01/07/2021 | Yazar: Kaos GL

Sosyalist Lubunya Hareketi: “Patriyarkal kapitalizme karşı, ezilen ulusların, kadınların, engellilerin, doğanın, ezilen inançların, hayvanların ve LGBTİ+’ların mücadelesinin birbiriyle kesişen ve ittifak halinde yürütülmesi gerektiğini savunuyoruz.”

Sosyalist Lubunya Hareketi kuruldu Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Sosyalist Lubunya Hareketi kuruluş metnini web sitesinde yayınladı:

“Kapitalist sistemin gelişimiyle birlikte her şey belli bir hukuk normuna oturtulmaya çalışıldı. Devlet anayasaları, kamu kurumları, eğitim sistemleri, aile yapısına kadar her şeyin tanımlanması ve sınırları çizilmesi istendi. Cisgender ve heteroseksüel kadın ve erkek kimlikleri ikili cinsiyet sistemi olarak inşa edildi. Kadın ve erkek cinsiyetinden oluşan ve bu cinsiyetler üzerinden gelişen toplumsal cinsiyet normları, toplumun bütün yapılarına oturtulmaya ya da bu yapıları söz konusu bu normlara göre organize etmeye çalışıldı. Örneğin bazı toplumlarda üçüncü cinsiyet olgusu varken ve aile her toplumsal süreçte başka bir şekil almışken kapitalist toplumlarda giderek küçülen bir yapı oldu, ancak kültürel ve ekonomik olan bu süreç göz ardı edilerek erkek ve kadın eşlerden oluşan hücre yapı olarak tanımlandı. Bütün kamu hizmetleri buna göre dizayn edildi. İnsan olmanın doğal bir hali olan ve bin yıllardır var ola gelen Lezbiyen, Gey, Biseksüel+, Trans+, İnterseks, Non-binary, Genderfluid, Agender+, Aromantik+ (LGBTİ+) ve daha sayamadığımız onlarca kimlik ve kimliksizlik hali yok sayıldı, görmezden gelindi. Önyargılar pekiştirildi, eğitim buna göre verildi, medya bu toplumsal rolleri öne çıkardı. Eğitim sisteminde patriyarkal anlamda cisseksist ve heteroseksist ayrımcılığın temelleri atıldı, ayrımcı eğitim sisteminde LGBTİ+’lar tarihten adeta silindi, dini bir malzeme haline getirildi. Medya bugün halen bu cinsiyetçi ayrımcı normlar ile şekillenirken, LGBTİ+’ları hedef göstererek homofobik, transfobik saldırılarını eksik etmedi. LGBTİ+’lar sadece şiddete maruz bırakıldığında haber konusu olmaktadır. Sözde bilimsel araştırmalar ile eşcinsellik geni araştırılıyor, halen antibilimsel açıklamalarla hastalık olduğu söyleniyor. Bilimsel kılıfına oturtulmuş işkencenin bir hali olan onarım terapileriyle binlerce insan şiddete maruz bırakıldı. İnterseks çocuklar zorla ameliyat ettirilerek bedenlerine işkence ediliyor. Cinsiyet uyum sürecinde herhangi bir destek olamadan ve beyan esas alınmadan zorlu, travmatik ve kar odaklı bir biçimde sürdürülmektedir. Bugün hala bunlar yapılmaya devam ederken ayrıca ayrımcılık, baskı ve şiddet hiçbir zaman eksik olmadı. LGBTİ+lar aile evinde, okulda, sokakta, iş yerinde ve hatta askerde ayrımcılığa maruz kalıyor ve şiddet görüyor. LGBTİ+’lar Kamu kurumlarından hizmet alırken ayrımcılık yaşıyorlar ve yeterli hizmete erişemiyorlar. Barınma, ulaşım, eğitim ve sağlıkta herhangi bir destek almak yerine ayrımcılıkla baş etmek ve gerekli ihtiyaçlara erişmek için mücadele veriyorlar. Kamu kurumlarında açık kimliğiyle çalışmak nerdeyse imkânsız bir hal almış durumda.”

