21/11/2011 | Yazar: Murat Köylü

‘DiyalogFEST: Nefret Suçları Karşıtı Buluşma’ İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

"Nefret Suçları Karşıtı Buluşma" İstanbul’da Gerçekleştirildi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
“DiyalogFEST: Nefret Suçları Karşıtı Buluşma” İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Buluşma kapsamında düzenlenen panellerde vurgulananlar şöyle:
 
Nefret Söylemi Ve İfade Özgürlüğü: Dilin Kemiği Yok mu?
 
Prof. Yasemin İnceoğlu: Türkiye’de Barış Gazeteciliği’ne, insan haklarına dayalı medya takibine acil gereksinim var. Medyadaki nefret söylemi, toplumda kimin istenip istenmediğini, iktidarın egemenliğini, kimin “bizden” kimin “öteki” olduğunu belirliyor. Sektörel ve politik ilişkileri nedeniyle “Dördüncü Kuvvet” görevini yerine getiremiyor. Türkiye’de Barış Gazeteciliği’ne, insan haklarına dayalı medya takibine acil gereksinim var. Büşra Ersanlı’ya yönelen nefret söylemi, aynı zamanda kadın kimliğini hedef alıyor.
 
Milletvekili Aykan Erdemir (CHP): Nefrete karşı mücadele için; hem ceza yasasında ağırlaştırılmış hükümler içeren yasal düzenlemeler, hem de ayrı bir nefret suçları yasası istiyoruz. Mecliste sıklıkla kullanılan nefret söylemi içeren ifadeler tutanaklara geçmeli ki, ülkenin nasıl bir parlamento tarafından yönetildiğinin kaydı alınsın.
 
Yazar Pınar Öğünç: En kötüsü, nefret söyleminin normalleşmesi. Linç duygusunu pekiştiriyor. Festus Okey davası, Levent Kırca skeçleri gibi. Dört senedir hiçbir şey sorgulanmamış. Failin değil, mağdurun kimliğine odaklanılmış. Karakoldaki cinayet sonrasında Okey’in gömleği kaybedilmiş, sanki kalem kaybedilmiş gibi davranılıyor. Gazetecelik, ülkenin birkaç büyük kentinde birkaç büyük gazetesinin editörünün, ajans haberlerini tarayıp, başlıklarına takla attırdığı bir jimnastik etkinliğine dönüştü.
 
Yasalarda Ve Sokaklarda Etnik Ayrımcılık
 
Hukukçu Yazar Orhan Kemal Cengiz: Geçmişle hesaplaşmadıkça, yaralar açılıp, belki biraz acıyıp, kurumadıkça sağlıklı bir toplum olamayız. İlköğretim çağındaki çocukların bile birbirlerine son derece etnik nefret içeren ‘şakalar’ yapabildiği bir ülkedeyiz. Sistemin (devletin) tamamıyla suçlu olabileceğini kabul edebilmek, toplumu ilerletecektir. Ergenekon Türkiye için böyle bir kapı açtı ama, hala siyasi ve soyut düzlemde yürüyor; duygusal bir yüzleşme yaşanmadı.
 
Rosa Luxemburg Vakfı’ndan Friedrich Burschel: Almanya’da polis teşkilatı, toplumdaki ırkçılığı bünyesinde barındırıp yansıtıyor. Ötekileştirilmiş gruplardan kişilerin uğradığı mağduriyetler yeterince soruşturulmuyor, veya bu ihlaller bizzat emniyet güçlerince gerçekleştiriliyor. Nazi döneminde 500 bin zihinsel engelli, devlet tarafından, “insan evrimine aykırı oldukları” gerekçesi ile öldürüldü.
 
Batı Trakya Türk Azınlığı Temsilcisi Pervin Hayrullah: Avrupa Birliği’nde veya “demokrasinin beşiği” kabul edilen Yunanistan’da herkes eşit, ama bazıları daha eşit. Türkiye ile yaşanan gerilimlerin faturası pek çok kez Batı Trakya Türk azınlığına kesildi. Toplumsal huzuru bozdukları gerekçesi ile Türk dernekleri kapatıldı, konuştuğumuz dile “Müslümanca” denildi. Yunanistan’da 2007 yılında kabul edilen Basın Yasası, azınlıkların basın ve yayımcılık etkinliklerini son derece zorlaştıran şartlar ortaya koyuyor. Başka bir yasada yer alan ırkçı madde nedeniyle 46 bin kişi yurttaşlıktan çıkartıldı. Ayrıca, bugün Batı Trakya’daki toprakların yüzde 24′ü Türklere aittir.
 
