18/06/2008 | Yazar: Kaos GL

‘Ben hem gazeteci hem bir gey olarak konuşuyorum. Gey gazeteci yok mu başka. Dolu. Herkes biliyor. Magazinlerde falan yazıyor, ciddi yazanları da var. Ama onlar da hep 3. tekil şahıstan yazıyorlar. Ben bir akademisyenim, geçmişime bakarsan sendikacıyım ama buraya getirecek ve sizinle konuşacak başka bir ‘gey gazeteci’ yok.’ [[Türkiye'de Eşcinsel Olmak!]] söyleşi dizisinin konuklarından biri de BirGün gazetesi yazarı Kürşad Kahramanoğlu’ydu. Söyleşiyi kaçıranlar için…

TEO 5: Eşcinsel ve Gazeteci Olmak Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Ben hem gazeteci hem bir gey olarak konuşuyorum. Gey gazeteci yok mu başka. Dolu. Herkes biliyor. Magazinlerde falan yazıyor, ciddi yazanları da var. Ama onlar da hep 3. tekil şahıstan yazıyorlar. Ben bir akademisyenim, geçmişime bakarsan sendikacıyım ama buraya getirecek ve sizinle konuşacak başka bir ‘gey gazeteci’ yok.’ [[[Türkiye'de Eşcinsel Olmak!]]] söyleşi dizisinin konuklarından biri de BirGün gazetesi yazarı Kürşad Kahramanoğlu’ydu. Söyleşiyi kaçıranlar için…

KAOS GL - 18/06/2008

Tarih: 4 Mayıs 2008

Yer: Orta Dünya

Konuşmacı: Kürşad Kahramanoğlu



Şimdiye kadar eşcinsel ve kadın olma, öğrenci olma, sanatçı olma ve işçi olma üzerine söyleştik. Bugün eşcinsel ve gazeteci olma üzerine bir söyleşi olacak. BirGün gazetesinden Kürşad Kahramanoğlu bizlerle bugün. Söyleşinin ikinci bölümünde soru-cevap ve katkı kısmı olabilir.

Arkadaşlar merhaba. Bir kısmınızı zaten tanıyorum. İsmim Kürşad. Bu konuda çağırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Türkiye’de bula bula benim bulunmam ve buraya çağrılmam her şeyi gösteriyor çünkü ben profesyonel gazeteci değilim. Zorla gazeteci oldum. Bu da Türkiye’de medyanın cinsellik konusundaki tutumlarını ortaya koyuyor. Buna döneceğim. Ama buna dönmeden önce bence bugünkü konular konuşulurken, dün de ben buna benzer bir konuşma yapmak durumunda kaldım Bilgi Üniversitesinde. Türkiye’deki medyanın cinsiyet ayrımcılığının tartışıldığı bir konuşmaydı.

Şimdi, biliyorsunuz başlarken benim burada gazeteci olarak konuşmam bile durumu çok iyi anlatıyor. Neden? Türk medyası eşcinsellik ve özellikle cinsellik konularına biraz uzak duruyor. Benim bunları örnekle vermeme gerek yok. Sizin biraz duyarlılığınız varsa bu konuyu benden daha iyi biliyorsunuzdur. Bir kere eşcinsellik hakkındaki haberlerin hepsi magazin haberleri. Gazeteyi alırsınız elinize, nadiren ilk sayfasında politik bir haber olarak yer alır haberler. Mesela son zamanlarda eşcinsel örgütler bu anayasa değişikliği sürecinde fevkalade bir komisyon kurdular ve çok güzel bir istekte bulundular. Anayasanın 10. Maddesinin değiştirilmesini ve değiştirilirken cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı da düzenlenme isteniyor. Bu benim Türkiye’de gördüğüm en açık politik istekti, dile getirilmiş politik istek. Bunun medyaya nasıl yansıdığına bakarsak. Bu bile genellikle Cumartesi ya da Pazar ekinde, yine magazinsel bir şekilde ve hiçbir ciddi tartışmaya girmeden verildi haberler. Diğer bir haberde aynı kadınlarla ilgili haberlerde olduğu gibi çarpıtılır. Bundan birkaç ay önce Hürriyet’te şöyle bir haber vardı. Şöyle bir manşet: Gay mafya! Dikkatimi çekti şöyle bir baktım. Geylere şantaj yapmak için kurulmuş bir çete ama bunu en sonuna kadar okursanız anlıyorsunuz. Baştan okuduğunuzda aldığınız mesaj şu: Geyler çete kurmuşlar ve mafyanın yaptığı işleri yapmamaya başlamışlar! Bu bütün medyada oluyor.

Ben hem gazeteci hem bir gey olarak konuşuyorum. Gey gazeteci yok mu başka. Dolu. Herkes biliyor. Magazinlerde falan yazıyor, ciddi yazanları da var. Ama onlar da hep 3. tekil şahıstan yazıyorlar. Ben bir akademisyenim, geçmişime bakarsan sendikacıyım ama buraya getirecek ve sizinle konuşacak başka bir ‘gey gazeteci’ yok. Gey gazeteci mi yok, Var da yok. Ama hiçbiri bunu 1. tekil şahıstan konuşacak durumda değil.

Ben bunun için gazeteci oldum, gazetecilikten anlamam, bilmem. Yıllarca gazetelere röportaj verdim, konuştum ama profesyonel değilim. Ama Türkiye’de yok, bunun çok büyük sorunları var. Zaten Türkiye’nin genel sorunu olan cinsellikle konusunda mücadele veriyorsan pozitif rol modeli yok. Eşcinsel mücadele için yapılması gereken şeyleri de ikinci sınıfa düşürüyor. Gazetelerde benim çok sevdiğim saydığım ve birlikte vakit geçirdiğim gazeteci arkadaşlarım var. Onlar cinselliklerini nerdeyse özür dileyerek yaşıyorlar. Ben BirGün’de yazıyorum. Türkiye’nin yegâne patronsuz gazetesi BirGün. Beş kuruş verecek hali yok yazarlara ve ben de dâhil olmak üzere herkes bedava yazıyor. Ama bunun faydası, ben istediğim gibi yazabiliyorum. Sansür yok. Yok bilmem patronun bilmem nesine dokunma, cinsellik konularına dokunma. Patronun oğlu geyse yazma falan yok. Ama başka gazetelerde bunu yapmak çok zor. Hâlbuki dünyanın birçok ülkesinde, yani demokrasi ve insan haklarının olduğu ülkelerde bir sürü gey gazeteci var. Bunlar rahatlıkla yazabiliyorlar. Eşcinselliğin politik bir kimlik olması önemli ancak o zaman insan hakları mücadelesi verilebilir. Bu birinci kısmı.