“Patriyarkanın güçlü olduğu kapitalist sistemlerde, LGBTİ+’lar gerçek anlamda kendi varoluş rengiyle iş gücüne dâhil edilmez. LGBTİ+kişiler kendi kimliğiyle çalışamaz, çalışsa bile mobinge maruz bırakılır. LGBTİ+ olmak patron için işten çıkarmanın haklı bir gerekçesi olarak gösterilir. İşini kaybetmemek uğruna yığınla insan çalıştığı yerde kimliğini saklamak zorunda kalıyor. Kimliği açığa çıkan LGBTİ+ işçiler ise soruşturmalara maruz kalıyor ya da işten atılıyor. Türkiye gibi ülkelerde devlet, LGBTİ+’lar için herhangi bir iş olanağı yaratmazken aksine görünmez kılmak için her türlü baskı ve şiddeti meşru görüyor. LGBTİ+’lar, işşizler kesiminin daimi bileşenidirler. Bu anlamda işsizliğin kapitalizm için yedek iş gücü olduğu tespiti eksik, çünkü öz gereksinimli, ulusal, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği nedeniyle iş bulamayan insanlar topluluğu göz ardı edilmektedir. Açık kimlikli LGBTİ+ kişilerin herhangi bir iş olanağı yok, dolayısıyla patriayarkal kapitalizm bu noktada, işsiz kategorisine bile dâhil etmemektedir. Ailesinden destek bulamayan LGBTİ+’lar ise kendi çabalarıyla hayatta kalmak zorunda bırakılmaktalar. Bu nokta da çoğu kişi için ya kimliğini gizleme ve kapitalist sistemin içinde yer edinmeye çalışma ya da işsiz ve desteksiz kalıp seks işçiliği yapmak gibi seçenekler ortaya çıkmaktadır. Seks işçiliği yapan LGBTİ+ kişiler bu alanda ürettiği hizmetin bedelini almak için çeşitli ayrımcılık ve şiddet durumlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Seks işçiliğinde herhangi bir güvencesi olmayan insanlar hayatta kalmak için hem kapitalizmin sömürü çarkına karşı hem de patriyarkanın şiddetine karşı mücadele etmek zorundalar. Çeşitli ülkelerde uzun yılların mücadelesi sonucunda kazanılmış çeşitli haklar olsa da tam anlamıyla LGBTİ+’ların özgürce yaşayabildiği söylenemez. Çünkü Türkiye gibi ülkelerde ki gibi olmasa da hala var olan ayrımcılık ve şiddet söz konusudur. Patriyarka ve kapitalizm yıkılmadan hiçbir insan tam anlamıyla özgürleşemez. LGBTİ+ kişiler iş bulma olanağı olsa bile sınıflar gerçekliği var oldukça, ezilen ulusal kimlikler sömürüye, tahakküme maruz bırakıldıkça kurtuluş mümkün değildir. Kapitalist sistemde tek bir kimliğin tek başına özgürleşmesi olanaklı değil, bu anlamda LGBTİ+ kişilerin sadece cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri söz konusu olmadığından ve aynı zamanda LGBTİ+ kişilerinde ezen konumda olabileceği mümkün olduğu için özgürlükten tam anlamıyla söz edilemez. Özgürlük, bir bütün olarak toplumda sömürü, tahakküm, şiddet, ayrımcılık olmadığında mümkündür. Patriyarkal kapitalist sistem var oldukça toplumsal olarak ne gerçek özgürlükten ne de eşitlikten söz edilebilir.”