Agos Yazarı Zakarya Mildanoğlu: Türkiye İletişim Başkanlığı 61 gün sonra, Hrant Dink cinayetine ait bilgiler içerdiği düşünülen telefon kayıtlarını silecek. Etnik ayrımcılık sokakta yaşar ve sokak her yerdir; evlerimizin içi bile. Türkiye’de binlerce sokağın, semtin, köyün, kentin Ermenice, Lazca, Rumca, Kürtçe ve hatta Türkçe isimleri devlet eliyle değiştirilmiştir. Avşa Adası’nda, içlerinden biri üzerinde Emporio Armani marka tişört giydiği için üç kişi jandarma tarafından, Ermenistan İmparatorluğu kuracakları gerekçesi ile gözaltına alınmışlardır. Bu olayın mahkeme tutanakları mevcuttur.
 
Sough, Tuncel, Çandar ve Öneş
 
Uluslararası Deneyimler Işığında Kürt Sorununda Çatışma Çözümü Önerileri
 
Gazeteci Yazar Cengiz Çandar: Silahlar müzakereler sonucunda değil, müzakereler öncesinde bırakılmalı. Şiddet, görüşmeler sırasında koz olarak öne sürülmemeli. Siyasi ve müzakereler sonucunda ulaşılacak çözümlerde tarafların kaybetme ya da kazanma duygusundan arınarak masaya oturmaları gerekiyor.
 
Katalan Ciemen Örgütü’nden Soraya Sough: Sivil itaatsizlik eylemleri Katalanya’nın özgürlük mücadelesinde etkin bir araç. Ayrıca “Kusura bakmayın ama anadilimden başka bir dili öğrenmek zorunda değilim.” diyen, mesela özerklik ile yetinmeyen, ayrı devlet isteyen Katalanlar var.
 
Milletvekili Sebahat Tuncel (BDP): Meseleyi “Kim başlattı?”dan değil, “Nasıl çözeceğiz?”den ele almak gerekir. Tarafların, savaşmak dışında, çözüme ulaşmak için irade göstermeleri gerekir. Siyasi yapıların “Biz çözmek istiyoruz ama toplum hazır değil.” söylemi yapıcı değildir. Devlet, Kürt Sorunu’nun çözümü ve Kürt Halkı’nın taleplerini karşılamak konusunda kendisini ikna etmiş değil. Yargı süreci ile ilgili duyarlı olduğunu söyleyen AKP’ye, Başbakan’a ve onun bir adet “espri yüklü” İçişleri Bakanı’na bakın; Büşra Ersanlı olayında nasıl tutum aldılar. AKP, Anayasa sürecinde BDP ile birlikte davranmalı, demokratik alanı genişletmeli. Devlet, Kürtler’in bir halk olarak haklarını kabul etmeli. Uluslararası deneyimlere bakalım, onların yaptığı yanlışları yapmayalım; doğrulardan esinlenelim. AKP bırakınız PKK ile müzakereye açık olmayı, BDP’yi bile değersizleştiriyor. Oysa bu iş masa başında çözülecek, başka bir yolu olamaz.
 
MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş: Devlete karşı işlenen suçları içeren siyasi af ile Türkiye yeni bir sayfa açabilir. Anayasal vatandaşlık üzerinde inşa edilecek bir aşamanın çözümü kolaylaştıracağını düşünüyorum. Böylesine bir demokratik gelişme sonrasında PKK’ya silah bırakma çağrısı yapılırsa, karşılık bulacağını düşünüyorum. Taraflar arasındaki çok sayıdaki ve derin kültürel, etik ve sosyal ortaklıklara rağmen; sadece çatışmalara ve ayrımlara odaklanılıyor. Mesele sadece PKK veya 80 küsür senelik Kürt Sorunu değildir. Meselemiz, tüm Türkiye halklarınındır. Cumhuriyet’in Osmanlı’dan miras aldığı Kürt Sorunu’nda yaptığı hatalar, PKK silahlı hareketine yol açmıştır. PKK realitesini tanımak ve tanımlamak gerekir. Kürt Sorunu ile PKK silahlı hareketinin farklarını olduğu kadar, örtüştüğünü ve beraberliğini de kabul etmek gerekir. Kapsamlı çözüm politikaları olmadan, sonuca ulaşamayız. Bence, iktidar böyle bir politikaya sahip değil; güncel olaylara göre davranıyor. Demokrasiyi derinleştirmemiz, karşılıklı güven yaratmamız, bir yol haritası oluşturmamız gerekir. Ayrıca iktidar, diğer siyasi güçlerin desteğini almalıdır. 

Etiketler: insan hakları, nefret suçları
Nefret