İkinci kısmı medyanın eşcinsellikle ilgili haberleri ciddiye almaması. Medya o kadar alışmış ki bunu magazinsel vermeye ciddi yazamıyorlar. Mesela bir iki gazete her sene beni yeni baştan keşfederler. Bunlar 1 yıllık periyotlarla eşcinsellerin başkanı Türkmüş diye manşet atarlar. Bıkmadılar beni keşfetmekten. Ben bir ara Türkiye’deki gazetecilerle konuşmayı bırakmıştım. Çünkü geliyorlar röportaj yapmaya ve bana en çok sordukları soru: Partnerinizin milliyeti ne? Aslında ben tahmin ediyorum neden sorduklarını çünkü sansasyon olabilecek bir konu. Onlarla politik bir konuyu konuşamayacağımı anladığım için vazgeçtim. Eşcinsellerin durumu kadınlarla çok büyük paralellik gösteriyor. Tıpkı kadınların belli rolleri olduğu gibi eşcinsellerin de rolleri var. Benim gazetede en iyi anlaştığım arkadaşlarım bile şunu diyorlar: Yahu sen nasıl oluyor her konuyu eşcinsellikle ilişkilendiriyorsun. Nasıl yapıyorsun bunu diyorlar. Bu şekilde yorumlar alıyorum ve gazetecilik Türkiye’de zaten zor bir meslek. Neden zor: Biliyorsunuz Türkiye dünyada baya önlerde geliyor gazeteci öldürülmesinde, mahkemeye verilmesinde. Gazetecilik zaten zor ve insan haklarına duyarlı yazmaya başladığınızda daha zorlaşıyor. Birçok eşcinsel arkadaşımda ciddiye alınmama korkusu var. Mesela Türkiye’de nefret suçları hakkında bir şey yazarsan, uzaylı gibi algılanıyorsun. Bu da gazetede yazılır mı yorumları geliyor. Mesela birkaç kez intersex konusunda yazdım. İnsanlar bunu çok değişik karşıladılar. Farklı bir dünya anlatıyormuşum gibi algılandı. Böyle olunca da konular gazetenin ve gazetecinin gündeminden düşüyor. Mesela İslam konusunda dersen, yüzlerce gazeteci, onu da geçtim birkaç tane gazete var her gün çıkan. Ama görüyorsunuz koskoca Türkiye’de Kaos GL’den başka yayınımız yok, medyada sesimiz yok. Ve ses çıkarmaya kalkınca da bir sürü tepkiyle karşılaşılıyor.

Eşcinsel gazetecilerin açık olmaması da büyük bir sorun. Ben de her konuda yazıyorum ama eşcinsellik konularının medyada bir tanınma boşluğu için ben en çok onu yapıyorum. Medyanın gayet homofobik bir medya olduğunu biliyoruz. Ben biraz ne yapılabilir üzerinde konuşmak istiyorum hazır fırsat bulmuşken. Tabi ki şey yapamayız, yarın 5 tane gey, travesti, transeksüel gazeteci çıkarıp, büyük gazetelere dağıtıp haber yaptırabilsek ama böyle bir gücümüz yok. Ben örnek olarak İngiltere’deki tecrübelerimden bahsetmek istiyorum. 1970’li yıllarda ve ortalarına kadar İngiliz medyası hemen hemen hepsi homofobik yayın politikası içindeydi. Aynen bizim burada bildiğimiz gibi bir politika içindeydi. Ve 30 senelik bir zamanda eşcinsel hareketin yükselmesi ve politik bir harekete dönüşmesiyle ve İngiltere’de olan diğer politik ve sosyal konuların değişmesi dolayısıyla bu medya tamamen döndü. Bir iki örnek vereyim. Mesela İngiltere’de medyanın taktığı insanların başında Elton John gelir. Onun her yaptığı her şey genellikle negatif haber oldu. Ta ki en son Elton John bir erkekle evlendi, ilk defa İngiltere’de onun hakkında homofobik olmayan, iğnelemeyen bir haber yapıldı tüm medyada. Bu 30 yıl sürdü ama bu 30 yıl içinde eşcinsel örgütler bunun mücadelesini verdiler. Burada şeye geliyoruz, organize olmuş eşcinseller olarak gücümüz ve yapacağımız mücadeleye bağlı. Tabi ümit ediyoruz Türkiye’nin demokrasisi, hukuka saygınlığı, insan haklarına verdiği önem daha bir yerleşirse işimiz kolaylaşacak. Aksi takdirde Türkiye’nin yegâne eşcinselliğini saklamadan magazinleştirmeden yazan zoraki gazetecisi ben devam edeceğim yazmaya. Aslında benim hayatta yapmak istediğim başka şeyler var, bunu yapmak istemiyorum gerçekten. 70’li yıllarda İngiltere nasıldıysa ben Türkiye’yi 2007’lerde öyle buldum. Ama bunun bir vakit, süreç meselesi olduğunu düşünüyorum. Ben çok daha eğlenceli şeyler yazabilirim ama benden başka yazacak kimse yok. Medyada bu konuda ciddi bir boşluk olduğunu düşünüyorum.

Özellikle cinsellikleri yüzünden kendilerine karşı suç işlenmiş insanların medyadaki durumu çok kötü. Adam cinayete kurban gidiyor ama bir bakıyorsunuz adam suçlu gibi. Bunu değiştirmek için eğitim gerekiyor. Bunu yapabilmek için de kuvvetli eşcinsel organizasyonlar lazım. Bir 30 sene de burası sürerse sürsün bekleyeceğim. O zaman benim yazdığım yazıları yazmaya gerek kalmayacak. Ama Kaos gibi örgütlere düşen görev bu konuyu yüreklendirmek. Nasıl yapacağız. Eşcinselliğin politik bir konu olarak gazetelerde bir taraf tutmadan verilmesini sağlamak. Bunu söylemek kolay da yapılmasının ne kadar güç olduğunu biliyorum.

İkinci yapılacak şey de bu konuya en benim kadar bu işe gönül vermiş insanlar değil de bundan hiç anlamayan hatta karşı çıkan insanlarla da toplantı yapacağız ve ikna edeceğiz onları. Ama bunun için bir 15 tane daha Kaos GL’ye ihtiyaç var. Bu işi ciddi ve bilinçli olarak yapan organizasyon lazım. Ama bunu yaparken en büyük destekçimiz kadınlar olacak. Çünkü kendilerine biçilen rolü güçlendirmek için medyada gayet ideolojik bir yayın anlayışıyla haber olarak yer alıyorlar. Mesela Zeki Müren ya da Bülent Ersoy gibi olursan her gün çıkabilirsin gazeteye. Evlendim, boşandım, şu şarkıyı beğenmedim, şu kadarlık elmasım var gibi. Ama yarın Kaos çok güzel işler yapıyor dese biri ciddiye alınmaz.