“Egemen sınıflar, hâkim olduğu topluma kapitalist sistemin sürdürülmesi için kendi düşün dünyasını dayatır. Bunun için farklı araçlar ve stratejiler geliştirir. Kapitalizmin başlıca stratejilerinden biri ise patriyarka ile kurduğu ittifaktır. Bu iki sistem birbirini besleyerek öylesine iç içe geçmiştir ki her ikisine karşı mücadele etmek zorunlu hale gelmiştir. Çünkü kapitalizmde her şey bir metalaşma sürecine girer ve her meta sermayenin çıkarları için kullanılır. İşçi kapitalist için sadece bir iş gücüdür. Bu noktada en az iş gücüyle en çok karı elde etmek onun yegâne hedefidir. Tıpkı kadınların, mültecilerin hatta çocukların ucuz iş gücü olarak ele alınması gibi. Erkek egemen toplum modeli her toplum biçiminde var olabilir ancak en çok özel mülkiyet sistemi ile uyumludur, çünkü kendi çıkarlarını en iyi şekilde koruyabildiği sistem kapitalizmdir. İşçinin ürettiği şeye yabancılaşması, her şeyin bir metaya dönüşmesi, insanın insana yabancılaşması ve insanın insanı kendi çıkarı doğrultusunda kullanmasıyla nasıl uyumluysa, patriyarkanın güce ve cinsiyetçi işbölümüne dayalı cis-heteroseksist erkek egemen yapısı kapitalist toplumla da uyumludur. Bu minvalde patriyarka hiyerarşiye, tahakküme, yabancılaşmaya ve benmerkezciliğe dayalı yanıyla kapitalizmle bütünleşir ve onun kendini yeniden üretmesine olanaklar yaratır. Örneğin bir patriyarka kurumu olan askeri ordu emperyalist emeller uğruna savaşır, işgal eder, yağmalar, kapitalizmin sömürüsü için her türlü şiddete başvurur.”

“Kapitalizm kedinden taviz vermez, onun kar odaklı yapısı gereği ancak toplumsal cinsiyet normları şekillendirilmelidir. Kapitalizm her tarihsel sürece ve farklı toplum yapılarına göre kendini şekillendir. Örneğin Hıristiyan toplumlarında farklı, İslam toplumlarında farklı tüketim biçimlerini devreye sokar, çünkü toplumun inanç anlayışıyla çatışmak istemez. Benzer bir biçimde toplumların tarihse süreçle beraber oluşmuş toplumsal cinsiyet normlarına göre kendini konumlandırır. Erkekler kadınların çalışmasını istemiyorsa bunu zorlamaz, toplum transların çalışmasını istemiyorsa çalıştırmaz. Her toplumda hâkim sınıfların anlayışı doğrultusunda ama erkek egemen ve heteroseksist bir resmiyet kurulur. Burada emek sermaye çelişkisinin yanı sıra, heteroseksizm, cisseksizm, kadın düşmanlığı, doğanın talanı, hayvan sömürüsü, ulusal baskı gibi sistemin çoklu tahakküm ve sömürü ilişkileri de söz konusudur. Kapitalizm, patriyarka ile kurduğu ilişkide olduğu gibi bu yapılarla da ilişkilerini tahakküm ve sömürü üzerine geliştirirken, aynı zamanda patriyarka da doğaya, hayvana, engelliye, ezilen uluslara karşı güç ilişkilerini geliştirir. Hiyerarşik ve güç ilişkilerine dayalı toplumlarda cinsiyetçiliğin, heteronormativitenin başka çelişkilerle buluşması kaçınılmazdır. Cinsiyetçilik, milliyetçilikle bütünleşip ezilen uluslardan kadınlara, LGBTİ+’lara şiddeti ve tahakkümü meşrulaştırmak ister. Kürt, Arap, Ermeni ya da siyahî kadının uğradığı şiddet daha az görünür hale gelir, aynı şekilde ezilen ulustan LGBTİ+’larda beyaz olmamanın sağladığı dezavantajlarla baş etmek zorundadır. Birçok toplumda olduğu gibi bu coğrafyada da tarihsel belleğimize kazınmış olan, Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Çerkezlere, Alevilere, Ezidilere karşı katliamlarda, kadınların gördüğü şiddet hala toplumsal travmalarını yansıtmaktadır. Toplumsal sistemlerin sınıflar, kimlikler, doğa üzerinde hâkimiyet gibi çoklu yapısı iç içe geçmiş ve birbiriyle kesişen noktaları vardır. Nasıl ki cisheteroseksüel işçi bir kadın hem patriyarka hem de kapitalizm tarafından ayrımcılığa, sömürüye ve şiddete maruz bırakılmaktadır, benzer bir biçimde kadının Kürt ya da