03/11/2008 | Yazar: Barış Sulu

Sübyancılık ne bir kültüre, ne bir dine ne de tarihsel döneme özgüdür. Hepsinde olabilir ve vardır da. Mesele en başta da devletin olmak üzere kurumların, toplumsal ortak aklın, sağduyunun, değer yargısının ve bireylerin sübyancılık karşısında benimsediği değer yargısı ve aldığı tutumdur. Selçuk Candansayar’ın yorumu.

Sübyancılık ne bir kültüre, ne bir dine ne de tarihsel döneme özgüdür. Hepsinde olabilir ve vardır da. Mesele en başta da devletin olmak üzere kurumların, toplumsal ortak aklın, sağduyunun, değer yargısının ve bireylerin sübyancılık karşısında benimsediği değer yargısı ve aldığı tutumdur. Selçuk Candansayar’ın yorumu.

KAOS GL - 03/11/2008

Selçuk Candansayar

Son tartışmalar devletin en başındaki makamdan kurumlarına kadar ve medyanın değer yargısının ne olduğunu gösteriyor. Yazık ki çok yazık.

Örneğin, Cumhurbaşkanlığı makamına sormak istiyorum. Söz konusu sanık, tahliye edilirken ‘Cumhurbaşkanımızın beni affetmeye hazırlandığını ilettiler ama ben kabul etmedim’ dedi. Belki yalan söylüyor bilemem ama açıklaması, Cumhurbaşkanı’nın sanığı bu hazırlığından haberdar ettiğini anlatıyor. Cumhurbaşkanı böyle bir hazırlığı olup olmadığını, haber gönderip göndermediğini ve çok daha önemlisi ‘sübyancılık’ hakkındaki kendi inanç ve değer yargısını açıklamak zorunda. Bir açıklama yapmazsa sanığın açıklamasını doğru kabul etmek durumundayız.

İkincileyin Adli Tıp Kurumu’nda raporu hazırlayan hekimler mağdurun inceleme, değerlendirme sürecini medyada yazılıp söylendiği şartlarda yapıp yapmadıklarını açıklamak zorundadır.

Mağdurun zekâ düzeyinin saldırının onda bir travma oluşturmasını engelleyecek denli düşük olup olmadığını aralarında tartışırlarken birbirlerinden ve kendilerinden utanıp utanmadıklarını, dahası bu durumu tartışma konusu yaparak binlerce zihinsel özürlü ya da yetersiz kişiye ve onların anababalarına, çocuklarınıza cinsel saldırı olursa etkilenmeyeceklerini düşünen bir devletiniz ve Adli Tıp Kurumu’nuz var ona göre demiş olacaklarını bildiklerini de söylemeliler.

Gerçekten mağduru, korkmuş, incinmiş küçük bir kız çocuğunu, oturdukları ‘U’ masanın ortasına dikip, birbiri peşi sıra sorular sorarak muayene edip karar verdilerse aynada kendi yüzlerine, varsa çocuklarının yüzüne bir ömür boyu utanmadan bakıp bakamayacaklarını düşünerek açıklamak zorundalar.

Ve medya, güya mağduru koruduklarını sanırlarken onları okuyan, izleyen çocukların, büyüklerin yüreklerine ilerde başlarına böyle bir vahşilik gelirse daha vahşi bir şekilde medyaya malzeme olacakları kaygısını işlediklerinin farkında bile değiller mi gerçekten?
Aman saldırgandan şikâyetçi olursam ya da bana yapılanları birine anlatırsam tüm ülkeye başıma gelenleri anlatır, beni afişe ederler, bir sürü erkeğe başıma gelenleri ayrıntılarıyla anlatmak ve bana yapılanlardan zarar gördüğümü onlara kanıtlamak zorunda kalırım, kanıtlayamazsam sadece ben cezalandırılırım diye düşünmelerini sağlayacaklarının ayırdındalar mı?

Sanığa canlı yayınlarını açarak onun sakil şehvetiyle kendini doyurmasına, nobranlığına biraz da şehvetli bir merakla mı bakıyorlar acaba? Cinsellik hakkındaki fikirlerini özgürce dile getirmesini sağlamaktan amaçladıklarının ne olduğunu kendilerine ve onları izleyenlere yüzleri kızarmadan sorabilirler mi acaba?

Sanık, ‘benim dini inancıma göre âdet gören kız reşit sayılır’ dedi. Reşit sayılır demek onunla cinsel ilişki kurulabilir anlamına geliyor. O dini inanca sahip olup son yıllarda her eylemlerini ‘ben dini inancım gereği böyle yapıyorum’ diyerek meşrulaştıran, her konuda dini inançlarına göre ahkam kesenler de sanığın bu dini inancı hakkında ne düşündüklerini açıklamak zorundalar.

İnandıkları dini savunan ve kendi cemaatlerinde Cumhurbaşkanı katında bile saygınlığı olduğunu söyleyen ve Cumhurbaşkanınca da yalanlanmayan bu kişinin bu inancından kaynaklanan hayat görüşü hakkında ne düşündüklerini kendilerine, karılarına, kocalarına, kızlarına ve oğullarına anlatmaları gerekiyor.

Hadi bakalım, yakalanmadığınız sürece hepiniz sübyancı mısınız değil misiniz anlayalım. Ondan sonra düşünelim ahlaklı olup olmadığınızı.

Kaynak: BirGün, 3 Kasım 2008


Etiketler: insan hakları
Nefret