Benim gibi yazan 3-5 kişi daha olduğunda her şey biraz daha iyi olacak. Ama bunun kolay olacağını düşünmüyorum. Geçenlerde iki arkadaşımla yemek yerken bu konu açıldı. Biri bir gazetenin genel yayın müdürü diğeri ise yine büyük bir gazetenin ekler müdürü. Ve şunu söylediler: Senin BirGün dışında herhangi bir gazetede yazmanı sağlayacak bir editör yok. Kötümser gelebilir size ama ümit yok şu an için. Büyük gazeteler röportaj yaparlar ama magazin haberi gibi verirler. Eşcinselliği 1. tekil şahıstan yazacak bir insanın mümkün olmadığını düşünüyorlar.

Eğer spesifik sorular sorarsanız cevap vermeye çalışırım. Sizin de gözlemlerinizi paylaşalım, tecrübelerinizi.

Ali: Türkiye’de ki eşcinsel hareketlenme ve hareket yaratma sürecinin, bu 15 yıllık sürecin mütemadiyen en baştaki problemlerinden ola geldi aslında medya. Medyada benim kişisel yaklaşımım kararlı bir takip ama hâkim bir takip. Medyanın o kadar çok farklı organları ve kanalları var ki buradan bize gelen haber ve diğer uyaranlar bu 15 yıllık süreçte tekil olarak eşcinsel bireylerin ya da grup ve örgütlerin çok fevri ya da reaksiyonel yaklaşımlarına, tepkilere yol açabildi. Kişisel olarak benim de sinirlendiğim, hiç mi birşey değişmeyecek dediğim oldu ama ben yine de genelde iyimserim. Ve bütün bu süreç acaba farklı nasıl okunabilir sorusunu da akılda tutma taraftarıyım. İyimserliğimin şöyle bir yanı var: kabul etmek gerekir ki 80’lerin ilk yarısı hatta doksanların başına kadarki bu büyük medyadaki eşcinselliğe yaklaşım akıllara ziyan bir yaklaşımdı, insanı dehşete düşüren bir yaklaşımdı. Ama son 15 yılda bu yavaş yavaş terk edildi. Ortadan kalkmadı ama farklı organlara havale edildi. Yani medyadaki farklı kanallara havale edildi. Bu insanlarda bir hak mücadelesi içinde, yavaş yavaş gelişiyor gibi düşünüyorum. Bugünkü konumuz eşcinsel ve gazeteci olmakla birlikte cinsiyetçi ve homofobik haber sunularına karşı kendi dilimizi, cinsiyetçilikten homofobiden arındırılmış kendi haberlerimizi oluşturma sürecinde kendi muhabir ağzımızı oluşturma gayretlerimiz olmakla birlikte doğrudan heteroseksüel ya da hetero olduğunu sandığımız gazetecilerle de bir bağ kurma ve onları bir dönüştürme kaygısını hep güttük. Hatta bu süreçte tamamen profesyonel gazetecilerden oluşan, ayrımcılığa karşı duyarlı doğrudan kendi alanıyla ilgili bir eşcinsellikle bağlantılı haber yapma konusunda şimdiye kadar çalışan ve haber yapan gazetecilerin bir araya geldiği bir e-grup da oluşturduk. Medyada cinsiyetçiliğe ve homofobiye karşı bir gazeteci ağı kurma sürecinde de gidebilir. Bu konuda iyimserim mesela. Ama bir de şu var. Bunun farklı irdelemesi yapılabilir. Ama şöyle bir şey var. Medyaya karşı her gün tetikte olmak gerekiyor. Bir gün bir günü tutmayabiliyor. Hayatın farklı alanlarında bir değişim dönüşüm sürecine giren bir topluluk yavaş da olsa yol alıyor. Ama medya öyle değil. Medyada tanışıklığın dostluğun olsa da medyanın kendi iç dinamiklerinden dolayı medyaya karşı sürekli tetikte olma zorunluluğunu fark ediyoruz. Hürriyet gazetesi bazen Kaos’tan bile daha duyarlı haberler yapabiliyor ama bir de bakıyorsunuz ki 15 yıl önceki o iflah olmaz homofobik yaklaşımın tezahür ettiği bir haberle de karşılaşabiliyorsun. Bunun görünmeyen yönü nedir ben bilemiyorum haliyle. Hürriyet gazetesi Lambda’nın olsun Kaos’un olsun haberlerine nispeten duyarlıdır ve haberini yapar. Ama bir de şu var medyaya karşı tetikte olma ihtiyacının sadece medyanın homofobisine karşı değil şöyle bir yönü var. Diyelim ki Hürriyet’te şöyle bir haber vardı. Taksim herkese açık işçilere kapalı ve onur yürüyüşünden de bir fotoğrafı öne çıkartmış. Gazetenin homofobik bir düşüncesi olmayabilir ama bu uyaranlar farklı yerlere de itebilir. Bir ay önce işçilere izin vermezken şimdi eşcinsellere izin veriyorsun diyecek birilerini besleyen bir haber de olabiliyor bu. O yüzden haberleri birden çok açıdan okumalıyız, değerlendirmeliyiz ve takip etmeliyiz.