Ermeni olması onun ulusal haklarının da baskı altında tutulup kapitalist toplumda kendini var etmesini zorlaştıracaktır. Ya da sınıf atlayan bir LGBTİ+ kişi sınıfsal ayrıcalıklarını kullanarak kendi kimliğini bir nebze daha rahat yaşayabileceği alanlar yaratabilir. Tam da bu noktada LGBTİ+ varoluşları da çeşitli sınıfsal yapılarda ve farklı kimlik aidiyetlerine sahipler. Bir eşcinsel, bir trans veya interseks bir kişi kendi cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi üzerinden baskıya, şiddete ve ayrımcılığa maruz bırakılırken aynı zamanda onun sınıfsal, ulusal kimliği ve bedensel durumu da toplumda kendini var etmesinde çeşitli avantajlar ya da dezavantajlar yaratır. Bu toplum özelinde burjuva sınıfından ya da Türk, Müslüman ve bedensel durumu bütün olan ve daha egemen konumdaki kimliğe mensup LGBTİ+ bir birey kendini var ederken sistemin bu egemen yapılara sağladığı avantajlardan yararlanması olağandır. Bu egemen yapılar her toplum özelinde farklılık göstermektedir, bu coğrafya özelinde Müslüman olmak egemen bir ayrıcalık yaratırken örneğin Avrupa’da ayrımcılığa maruz kalan bir konuma sahip olabilir. Bulunduğu toplumda ezilen konumdaki kimliklere sahip olan LGBTİ+ kişilerde o minvalde kendini var ederken ezilen kimliklerinin dezavantajlı yapıları ve ortaya çıkan şiddet ve ayrımcılık durumlarıyla baş etmek zorunda kalırlar. Örneğin Kürt kimliğine sahip trans bir kişi, trans olmasından kaynaklı iş bulmak ve barınmak konusunda zorlanırken aynı zamanda bunu kendi ulusal kimliği ile değil ezen ulus kimliğinin resmi kanallarını kullanmak zorunda bırakılır. Dolayısıyla LGBTİ+ kesimi tek tip ve tek kimliğe mensup değildir. Diğer bir nokta da patriyarkanın kadınlara karşı uyguladığı şiddet baskı ve ayrımcılığı ezilen ya da hâkim konumdaki tüm sınıfsal ve ulusal kimlikler LGBTİ+’lar içinde de vardır. Aynı şekilde her köylü, işçi veya burjuva sınıf kademesinde, Kürt, Türk, Alevi, Ermeni, Siyahî, Hıristiyan, Rum, Arap, Ezidi, engelli gibi her toplumsal kategoride LGBTİ+ kimlikleri vardır. LGBTİ+ varoluşları insanlık tarihiyle birlikte ele alınmalı, her tarihsel ana bakılmalı ve her toplum da yer aldığını bilinmelidir. LGBTİ+ olmak sabit bir durumu değil akışkan ve insan olma haliyle anlaşılmalıdır.  Cinsiyetlerin inşası bulunduğu toplumun cinsiyet normlarından bağımsız olmadığı gibi o toplumlarda, bu normlarla beraber ortaya çıkan güç ilişkileriyle de ilişkilidir. Bu güç ilişkileri esasen erkek egemen bir boyutta yer alsa da her kimlikten faillik durumu gerçekleşebilir. Her cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği iktidar konumundan faydalanarak başka bir kimlikten insanlara karşı şiddet uygulayabilir. Dolayısıyla bir noktada ezilen bir kesimin başka bir durumda fail olduğu, fail olanın ise başka bir konumda ayrımcılığa maruz kalan yanı söz konusu olabilir. Örneğin bir Cis-heteroseksüel erkek bir Kürt, Kürt olması üzerinden ulusal baskıya maruz kalırken, aynı kimlikten kadın cinsiyetine karşı şiddet uygulaması söz konusu olabilir. Bir başka örnek ise patriyarka tarafından ikincil ve ötekileştirici bir konuma itilen Cis-heteroseksüel bir kadının bir trans kadına, trans olması üzerinden transfobik şiddete başvurmasıdır. Beyaz ve Cis-heteroseksüel erkeğin egemen olduğu bu toplumda, kar hırsına dayalı, başkasını sömürerek zenginleşen, sermayesini büyütmek için her yolu mubah bulan, bunları yaparken de egemen konumda olmayan tüm kimliklere baskıyı, ayrımcılığı ve şiddeti eksik etmeyen bunu bir ideoloji haline getiren patriyarkal kapitalist sistemde güç ilişkileri düz bir çizgi halinde değil aksine bulunduğu yerde ezilenken başka bir yandan ezen olma olgusu gerçekliği mevcuttur.”

