22/08/2017 | Yazar: Aslı Alpar

‘Sıradan Zaferler’deki tersane, Zonguldak’ta yarısı yıkılan lavuarı hatırlattı. Lavuar ayakta kalan üç kulesi ile kentin AVM’lerini, kaçak ocaklarını izliyor. Bizim zaferlerimiz bu mu?

Sıradan mağlubiyet! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Sıradan Zaferler”deki tersane, Zonguldak’ta yarısı yıkılan lavuarı hatırlattı. Lavuar ayakta kalan üç kulesi ile kentin AVM’lerini, kaçak ocaklarını izliyor. Bizim zaferlerimiz bu mu?

Karakarga Yayınevi’den çıkan Manu Larcenet’in “Sıradan Zaferler”ini raflarda görüp uzun bir süre okumamak için direndim. “Sıradan Zaferler” ismi oldukça merak uyandırsa da, Larcenet’in harika renkleri-çizgileri ile kitap çok keyifli bir anlatı gibi görünse de kitaptan uzun sayılacak bir süre kaçmayı başardım.

Arkadaşım Deniz Tunçel’den gelen bir mesaja dek. Deniz, kitabı okumamı önerdiğinde “Sıradan Zaferler, ismi ile bile okumaya değer” dediğinde inadımı bir kenara bırakıverdim.

Angouléme Uluslararası Çizgi Roman Festivali’nde “En İyi Çizgi Roman Albümü” unvanını kazanan “Sıradan Zaferler”in grafik çizgi roman severler nezdinde önemli bir yeri olacağını düşünüyorum. İlk deneyimlediğim his, iyi bir edebiyat ve iyi bir çizgiyi aynı anda okuduğum düşüncesi oldu. Kitabı üç gün önce okuyup bitirmeme rağmen, karakterlerin gün içinde karşıma çıkıp durduğunu da söylemem gerekir. İz bırakan çizgi romanlardan.

Marco’nun sıradan zaferleri, bir dizi erkeklik deneyimini içinde barındırıyor

Peki, “Sıradan Zaferler” neyi anlatıyor? Fotoğraf sanatçısı Marco’nun terapisti, kedisi, sevdiği kadın, ailesi, sanat çevresi ve babasının iş arkadaşları arasında geçen öykü; büyüme sancıları, bağlanma- kaybetme korkusu, eleştirel sanat ve politikayı işliyor. Marco’nun reddedişleri ve kabul etmek zorunda kaldıklarıyla bu eser aslında biraz hepimizin hayatını anlatıyor.

Marco’nun sıradan zaferlerini cinsiyet bağlamında okursak bir dizi erkeklik deneyimi ile karşılaşıyoruz. Üstelik bu deneyim, Marco’nun zaferleri gibi sıradan. Yazının başında ifade ettiğim, kitabı okumayı ısrarla ertelememin arkasındaki önsezimin oldukça haklı olduğunu belirteyim. Beyaz perdeden, sahnelere, televizyonlardaki dizilerden, romanlara dek her yerde karşımıza çıkan erkeklerin bağlanma korkusu ve heteroseksüel ilişkilerindeki gerilimleri bu çizgi romanın katmanlarından biri.

Eserin, erkeklik hezeyanlarından ibaret olduğunu söylemek büyük haksızlık olur, ancak erkek olan esas karakterin, heteroseksüel ilişkisindeki geriliminin, bu romanda büyük bir yer işgal ettiğinin altını çizmek gerek. Aslında bu hikâyeler bir yanıyla, heteroseksizmin ve onun aile düzeninin imkânsızlığı konusunda bizi ikna edecek nüveler taşıyor. Pekâlâ, Marco’nun bunalımının altında yatan sebeplerinden birinin geleneksel aile yaşantısı olduğunu söyleyebiliriz. Benzer şekilde eser barışçıl bir kapitalizm olamayacağını da, slogan atmadan okuyucuya aktarıyor. Erkeklik hezeyanı olarak ifade edebileceğimiz Marco’nun reddettiği birçok şeyi, sisteme karşı muhalif duruşu ile de açıklayabiliriz ancak böyle bir okumaya fırsat bırakmayacak kadar erkeklik deneyimine tanıklık ediyoruz.

Hikâyenin kurgusu kadın karakterler ile özdeşlik kurmayı zorlaştırıyor

“Sıradan Zaferler” hikâyenin bir bölümünde Marco’nun dışındaki karakterlerle bizi tanıştırıyor. Babası, erkek kardeşi, bir savaş suçlusu ve daha önce babasının çalıştığı tersanenin işçileri. Çizer politik sözünü bizlere bu karakterlerle ulaştırıyor. Fransa’nın sömürgeci tarihinden, ırkçı politikaların işçiler arasında güçlenmesine, işçi sınıfının mücadelesinden tarih bilincine uzanan konular Marco’nun hayatının akışı ile uyumlu, sırıtmayacak bir şekilde tartışılıyor. Okuyucunun özdeşlik kurabileceği Marco’nun dışındaki bu karakterlerin tamamının erkek olması, benzer erkeklik performanslarını okumamıza olanak sağlıyor. Marco’nun sevgilisi Emilia ile özdeşlik kurma şansımız elimizden alınsa da Marco’nun annesi ile kocasının ölümünden sonra kısaca karşılaşabiliyoruz.

Zaferler, yenilgiler, tepe üstü çakılmalar

Ankara’da başladığım “Sıradan Zaferler”i Zonguldak’ta bitirdim. Kitabın son sayfasını çevirdiğimde, bir zamanlar Emeğin Başkent’i olarak tanınan bu maden kentinin karanlığı karşıladı beni. Hikâyedeki tersane yıkımı bu kentteki maden yıkama tesisi olan lavuarın yıkımını hatırlattı. Türkiye Taş Kömürü Kurumu’na ait olan bu tesisin yıkımı kentin mücadeleci tarihini unutturmanın siyasi adımlarından biriydi. Lavuar yarısı yıkılan yarısı da ibretlik diyerek dokunulmayan üç kulesiyle, kente açılan yeni AVM’leri ve kaçak ocakları izliyor. Bizim zaferlerimiz bu mu?

Fotoğraf: Zonguldak kömür yıkama tesisi lavuarın yıkımdan kurtulan üç kulesi

Benzer şekilde Marco’nun kabul etmediği her şeyi bir bir onaylaması ve karşıtına dönüşmesini sıradan da olsa zafer olarak aldırılabilir mi? Eserde Marco’nun dönüşümünün, büyüme, yetişkin olma durumu olarak hissettirilmesinden de hoşlanmadım. Sanırım benim kitaba koyacağım isim başka olurdu. “Sıradan Mağlubiyet” nasıl olurdu? Bilemedim. Keyifli okumalar.


Etiketler: kültür sanat
Nefret