Kürşad: Gazetelerin bütün dünyada olduğu gibi kendi duruşlarına göre bir yayın politikaları var. Politikalarının yazılı bir şekilde olması ve onları takip etmemiz lazım. İnsanların çoğu birkaç dil konuşuyor, dünyayı takip ediyorlar. Mesela Guardian’dan, Washington Post’tan aldıkları tercüme ettikleri yazıları yazan insanlar belli bir politika yaparlar. Politikadan kastım demokratlar, cumhuriyetçilerden bahsetmiyorum. Mesela şöyle, kadın düşmanlığı yapmayacaksın, ırkçılık yapmayacaksın gibi. Ülkedeki kanunlar ne olursa olsun, kanun olsun olmasın. Gelişmiş ülkelerdeki demokrasinin ve insan haklarının gelişmiş olduğu ülkelerden bahsediyoruz. Eşcinsellere karşı da ayrımcılık yapmayacaksın, aşağılamayacaksın. Ben biliyorum bizim gazeteciler bunları koymuşlar. Ama bunlar teoride. Pratikte yapılması gereken şu; bize o yüzden güç gerekli, bize düşen gün be gün bunları takip etmek ve hemen reaksiyon vermek. Mesela gazete homofobik bir yazı yazdığında ama bilinçli ama bilinçsiz hemen Türkiye’deki örgütlerden toplu bir itiraz gelse. İngiltere’de bir ara şöyle bir kampanya vardı. Bir haksızlık vardı. Rüştünü ispat etme yaşı eşcinsellerle heteroseksüeller için farklıydı. Heterolar için ilişkiye girme yaşı 16, gey erkekler için 21 idi, lezbiyenler için yoktu. Ama tabi çok açık bir fark var. 16 yaşında olunca bir gey erkek askere gidip millet vatan için ölebiliyor. Ama iki tane 16-17 yaşında çocuk sevişirken yakalanıyorlar ve okuldan atılıyorlardı. Bunun için bir kampanyamız vardı. Fakat o sırada o kampanyanın başarılı olabilmesi için bu kampanyaya destek veren ciddi bir medya çalışması yapmamız gerekti. Çünkü hassas bir konu. Medyayı takip ettik, şikayet ettik. Önce editöre, sonra bilmem ne medyanın gözlemci kurumuna. Gazeteciler sendikasının disiplin kuruluna ama bunların hepsi zaman ve para meselesi. Bu işleri bugün yapamıyorsak yarın yapmamız gerekli. Kendilerini insan hakkı taraftarı olduğunu söyleyen gazetecilerin ne kadar ikiyüzlülük yaptıklarını göstermemiz de gerekli.

Türkiye’de sol demokrat olduğunu bildiğim ve bir kısmını da tanıdığım insanlar hakkında yazı yazmak zorunda kaldım. Mesela Ahmet Altan için yazdım. Aşk konusuna gelince aşktan en iyi anlayan adam olduğun söyleniyor ama niye bir tane eşcinsel aşkı yazmıyorsun diye. Tabi bu biraz kışkırtıcı bir soru. Ama bizim bunu sıkıştırmamız lazım. Ahmet Altan gibi geniş görüşlü bir insan anlayamıyor mu aynı cinsten iki insanın âşık olabileceğini. Çünkü o aşk hikâyelerinin çoğu hayal gücü. Demek ki eşcinsel aşk hikâyesi de yazabilir pekâlâ. Mesela insan hakları konusunda 3-5 kere yazdım, hatta aramız bozuldu. Murat Belge, yıllardır bu ülkenin en iyi bilinen edebiyat profesörü, ateist, sosyal demokrat, insan hakları savunucusu, akademisyenlerinden biri. Siz korkuyor musunuz bir tane de eşcinsellikle ilgili yazın. Bunu yazmak için eşcinsel mi olmak lazım. Irkçılıkla ilgili yazmak için siyah mı olmak lazım. Tabi ki değil. Yaz o zaman.

Aydın Doğan mesela. Biz onu insan hakları konusunda ikna edebilsek. Dolayısıyla bütün Aydın Doğan gazetelerinin havası değişir. Aydın Doğan, homofobi olmayacak benim gazetelerimde dese bak nasıl değişir havası medyanın. Bunun için çok yönlü uğraşmak lazım. Gazete patronları üzerinde uğraşmamız lazım, entelektüel yazarlar üzerinde, gey olduğu halde köşelere sıkışmış korkup yazamayan gazeteciler üzerinde çalışmamız lazım. Ben Türkiye’ye geldiğimden ve çalışmaya başladığımdan beri birkaç arkadaşımı kaybettim. Yolda yürümekte sıkıntı çekenler var benimle. Hem de Türkiye’nin büyük gazetelerinden birinde çalışan. Ama ben de onun gey olduğunu biliyorum. O, onu dünyanın en büyük sırrı gibi saklıyor ben ne yapabilirim ancak yüreklendirebilirim onu. Yani biz Aydın Doğan’dan kapıda duran korumasına kadar çalışmamız lazım ama bunun için ciddi bir güç gerekli. İnsan kaynağı da para da gerekli. O kadar çok yapılacak iş var ki medya bunlardan bir tanesi. O yüzden daha çok örgüte ihtiyaç var.

Remzi: Gelmeden önce Milliyet’in internet sayfasına baktım bir haber vardı. Haber şu: erkekti kadın oldu, çok sansasyonel bir haber. Sıklıkla bir gazetenin ya da tv’nin, şu barda gördüğümüz haber sunucusunun travestiler dehşet saçtı haberlerini sunduğunu görüyoruz. Şu var: Aydın Doğan’dan bahsettik. Bu aslında medyadaki mülkiyet yapısının sahiplik ilişkisinin değişmesi ile alakalı bir şey. Bu sahiplik yapısı değişmeden bu homofobinin kalkacağını düşünmek de zor. Batıda şu ya da bu biçimde liberal ya da sol liberal gazetelerin eşcinselliğe ya da başka bir şeye çok müsemmalı davranması sanırım cinsiyetçiliğin, homofobinin, transfobinin veyahut başka ayrımcılık biçimlerinin sona erdiği anlamına gelmez. Bu başka bir şeydir. Bu onların liberal, hümanist gelenekleriyle alakalı ama toptan bir dönüşüm değil. Ki zaten bu tersine de çevrilebilecek bir şey. Çünkü her türlü iktidar örüntüsünün içinde yer alıyor homofobi. Diğer yandan dedik ki Türkiye’deki demokrasi mücadelesi yükselirse eşcinseller de rahatlayacak ama şu var. Türkiye’de ki demokrasi mücadelesinin yükselebilmesi için eşcinsellerin, transeksüellerinde bu mücadelenin bir bileşeni olmalı. O alanı da dönüştürmek gerekir. Çünkü biliyoruz ki Bianet’te, ki farklı bir medya Bianet, Ertuğrul Kürkçü emek mücadelesi ile eşcinsel mücadelesi bir tutulabilir mi dedi ve bizi ikinci plana attı. Demek orayı da dönüştürmek gerekir.

Demek ki bu mücadeleyi bir biçimde yükseltmek lazım ama bir yandan da ne yapabileceğimiz konusunda çok iyimser, umutlu değilim. Belli ölçülerde Ali’nin tersine. Çünkü diğer güçlerin, muhalif güçlerin durumu ortada. Oradan bir sıçrama olmadığı sürece eşcinsellerin bir sıçrama yapması da mümkün görünmüyor. Hani olsa olsa Türkiye’nin AB’ye katılımı gibi bir mesele dolayısıyla görece bir kapitalizmin kendi içerisinde bir demokratik tırnak içinde homofobik olmayan tırnak içinde cinsiyetçi olmayan tırnak içinde. Ama bu onu dönüştürmeyecektir. Bu mücadele aynı zamanda kapitalizmi de dönüştürecek bir mücadele.