“Feminist olduğu iddiasında olan belli bir kesim özellikle trans kadınlar üzerinden beyan sorgulayan ve kimliğin akışkanlığını reddeden özcü ve cinsiyetçi bir pratik göstermektedir. Akademik çevrelerde kendine konfor alanı yaratan bu kesimin toplumsal cinsiyet normlarından beslendiği açıktır. Kendine Trans Dışlayıcı Radikal Feminist (TERF)diyen ya da öyle adlandırılan bu çevre manipülasyon ve psikolojik şiddet uygulamaktan da geri durmamaktadır.  Esas olarak, trans kadınların önceden erkek olduğunu, trans çocukların kimlik inşasının onlara bırakılmayacağını, cis-heteroseksist cinsellik algısını dayatan örnekler gibi birkaç şey üzerinden LGBTİ+’ların beyanlarını sorgular, bedenleri üzerinden cinsiyetçi bir iktidar alanı kurgular ve LGBTİ+’lara karşı açıktan şiddeti örgütlemektedirler. Cinsiyet inşasının akışkan ve beyanın değişebilirliğini anlamamakta direten bu konformist akıl kendi çıkar ilişkilerini yaratmış ve patriyarkal kapitalist sistemin bu alandaki özgün üreticisi olmuştur.”

“Patriyarka sadece LGBTİ+’lara ve kadınlara karşı ayrımcılığı, baskıyı ve tahakkümü üretmiyor, aynı zamanda cisgender heteroseksüel erkeklere yüklediği toplumsal cinsiyet rolleri sayesinde onların belli toplumsal cinsiyet normlarına hapsedilmesini de sağlıyor. Erkeğin güçlü olması, duygularını açık etmemesi, askere gitmesi, çalışıp eve ekmek götürmesi, babalık hukukunu kurarak çocuklara bakması, çocukları ve kadınları koruması gerektiği gibi sorumluluklarla kadınlara ve LGBTİ+’lara karşı ayrımcı, baskıcı ve tahakkümcü olmasını kurgularken aynı zamanda onu kendi benliğini inşa edip cinselliğini özgürce yaşamak yerine toplumun dayatmalarına boyun eğmesini istiyor. Bu sorumlulukları yerine getirmeyen erkeklerin ise erkekliği sorgulanır yeterince iyi bir erkek olmadıkları söylenir. Erkekler ayrıcalıklı bir konum elde ederken bunu özgürlükçü bir yerden değil aksine toplumsal eşitsizlikten ve adaletsizlikten elde ederler. Çünkü toplum adil ve eşit bir temel üzerine kurulmuş değil, ayrıcalık sahibi olanların bunu kullanarak tahakkümü ve ayrımcılığı ürettiği bir yapıdadır. Cisgender ve heteroseksüel erkek ve kadın ilişkisi toplumsal bir ayrıcalık sahibidir. O kamusal alanda ele ele tutuşabilir, öpüşebilir ve kendini var edebilir. Toplumsal olarak kadının mahkûm edildiği ve ev içi emeğinin görünmez kılındığı o aileyi kurmak bir ayrıcalıktır. Bu aileyi kurarken mülkiyet dünyasının birer ürünü olan nişan, düğün gibi gösterişli eylemlerle yapar. Her ne kadar bu ilişki biçiminde kadın ezilen ve sömürülen konumda olsa da o da bütün bunları açıkça yaşayamayan LGBTİ+ ilişkilenmesine göre ayrıcalıklı bir konumda bulunabilir. Özellikle Trans kadın, lezbiyen kadın, biseksüel kadın gibi varoluşların yanında ayrıcalıklı olması mümkündür. Bütün bu toplumsallıkta cisgender heteroseksüel erkek,  büyük çoğunlukla egemen bir konumda yer almaktadır. Ancak diğer toplumsal roller gibi bu da ona dayatılmış ve özgürce kendi kimliğini inşa ettiği bir olgu olamamıştır. Dolayısıyla erkekler özgür değil sadece ayrıcalık sahibidirler. Kesişimsel feminist bir sınıf mücadelesi erkekleri de özgürleştirecektir. Sadece erkekleri değil ayrıcalıkların ortadan kalktığı bir dünyada erkekte kadında ve tüm diğer varoluşlarda özgürleşecektir. Bu mücadele onu sınırlandıran, dayatan, hapseden, yabancılaştıran toplumsal cinsiyet normlarından kurtaracak ve akışına bırakacaktır.”

