belirtti ve çevrimiçi araçlarla veri toplamaya başladıklarını belirtti.

Çalışma sonucunda 252 katılımcıya eriştiklerini belirten Azar, %15 katılımcının sağlık güvencesinin olmadığını ve bu durumun Covid süreciyle daha büyük bir problem halini aldığını dile getirdi. Trans geçiş süreciyle ilgili aksamaların ve HIV ilaçlarına erişimde yaşanan engellerin de raporda öne çıkan bulgular arasında yer aldığından bahseden Azar, LGBTİ+’ların aile evine dönmenin bir şiddet ihtimalini doğurabildiğini ve gönüllülerin bu sebeple toplantılara katılamadıklarını belirtti.

Katılımcıların psikolojik iyi hallerinin de çoğunlukla pandemiyle birlikte daha kötü bir sürece doğru evrildiğini aktaran Azar, pandemide LGBTİ+ gençlerin de sosyal alanlarının kalmadığını ve çevrimiçi etkinliklerin LGBTİ+’lar için her zaman erişilebilir olmadığını da belirtti.

Pandemi sürecinde engelli kadınların hak ihlalleri

Azar’ın ardından Türkiye Körler Federasyonu’ndan Coşkun Gök ve Şule Sepin söz aldı. Sepin pandemi sürecinde engelli kadınların haklarının ihlal edildiğini düşündüklerini ve anket çalışması hazırladıklarını belirtti. Bu anketi oluştururken farklı engel gruplarından kadınları bir araya getirerek bir odak grup görüşmeleri gerçekleştirdiklerini ve bu şekilde anketi oluşturduklarını belirten Sepin, toplumda şiddet kavramının bilinirliğinin de değişkenlik gösterdiğini aktardı. Farklı engelliliklere sahip kadınlar için anketi farklı biçimlerde yapılandırdıklarını da aktaran Sepin, engelli kadınlar dahil bütün kadınlar için pandeminin kadınları olumsuz etkilediğinden söz etti.

Şule Sepin’in ardından Coşkun Gök; engelli hakları sözleşmesinden başka hiçbir sözleşmede engelli kadınlara yönelik bir maddenin bulunmadığını belirten Gök, bu durumun pandemiyle birleştiği noktada büyük yıkımlara da zemin hazırlayabileceğini belirtti.

Sunumların ardından soru-cevap bölümüne geçildi ve ara verildi.

Konferans, “Pandemi Sürecinde Eşitliği ve Hakları Savunmak” oturumuyla devam ediyor.

Kolaylaştırıcı: Oğuz Can Ok

Rojda Zaman, KAMER Vakfı

Suzan Saner, İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu,Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın ve Ruh Sağlığı Çalışma Birimi

Yıldız Tar, KAOS GL Derneği

Zelal Yalçın, İBB Sosyal Politikalar Koordinatörü/ Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı


Etiketler: insan hakları, kadın, sosyal hizmet, sağlık
Nefret