Kürşad: Ben şimdi senin biraz önce söylediğini anlıyorum da. Şöyle de bir şey var. En başta konuşmama nasıl başladığıma dikkat ederseniz: Diğer mücadele edenlerle bir güç birliğine gitmemiz gerek. Çünkü ben inanıyorum tek başına bir grubun liberasyonu mümkün olmaz. Ben Kürt değilim ama Kürtlükle ilgili yazıyorum, kadınlarla ilgili yazıyorum. Çünkü söylediğim gibi ben buna inanıyorum. Ama bu insanları tamamen başıboş bırakamayız. Çünkü onlar gazetede yazarken güç aldıkları yer demokrasi ve insan haklarına saygılı bir ülke.

Ertuğrul konusunda ben çok sinirlendim. Eşcinselliğe şey yaptığı için sinirlenmedim. Ben 17 sene profesyonel sendikacılık yaptım hayatımda. Nasıl böyle çarpık, ideolojik olarak çarpık olunur. Ben bir yazı yazdım, çok üzülmüş bana bir yazı yazmış. Geçenlerde bizim gazetenin 5. Yıl kutlaması vardı orda Nadire Mater ile karşılaştım. Onunla karşılaşıp kim olduğum anlaşılınca sitem etti. Ertuğrul’a haksızlık yaptın dedi. Dedim böyle bir şey yok ben onu tanımıyorum, arkadaşım falan değil ve bir reaksiyon gösterdim bu yazıyı yazdım. Dedi ama o Bianet’i kurdu. O yazıdaki doğru olmayan şeyler vardı onu tenkit ettim. Ertuğrul Bianet’i kurdu iyi adamdır bunu koruyalım diye bir şey olmaz. Bir gazeteci son yazısının tutarlılığı ile değerlendirilir. Mesela ben bir gün gelse homofobik bir şey yazsam bana bir şey demeyecek misiniz? Ama bunu niye söylüyorum. Bu, Türkiye’deki başka bir kültürü gösteriyor. Biz de demokrasi ve insan hakları bir araya gelemiyor.

İnsanın başka türlü özellikleri ve daha önce yaptığı şeylere güvenerek hiçbir zaman yanlış yapamaz diye bir şey yok. Hele hele gazete yazarı en son yazdığının tutarlılığı ile ölçülür. Ama bizim bunları ifşa etmemiz lazım. Yine aynı noktaya geliyorum bunun için insan kaynağına ihtiyacımız var. Bir medya merkezimiz yok, olsa çok güzel olur. Her basılan şeyi okuyup biriktirip ondan sonra onu çıkartıp negatif pozitif olarak ayırmak gerekiyor. Bizim 10 bin kişiye bir anda bir gazeteyi ya da tv kanalını protesto ettirme gücümüz var mı? Yok. Ama ben umutsuz değilim. Bunların nasıl yapılacağını icat etmeye gerek yok, yıllardır yapılan şeyler alıp uygulayacağız. Biz elimizi böle koyup oturamayız, o zamana kadar insanların medyanın çarpıklıklarını, tutarsızlıklarını, demokrasiyi müdafaa ediyormuş gibi gösterip geylere saldıranları, insan haklarını müdafaa edip travestilere fuhuş yapan diyen adamları ifşa edip böyle bir dünyada yaşayamayacaklarını göstermemiz lazım.

İsmail: Ben Kürşad’ın dediğine katılıyorum kesinlikle. Eşcinsellerin medyadaki temsiliyetini değiştirmek için hem bize bireyler olarak hem de LGBT örgütlere çok rol düşüyor aslında. Bunu yapabilmemiz için de medyayı izlemek çok önemli. Çünkü önce bizim analiz etmemiz gerekiyor. İşte haberin dili nasıl, insan haklarına saygılı mı, homofobik mi değil mi? Bunun için tabi ki kesinlikle medya izleme önemli. Yıllardır Lambda ve Kaos ellerinden geldiğince bir medya izleme yapmaya çalıştı ama bunlar tabii çok yetersizdi. Ama şimdi Ocaktan bu yana biz Kaos GL olarak bir proje dâhilinde medya izleme yapıyoruz, çok kapsamlı bir inceleme yapıyoruz. Ajanspress’le bir anlaşma yaptık ve bu ajans bize günlük internet ve yazılı basın haberlerini tarayıp bize günlük olarak gönderiyor. 4 ay doldu bunun için. Şimdi bunun analizlerini yapıyoruz. Haberi nasıl verdiğine, diline bakıyoruz. Bununla ilgili yılsonunda bir izleme raporu yapılacak. LGBT haberleri ilk kez böylesine kapsamlı bir izleme yapılıyor. Bu bize bir şeyleri gösterecek. Bizim hangi konuya daha çok odaklanmamız gerektiğini gösterecek. Bizim elimizde bu veriler olursa hangi adımları atmamız gerektiğini göstermesi için de önemli.

Remzi: Ben bir ekleme yapmak istiyorum. Hep ayrımcılıktan bahsettik. Bunlar görünür, en azından bizim için. Ama başka bir şey daha var. Bu global medyada da böyle. Medyada bir gey stereotipi var ve imal ediliyor. Eşcinsel ve işçi olmak söyleşisi de yapıldı biliyorsunuz, medyada bir eşcinsel işçi yok. Bu görünmez kılınmış bir eşcinsel için. Orada bir gey var, çok müsemma gösterilebilecek, şirin tipler. Bir yandan da bununla da mücadele etmemiz gerekir. Hani gey dediğiniz eğlenceli, etliye sütlüye karışmayan vesaire.

Kürşad: Tabii Zeki Müren mesela. Etliye sütlüye karışmayacak, politik fikri olmayacak, sahneye çıkacak, insanlar ‘aa Türkçeyi çok güzel kullanıyor’ diyecekler. Aynen bu.

Remzi: Yani şunu yapar, fotoğraf çeker, resim yapar, İstanbul’da ya da Ankara’da belli mekânlarda yaşar belli mekânlara takılır. Bu imal edilmiş gey prototipi ile de mücadele etmek gerekir. Çünkü egemen medya bunu da üretecektir. Böyle bir sıkıntıyla da karşı karşıyayız. Bunu da takip etmek gerekir bence.