“Patriyarkanın kendini var ettiği temeller baskı, tahakküm ve sömürü kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerinde kurduğu egemenlik ilişkisidir. Bu ilişkide kadın düşmanlığı, kadının ötekileştirilmiş ve insanlıktan çıkarılmış hali köleci bir konumla eşitlenmiştir. Her toplumsal ve tarihsel düzlemde bu konumun biçimi değişse de patriyarkanın beslendiği bu ayrımcı ideoloji hep aynı kalmıştır. Kadın düşmanlığı din, aile, devlet, felsefe, sanat ve siyaset gibi toplumun her yapısına işlemiş kültürel bir olgu haline gelmiştir. LGBTİ+’lara yönelik oluşan homofobi, transfobi, afobi, bifobi kadın düşmanlığından bağımsız değildir. LGBTİ+ varoluşu kimi zaman kadının köleleştirilmiş haline indirgenir kimi zaman ondan daha aşağı bir konuma layık görülür. Şiddete varabilen bu ayrımcı tutumlar sadece dışsal bir olgu değil aynı zamanda LGBTİ+ hareketi içinde de vardır. Çünkü kimse bu sistemden bağımsız olmadığı gibi aynı zamanda sistemi yeniden üreten pratiklerde gerçekleştirmektedir. LGBTİ+ hareketi içinde kapitalist üretim tarzını üreten, ırkçılığı, türcülüğü, cinsiyetçiliği besleyen ve üreten tutumlar ve ideolojiler yer alabilir ve almaktadır da. Bu bağlamda sisteme karşı verdiğimiz her türlü mücadeleyi kendimize de doğrultmamız gerekmektedir. Sistemin LGBTİ+’ları toplum dışına itmesine ve bizi görünmez kılmasına nasıl mücadele veriyorsak LGBTİ+ hareketi içinde de lezfobiye, transfobiye, afobiye, bifobiye, heteroseksizme ve benzer ideolojilere karşı mücadele vermek zorundayız. LGBTİ+ hareketi içinde bu ideolojilerin yanı sıra engellilere karşı, Alevilere, Kürtlere, Ermenilere ve işçi LGBTİ+’lar gibi toplumsal olarak başkaca varoluşları üzerinden sömürülen ve baskı altında tutulan LGBTİ+’lar ayrımcılığa maruz bırakılmaktadırlar. Örneğin Kürt ve Kürdistan söylem ve politikasından rahatsız olan LGBTİ+’lar bunu Türk egemen ayrıcalığı üzerinden yapmaktadır ve toplumda var olan ırkçılıkla bütünleşmektedir. Kürt, Alevi, Arap, Ermeni, Rum ezilen ulus ve inanç sahibi LGBTİ+’lar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının yanında ırkçılığa, dinciliğe ve başka ayrımcılıklara karşı da mücadele yürütmek zorundalar. Toplumsal ayrıcalıklı LGBTİ+’lar bu ayrımcılıkları üreterek sistemin egemen yanlarıyla uzlaşır hale gelmektedirler. Bu da LGBTİ+ hareketi için bir yığın çelişki ve sorun yaratmaktadır. LGBTİ+ hareketi içinde var olan diğer ayrımcılıklara karşı mücadele ederek, onu sınıf mücadelesiyle buluşturmak LGBTİ+’ları sisteme karşı devrimcileştirecektir. Bunun için her türlü ayrımcılığa karşı, görünmez kılınan kimliklerin, yok sayılan deneyimlerin özgürce yaşanması ve bu ayrımcı ideolojilerden arınması için örgütlenmek ve mücadele etmek durumundayız. LGBTİ+ mücadelesi sisteme karşı verilen diğer mücadelelerle buluştukça başarı sağlama oranı artacaktır.”