Ali: Ben de bir katkıda bulunayım. Bu medyanın yaklaşımı konusunda. Şu benim kişisel olarak doğru bulmadığım bir şey. Yani biz varız, bizim dışımızda bir dünya var. Bu dünyayı konumumuz itibari ile özelleştirdiğimizde işte bizim ulaşamadığımız bir medya var biz buna bazen yaygın medya, bazen burjuva medyası deriz şimdilerde ise egemen ya da hâkim medya deniyor. Bunların alt kanalları da var. Ama şöyle de bir şey var. Bir şeyi toptan değiştirmek bir yol olabilir ama bu mümkün olmadığında parça parça değiştirmek dönüştürmek de yol olabilir. 2003 yılında biz çok çalıştığımız için gerçekten çok güzel ve büyük bir sempozyum yaptık, medyanın ilgisinden katılımcılara kadar. Evrensel gazetesinin elemanın fazla olmadığını bildiğimiz için onların yapması gereken her şeyi biz yaptık ve götürdük ama bir satır bile haber çıkmadı sempozyumla ilgili. Hani biz reaksiyonel ve fevri bir dil tutturmadığımız için küsmedik. Başta gittiğimiz gibi sonra da gittik. Dedik bak herhangi bir sendikadan işçi ile ilgili bir haber faks ile bile gelse bunu haber yapan bir gazetesiniz. Ama bu sempozyuma 3 tane büyük sendikanın yönetim kurulu üyeleri ve başkanları geldi. En azından bundan hareketle küçük bir haber yapabilirdiniz. O zaman bize verdikleri tepki şuydu: İşte halkımız henüz buna hazır değil! Sağlık olsun dedik biz küsmedik ama ne oldu. 2003’te böyle bir reaksiyon aldığımız Evrensel gazetesi, 1 Mayıs’a eşcinseller de katıldı cümlesiyle bile 1 Mayıs’ın şanına leke düşürdüğü yorumunu yapan bir gazete şu an eşcinsellerle ilgili haberlere yer verebiliyor. Yetişebildiği oranda kendi takip etmeye çalışıyor. Yetişebildiği oranın altını şundan çiziyorum. Bunlar aslında Kaos GL web sitesinden çok farklı gazeteler değil. 2-3 tane muhabirleri var hangi birine yetişsinler. 2003 yılında böyle düşünen bir gazete bugün bu duruma gelebiliyor.

Mesela Hürriyet gazetesinde insan kaynakları ekinde çalışma hayatında cinsel yönelimden dolayı çalışanların maruz kaldıkları ayrımcılıktan hareketle tam bir sayfa röportaj haber verildi. Bu sorunsuz ve hatta kusursuz bir dosyaydı. Dolayısıyla Hürriyet gazetesinin başka alanlardaki yaklaşımlarından hareketle, Aydın Doğandı, mülkiyetti şuydu buydu aklında tutacaksın, sorgulayacaksın ama bir de Hürriyet içinde de bu bir mevziiydi belki de. Bunları da düşündüğümüzde medyanın da değişebilen, dönüşebilen, bizim de nüfuz edebileceğimiz kanalları, sayfaları olabiliyor.

Kürşad: Hürriyet’ten örnek verdin. O gazetede bir sürü gey olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu sorumluluğu eşcinsellere yüklemenin doğru olmadığını düşünmüyorum. Bizim söylememiz gereken şu: Hürriyet gazetesi bu insanların eşcinsellikle ilgili haberleri 1. tekil şahıstan yazabilecek atmosferi yaratmakla sorumlu. Benim eşit haklardan anladığım, insan haklarına saygıdan anladığım gazetenin yapabileceği bu. Ama ben Hürriyet gazetesinden böyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Bu gazeteler insanların birbiriyle çekiştiği yarıştığı yerler. Bizim sormamız lazım politik bir ses olarak: Kaç tane açık gey birinci tekil şahıstan yazabilen muhabirin, gazetecin, köşe yazarın var. Yoksa niye yok? Demek ki sen onların çalışabileceği ortamı yaratmıyorsun. Mesela başka türlü izleme yolları var. Mesela Hürriyet gazetesi kaç tane lezbiyen haber, vermiş bunlardan hangileri pozitif hangileri negatif. Bunların yapılması gerek. Bu olmadığı sürece bir kaç tane insan ve sempozyumlarda Kaos olacak sadece. Ama bunun bir ideal, gazetenin bir politikası haline gelmesi gerekiyor. Hürriyet gazetesi şöyle demeli: Ne kadar sansasyonel olursa olsun bir kimsenin cinselliği, cinsiyeti, fiziki durumları konularında onları aşağılayıcı haberi basmam. Bitti. O zaman iş bitmiştir. Tek tek gazetecilerle uğraşmaya gerek yok o zaman. Gazeteci sansasyonel bir haber bile getirse içinde bir aşağılama varsa basmayacak. Bu politikasıyla ilgilidir gazetenin.

Dediğim gibi Türkiye’de solda çok ciddi kadın örgütleri olsa mesela, BirGün gazetesinin Fransız kadın cumhurbaşkanı adayı hakkında yaptığı habere tepki gösterebilirdi. BirGün gazetesine mi kalmış hem kadın, hem solcu olan bir adayı alaya almak. Sordum nedir bu diye, dediler The Gaurdian gazetesinden çevrilmiş. İyi de Gaurdian kusursuz, kadın düşmanlığı yapmayan bir gazete mi? Bunları takip etmenin yolu izlemedir. Bu bir duyarsızlık.

Çok ağır ve zor konular da var. Mesela şu sıralar, özellikle basından takip etiğim, çok hoşuma da giden bir Hüseyin Üzmez meselesi var. Türkiye aslında bu konuda birçok Avrupa ülkesinden iyi bir yerde. Bir Üzmez olayı, yaşlı bir adamın 14 yaşında bir kızla ilişkiye girseydi İngiltere’nin basını onu eşcinselliğe çekerdi. Orada çok çektik bu haberlerden. Bir erkek bir kızla birlikte, heteroseksüel bir durum var orda ama öyle yazılmıyordu. Eşcinsellik eşittir çocuk tacizcileri idi bir süre. Bunun mücadelesini çok verdik orada. Ama şükür korktuğum başıma gelmedi ve böyle bir şey olmadı. Ben kafamda hazırlamıştım bile eğer böyle bir şey olsaydı. Bir yazı yazacaktım. İşte bu yüzden ben o kadar da umutsuz değilim. Tabi Türkiye’nin farklılıkları var, kendine göre bazı şeyleri var. Bizim biraz daha organize olmamız lazım. Sizi bilmiyorum ama benim tanıdığım 20’nin üzerinde ciddi gazeteci var, orda burada yazan. Şimdi saysam hepsini, çoğunu tanıyorsunuzdur. Ben oturuyorum onlarla arkadaşlık yapıyorum, onlar benim gey arkadaşlarım, lezbiyen arkadaşlarım. Birçoğu benden rahatsız, hatta benimle dalga geçiyorlar. Sen geldiğinden beri kürşadizm çıktı diyorlar. Bak ben açık bir şekilde yaşıyorum bir şey olmuyor, sonra size ihtiyacımız var, biliyorum o gazetelerde açıklanamaz ama saklanmak değil çözüm diye cesaretlendiriyorum ama olacak gibi değil. Bunun için sizin çok önemli rolünüz var. Sizden kastım organize olmuş gey-lezbiyen hareketine ihtiyaç var. O insanlar kendilerini deklare ederler ve sonrasından herhangi bir saldırıya uğrarlarsa kendilerine sahip ve destek olacak organizasyonel gücümüz olması lazım. Misal Hürriyet gazetesinden atılan Emin Çölaşan var. Konunun cinsellikle ilgisi yok ama misal onun başına gelen bir gey-lezbiyen gazetecinin başına gelse biz ne yapabiliriz, nasıl destek verebiliriz, nasıl o insanın yanında durabiliriz, bunu düşünmemiz lazım.

Cinsellikle ilgili olan bu durumlar çok açık bir şekilde olmuyor. Başka bir neden buluyorlar. Ama yine ben aynı noktaya dönüyorum. Sırf Kaos’a destek için geldim buraya. Ben bireyselliğe inanmıyorum. Ben Türkiye’de hiç yazılmamış, okunmamış yazıları yazabilirim. Ama ben organize olmuş gücün hayatımızı değiştireceğini düşünüyorum. O yüzden Türkiye’deki eşcinsel hareketin organize olması lazım. Belki 30 tane daha Kaos GL lazım. Travesti, transeksüellerin kendi sesleri olması lazım. Türkiye’de herhangi bir eşcinsel yazara çizere karşı bir şey yapıldığında ona karşı durabilecek güçte olmamız ve bir ağırlığımız olması lazım. Ama tabi oralara gelmedik daha. Epey yol kat ettik ama çok yol var daha oralara gelemdik. Öyle olduğu zaman gazetelerde bir sürü eşcinsel yazarlar olacak. Eşcinsel yazar olmaz zaten, yazar aynı zamanda eşcinseldir. Kendini saklamadan yazacak.

Alibaba: Kürşad sen yazılı medyadan bahsettin ama asıl ayrımcılık görsel medyada oluyor. Yani televizyonda. Bunun kontrolü ve düzeltilmesi daha da güç. Bence birkaç tane açık açık söyleyen köşe yazarının ortaya çıkması toplumun dönüşmesine çok katkısı olmaz. Çünkü yazılı medyanın etkisi sınırlı. Ama bunların demokrat ve aydın kesime etkisi olabilir dönüştürme açısından. Bu da gerekiyor. Çünkü 5-10 sene öncesinde baktığımızda sol, sosyalist ya da aydın demokrat kesimin eşcinselliğe bakışında önemli bir değişim var. Hepimiz de biliyoruz zaten, insan hakları derneğinden sol örgütlere kadar nasıl zorluklarla karşılaştığımızı. Ama büyük bir dönüşüm var. Ayrımcılığa uğrayan kesimler, kimlikler, gruplar arasında dayanışma ve toptan bir özgürleşmeye yönelme konusunda, mesela Hrant Dink’in öldürülmesi sonrasında ortaya çıkan dayanışma grupları, bunların İstanbul’daki genel seçimlerde Ufuk Uras ve Baskın Oral’ı destekleme kampanyaları gibi, eşcinsellere destek vermeleri gibi. Böyle bir oluşum ve gelişim var. Sol örgütler, solcular sosyalistler devrim yapacaklar gibi bir düşünce karikatür gibi geliyor bana. Mesela sol denilen Halkın Kurtuluş Partisi, TKP, İşçi Partisi gibi örgütlerde alenen homofobi yapılıyor. Bununla ilgili yapılan bir video çalışması var, Homofobi Karşıtı Buluşma’da, ‘Devrim Beni Aramadı’, orada net bir şekilde söyleniyor. Bu işi solculara, sosyalistlere şu ya da bu örgütten beklemek yerine biz, diğerleri, diğerleri derken kadınlar en başta, Kürtler, Ermeniler yani ayrımcılığa uğrayan her kimse bir araya gelip ki bu artık gerçekleşiyor. Ben Kaos’a bir yazı yazmıştım 2001’de, ezilenler dayanışmalı diye. O zamanlar mümkün değildi bu şimdi aradan 7 sene geçti ve pratiğe geçmeye başladı. Kamuoyunu dönüştürmek aydınların dışında kalan sıradan insanları, yani toplum gittikçe muhafazakarlaşıyor deniyor, hani Kürşad dedi ya 78’lerde İngiltere Türkiye gibiydi, ben ona inanmıyorum . Türkiye’de durum daha farklı paradigmalara dayanıyor. İngiltere’de hiçbir zaman darbe tehdidi yoktu. Darbe tehdidi olması bir ülkede daha taşların yerine oturmadığını, demokrasinin en basit ilkeleriyle olmadığını gösterir. Darbe olabiliyorsa bir ülkede zaten her şey olur ve hiçbir hakkınızın garantisi yoktur. O olmadığı sürece siz istediğiniz kadar kazıyın tırnaklarınızla hakkınızı almak için. Şimdi bir sürü şey gelişiyor, Kaos’un ve Lambda’nın kazanımları var. Medyaya baktığımızda işte bir 10 sene önce götverenler diye başlık yazanlar ya da Güzin ablanın yazıları. Şimdi Güzin ablanın kızı eşcinsellerden özür mahiyetinde yazı yazabiliyor.

Şimdi bir iki değinme yapacağım. Mesela 87-88 de ‘Sokak’ diye bir dergi çıkıyordu, alternatif güzel bir dergi çıkıyordu. Tuğrul Eryılmaz başındaydı. Bir yazı vardı, çok sevdiğim, hâlâ sakladığım. Bir anne oğlunun eşcinsel olduğunu öğreniyor, dünya başına yıkılıyor, sonra kitaplar karıştırıyor falan. Ve ‘o değişmedi biz geliştik’, yazının başlığı buydu. Oğlunu olduğu gibi benimseyip kabullenme aşamasına geliyor. İşte geçen yıl aynı yazı yeniymiş gibi Radikal İki’de çıktı, başka birinin imzasıyla. Ve hatta başka bir yerde bir daha rastladım. Yine benim Kaos’ta yazdığım bir yazının başlığını kullanmışlar ‘Şarkı söylemeyen eşcinselle ne olacak’ diye. Bir de böyle, medya olmuşsun da eşcinsel olarak yazı yazmışsın. Bunlar bana tuhaf geliyor eski bir gazeteci olarak. Ben Tempo dergisinde çalıştım, 88-90 arasında. Ben orada böyle şeyleri yazmak istediğimde ki o zaman ben de dışındaydım olayların ama ilgi duyuyordum. Yeşiller, çevreciler, eşcinseller neyse marjinal şeylere yer yoktu. Aradan birkaç yıl geçti Tempo muhabirlerini travesti kılığına soktu ve sokakta röportaj yaptılar travestiler neler yaşıyor diye. Böyle bir şey oldu.