“LGBTİ+ kesimi sadece kapitalist ve faşist sistemlerde değil geçmiş sosyalist ülkelerde de baskı altında tutuldu, ayrımcılığa maruz bırakıldı, yasaklarla karşılaştı, sürgüne gönderildi, hapsedildi, şiddete maruz bırakıldı. Sovyetler, Çin ve Küba bunların başında gelmektedir. Öte yandan dünya sosyalist hareketi de yakın zamana kadar cis-heteroseksist ideolojiyi benimsemiş durumdaydı. Bugün LGBTİ+ hareketinin mücadelesi sayesinde aynı olgudan bahsetmek mümkün olmasa da, halen anti bilimsel yaklaşımlar ve LGBTİ+’lara yönelik hatırı sayılır bir ayrımcılık ve şiddet olgusu vardır. Dünya sosyalist hareketi bu tarihsel süreçle hesaplaşmalı ve içindeki LGBTİ+fobiye karşı mücadele yürüterek, öznelerin mücadelesi için alan açıp, LGBTİ+ mücadelesi yürütmelidir. LGBTİ+ mücadelesi sınıf mücadelesinin bir parçasıdır ve sosyalist devrimin bileşenidir. Bugün LGBTİ+ mücadelesi, ezilen ulusların mücadelesi, engellilerin, kadınların, hayvan hakları için ve doğanın talanına karşı verilmeyen bir mücadele sosyalist olamaz. Bu anlamda sosyalist mücadele kesişimsel, her ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan kesimleri içine almak ve işçi sınıfının önderliğinde devrime yürümelidir. Dolayısıyla sosyalistlerin bu ayrımcı ideolojilerden arınması ve LGBTİ+ mücadelesini sahiplenmesi zorunlu bir olgudur.”

“Tarihin her sayfasında var olmuş, ancak cis-heteroseksist sistem tarafından gizlenmiş ve yok sayılmış LGBTİ+lar özellikle 1960’lardan itibaren örgütlü bir mücadele içine girdi. Bu mücadelenin sonucunda bugün çeşitli ülkeler bazı haklar tanımakta, kamu hizmetini buna göre düzenlemektedir. Türkiye’de ise 1980’lerdan itibaren örgütlü mücadeleye girişen LGBTİ+ hareketi bunlara benzer hakları kazanmak ve kendini var etmeye çalışmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada kimi yerde sistemle iç içe kimi yerde sistemle çatışan bir olgudur LGBTİ+ hareketi. Toplumun cinsiyet normlarına uyuşmazlık, yasalarını, kültürünü, kamu hizmetini gibi yapıları değiştirmeye ya da bunlara karşı mücadele etmeye girişmesi onun radikal yanını oluşturmaktadır. Öte yandan özellikle kadın hareketi, Kürt hareketi, ekoloji hareketi, engellilerin mücadelesi, hayvan hakları hareketi, işçi sınıfı ve ezilen inanç hareketleriyle kesişimsel ilişkisini ve verdiği mücadele sisteme karşı birlik halini oluştur. LGBTİ+ hareketi sistemin egemen yapılarına yakınlaştıkça sistemle iç içe geçme, onu yeniden üretme, ancak bu egemen yapılarla çatıştıkça devrimcileşmesi söz konusudur. Patriyarkal kapitalist sistem LGBTİ+’lar için baskı, ayrımcılık ve şiddettir. Esas olarak patriyarkal kapitalist sistemden tam kopuşun yapılması ve kurtuluşun sağlanması için ancak komünizmle mümkündür. Komünizm, insanın bir kimliğe sahip olması toplumsal olarak bir zorunluluk olmaktan çıkmış, herkesin cinselliğini özgürce yaşayabildiği ve ortaklaşa üretip ortaklaşa paylaştığı bir toplumdur. Bu toplumun zorunlu bir ara aşaması olan sosyalizm ise ancak burjuva devletin yıkılması ve yerine tesis edilecek sosyalist devletin kurumasıyla sağlanabilir. Sosyalizm her bir bireye ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapitalizme alternatif en uygun sistem modelidir. Bu noktada Sosyalist Lubunya Hareketi bütün LGBTİ+lar için mücadele eder ve sosyalist bir devrimi hedefler. Bu mücadele biçimini sınıf mücadelesinin bir parçası olarak görür ve esas olarak LGBTİ+ işçilerin öncüleşmesini savunur. Sosyalist Lubunya Hareketi patriyarkal kapitalizme karşı, ezilen ulusların, kadınların, engellilerin, doğanın, ezilen inançların, hayvanların ve LGBTİ+ların mücadelesinin birbiriyle kesişen ve ittifak halinde yürütülmesi gerektiğini savunur. Sosyalist Lubunya Hareketi, LGBTİ+’ların sadece cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle maruz kaldıkları ayrımcılığa karşı değil aynı zamanda onun özgereksinimli durumunu, ulusal, sınıfsal olgularını da görür ve bunlar için de mücadele yürütür. Hareketimiz, mücadelenin kesişimselliğini, queer feminist bir bakış açısıyla sosyalizm mücadelesine oturtur. Hareketimiz, gerçek kurtuluşun sosyalist bir devrimle gerçekleşeceğini savunmanın yanında bugünden itibaren LGBTİ+’ların haklarını, alanlarını, özgürlüğünü kazanmak ve eşitlenmek için çeşitli reformların yapılması, LGBTİ+’ların yaşamlarının sürdürülmesi için gerekli düzenlemeler için anayasal çerçevede güvence altına alınması, nitelikli kamu hizmetini almak ve yaşam kalitesini artırmak için mücadele eder. LGBTİ+ mücadelesini enternasyonal mücadelenin bir parçası olarak gören Sosyalist Lubunya Hareketi faşizme karşı birleşik mücadeleden ve dayanışmanın örülmesinden yanadır. Sosyalist Lubunya Hareketi, Devrimci Sosyalist Federasyon’un çatısı altında Devrimci inşa Kurultayı’nın örgütlenmesinde yer almaktadır. Sosyalist Lubunya Hareketi, örgüt içinde iki çizgi mücadelesini esas alarak iktidar ve güç ilişkilerini kabul etmeyerek kendi içindeki örgütlenmeyi ikna temelli ele alarak ve eleştiri özeleştiri mekanizmasını geliştirir. LGBTİ+ hareketinin tarihsel mirasını sahiplenen Sosyalist Lubunya Hareketi Stonewoll’dan Eryaman-Esat’a, Ülker Sokak’tan Bayram Sokağa, Gezi İsyanından Boğaziçi Direnişine, isyan ve başkaldırı bilincini kuşanır. LGBTİ+’lara karşı ayrımcılığı, baskıyı şiddeti meşru kılan iktidara, kendini var etmeye örgütlenmeye çalışan LGBTİ+’lara faşist baskılar kuran, LGBTİ+’ları toplumdan dışlayan ve görünmez kılan, sokakları yasaklayan her türlü ayrımcılığa karşı örgütleniyoruz, Vardık Varız Buradayız, Sokaktayız! Patriyarkaya, kapitalizme, cis-heteroseksizme, homofobiye, transfobiye bifobiye, kadın düşmanlığına, türcülüğe, ırkçılığa, doğanın talanına, emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleyi büyümek için, tüm LGBTİ+’ları, LGBTİ+ dayanışmasını örmek, sosyalist devrim yolunda Sosyalist Lubunya Hareketi saflarında örgütlenmeye ve mücadele bayrağını yükseltmeye çağırıyoruz!”

Sosyalist Lubunya Hareketi’ne sosyalistlubunyahareketi@gmail.com adresine e-posta yollayarak ulaşabilir; Twitter ve Facebook’tan takip edebilirsiniz.


Etiketler: yaşam, siyaset
Telegram