Kürşad: Basında homofobi konusunda İngiltere’deki gazetelerde, kaliteli gazetelerde bile homofobi vardı. Mesela şimdi bir Gaurdian gazetesinde Independant gazetesinde homofobi olmaz, yok. Ama dediğim gibi bu 30 sene içinde oldu. Gazetenin genel yayın anlayışında bir değişiklik oldu da oldu. Yoksa geyler, yazarlar bizi kurtardı demiyorum. Dediğim gibi birincisi o, İngiltere’de inanılmaz bir demokrasi geleneği var ve bunun getirdiği rahatlıklar var. Yani yapacağınız yapabileceğiniz şeyler daha kısıtlı burada. O yüzden maalesef sadece eşcinsel olamıyorsun, onun yanında demokrat olman lazım, başka insanlarla da uğraşman lazım, ermeni meselesini yazman lazım yoksa olmaz. Ayrıca Türkiye’nin dinle olan ilişkisi ile İngiltere’nin dinle olan ilişkisi arasında korkunç bir fark var bu işleri etkileyen. İkinci söylemek istediğim şey, haklısın ben gazeteci olarak geldiğim için sadece yazılı basından bahsettim. Benim hatam. Tabi ki önemli olan şeylerden bir tanesi de senin söylediğin gibi görsel basın. Çünkü görsel basın çok daha kolaylıkla kullanılıyor ve takip ediliyor. Çok enteresan şeyler. Yani ülkenin politik durumu tabi ki oralara yansıyor. Mesela benim AKP ile en büyük derdim, RTÜK. Bu kurum gittikçe bir sansür aracı oluyor. Mesela Huysuz Virjin hadisesi vardır. Ben görüyorum, takip ettiğim için devamlı bir sansür kurulu gibi çalışıyor. Bir toplantıda bir adam vardı RTÜK kurulu üyesi. Gayet efendi, güzel giyinmiş falan filan anlatıyor Türkiye’yi nasıl koruyacaklarını, kurtaracaklarını. Resmen sansürü anlatıyor. İngiltere’de 18 sene süren Teacher hükümetinden sonra gelen İşçi Partisi ki o kadar radikal bir şey değil İşçi Partisi ama ülkenin havası değişti. Birçok azınlık kendilerini daha iyi ifade etmeye başlayabildiler. Benim bizim hükümetten hiçbir beklentim yok. Bazı arkadaşlarla en ters düştüğüm yerlerden biri. Onlar demokrasi bunlara da lazım diye düşünüyorlar ki doğru, o yüzden herkese biraz nefes alma imkânı sağlayabileceğine dair AKP’den beklentileri var. Bu yüzden mesela diğer sol demokrat geçinen gruplarla bir görüş farklılığımız var. Ben buna inanmıyorum çünkü AKP karakteri itibari ile tutucu bir parti, ondan kurtuluş gelmesinin imkânı yok. Değil ki toplumun itilmiş dışlanmış gruplarına bir yarar gelsin.

Özellikle görsel medyada bir şeyler yapmak lazım. Birçoğunuz görmüşsünüzdür ben Hülya Avşar’la program yaptım. Ama çok enteresan reaksiyonlar aldım. Özellikle politik olarak anlaştığım arkadaşlarımdan tepki geldi. ‘Kala kala Hülya’nın programına mı çıkıyorsun. O kadın da hiçbir politik duruş yok.’ Ama senin dediğine çok katılıyorum. Görsel medya fazla etkili, yok sayamayız. Ama 100 tane de pozitif reaksiyon aldım çünkü görünmezlik sorunumuz da var bizim. Benim çok sinirlendiğim anlar da oldu, kalkıp gidebilirdim. Çünkü kadın transeksüelle gey arasındaki farktan habersiz. Üç defa anlattım program sırasında. Bunlar birlikte mücadele ediyorlarsa bu aynı olduklarından değil ama ortak çalışma alanları olduğundan dolayı. Ama kadın hâlâ ‘ama transeksüel, ama Bülent Ersoy’ diyor. Tabii bu bir sabır meselesi. Ama bu sayede birçok kesime ulaşıyorsun, hiçbir zaman eşcinsellikle ilgili düşünmemiş kesimlere ulaşmış oldu. Hülya Avşar seyreden milyonlarca insandan en az %40’ı eşcinselliğin bir politika, bir hak olabileceğini düşünmemiş. O seviyeden bakmak lazım. Görsel medyaya da çok önem vermek lazım. Mesela televizyona davet edilebilecek, eşcinsellik hakkında konuşabilecek 100 kişi olsa her şey daha farklı olur. Ama yok maalesef. Ama onları da çıkmıyorlar diye sıkıştıramıyorum, yine aynı noktaya geliyoruz. Çünkü insanların hayatları değişiyor. Misal bir lisenin müdürü geyse nasıl ATV’ye çıksın, öğrencilere eşcinselliği anlatmamız lazım diyebilir mi? Yani böyle bir şey yok. Zaten programa çıkanlar baştan pazarlık yapıyorlarmış, eşcinsellik konusunda fazla sormayacaksın, sorarsan şunu soracaksın gibi.

Ben en başta da dediğim gibi bunun bireysel bir mücadeleden çok organize olmuş bir mücadele ile aşılacağına inanıyorum.


*Konuyla ilgili haberler:

[[TEO 4: Eşcinsel ve İşçi Olmak!]]

[[TEO 3: Eşcinsel ve Öğrenci Olmak!]]

[[TEO 2: Türkiye’de Eşcinsel ve Sanatçı Olmak!]]

[[TEO 1: Türkiye’de Kadın ve Eşcinsel Olmak]]

[[22 Mart’ta ‘Türkiye’de Eşcinsel ve Sanatçı Olmak’]]

[[9 Mart’ta ‘Türkiye’de Kadın ve Eşcinsel Olmak’]]

[[[Türkiye'de Eşcinsel Olmak!]]]


Etiketler: medya
Dijital